Buraya Kuran Azimüşşan ayı demek bile bizi düşündürdü şu anda. Evet Kuran Azimüşşan Ramazan-ı Şerif'te inmeye başladı ama sadece bu ay değil, her ay, her sene, her saat, her dakika, her saniye Kuran'dır. Onun dışında hiçbir şey yok. Sebebi ise esamde. Vel asr Cenabı Hak asra yemin olsun buyuruyor. Bakın belli bir zaman dilimi değil. Evet bir yüz yıllık bir hayat ama sadece bir ay ile sınırlandırılamaz demek istiyorum. Cenabı hak Kuran Azimüşşan'da asra yemin ettiği gibi bunun yanında günler de var, aylar da var, haftalar da var, her an var. Hın ifadesiyle Kuran Azimüşşan'da, hın her an demek Kuran Azimüşşan'ın olmadığı hiçbir an yoktur. Hayatımızın her anında Kuran vardır. Çocuk dünyaya geliyor Kuran vardır. Bunu Meryem suresinde görürüz biz. Mesela çocuk büyüyor gelişiyor, Kuran var Rum suresinde görürüz. Cenabı Hak Kuran'ı Zümüşşan verilirse.
Cenabı Hak Rum suresinde, Rum suresinde buyuruyor ki, siz daha çocuktunuz, hiçbir şeye gücünüz yetmezdi. Güç buldunuz, kuvvet buldunuz, geliştiniz buyuruyor. Ondan sonra yaşlılık dönemine geldiniz. Yaşlılık döneminden sonra yaşlılık döneminden sonra siz tekrar zafiyete düştünüz. Rum suresinde geçiyor. Mevla-yı Zülcelal'imiz hiç şüphesiz buyuruyor. Diğeri Meryem suresinde geçer, Halıkı Lemyezel, Halıkı Lemyezel, bize her anımızın Kuran-ı Azimüşşan ile tespit buyrulduğunu ifade etmektedir. O bizim doğumumuzla alakalı dediğimiz ve ondan sonra Allah'ımızın huzurunda durmamız. Bu Ayet-i Celile yeter. Diğer Rum suresinde geçen ise, Rum suresinde geçen, işte bizim hayat safhalarımızı Cenabı Hak ifade buyuruyor. Hayat safhalarımızı bildiriyor Mevlamız. Bizim ibret almamız için, ders almamız için bildiriyor esame.
Allahü levi, o öyle bir Rabbi zülcelal ki, Siz çok güçsüz, her şeyini ağlamakla halleden bir et parçasıydınız. Sonra Allah'ımız o zayıflıktan sonra güç ve kuvvet ihsan buyurdu. Yaşlanınca dikkat edinirse yaşlılar aynen çocuk gibi. Çocuk gibi. Mevla Zülcelal buyuruyor. Bunu söylememizin sebebi Kuran-ı Azimüşşan bizim doğmadan önce de, doğmadan önce de, Necm suresinde buyurur Cenabı Hak, Necm suresinde. Daha doğmadan da Mevla-yı Zülcelal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'la alakalı olduğumuzu ifade buyuruyor, daha doğmadan önce. Rabbi Zülcelal'imiz o kadar yüce ki, buyuruyor ya Kuran-ı Azimüşşan yaş kuru ne varsa hepsini içerisine almaktadır buyuruyor. Yaş ve kuru ne varsa. Hepsi Allah'ımızın Kitabı Kerim'inin içerisindedir. Estai billah. Bu da büyük bir lütuf, büyük bir ihsandır. Biz bu Ayet-i celiliye gelince şu misal hatırımıza gelir.
Şimdi büyük günahlardan kaçınmak suretiyle ve bütün diğer hata ve isyandan ancak küçük hatalar müstesna demekle birlikte burada devreye mürşid-i kamilimiz girer. O da bir beyit halinde az günahı assanma, kime karşı ona bak, az nimeti assanma, kimden geldi ona bak, buyuruyor. Onun için günahın kebair ve sevayır, bizim artık kitaplarımızda geçtiği için söylüyorum. Evet, burada arz etmek istediğim, Rabbimizin mağfireti elbette boldur. Böyle kendinizi kibirle, benlikle yüksek görmeyin. Siz ananızın karnında hiç belirtiniz bile yokken, yaratan Mevla-yı Zülcelal diye ifade ediliyor. Artık o birinci, bizim okumuş olduğumuz ayet-i celile yetiyor. Mevla-yı Zülcelal'imiz biz doğarken de büyürken de Meryem suresinde geçti ya, Ayet celilesi ile de Taha suresinde bildirilir. Cenabı Hak bizi topraktan halk ediyor.
