Kuran'ın Aydınlatıcı Işığı ve Kalp Temizliği kaydında Ramazan-ı Şerif kalbi kıymeti anlatmakla bitmez. Rabbimizin bize büyük bir ikramı ve ihsanı olan bir aydayız. En azından Bu ayda Cenabı hak Kuran azimüşşan'ı indirmiştir. Burada tefekkür edeceğiz, düşüneceğiz. Bak bu ayda Kuran-ı azimüşşan indirilmiştir. Acaba bizim hayatımızda Kuran-ı azimüşşan ne kadar geçerli? Bizim gönlümüze de…
Kuran'ın Aydınlatıcı Işığı ve Kalp Temizliği ne anlatıyor?
Kuran'ın Aydınlatıcı Işığı ve Kalp Temizliği kaydında Ramazan-ı Şerif kalbi kıymeti anlatmakla bitmez. Rabbimizin bize büyük bir ikramı ve ihsanı olan bir aydayız. En azından Bu ayda Cenabı hak Kuran azimüşşan'ı indirmiştir. Burada tefekkür edeceğiz, düşüneceğiz. Bak bu ayda Kuran-ı azimüşşan indirilmiştir. Acaba bizim hayatımızda Kuran-ı azimüşşan ne kadar geçerli? Bizim gönlümüze de…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ramazan-ı Şerif kalbi kıymeti anlatmakla bitmez. Rabbimizin bize büyük bir ikramı ve ihsanı olan bir aydayız. En azından Bu ayda Cenabı hak Kuran azimüşşan'ı indirmiştir. Burada tefekkür edeceğiz, düşüneceğiz. Bak bu ayda Kuran-ı azimüşşan indirilmiştir. Acaba bizim hayatımızda Kuran-ı azimüşşan ne kadar geçerli? Bizim gönlümüze de Kuran-ı Azimüşşan'ın hikmeti, esrarı inmiş midir? Bak bu ayda inmiştir. Ama kim için indi? Elbette Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ümmeti Muhammediyesi için indi. Bizlere indi ama Kuran-ı Azimüşşan bizde ne kadar tesir bıraktı? Şimdi dışarı çıkacağız. Bundan bir hafta önceydi. Hava soğuktu ve bulutluydu hava. Güneşi göremiyorduk. Fakat şimdi çıktığımızda güneş açmış bir vaziyette hem ışığı hem de ısısıyla. Güneşi biz bölüyoruz. Onun ısısı bizim vücudumuzu elhamdülillah. Bunu hissediyoruz biz. Işığı da bölüyoruz. Gözümüz aydınlanıyor.
Kuran Azimüşşan'ı görüyoruz. Bu gördüğümüz Kuran-ı Kerim bizi hayat olarak ne kadar aydınlatıyor? Hem şahsımızı, hem ailevi hayatımızı, hem de insanlarla olan münasebetimizi, ticari vesair hareketlerimizde Kuran'ın Kuran azimüşşan'ın bizde geçerliliği ne kadar? Onun biz aydınlığını başta kalbimizde küfür, şirk, nifak, büyük günah, küçük günah ve masiva. Allah'tan gayrı düşünceleri bizim gönlümüzden kitabı Kerim giderebiliyor mu? Kitabı Kerim işte iki kapak arasında altı bin altı yüz altmış altı ayet. Yazılı. O yazılı olan ayetler hayattadır ve biridir. Ayet-i celileler hayattadır. Bize hayat vermek için biz ölürüz ama bu ölmez. Biz ölürüz. Ama Kitabı Kerim ölmez. Onun geçerliliği ebedidir. Çünkü kelamullahtır. Allah'ın kelamıdır. Öyle bir kelam ki Ashabı Güzin efendilerimizden birisi benim dizim diyor Resulullah'ım mübarek dizinin altındaydı. Bir ara kırıldı zannettim. Ayağım kırıldı.
