Kurban Kavramı ve Maneviyatın Derinliği | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Kurban Kavramı ve Maneviyatın Derinliği
Kurban Kavramı ve Maneviyatın Derinliği kaydında Kurban kelimesi ne demektir? Kurban. Bu anlamlara gelir. Şimdi biz bu konuda, bu kelimenin yapısında niye müracaat edeceğiz? Kuran-ı Kerim'e müracaat edeceğiz. Acaba bu ifade ettiğimiz sıraladığımız hususten Kuran-ı Kerim'de geçiyorum. Çünkü kurban kelimesi mekan olarak da ele alınıyor. Bir yerdir, bir zamandır. Mesela Rabbi…
Kurban kelimesi ne demektir? Kurban. Bu anlamlara gelir. Şimdi biz bu konuda, bu kelimenin yapısında niye müracaat edeceğiz? Kuran-ı Kerim'e müracaat edeceğiz. Acaba bu ifade ettiğimiz sıraladığımız hususten Kuran-ı Kerim'de geçiyorum. Çünkü kurban kelimesi mekan olarak da ele alınıyor. Bir yerdir, bir zamandır. Mesela Rabbi zülcelal'imiz, Rabbi zülcelal'imiz Kurban mekan ve zaman manasına geliyor ya. Adem Aleyhisselam ile Havva annemize sakın ha siz şu ağaca yaklaşmayın diye buyurdu. Burada Adem Aleyhisselam Havva annemizin o ağacın meyvesinden yemelerinin sebebi şu, yaklaştıkları yoktur. Çünkü Cenabı hakk'ın bir nebisidir, bir peygamberdir. Adem Aleyhisselam gider de yasaklanan meyveden yer mi bu olacak bir işimi? Mesela yalan söyleme buyuruluyor. Gıybet etme buyuruluyor. Kır tuzanda bulunma, işte dedikodu etme, ne bileyim kötülüklerden uzak dur.
Geldi dedi ki ey Adem, ey Havva, eğer siz şu meyveden yerseniz ebedi cennette kalırsınız. Bak Allah'a yemin ediyorum dedi. Vallahi siz bununla yiyin, ebeli cennettesiniz bir daha çıkmayacaksınız. Adem aleyhisselam biliyordu ki Allah'ımız üzerine Celle Celalühü yemin edilmez. Şimdi Allah'ımıza yemin etti. Vallahi de değilseniz ebedi buradasınız. Şeytanın yalan yemini üzere yedi ve malum karnında bir rahatsızlık meydana geldi. Abdest yapacak ama cennetin her tarafı nur. Ağzından gümüşten toprakları zebercekten mümkün değil. Allah'ım dedi bizi buradan kurtar çıkar. Çünkü bura tertemiz bir mekandır. Burada böyle bir iş yapamayız deyip yeryüzüne inciler. Burada mekan manasını, zaman manasını, yer manasını ne buyuruyor? Sakın ha ağaca yaklaşmayın. Yetim malını da yemeyiz. Haksız yeni. Daha çocuktur, aklı yetmez. İleriniz noterden bu işleri hallederiz, çıkar gideriz.
Ne olacak çocuk aklı mı yetecek? Biz onun yerine imza atacağı da buluruz. Mührüden basarız, bir punduna düşürür, bunun elinden malı alırız. Veya onun biz kulağına okuruz. Okuruz aldatırız alırız. Sakın ha böyle bir iş yapmayın. Rabbimiz ne buyuruyor onlar rüşte irinceye kadar. Rüşt Aklı başına gelip de tamamen bilinci. O zaman müsaade eder mi bu haksızlığa? Elbette gitmez. Bilmiyor. Daha çocuk temyiz yaşında bile değil. Hani iyi iyi kötüden ayırabilecek bir durumda da değil. Kurbanın burada mekan anlamına gelişine ayet celilde de En'am suresi yüz elli ikinci. İlk başta okuduğumuz ayet celine de Bakara suresinde otuz beşinci ayet celine sakınlığa yakın olmayın. Yetim malını, o çocukların hakkı olan malını zayi etmeyin, koruyun, muhafaza edin. O çocukları memnun edin, mesrur edin. Yine mesela zaman mekan manasına gelişi hususunda İsra Suresi otuz ikinci ayet cennete.
