Kuran-ı Kerim. Hak Celle ve Ala Hazretleri müşriklerin Kuran'a inanmayıp başka mucizeler istediklerini beyan etmek üzere. Mealen kafirler, Ey Muhammed sen bizim için Mekke arzından pınarlar akıtıp meydana getirmedikçe elbette biz sana iman etmeyiz dediler. Bu kadarla da yetinmeyerek sözlerine şunu da ilave ettiler. Veyahut senin için hurmadan ve üzümden bir bahçe alıp ve bahçenin ağaçlarının aralarında nehirler akıp şiddetle akmadıkça sana iman etmeyi istediler.
Ve yine dediler ki veya senin söylediğin gibi üzerimize semayı parça parça düşürmedikçe veyahut bize karşı Allah'ı ve melekleri getirip göstermedikçe biz sana iman etmeyiz demekle azabın gelmesini veyahut Cenabı Allah'ı ve melekleri görmek istediler Ve daha bununla da kanaat etmeyerek dediler ki veyahut senin için altından gümüşten yapılmış süslü bir ev olmadıkça veya sen göğe çıkmadıkça biz sana iman etmeyiz demekle imanlarını muhal olan bir şeye bağladılar ve bilhassa Kuran'a iman etmeyeceklerini beyan etmek surette dediler ki ey Muhammed sen bizim üzerimize açık bir kitap inzal edip o kitabı bize okumadıkça biz sana ve Kuran'a iman etmeyiz demekle birtakım mucizeler istediler. Bunlara cevap olmak üzere Habibim, sen bunlara beni terbiye eden Rabbimi bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Zira ben ancak sizin gibi bir beşerim ve Hak tarafından sizi irşad için gönderildim de, buyuruldu.
Taberi Hazin Nisaburi tefsirlerde beyan olduğu üzere Mekke'nin eşrafı Kabe'nin damında toplanarak Resulullah'ı davet ettiler ve dediler ki ey Muhammed sen garip bir davada bulunuyorsun. Putlarımıza hakaret ediyorsun. Bundan maksat dünya ise ne istersen verelim ve kendimize seni reis seçelim. Resulullah ben Hak tarafından gönderilmiş bir Resulüm. Onun hükümlerini size tebliğ ettim. Eğer kabul ederseniz dünyada ve ahirette nasibinizi alırsınız. Eğer kabul etmezseniz bütün mutluluktan mahrum olursunuz buyurdular. Onlar da madem ki sözünden dönmüyorsun, nübüvvet davasında ısrar ediyorsun, şu teklifimizi kabul et ve arzularımızı yerine getir de sana iman edelim demeleri üzerine Hak Celle ve Ala Hazretleri bu ayet-i celileleri inzal buyurmuş ve istedikleri altı mucizeden her birini beyan buyurmuştur. Birinci talepleri.
Ey Muhammed madem ki nübüvvet davasında sebat ediyorsun, ekinler ekelim, bağlar dikelim, ziraatimiz çoğalsın, karnımız doysun da sana iman edelim. Bize böyle bolluk temin etmedikçe sana iman etme istediler. İkinci talepleri, tüm toplum için pınarlar akıtmıyorsun, bari kendine ait bir hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu bir bağın olsun ki o ağaçların aralarından sular aksın ve ağaçlarda birçok meyveler görelim. Böyle bir bahçe görmedikçe iman etmeyeceklerini söylediler. Üçüncü talepleri. Eğer genele ait ve gerek nefsine ait hayır yapmayacaksan bari şer yap. Çünkü bize bazı kere iman etmediğimiz takdirde semadan azap geleceğini söylersin. Kendi inancında o gelecek azabı getir ve semayı parça parça üzerimize düşür diye bu suretle semadan azap gelmeyince iman etmeyeceklerini söylediler. Dördüncü talepleri.
Sen Resulü olduğun Allah'ı ve melekleri bize getir de onlar senin Resul olduğuna şehadet etsinler. Biz onları karşımızda görelim. Yoksa onları görmedikçe iman etmeyiz diye imanlarını imkansız olan bir şeye bağladılar. Beşinci talepleri. Sen kendin için altından ve gümüşten yapılmış süslü bir ev yapıp gözlerimiz görmedikçe iman etmeyiz dediler. Altıncı talepleri sen merdiven kurup gözümüzün önünde semaya çıkmadıkça biz sana iman etmeyiz dediler. Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem bunların hallerini görüp imanlarını akla mantığa aykırı olan şeylere bağlamaları üzerine üzüldü ve o ortamdan ayrıldı. Hane-i saadetlerine döndüklerinde mahzun olunca Cenabı Hak azze ve celle Hazretleri bu ayet-i celileleri inzal buyurdu. Bu sure-i celilenin müteaddit ayet-i kerimelerinde dahi Kuran-ı Azimüşşan'ın faziletleri açıklanmıştır. Hulasa.