Meğer Resulullah Efendimize vahy ilahi gelmiş. Yine soğuk gün de olsa efendimizin mübarek alımlarında teller zuhur ederdi. Vahyin ağırlığından dolayı. Bir devenin üzerinde olsa deve çökerdi. Efendimizin mübarek vech-i saadeti atardı. Buna başka bir ifadeyi kullanamam. Mübarek rengi, adileri değişirdi. Deve çöküyor da Kuran'ın azameti ilahiyesinden biz Allah'ın emrine çökebiliyor muyuz? Nehyettiğinden kaçamıyor muyuz? Bunun için Mevlai Zülcelal bizim portremizi, bizim resmimizi, bizim şeklimizi Eğer buyuruyor Halikillem Yezer öyle bir Allah ki o Celle Celalühü Mevla-yı Zülcelal'imiz eğer buyuruyor Mevla'mız eğer buyuruyor, Kuran Azimüşşan'ı Kuran Azimüşşan'ı Allah bir dağa indirseydik, cesametine rağmen, büyüklüğüne rağmen, kuvvetine rağmen muhakkak ki onu Allah korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün. Bu misali mevlamız niye veriyor?
Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. Bir dağın başına inse dağı paramparça oluyor. Bak bizim gönlümüz neden tesirlenmiyor? Dağdan da mı daha katı? Esanı. Kalpleriniz taşlar gibi buyuruyor Mevlamız. Taştan da daha katı diye haber verin. Mesela bu ay Rabbi Zülcelal'imizin tecellisinin olduğu aydır. Musa Aleyhisselam'a tecelli ettiğinde ne olmuştur? Musa Peygamberimiz Rabbimiz buyurdu ki Musa Aleyhisselam'a tayin edilen vakitte Tur-i Sina'ya gelip de Rabbimiz onunla konuşunca şimdi konuşunca büyük bir aşk meydana geldi. Rabbamızın kelamından dolayı Musa Peygamberimiz o kelamın güzelliğinden dolayı tahammül edemedi. O zaman dedi Bana kendini göster harap dedi. Seni göreyim. Göremezsin. Yalnız buyurdu ki şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni göreceksin. Ta ki Rabbi zülcelal'imiz. O da tecelli edince Dağ paramparça oldu.
Ve Harran Musa saika Musa Aleyhisselam da baygın düştü. Ayılınca dedi ki, seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sana tövbe ettim ve ben inananların ilkiyim. Hazreti Musa Aleyhisselam yüce Rabbimizin dünyada görülemeyeceğini, yani tekerliliği lütfettikleri müstesna. Lütfettikleri müstesna. Böyle bir şiddet ve iştiyak ve istiğrak sebebiyle o aşk-ı ilahiyeye ırak olmak suretiyle Cenabı Hak'ta böyle bir niyazda bulundu. Çünkü o Allah'ın sözlerini duyunca adeta kendinin dünyada olduğunu unutmuş ve ahiret cennet hayatına kavuştuğunu zannetmiştir. Bu dünyada, Onlara Rabbimizin azamet-i ilahiyesinden dolayı titreyenlere ne vardır? İki cennet vardır. Biri acile bu dünyada olan. İkincisi acile ileride Rabbimizin kendi katından öldükten sonra ihsan buyurduğu. Bu dünyada da kendi katından ihsan buyurdukları elbette ki Bu görüp görmeme hususunda münakaşaya katiyen girmiyorum. Katiyen.