Zinaya yakın bile olmayın. Şimdi bizim dinimiz öyle bir yüceldin ki, İslam öyle mukaddes, öyle müstesna, öyle muazzez. Bu kelimeyi biz Türkçeleştirsek bu güzelliği verebilir miyiz? Böyle mukaddes, böyle muazzez, böyle şerefli bir yol mümkün değil. Allah'ımız bir isyanı yasaklarken, mesela bir günahtan men ediyor Cenabı Hak bizi. Burada ifade edilen de zina. Siz kumarda dersiniz, ondan sonra ne diyelim daha başka kötülüklerine. Ağza alınmaz ve insanın gönlünde bu gibi sözlerle işgal etmemek lazım sizin gibi bir cemaatin kalplerini. Bunları ifade bile hoş olmaz. Mesela zina yasaklanıyor. Zinayı yasaklarken Cenabı Hak zinaya giden yolları da kesiyor. Mesela nedir? Gözün zinası bakmaktır. Harama bakmayacaksın. Çünkü bu baka baka baka ne olacak? İlerisinde de götürüyor. Mesela dilin zinası nedir? Konuşmaktır. Konuşurken ederken kalbi ne olacak akacak. Onu.
Kurban Kavramı ve Maneviyatın Derinliği ne anlatıyor?
Kurban Kavramı ve Maneviyatın Derinliği kaydında Kurban kelimesi ne demektir? Kurban. Bu anlamlara gelir. Şimdi biz bu konuda, bu kelimenin yapısında niye müracaat edeceğiz? Kuran-ı Kerim'e müracaat edeceğiz. Acaba bu ifade ettiğimiz sıraladığımız hususten Kuran-ı Kerim'de geçiyorum. Çünkü kurban kelimesi mekan olarak da ele alınıyor. Bir yerdir, bir zamandır. Mesela Rabbi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ondan sonra çeşitli vesilelerine anamdı diyecek, bacımdı diyecek, yakınımdı diyecek, arkadaşımın hanımıydı, onu biz korumayı kim koruyacak diyecekti. Böyle diye diye diye yakınlık göstere göstere canım kalbimde de kötü bir niyet mi düşünüyorsun, ne arar benim kalbimde böyle bir kötü düşünce benim bacımdır. Öyle anamdır, bacımdır diye diye diye ne işler çıktığını siz duyuyorsunuz. Kendi hanımı olduğu halde başka hanımlarla münasebet kuranlardır. Var. Allah'ımız korusun Celle Celalühü. Bu yüzden çok boşananlar, mesajlaşmalarla diye şekillerini demiyorum, biliyorsunuz. Mesai internetler üzerinde haberleşmek suretiyle pek çok bize bu gibi hususlar çok anladık.
Biz de diyoruz aman ha bir müftüye sorun, fetva makamında değilim ama bir öğüt olarak nasihat olarak dinimizin emirlerini size söyleyeyim, nehyettiklerini haber vereyim, bunun doğru olmadığını ama siz fetva yönünü gidin müftülerden sorun, tabi onlar da katiyen razı olmayacaktır. Şahidi ispatı bulunduğu zaman ona göre kararını verecektir. Çok zuhur edin. Ben diyor hanımımı yakaladım diyor. Baktım diyor interneti açtım diyor. Orada ildim diyor. Bunlar Facebook o vesileyle. Orada diyor bir başka yabancı erkeklerle konuştuğunu gördüm, görüştüğünü gördüm. Hasbihal ediyor, daha da ileriye gidiyor. Bunu biliyorsunuz. Bu çokça oluyor günümüzde. Buna hayret edecek de bir şey. Erkekler gibi de, kadınlar gibi de, Allah'ımızı tanımayan, Resulünü tanımayan, Evliyaullahı bilmeyen, gönül bağını kopardığımız zaman bunlar zuhur ediyor.
Bize büyüklerimiz söyler birisi Rabiatü'l Adeviyye olsa, Rahmetullahi aleyh, şeytan kötü fiili hatıra getirir diye. İsterse Rabiatü'l Adeviyye olsun. Bize kıymetli bir hocamız şunu anlattı. Bunun fetva yönleri var da buralara girmiyoruz. Yaşlı bir kimsenin kadınla olan münasebeti siz bunu eserlerden takip edersiniz. Sami Ramazan olmuş lazımımız kalpte Sallallahü Sırrı Esabi Elbili Hazretleri'nin zevce-i muhteremeleriyle görüşmüşler. Anamız doksan yaşında. Doksan yaşındaki annemizle görüşürken, annemiz örtüsü içerisinde Üstadımız Hazretleri çok geriden soruyormuş. Belki kulağı da duymuyor. Duyacak şekilde anne demiş hiç bakmıyormuş. Hiç bakmıyor, yüzüne bakmıyor. Doksan yaşında anamız. Anne bir ihtiyacınız olursa, biz evladınız olarak yerine getiririz, çekinmeyin, söyleyin, biz sizin hizmetinizdeyiz diyor. Bir bu Yeşilhisar içmecesine geldiler de, üstadımız üç grup yaptı.