Tekrar toprağa, ondan sonra da bir çıkışla topraktan çıkmak suretiyle siz bağ solundunuz, dirildiniz, buyuruluyor. Bu sebeple bu ay özellikle Kuran-ı Kerim ayı olmakla birlikte, demek istiyorum ki bu ay bittikten sonra Kuran-ı Azimüşşan'ı da böyle bir torbasının içerisine bırakıp, kabın içerisine diyelim bırakıp, böyle duvarı asacağımız Kitabı Kerim değildir o. Neden? Bunun da özellikle üzerinde duruyoruz. Sebebi şu Esselamü. Böyle bir cenaze vuku buluyor. İşte insanlar toplanıyorlar, defnediliyor. Ondan sonra Hafız Efendi bir Yasin-i Şerif'ten başlayın okunuyor. Bunu müteakiben diyelim bir şimdi yapılıyor mu bilmem. Düğünlerde eskiden düğünlerde, nişanlarda, ondan sonra bazı toplantılarda kalkarken Hafız efendi bir Kuran-ı Kerim okuyunca öyle kalkalım. Şimdi bu bile güzel. Demek istiyoruz ki belli bir gün belli bir vakitlerde değil Kuran-ı Azimüşşan her an bizim hayatımızda olmalı.
Kırk yıl, kırk yıl Kuran-ı Azimüşşan'la konuşan bir annemiz var. Kırk yıl Kuran-ı Azimüşşan'la konuşuyoruz. Bunu biliyorsunuz. İşte nereden geliyor, nereye gidiyorsun derken, Esselam, Sübhane Elleziyes Rabi Abdi ile ile Münel Mescidil Harami ile El Mescidiil Aksa Mescidi Haram'dan, işte Mekke-i Mükerreme'den Kutsi Şerife doğru gittiğini, işte çocukların ismi nedir derken ayet-i cellesi ile onun Yahya olduğu anlaşılıyor. İşte Musa ve İsa böyle söylüyor. Diyorlar ki anne neden böyle hep Kuran'ı Azimüşşan'la konuşuyorsun? Bu bize neyi çağrıştırıyor? Demek ki Kuran bizim bütün hayatımızda mevcut. Ticaretimizde mevcut. O siz büyük bir huzura varacaksınız, Cenabı hakk'ın huzurunda aman ha eksik tartıp, eksik ölçmeyin ticarette, Bunu demekten de çekiniyorum işte. Bir kardeşlerime konuşurken en güzel bir hitap olsun istiyorum. En güzel bir hitap olsun. Hani ticari ahlaksızlığa gitmeyin demek.
E bizim mesela bugünlerde vaktimizin çoğu evlerde geçiyor. Ona ne buyuruyor? Esselamü ve aşiruhunne bil maruf. Onlar ailesiyle hoş ve güzel geçinirler diye buyruluyor. Aleyhissalatu vesselam benim sizin en hayrlınız ailesine hayırlı olandır, buyuruyor. Hep hayatımızın içinde. Diyorlar annen neden böyle hep Kuran Azimüşşan'da konuşuyorsun. Kişi bir söz söylemez ki o söylediği söz amel defterine kayıt olunmasın. Burada dedemin ihvanlarından Hafız Osman Efendi, üstadımıza icazet verilmiş, bakın gönlünde hiç Mevla'dan başka bir şey yok. Şöyle bir görevlinin yanına bir hizmet için bir kimse verilse mesela, ne oluyor? İşi siz biliyorsunuz. Efendimiz hazretlerine görev veriliyor. Sami Efendimize varıyor, diyor ki efendim memleketimizde şu, şu, şu isimde daha bir seçkin kimseler var. Onlara verseniz olmaz mı?