İnandığımı da söyleyemiyorum. İnandığımı da söyleyemiyorum. Onu gören gözler artık Efendimiz Aleyhisselam'ın Yemen tarafına mübarek burunlarını çevirip bana Yemen cihetinden rahmani bir koku geliyor. O rahmani koku gelenlerdir. O beşeriyetten sıyrılımız, nuraniyete ruhani yünüyle bu Niyazi'den de Mevla görünür diye buyuruyor ya. Bu anlatılamaz, ifade edilemez. İşte biz şimdi neredeyiz? Ramazan-ı Şerif. Burada bir nükteyi zikretmek istiyorum ehlullahın dilinden. Ya Musa sen göremezsin ama ama ehlullahın ifadesi bu. Iftar sofrasında ümmet-i Muhammed görecek. Ondan dolayı, ya Rabbi beni ümmet-i Muhammed'den kıl dedikleri de bir hakikat olarak büyüklerimiz tarafından söylenmiştir. İtaat ediyoruz. Nasıllığını ve nice oluşu Rabbimize aittir. Ondan dolayı vaktimizi güzel geçirmek, lüzumsuz olan birtakım rüsumdan ve adattan hiçbir kar feth olunmaz. Üzümsüz. Biz nezle ipe sapa gelmez.
Böyle ahiretimize faydası yok. O gibi sözlerden hiçbir fayda hasıl olmaz. Siz ticaret ehillerinin ticaret ehillerinin eski teraziye göre biz onu görürdük ama şimdi tabii. Bunu da görüyoruz. Terazinin kefesine kefesine hiç taş koyanı gördünüz mü? Bir toprağı alacak terazinin kefesine koyacak. Yok. Ne koy? Pirinç koy. Şeker koy. Daha başka nimet olan insanlara faydası olacak olan yiyeceklerden Ama taş konulmaz. Biz terazimize amel terazisine iflas, ihsan ve takva ölçüsü içerisinde taatlerimi koyalım, Dilimizle Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyarak onu hayatımıza geçirme ümit arzu ve isteğiyle bunu mu koyalım? Yoksa değbeti mi koyalım? O taştan daha beterdir. Mesela siz varıyorsunuz bir Sarrafa. Sarrafın kendisine mahsus terazisi var. O teraziye bunu demekten icap ediyorum. O dükkanın, o dükkanın silmiş, süpürmüş tozunu, Ondan sonra kılçığını koyuyorlar. Ne dersin? Vay deli. Bununla altın tartılır.
Tosunuyor mu? Bir paçavrayı koymuşsun eski bir paçavra. İnsan delidir. Biz amel defterimize kulağımızla ilahi sözleri dinleyeceğimiz yere öğüttür, nasihattir. Rabbımızdan gelen ilahi kelamlardır. Onun yerine bir başkasına yapılan iftirayı güftan denir. Ondan sonra hayvani duyguları tahrik eden sözleri zil zurna, birden aşağı duyguları harekete geçirecek olan o tatsız, o nefreti mucit duyulan sözleri mi koymalıyız mizan, amel terazisine ve bunu kıyas ederiz. Bakın ne kadar acayip geliyor bize. Bir amel terazisine uygunsuz maddelerin konulması demekten icap ederim koymaktan. İnsan horsa onu görseniz siz marketlerde neden, hep bu kafayı. Şaşırmıştır bu denirmiş. Acaba menayikei kiram biz amel defterimize Allah lafzai celalini tevhidi salatü selamı ve bunun yanında tesbihatı koyacağımız yere uygunsuz sözleri mi koyalım?
Bunun için Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimiz insanı yüzüstü ateşe sürükleyen dilin hatalarından vazgeçin buyurdu. Dilin hatalarıdır. İlim yanlış konuşmalardır insanı burnu üzere ateşe sokar. Böyle düşüneceğiz. Alışverişi çok iyi düşüneceğiz. Çünkü Cenabı hak bize alışverişten haber veriyor. Hem Tevbe suresinde böyle alışverişi ne diyeyim? Hiç düzgün olmayan bir ticaret. Düzgün olmayan bir ticaret. Buna ticaret dinmez zaten. O helake gitmek demek. Haya ediyorum, utanıyorum bunu söylemekte. Öyle ticaretler var ki Allah korusun. Bunu nasıl ifade edebilirim ki? Sadece şeytanın oyununa gelerek yapılan ticaretler. Bunun için Rabbimiz Zülcelal'imiz esanı, buyuruyor. İşte onlar hidayete karşılık dalaleti satın alanlardır. Alışveriş yapılıyor ya. İlahi alemde de alışveriş çok nemli. Burada başlar zaten.