Kadınlar hiç görünmeyecek bir yerdeydi. Hiç görünmeyecek bir yerdeydi. Son derece riayet ederlerdi. Mürşid-i kamilimiz vücudum terliyor derdi bize. Hani kadınları gördüğüm zaman demek ki rahatsız oluyor. Onun vücudu nur. Demek ki böyle bir durumda vücudumu bütün su alıveriyordu diye uzak tutardı. Biz görüyorduk bunu. Çünkü kendisinde büyük bir cazibe vardı ilahi bir nur. Herkes atılırdı, örelim diye. Burada yakında bir mescidimiz, oradan Kadir Gecesi'ydi, Vliye-i Saade'in çıkarıldı. Kadınlar perdeyi yırttılar böyle. Kadınlar bölümünden göreceğiz diye feryat ediyordu. Üstadımıza da manevi emanetlerine gelmişti. Bambaşka da bir güzellik arz etti. Zaten güzeldi. Nurun ala nur, nur üzerine nur. Biz dediler hiç yabancılık hissetmiyoruz, bırakın deyip aldırıyorlar. Göreceğiz Allah'ımızın nurunu göreceğiz. Sadece ora değil çok geride gördüler. Bakıp bakıp ağlaşıyorlar diyor.
Böyle olduğu halde Üstat Hazretleri çok uzaklarda tutuyor, yakın olmamaya çalışıyor. Şimdi anatır, bacımtır, kardeşimdir. Yemek yemeleri de bilirdi. Mesela iki kişi birbiriyle arkadaş, hanımları da karşısında oturuyor. Bu çok normalleşti şimdi. Bu hassasiyeti görmediğimiz için büyüklerimizden çok normalleşti. Mesela Aleyhissalatü Vesselam vermiş veyahut da hadisesinde, kadınların ellerini bile tutmadı. Birkaç rivayet var. Bir hava mübarek ellerini bırakmak suretiyle mübarek yedi saadetlerini deyin. Böylece biatlerini kabul etti veya bir beis parçası ondan tutmaları hasebiyle kabul edin. Bir ateştir buyuruyor. Hatta Ümmü Mektum radiyallahu anh Aişe annemiz Huzur-u Nebevi'ye geldiler. Ya Aişe uzak dur, görünme buyurunler. Dedi ki ya Resulallah ama diline mahsuru var. O görmüyor ama sen görüyorsun, biz şimdi takip edeceğimiz bul. Yemenin en kıymetlisini seçiyoruz.
Hangi lokantada balık en güzel şekilde hazırlanıyor bunu çok iyi biliyoruz. Sair sulu yemeklerde de bunu çok iyi anlıyoruz. Elbisenin de en güzelini biliyoruz. Gezmenin de nereleri daha güzeldir bunu da biliyoruz. Bunları bilmekle birlikte Allah'ımızın yüce kudretini görme anlamında asıl bizim göreceğimiz, en güzelini seçeceğimiz Nedir? Resulullah'tır. Bak en güzel evi yapıyoruz. Şimdi bir ev yarışı var. Olsun güzel bizi korumak için, çok aşırı bir şekilde de lükse, bünyelileşmeye doğru gibi işte hiç inkar edemediğimiz bir husustur. Bak bunu arıyoruz biz. Bir dağın başında da olsa en güzel evi yapıyor. Yaptırıyor. Böyle yaptığımız gibi bizim hareket tarzımızı, o evdeki huzurumuzu, bak gezmeyi seviyoruz en güzel yerlerde.
Orada gezerken gezdiğimiz yerlerden ibret almayı, en güzel elbiseyi giyerken, takva elbisesini de giymeyi, yerken marifetullah'tan da tatmanın lezzetini kimden öğreneceğiz? Rasulullah'ı tahripten öğreneceğiz Sallilahü'l-En güzeli bu. Çok rahat, çok huzurlu olacağız. Hakikaten bir ömrümüzü boşuna geçiriyoruz biz. Hiç boş. Allah'ımız vermiş bize büyük bir nimet vermiş. Tılacağız bundan. Haram bize ifade edilirken, işte Rabbimiz şu hareketler haramdır diye buyururken, o harama giden yolları da kapatıyor. Mesela gözün haram olan bir kimseye bakması caiz değildir. İlk bakış müstesnadır. Mesela yolda denk geliveriyor. Ama ondan sonra cazibesi var aman ha ben şeheviyi karnımı da doyurayım diye bakıp duracak olursak, tabii ki yanlış hareket etmiş oluruz. Kulağımızı da ben doyurayım diye onun işveli, onun nazik ifadelerde bulunması, o sözlerinde duya duya duya duya bu iş ileriye girecektir.