Buyurmuşlar ki hüsnü zan sizin üzerinde üzerinizde dönüyor ve siz Allah'ın seçtiydi bir kimsesiniz. Buza, böyle hanımına der ki, ithal etti, ruhu şad olsun. Üstadımız hazretleri onu bazı yerlere gönderirdi, bizim gibi şerif demeyim de inşallah olmaz. Edeb ve erkanda, nihayetsiz olanların irşad ve ıslahı için gönderirdi bu kimseyi. Hanımına diyor ki bak konuşturma beni melaike I ikram hepsini kaydediyor. Böyle hassas davranmışlar. Yine büyüklerin, büyüklerimizin hayatında geçiyor. Sabah olduğu zaman kağıdı ve kalemi eline alıyor. Kağıt ve kalemi eline alıyor. Ne konuşursa onu yazıyor. Yatacağı zaman da kendisini hesaba çekiyor. Neden? Uygunsuz kelamlar eğer varsa ittin diye. Böyle davranmışlar ve bulmuşlar Allah'ın izniyle, gayretlerinin neticesi. Bu Ertuğrul'daydı, orada Muhyiddin Arabi hazretlerinin sözü, şimdi bazı gösterimlerde nerede de müşahede ediyorum.
Kader gayrete aşıktır diye demek ki oradan almışlar ki sözleri arasında geçiyor. Yani gayret olmayınca Cenabı Hak ihsan etmiyor. Her şey bir emeğin karşılığı olmuş oluyor. Demek ki Kuran-ı Azimüşşan hayat kitabıdır, bizim hayatımızın eheher alanına hitabidir. Allah'ımız celle celalü kainatı yaratıp, ondan sonra da idaresini insanlara verdi, yanlışlığını yapamayız. Tırnak kesiminden devlet idaresine kadar her şey Allah'ımızın Kitabı Kerim'inde mevcuttur. Maalen ve bu gerçekler size tebliğ edildi ki Kuran'la kalpleri diri olanları uyarsın ve hidayet yolunu göstersin ve inkar edenlere de azap sözümüz hak olsun ve gerçekleşsin ve hiçbir bahaneleri kalmasın diye gelmiştir. Kuran-ı Kerim'in İmamı Gazali Rahmetullahi Rahmetullahi İlberi öyle buyuruyor. Kuran-ı Kerim ışıkları her köşeye saçılıp yayılan bir güneştir diyor. Gerçekten öyle. Şimdi cahiliye dönemi karanlık bir dönem. Güneş yok muydu?
Ay yok muydu? Aydınlatma için gerekli olan malzemeler yok muydu, hepsi vardı. Ama itikaden karanlıktı, putlara tapılıyordu. Amelen karanlıktı, Atalarımızdan devraldığımız din diyorlardı. Her şeyleri bir karanlıktı cahiliye devri. Ne oldu Kuran'ı Azimüşşan ile aydınlandı. Medine'nin her bir köşesi Medine'ye göndermiş olduğu Mus'ab bin Umeyriler vesair Esad Bin Zürare Radıyallahu anh bunlarla ne oldu? Medine'nin her bir evi her bir köşesi aydınlanmış oldu. Mesela kabilelerden geliyorlar. Uzak beldelerden aleyhissalatü vesselam Efendimiz'i duymuşlar geliyorlar. Onu gördükleri zaman ondan bir nur, Kelime-i şehadeti nuruyla öyle bir coşkunluk hasıl oluyor ki etraflarını aydınlatıyorlar. Şimdi biz burada ne yapıyoruz? Aydınlanıyoruz. Nasıl oldu da aydınlanıyoruz? Burada yakında bir traf olacak biraz uzakta.
Bu trafodan, trafodan bütün evlere, sokaklara artık sokak lambaları da mı ondan istifa ediyor neyse. Hep o trafo vasıtasıyla Biz deriz ki burada, bir mürşid-i kamilin, bir zamanın kutbunun, kutbul aktabın ve kutbu azamın gönlünden alınan Rabbimizin izniyle nur ile rabıta sayesinde ne oluyor? Kalbimiz aydınlanıyor. Mesela diyoruz ki hiç arzu etmediğim düşünceler içeri içimize giriyor. Yani istemiyoruz biz havatir denir buna kötü düşünceler ama o güneş vurduğu zaman rabıta sayesinde almış olduğumuz dersle gönlümüze bir hat çekmiş oluyoruz. O hat ile kalbimiz aydınlanıyor, içinde ahlakı zemime kalmıyor. Ayağımıza vuruyor, ayağımız Allah'ımızın hep yollarını araştırıyor. Nerede bir veli var, nerede bir aşık var, nerede bir sadık var, nerede bir fakir var, yoksul var, nerede bir hizmet var oralara koşuyor. Artık diğerlerini buna kıyas ederiz. Velhasıl nur almakla olur. Zaten Kuran bir nurdur.