Hidayete karşılık Allah'ımızı bulmaya karşılık, onun rızasına erimeye karşılık, onunla ünsiyet dostluk kurmaya karşılık, onunla kurbiyet ona yakınlık elde etmeye karşılık dalaleti satın alanlardır. Dediği. Ancak onların bu ticareti kazanmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. Ne kadar mühim? Ne kadar mühim? Evet efendim. Başka ticaretimiz var mı bizim? Tevbe suresinde dedik Mevla-yı Zülcelal'miz. Bize Tevbe suresinde nasıl ticaret yapacağımızı haber veriyor. İnsan ticarette karı düşünür. Eğer kar olmayacaksa niye ticaret yapsın? Zararlı ticaret yapılır mı? Elbette olmaz. Karlı bir ticaret. Yapılacak olan karlı bir ticaret. Mevla-yı Zülcelal'imiz bize karlı olan ticareti de saf suresinde ne güzel haber veriyor. Bakın, esaret. Ey iman şerefiyle şeref yavru olan müminler. Sizi acı azaptan kurtaracak. Ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Resulüne inanır. İşte ticaret.
Allah'a ve Resulüne inanır. Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz ki bu sizin için daha hayırlıdır. İşte efendim burada maddi ticaret nerede? Maddi ticaret en başta ifade edildi zaten. Nasıl ifade edildi? Sizi karlı ticarete delalet edeyim azaptan kurtaracak derken, Allah ve resulüne iman. Haksızlığı kim yapar? Haksızlığı ticarette aldatan ve aldanana kimdir? Allah'a ve resulüne gerçek manada inanmayanlardır. Ama Müslümanlar hep görüyoruz, Müslüman olan beş vakit namazında kılıyor, terk etmiyor. Gece de belki kalkıyor. Kalkıyor da yalnız o kalkışı Mevla-yı Zülcelal'imiz bize Ankebut suresinde ifade buyuruyor. Ankebut suresinde. Nasıl buyuruyor Esselam? Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.
Hayasız iş yapmaktan, Cenabı Hak'tan utanmadan insanları aldatmaktan faize kara bulsacılığa, hayali ticaretlere girmek suretiyle bu kötülüklerden alıkoyar diye ifade müdür. Demek ki sadece namaz kılmakla olmuyor. Kıldığımız namazla işi biz bitiremiyoruz. Çünkü namaz kılanlar hakkında bakın ne buyuruyor? Bizi ürkütüyor bunlar. Yazıklar olsun. O Allah huzurunda duranlara ki namazlarını yanlış olarak ve yanlış yere kılan kılanlar. Gaflet içerisinde. Kimin huzurunda durduğumuzu düşünmeden, rızkımızı helalinden temin yoluna gitmeden, taharetimize dikkat etmeden, Allah'ın huzuruna bizzat onun karşısında derken yine buna çok güzel bir ifade ister. Rabbimizin bizi gördüğünü bilerek bizzat kulunu karşısına aldığını, aldığı düşüncesi bilinci üzere kılmayan. Demek ki tam manasıyla yapmaya ne yapacağız? Gayret edeceğiz. Ticaret. Dünya nedir? Karhanedir. Ticaret yeridir.