Fatıma annemize buyruluyor ya senin cennetteki yoldaşım şu kadındır diye kapısını çalmış da çaldığında içeriden çok yaşlı bir 9 sesi geliyor. Sonra görüştüğünde bakmış ki çok taze bir kız kardeşimiz, çok taze bir anamız, ben seni yaşlı diye hissediyorum sesinden. Demiş ki ya Fatıma sesin bir başkalarını cezbedip de kalbini bozmasın diye ağzıma taş alıyorum, yaşlı gibi konuşuyorum demiş. Bunları çok mühim, az şeyden kaybediyor demiş. Bak ticarete bir insansınız. Yemesine de dikkat eder, çayına da dikkat eder, elektriğine de dikkat eder, suyuna da dikkat eder, harcamasına da dikkat eder, yahu uçakla gideceğime der uçak çok para atıyor. Trenle gideyim diyor. Ya uçakla gittiğinde bu olur. Sonra dört kişiyiz o zaman der biz vasıtayla gidelim bu daha ucuz düşüyor. Hep bunları takip iade, iade, iade, ne yapar? İğneyle kuyu kaza kaza kaza suyu çıkarıyor.
Sonra da har vurup harman savuracak olsa hiçbir faydası olmaz bunun. Nasıl ki biz maddi olan kazançta bile en ufak hususlara dikkat ediyorsak, manevi kazancımızda da çok dikkat edeceğiz. Çok kaybımız olur bizim. Velilerden birisi kahve içermiş de, kahveyi arzuyla içmiş de, Allah'ın feyzi gönlüne inmemiş, tabağın üzerine füyuzat-ı ilahiyeye iniyor, kalbine düşmüyormuş. Mesela kapıyı biraz süratli örtmüş. Ekmeği sofrada Allah'ımızın nimeti olduğu düşüncesinin dışında koymuş. Nelerden kaybediliyor? Bizim basit gibi gördüğümüz konuşmalarımızda ne de çok kayıplarımız oluyor ama. Onun için Rabbimiz zinaya yakın bile olmayın. Ive havaral kısmete lülul gurbe Nisa suresi sekizinci ayeti celili. Bir nasip manasına. Rabbimiz Celle Celalü'l, Halikımız Nisa suresinde sekizinci ayeti celile de buyuruyor. Mirastan payı olmayan yakınlar, Ve onlara güzel söz söyleyin. Hani ve onlara güzel söz söyleyin.
Hani bir nasip manasına da geliyor. Kelime yapsa üzerine. Bu da şeref manasınadır. Çok soylu, çok asil kimseler anlamına gelir. Çok şerefli melekler demek. Biz öyle bir taat yapacağız ki Allah'ımız nasip ederse kurbanda, bunları bilirsek ne şekilde bir vazife yaptığımızı idrak eder niyetimize göre de Cenabı Hak yanında makbul oluruz. Sonra bakın Rabbimiz, Mutaffifin Suresi'nde yirmi sekizinci ay önce. O özel suları var ya, kaynak suları, o cennetin suları. Şimdi sen bir kaynak sudan istifade etmek için saatlerce giriyorsun. Orada öyle değil. Sen buradasın, o suyu çok seviyorsun. O hemen yanında hazır oluyor zaten. O suları bu sular gibi düşünmeyeceğiz. Nasıl ki ana karnındaki çocuğun yediği içtiği, şu dünyada gözünün önüne gelse ne olur? Aynen onun gibi düşünelim.
Bu dünyada çok tatlı dediğimiz yiyecekler, içecekler orada çocuğun önüne dünyaya geldiği zaman ana karnındaki yiyeceklerin sunuluşu gibi. Onu ancak Allah'ımızın kendisine yaklaştırdığı kimseler içecektir. Bak şerefli manasına gelin. Bunlar şereflidir. Mukarrem sınıfını, muk bilmez olur mu? Peygamberlerinin Nebi olacağını, Rasul olacağını biliyor. Velisinin de veli olacağını biliyor. Bir Havsı azamın, Havsı'l azam olacağını, Havsı'l ula olacağını, üçlerin, yedilerin, kırkların olacağını biliyor. Ve onun için seçiyor Cenabı Hak. Kendisine yaklaştırıyor. Şöyle düşünsek, mesela siz bir kısım insanı yanınıza yaklaştırmak istemezsiniz. Adam öyle bir rahatsızlığı var ki o rahatsızlığı ürker. Yani bir başkasına rahatsız eder. Diyelim ki bir salgın var, soğuk algınlığı diyelim. Hatta o kimseler de diyor, işte bende böyle bir rahatsızlık var, yeniden merhabalaşırız.