Kuran ile bütün aydınlanmıştır. Zifiri karanlıklar, küfürle, şirkle, nifakla kararan derdeler. İmamı Gazali Rahmetullahi İlberri buyuruyor ki Kuran'ı Kerim ışıkları her köşeye saçılıp yayılan bir güneştir. Kuran okuyan bu namaz buyrulmuştur. Gerçekten böyle. Çünkü bir göz hususunda bile mesela bizim bu önümüzde kitaplar var, Türkçe tabi bir kısmı. Bu Türkçe kitaplarda biz okurken, bu harfler göz merceğine uygun deyin. Neden? Çünkü hep kesitli böyle çizgiler halinde. Fakat Kuran-ı Azimüşşan'a baktığımız zaman, Kuran-ı Azimüşşan'daki harfler göz merceğine uygun. Hangisi uygun diyeceksiniz. Mesela Elif var, Elif dimdik böyle. Hayır. Elif harfi bile baş kısmı bu hattatlar çok iyi bilir. Bak az bir, az bir başı mütevazi bir şekilde deyin. Eğri diyemem. Çünkü Allah'ımızın ismi Celalinin ilk harfi olduğu için. Doğruluğu, dost doğruluğu da ifade ettiği için Elif harfi.
Allah'ım, tefekkürsüz Kuran okumak da hayır yoktur. Okuyun ama biraz düşünün buyruluyor. Düşünün, tefekkürsüz Kuran okumak da hayır yoktur. Bizim o zaman Kuran-ı Kerim'de ki manaları bilemiyoruz. Okumamız nasıl oluyor bizim? Şimdi manasını bileceğiz ki tefekkürü de bilelim, bilmiyoruz. Bu aynen şuna benzer. Biz doktordan, işte eczaneden ilaç alırız, ilacın terkibini bilmeyiz. İşte şu maddelerden oldu bunu bilmeyiz biz. Farz içtiğimiz zaman biiznillahi teala şifa olur. Kulağı azimüşşan da öyle. Manasını bilmesek dahi insanda bir gönül huzuru meydana gelir. Bilir de tefekküre dalarsak, tabi daha da bir değişecektir. Kalbin şifası Kuran okumaktır. Ali radiyallahu anh efendimiz buyuruyor. Kuran'dan ayrılmayın. Onu kendinize imam ve ünder seçin. Buyuruyor. Hadi Keremullahi ve celle efendimiz söylüyor bunu.
Muhammed İkbal'in Rahmetullahi şu sözünü de söylememiz herhalde başta şahsımıza ve dinleyenlerimize de tesirli olacaktır. Yol kesenler Kuran'ı okuyup öğrenince yol gösterici oldular. Mesela Ashab-ı Güzi'nin bir kısmı. Biz onların şöyle bir hayatları vardı ne diyemeyiz. Ama uygunsuz bir davranışları var iken mesela Hazreti Ömer radıyallahu anh yol kesiyordu. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın mübarek başını almak için giriyordu ama Kuran sayesinde başını veren bir kimse haline gelmiştir. Kuran insanların güzel huylar kazanmaları için inmiştir. Bu çok önemli. Sa'd-i Şirazi hazretleri söylüyor bunu. Kuran insanların güzel huyları kazanmaları için inmiştir. Biz bir hocamızın yanında bulunduk. Orada otururken Kudüs efendi o gelenlerden bir tanesine gözünü dikti. Gözünü dikti, dedi ki hafız mısınız? Meğer onun yüzünde, gözünde, alnında bir nur müşahede etmiş.