Şu Kuran insanların tamamını adalette ve tarikatta açık olan yollara hidayet kılar. Yani doğru yolları gösterir ve salih amel işleyen müminleri büyük bir hatırla tebşir eder. Yani Hakla batıl arasını ayıran Kuran-ı Azimüşşan bütün insanlara adaletten ibaret olan Hak yolunu gösterir ki o yol yolların en doğrusudur. Ve o Kuran şu müminleri büyük bir müjde ile müjdeler ki o müminler salih amel işler. Fahrüddin Razi'nin beyanı üzere Hak Teala Hazretleri bu ayeti celilede Kuran'ı üç sıfatla övmüştür. İnsanları hak olan itikada veren doğru olan amellere irşad etmesidir. Çünkü Kuran'a aykırı hareket eden birçok batıl ve sapkın yollar vardır. Binaenaleyh Furkan'ı Hakim'e sıkı sarılanlar mazmun-i munifindeki emirlerine imtisal ile nehiylerinden de sakınanların doğru yola gitmiş olduklarında şüphe yoktur.
Kuran-ı Hakim'in beyan buyurduğu itikat üzere ameli salih işleyenleri Kuran'ın cennetle tebşir etmesidir. Üçüncüsü Kuran-ı Hakim'in beyan buyurduğu yola süluk etmeyenlere de cehennemin hazırlandığı beyan buyrulmuştur. Ahirete iman etmezlere gelince onlar için de hiç şüphesiz pek acıklı bir azap hazırladığımızı bildirir. Biz Kuran'dan müminlere şifa ve rahmet olan ayetleri inzal ederiz. Yani Kuran'da beyan buyrulan hükümler gizli hastalıklar mesabesinde olan batıl inanç gibi ve açık hastalıklar görünen hastalıklar mesabesinde olan kötü ahlak, çirkin ahlakı izale etmek gibi hem hak yoluna itikat etmeye ve hem de ahlakı hamideye övülen ahlaka irşad ettiğinden ehli iman için Kuran-ı Kerim bizatihi şifadır. Ve hükümleriyle amel ettikleri için de haklarında bizatihi rahmettir, rahmetin ta kendisidir.
Tefsirde Fahrettin Razi'nin beyanı vechile Enbiya Aleyhimüsselam hazeratı doktorlara benzetilerek ümmetleri de tedaviye muhtaç hastalar gibi ve ahkam-ı şer'iyenin beyan buyurduğu emirlerde bir deva, ilaç mesabesinde olduğundan Kuran'a iman edenler doktorun ilacını kullanmakla biiznillahi teala şifaya bulan hastalara benzettiği gibi kafirler de doktora müracaat etmeyip helak olanlar menzilesinde olduklarını Cenabı hakk'ın bu ayeti celilesinde beyan buyurduğunu tefsir etmiştir. Cenabı Hak Azze ve Celle Hazretleri cümlemizi Tarîk-ı Müstakim'den ayırmasın. Habibim geçmiş resullere kitap inzal ettiğimiz gibi biz sana da Kuran gibi muazzam bir kitap indirdik. Binaenaleyh şu kimseler ki biz onlara kitap verdik, onlar sana verdiğimiz kitaba iman ederler ve şu Mekke halkından da Kuran'a iman edenler vardır. Halbuki bizim ayetlerimizi kafirlerden başkası inkar etmez.
Ey Resul, sen Kuran'ın inzalinden önce bir kitap okur ve sağ elinde yazı yazar değildin. Eğer vahiyden evvel okur yazar olsaydın müşrikler senin hakkında şüphe ederlerdi. Belki Kuran kendilerine ilim verilen faziletlilerin kalplerinde hak olduğuna delalet eden apaçık deliller ve apaçık ayetlerdir. Hakk'a delalet eden ayetlerimizi zalimlerden başkası inkar etmez. Çünkü Kuran, üslubu Hakim'i ve manayı garibi ve nazm-ı bedi'i ile harikulade mu'tistir. Vacib Teala Hazretleri Kuran'ın ehli ilmin kalbinde mahfuz olduğunu beyanla tahrif olunamayacağına işaret etmiştir. Dolayısıyla hafızların kalplerinde kıyamete kadar mahfuz kalacaktır. Çünkü onun koruyucusu Cenabı haktır. Kafirler keşke Muhammed üzerine nübüvvete delalet eder, Rabbinden bir ayet nazil olmuş olmasaydı dediler. Habibim, sen onlara de ki sizin istediğiniz ayetler Allah'ın katındadır. Ben ancak sizi azapla korkuturum.
Yoksa sizin istediğiniz ayeti istediğiniz zaman getirmeye memur değilim diye cevap ver. Habibim, nübüvvetinde eğer şüphe ederler de onlar üzerine okunan kitabı biz senin üzerine inzal ettiğimiz mucize yönünden Habibim eğer nübüvvetinde şüphe ederlerse onlar üzerine okunan kitabı bizim senin üzerine inzal etmemiz mucize yönünden onlara yetmez mi? Elbette yeter. Zira şu tilavet olunan kitapta imanı olan kavim için büyük bir nimet vardır. Eğer bizim has kulumuz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem üzerine inzal ettiğimiz Kuran'da şüphe ediyorsanız o Kuran'ın mislinden bir sure getirin. Allah'ın dışında müracaat ettiğiniz şahitlerinizi ve yardımcılarınızı çağırınız. Eğer sözünüze sadıksanız yardım etsinler. Hepiniz bir araya gelin. Kuran'ın mislinden bir sure meydana getirin de görelim demektir. Medalik tefsirinde beyan olunduğu vechile bu ayette nübüvveti ispata iki cihetle delil vardır.
Birincisi Resulullah'ın mucizesi olan Kuran'ın mucize olması, ikincisi ebediyen mislini getiremeyeceklerini beyandır.