El ele tutuşursak bu en azından iki metreden alır diyor. Uzak durun diyor. Çünkü ben anında kaparım diyor. Ben bademi cinlerimle aldırdım diyor. Bu hastalıkları tez kapıyorum ve uzak durun. Şimdi hasta olduğu için yakına, yakınla almıyor. Siz bir laşenin yanından geçilir mi? Geçilmez, geçemeyiz. Allah'ımızın kendisine yaklaştırdıkları mis gibi. İtikadı düzgün. İbadeti halis. İtikadında yakin halini elde etmiş. Kesin bir inanç var. Kalbi o lezzet ve o hazzı duymuş. İbadetleri de halis. Sırf Mevla için yapıyor. Riyaz gibi ucu benliği yok. Gösterisi yok. Ahlaken de güzel. Onları yaklaştırır Cenabı Hak kendisinde. Hem kuldan hem de Başta Rabbimiz sevgi. Sevgi zaten her zaman büyüklerden gelir. Eğer büyüklerimiz sevgi duymasın hiçbirimizle o muhabbet kalmaz. Çünkü bunlar çok geniştir. Çünkü biz az bir yanlışlıkla dönebiliriz. Hemen bozuluruz. Bunlar da olmaz. Onlar kırılmaz bile.
Kırılma değil bir hal olmaz onlardır. Üzülme olur. Üzülürler de kırılmazlar. Ve sonra bir zevke de nail oldukları için Rabiatü'l Adeviyye annemiz gibi Rahmetullah Aliya, şeytana buğuz bile etmem diyor. Girilmez olur mu? Allah'ımızın diyor öyle bir sevgisi var ki gönlüm de ona buğz edici, benim halimde yer bile yok diyor. Sabah da almam diyor. Düşünmezler bile. Sen uğraş, uğraş dur. Onun kalbi cennet olmuş onunla meşgul olmaz. Onlar İlahi zevklerle meşgul. Zatı kibriya'nın tecellileri ile dolmuşlar. Nihsimu sen ne yaparsan yap. O acil der ki, yoruluyor, yazık. Yorulmasa keşke der. Şeytan böyle çok iyi bir şekle bürünmüş. Velilerden birini hazdırma verdin çok hizmette bulunuyor. Nasıl hizmetler ediyor? Çünkü marifet makamında yedi yüzüncü dereceye kadar geliyor deniyor. Hizmet Yirmi sene kadar onu bozmanın hep yolunu var. Nerede bunun ayağını kaydırırım.
Kaydıramayınca demiş ki beni tanıdın. Seni ilk geldiğinde tanıdım demiş. İyi demedin demiş. Ben yirmi senedir peşinde yoruldum artık demiş. Yorulmayın seslenmem demiş. O aldır işitmem demiş. Mevlayı yokmuş kimseler ve kudret manasına gelir. Daha biz eğer bunu nispet anlamını alacak olursak esenle, Araf suresi elli altıncı ayet çıktı. Allah'ımız şüphesiz rahmeti bu gibi kullarına yakındır. Muhalrem olan, yakınlaşmış kimseler. Efendim kelimeler ve cümleler üzerinde, bu tabirler üzerinde çok iyi durmamız lazım. Kelimeler derken bu tabirler. Mesela mukarregun zümre, Ebrar zümresi, müttaki diyoruz. Mümin kelimesi. Bunlar çok önemli tabirlerdir. Böyle duyduğumuz, gördüğümüz, ondan bunları işittiğimize göre değil esaslara yapışalım. Bugün de gördüm kardeşlerimize çok memnun oldum. Çok memnun oldum. Bir araya gelmişler bunlar bize yön vermeye çalışan kimseler. Hepsi maluma sahip.
Çok mesruldum onlar bize ışık kudret manasına gelir. Allah'ımızın yüce kudreti hesabı. Ve biz en yakınız kulumuza can damarından daha yakınız. Bu yine. Kurban kelimesi üzerinde. Kurban kelimesinin müştehık olan hasıl olmasını sebep olan kelime üzerinde, yapısı üzerinde duruyoruz. Kurban kurbanla ne olur? Allahu Zülcelal'imize yakınlık elde edilir. Biz bismillah, Allahu Ekber deyip keseceğiz ama keserken bakın bir başkası gibi olmayacağız. Onlara da ifade edeceğiz. Anlayabildiği kadar. Mütekarremu bihihilallah. Bununla Mevla'yı Zülcelal'e yakınlıktır. Bu ruhani de bir yakınlıktır. Aynı zamanda ruhani bir yakınlıktır. Hadis-i Kutsi Halıkımız. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir zira, atlı santim diyelim, o kadar yaklaşım. Artık siz Hadis-i Şerife bakarsınız. Burada yaklaşma ne anlamlı oluyor? Rahmeti, Rahmeti, rahmeti. O zaman niye bir karış, bir zira? Bu mecazidir.