Kuran nur olduğu için kalpten yüzlerine aksediyor. Bu sebeple hafız mı diye sordu. Yüzümüze aksettiği gibi, onları secde eserlerinden tanırsınız. Şimdi ahlaken de onurdan insanı olgunlaştırıyor ve güzel ahlaka nail oluyorlar. Dünyadaki bütün kitaplar Kuran'ın izahı mahiyetindedir İslami olanları söylemek suretiyle. Burada Kuran Azimüşşan'ın değinmediği hiçbir husus yok. Bunları tek tek izah edecek değilim. Çünkü elimizdeki notlar çok fazla. Sadece böyle bir değinip geçeceğim. Mesela kozmoloji bir bütün olarak evreni konu alan bir bilim dalıdır. Yani mana, ayet mahalini vereyim yeterse numarasını. Enbiya suresi Ayetüldus. Bunun yanında daha çok, planetoloji, ne demek bu hiç duymadığımız bir kelime. Gezeyen bilimi. Yıldızsal olmayan astronomik cisimler ve gezegen sistemlerini genel olarak araştıran bir bilim dalıdır. Rahman suresi beşinci ayet buna işaret eder. Daha jeomofoloji, bu nedir?
Yer kabuğu. Yer üzerinde. Rabbimiz Esselami ve ilel ardu keyfe su kehad, Haciye surende yirmi, yere bakmıyorlar mı ki nasıl yayılıp döşendi? Bak şimdi ekip dikmeye başladık. Ürünler veriyor, madenler sular zuhur ediyor. Zooloji bunu uzatmama gayret edeceğim inşallah. Başka bir zaman dersem Rabbimiz mürtederse, arkeoloji, ne demek arkeoloji? Kazı dilimi. Bunun yanında biyoloji bunu bilirsiniz. Canlıların dolma, geliş ve üreme gibi yaşam evrelerini konu alan bir ilim dalıdır Esselamü. Sağlam düşünce ve inanç sahipleri için yeryüzünde açık kanıtlar vardır. Hatta kendilerinizde kendinizde de hiç görmüyor musunuz? Şöyle bir dikkat etseniz, Mevlana'mızın bu hususta bir sözü var. İşte bir yay var ya, o yayı atmak suretiyle gerdiriyor kişi, bir define var diyor. Ama iyi gerdiriyor. Gerdiriyor, bir türlü bulamıyor. Çok uzundur.
Sonra ona ilahi bir yardım gelmek suretiyle meğer ayağının dibindeymiş. Bununla şunu söylüyor, ne Yemen'de ara, ne Hint'de ara, ne ararsan gönlünde ara, kalbinde mevcuttur. Rabıtana dikkat et, murakebene dikkat et buyuruyor. Embriyooloji böyle gelişim evrelerini ele alır. İnsan neden yaratıldığına bir baksın. O atılan bir sudan yaratıldı. O su bel ve göğüs kafesi arasından çıkar. Şüphesiz Allah onu öldükten sonra tekrar yaratmaya elbette katildir. Ve diğer Ayet celaleler bu insanın gelişimiyle alakalıdır. Bunu ele almamızın sebebi şu, arz ettim zaten. Cenabı hakk'ın her hususta bize yol gösterdiğini, bu deizme karşı söylüyorum bunu, bu anlayışa, botanik bitkileri inceleyen bilim anlamındaki nebata ilmi. Sadece meal olarak verelim. En'am suresi ayet doksan dokuz. Daha birçok ayat-ı ilahiye yani hiçbir şeyi buyuruyor Cenabı Hak biz eksik bırakmadık.
Muhabbetimizin çoğalması açısından Kelamı kadimi kıraat edenlerin ahseni en üstünü esnayı kıraatında yani Kuran Azimüşşan'ı okurken Cenabı Haktan havf ve haşyetini gördüğün kimsedir. Sesim güzellesin diye Kuran okurken Allah'ımız o yanlışlığa götürmesin diyemiyorum çünkü. Böyle geçiyor. Tilaveti Kuran'ı tertili huruf ve tefekkür, tefekkür manasını düşünerek ve terfik ı asfalt ile tezyin ediniz. Terfik ı asfalt böyle gelişi güzel değil. Mesela Kuran ilmi ile alakalı azap ifade eden yerlerdeki sesin tonu bir başka, rahmet ifade eden ayetlerdeki sesin tonu bir başkadır ve okunurken de