Siz Rabbi zülcelal'imize dönerseniz şöyle bir dönün. Döndük, hayır hayır. Öyle namazda biz nereye dönüyoruz? Allah'a dönmekte nereye dönüyoruz? Hayır efendim, fiziki bir dönüş o. Bedenin dönüşün. Halt dönecek. Halt dönsün de bak o zaman namazın ne tadına doyulur, ne hazzına, ne lezzetine, bayılmaya gelirsin. Bir amca yaşlandı da ölümden diyor çekinmiyorum da diyor, ondan sonra namaz kılınmazmış öldükten sonra diyor bitermiş. O muğözü diyorum diyor. Ne kadar aşık bir insansa, söz doğru olmasa bile burada bir hakikati de ifade veriyor. Ben diyor diyor öldükten sonra Amel kesilirmiş bitermiş. Namazı diyor çok seviyorum, burada kılmayacak mıyım diyor. Demek ki bu beden olarak değil ruhen de dönmüş kimsedir. Hep sikillerimizde de öyle, taatlerimizde de öyle. Kurban ruhani gün. Bizim anlattığımız burada ruhani yakınlık bunu anlatmaya çalışıyor. Bedeni değil. Bunu evliyaullah bile söylemiş.
Bütün meşahide ortak bir sözdür. İşte elimizde asa gibi olsanız ama kalbiniz bizimle beraber olmasa, kalbiniz bize yakın olmasa, yemen kadar uzaksınız demiştir. Yemen kadar uzak olsanız da sizin gönlünüz bizimle beraber olsa, elimizde asa gibi olursunuz tabirini kullanmışlar. Demek ki ruhani yakınlık Mevla'yuzü Celal'e dönüşümüz az bir dönüş yapacak olsa onun rahmeti yağınır. Nasıl dönüyor? Kalbimize tecelli olarak yaklaşıyor. Gözümüze ibret olarak yaklaşıyor. Ve Esrarı ilahiye seyrediliyor. Kulum bana farz taatlerden daha ziyade bir şey ile yaklaşmaz. Sonra nafile, nefl artık manası. Mesela kurban hard oldu bize diyelim. Sen yine kesiyorsun, fakirlere dağıtıyorsun işte o nafile. Namazı kılıyoruz, paranın namazı bunun dışında da geceler uzundur, geceyi kalkıp ihya ediyoruz namazlarla Nafileleri ile yaklaşır. Hatta ben onu severim. Ne demek?
Rabbimizin sevmesi yaşanmayınca bilinmez, edilmez. Sizi kastetmiyorum. Bizim gibi olursunuz. Anlamaz, duymaz, nasırlaşmış. Siz değil katiyen. Size hiçbir şey yiyemem. Biz o zaman Ayet-i Celileye bakalım. Hac suresinde otuz yedinci ayet-i celile, essayile Sizin o kesmiş olduğunuz kurban var ya, ne onun eti, ne de onun kanı Cenab-ı Hakk'a ulaşmaz. Velakin sizin burada Halıkı Lemyezelden korkmanız var ya, sizin Mevla yüz celalden korkunuz, ona olan saygınız ifade edeceğim için böyle geçiyorum birden. Odur ulaşan Halıke lem yezele. Sonunda da Cenabı Hak Keşke bu ayet-i celîleyi bir anlayabilirsin. Diyeceksiniz bu kurbanla mı alakalı hayır bütün ibadeti camidir bu ayette. Bütün ibadetleri içerisine alır. Sadece yılda bir kurban gelecek de, bu tarzda olacak değil, bütün taatleri içerisine alır. Şu yolda yürümemizi içerisine alır.
Bir mümine selam vermemizi, bir kimsenin yükünü kaldırmayı, ona yardım etmeyi, ihtiyacını gidermeyi her şeyi içerisine alır. Size verdiği hidayetten ve bu hayvanlara sahip kılmasından dolayı Allah'ı büyük tanımanız içindir ki o, bu hayvanları böylece sizin istifadanize verdi. Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Güzel davrananları müjdele. Şimdi nasıl Türkçeye geçirdin? Nasıl anlatır? Muhsin'i, ihsan erbabının. Mektebi o zaten bu mektep. İhsan mektebi. Biz anlayabildiğimiz kadarıyla Allah'a sizin o kesmiş olduğunuz kurbanlarda ulaşan ne etidir ne de kanıdır. Bu Allah'a kurbanın eti ve kanı değildir. Ancak sizden ulaşan takva sözü, yani sizin yapmış olduğunuz taatler değil, o taatlerden yıkıldığımız namazda bir haşrettir. Allah'ımızın azamet-i ilahiyyesinin gönlüne girmezdir. Çektiğimiz istiğfarda estağfurullah'a azim derken oradaki mağfirete mazhar oluşun zevkidir, nurudur.
Tevhidin şuhudi olmasıdır. Ne kadar vaktimiz boşa geçirmişiz. Adam eğer işi çok fazla da akşama yetiştirmesi icap ediyorsa, gel de seninle şu askerlik hatıralarını bir konuşalım. Aman der. En güzel dostum da olsa aman aman çekil. Yahu işi yetiştireceğim ya o akşama az kaldı der. Bizim ölümümüze ne kaldı? Ne kaldı bizim ölümümüze? Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz, şu gözün akı ile beyazı arasından daha yakındır. O zaman nedir bizim meşguliyetimiz böyle boş işlerimiz ne? Ne gülmeler bilmem filanlar. Evet mahalli olan bazı yemeklere davet vardır. Gülüşmeler ne, oynaşmalar ne? Ama efendim çok büyük hadiseler var yakın ülkemiz karmakarışık bir durumda. Ondaki esas şu, o karışıklık değil. Asıl karışıklık bizim gönlümüzde, kalbimizde orada hiçbir şey yok. Biz kendimizde olanı değiştirmedikçe Allah bizi değiştirmez.
Biz Habibullah'ın sünnetine uydukça, Rabbimizin emirlerine dikkat ettikçe hiçbir şey olmaz. Bizim dikkatsizliğimiz. Ey dikkat ediyoruz, dikkat etsek o zaman iki zümrenin salahı, halkın salahı, iki zümrenin hesabı halkın fesadıdır. Umera ve ulema. İdareciler ve alimler. Alimlerin bir kısmı nasıl fetva veriyor? Şu gördüğümüz hadiselerde batıllara fetva veriyor. Olur diyor, yapacak diyor. Bakanını koruyacak diyor. Bir bakıyorsun, bir bakıyorsun. Halbuki sulh ve sulh ve sulh ve sulh da hayır vardır. İdareci altına zulmeden, diyelim ki seni 7 doksan dokuz kişi, yüz kişiden. O bir kişi bir başka da olsa onun hakkını gözetir. Böyle olsa sıkıntı olur mu? Ya bizim ne işimiz var? O idareci biz bir halkız. Bu iş halktan meydana gel. Onları evetleyen kim? Bizim evetleyeceğimiz nedir? Allah'ın kullarını sevendir.
Hatta Ömer ibn-i Abdil Aziz'in Rahmetullahi aleyh'i ifade ettiği gibi, Rabbim diyor bana memleketimdeki köpeklerden bile sordu. Onları bile düşünecek karakterde kimseler olmalı. Bütün halkını seviyor, muhabbeti diyor, İnsanlar kurtulsun diyor. Faydalı olmaya çalışıyor. Hiç kimsenin de ibadet ve taatine karışmıyor. Ama hakkı gösteriyor. Ah çok iyi karışırız da biz iyi yaşasak karışırız. Çünkü bizim adımız bazı ülkeler var hırsıza çıkıyor. Müslümanlar dendi mi hırsız. Çünkü yapmış. Yapmamış değil mi? Hırsızlık yapmış. Eğer okusak İslam'a gelenlerin hayatını okuduğumuz zaman ben diyor, öyle Müslümanım diyenlere bakarak diyor, İslam'a İslam'a gelmedim, Kuran'ı bizzat incelerim öyle geldim. Eğer bunlara baksam diyor ben uzaklaştıkça uzaklaşırdım diyor. Ne diyor yaptıkları? Mesela bu mübarek yolda, İhsan Mektebi' 'nde, eğer mürşidlerimizi görmese yaklaşmaz.
Yahu diyor zaten ben kötülükten vazgeçmek için böyle bir yola imreniyorum. Sizin çok iyi dediğiniz kimselerin hareketine bak, yaşantısına bak, diline bak. Dili ben bunlardan Allah sevgisini Celle Celalühu, Resulünün sevgisini sakallacın, Ehlullahın sevgisini, mahlukata şefkat ve merhamet sevgisini duyacağım yere başka sözleri duyuyorum. Ne işim var diyor. Ya ben gözümü korumak için gireceğim, namusumu muhafaza için bakıyorum çok acayip işleri onlardan duyuyorum. Benim ne ilgim var diyor. Ne ilgim olacak ki? Bir güzellik bekliyor. Eğer bu kimseler bizde kalsa suyun hep bulanık yerlerini görüyor. Orada kurbağalar, bilmem filanlar suyu bulandırıyor. O suyu bulandırdıkları yeri görüyor. Bulanır diyorsun. Şöyle üst tarafa çıksa da temiz suyu bir görev bilse, o zaman yapmayacak. Çünkü bunlar bu hapiyi açtılar. Biz mukaddime derslerinde çok dikkat ediyorduk.
Mürşid-i kamilimiz aman hava oğlum memleket hesaba gitmesin, herkes birbirini sevsin, hırsız olmasın, cani olmasın, zani olmasın, vir evrak evrak ve ezkarlarını. O zaman dikkat edeceğiz, riayet edeceğiz. Efendim kadı kızında da bu kadar hata olmuyor. Bize örnek olarak gösterilen Sahabelerim yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz. Sahabelerin hayatı gibi mi bizim hayatımız? Haşa ve kella. Onlar işi içerisindeydi. Küfür içerisindeydi. Efendimizin huzurunda bir iman ettiler. İçki mi içiyor? İçkiyi terk ettiler. Kumar mı oynuyor? Terk ettiler. Atalarından devraldıkları dinler zaten terk ettiler. Oradan kalan Oradan halan kalıntılar, atalarından dinlerinden kalan kalıntılar onları da hep terk ettiler. Efendimize anamız, babamız, canımız, her şeyimiz feda olsun. Öyle feda oldular ki o alışkanlıklarını tamamen unuttular.
Gerdeğe girmiş, yıkanmaya bile fırsat bulmadan cihada koşun. Öyle teslim oldular. Önüne hurmaları koymuş yiyecek, Efendimizin cihada davet sesini duyunca hurmayı koymuş olduğu mendilin ucundan tutup onu fırlatıverdi. Onu şiddetle attı. Rasulullah'ın cihat davetine icabet ettiler. Eğer bir kalıntı kalmışsa Efendimiz sizde hala cahili adetleri görüyorum diye ifade buyurdular. Olmaz. Tam girdiğimiz zaman tam Bazı işyerlerinde diyor, iş yerinde bile yazıyor. Bu iş yerinde diyor çalışan kimselerin evsafı şu olacak diyor. Bizim mümin olmamızın evsafı nedir? Ahzap suresi otuz beşinci ay içindedir. Bizim bu ihsan mektebinde olmamızın şartları nerededir? Mesela Al-i İman suresi en son ayetlerdir. Doğal. Altı bin altı yüz altmış altı ayettir bitti. Burada Bütün salih amelleri çeksin alır.
Burada yattığınız, yattığınız, bunu Elmalılı Hamdi Yazır hocamız dediği için diyorum, iki yatış bir kalkış diye bir sözü var. O değildir diyor huzurdur, kuşudur. Efendimiz buyuruyor, bilmeyecek bir şey yok. Siz bize bunu öğreteceksiniz aslında. Ama ne yapalım? Üste azımız, bir kısım hocaları bile gösterdi. Oğlum konuş çekinmedi dedi. Ondan biz dedi. Öyle mi? Onun müsaadesi. Nice vuruş tutanlar var ki iftar etmişlerdir Gıybetleriyle, neleriyle. Bütün yaptığımız saatte Cenab-ı Hakk'a ulaşacak nedir? Bizim onunla muhabbete erişmemiz, aşka, şevke, muhabbete, zevke gelmemiz ve samimi olan halimizdir. Buradaki sizin et ve kanları değil, Rabbimize ulaşan takvanızdır derken ne kastediliyor? Kalbin amelidir takva. Bedenin değil. Efendimiz buyurdu ya diye sadırlarını işaret buyurdular. Taatler nedir? Kalbin gıdasıdır. Kalbin gıdası olduğunu neden anlayacağız? İmam efendi kıl dınıver be.
Bir toplantıdayız, oturmuşuz. Hadi hadi farzından kıl verelim yoksa vakıf geçiyorum. Bu kalbi gıda almayanlarımız. Hadi tıs tıs. Ya sünnetini kıladım. Görün ki bak suyun Duru tarafına bakalım. Mürşid-i kamidimiz yataktan kendisini attı da hiçbir mecali hali yokken, Rasulullah'ı dedi incitecek mi sünneti ile kılayım diye. Ölümüne mal olur demesine rağmen doktor Servet Çetin, Hayzer'den secdeye varma, doktor beni bundan alıkoyamazsın diye secdelere yatıyor. Örnek alacağımız bunlar bizim. Şunun bunun hareketleri bize örnek bulamaz. Şu cami mesela mefruşatını öyle güzel örneklere baktılar ki, kardeşimiz her şeyiyle mükemmel Allah'ın izniyle yapmak için gayretin. Siz de kardeşlerimize sevgi ve muhabbette gayret gösterin. Bu hizmetleri görevi olmadığı halde yaptılar. Her şeyiyle. Siz de etrafınız arının. Sevgi ve muhabbetle tutun. Kalbin amelidir. Kalbin gıdasıdır taatler.
Uzun geliyor bir yerde, şehir mi? Demek ki kalbimiz haz ve lezzet almamış. Uzuntur. Kast olunan nedir? Allah'u Zülcelal'in cemaline erişmektir. Onu bulmaktır. Bu nimetle nimetlenmektir. Onunla dostluğu meydana getirmektir. Biz sadece kurban kelimesinin üzerinde durduk. Cenab-ı Hak cümlemizi yolunda daim ve kahiniz.