Şimdi adamın ticaret yeri pek öyle aham şaham değil. Ama güzel ticaret yapıyor. Oradaki ticareti nedir? Evindeki rahatı. Ondan sonra arabası vesaire yaşantısındaki hep o güzellikler, rahatlıklar nedir? İş yerindeki kazancındandır. İş yerinde eğer o karı elde etmeseydi evinde rahat oturup hem kendisi hem de etrafına iltifat gidemez. İkra edilemez. Şimdi biz bu cife olarak tarif edilen diye bu ürünü bir hukari cife. Burada biz ne yapıyoruz? İbadet ve taatimizde güzel bir ticaret yaparsak, yaptığımız içleri sırf mevlamızın rızası için yaparsak yarın ahirette ne var? Allah'ımız yarın ahirette lütfettiği nimetler anlatılmakla bitirip bitmez. Vakıa suresi, Cehil suresi, bundan başka birçok ayeti celileler var. Cennetteki nimetleri anlatan o köşklerdir, altından akan ırmaklardır. Hunilerdir vesair sayılamayacak kadar çok neler var? Orada nimetler vardır.
Rabbimiz bunu bize vaka suresinde haber veriyor. Saymakla bitmeyen ne vardır? Nimetler vardır orada. Nehir suresinde demiştik ya, Nehir suresinde gözleri her nereye ilişecek olsa orada ne buluyor? Nimetler buluyor. Allah'ımız ihsan ediyor. Vakıa suresinde kısaca beyan gitmemiz lazım. Çünkü cennete girdi ve insan çıkamaz. Cennet nimetleri müstesnadır. Rabbimiz buyurur Esayimda. Ne buyuruyor Mevla'mız? Beğendikleri meyveler, canlarının istediği poşetleri, saklı inciler gibi iri gözlü huriler yaptıklarına karşılık olarak verilir. Orada boş bir sözle günaha sokan bir laf işitmezler. Duydukları söz yalnız selam, selamdır. Sağcılar yani müminler demek ne mutluluğu o sağcılara o kamil müminlere dikensiz kirazlar meyveleri tıklım tıklım dizili muz ağaçları, yayılmış gölgeler, çağlayarak akan sular hep çok meyve arasında tükenmeyen ve saklanmayan ve çeltilmiş döşekler üstündedirler.
Gerçekten biz Hurileri yepyeni bir yaratıldı da yarattık. Onları bakire kıldık. İçlerine düşkün ve yaşıttırlar. Sağcılar için de bunlar. Daha çok nimetlerden Cenabı hak bize bahis buyuruyor. Dediğimiz gibi içinden çıkılmaz ki o nimetlerin ne kadar Cenabı hakk'ın ihsan buyurduğunu biz anlatmakla tüketemeyiz. Cennet bu artık. Cennetteki nimetler Allah'ımızın ihsanıdır. İkramıdır onlar. Vahşi suresine bakarız. Oradaki oturulan yerlerin bile güzelliğini anlatmakla bitiremeyiz biz. Rabbi Zülcelal'imiz buyurur. Biraz daha yukarıdan alacak olsa Risale. Buradan başka mesela Rabbimiz buyuruyor. O gün birtakım yüzler de vardır ki nimetin verdiği yumuşaklıkla mutludurlar. İçlerinden hoşnut olmuşlardır. Yüksek bağlar ve bahçeler içinde oturmuşlardır. Orada hoşa gitmeyen boş bir söz dahi işitmezler.
Orada cennette akan pınarlar, odalarında yükseltilmiş tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar koltuklar serilmiş halılar vesairler vardır buyuruyor Cenabı Hak. Bitmezler bu nimetler. Yalnız cennetin iki nimetinden bahis buyrulur. Birisi maddi olan yiyeceklerdir. Vakıa suresinde geçen canlarının istediği kuş etlerinden deyince Rabiatü'l Adeviyye annemizin cezbeye kapılarak feryadı figan kopardığı ifade edilir. Neden? Allah'ım beni kuş etleriyle oyalama, ben seni istiyorum der. Bir ef'ari ilahiyenin tecellisi. İki, sıfatlarının tecellisi. Üçüncüsü, zati tecellilerdir. Allah'u zülcelal bize ticaretimizi çok iyi yapmamızı haber veriyor. Birincisi maddi nimetlerdir. İkincisi de manevi nimetlerdir. Buna cennetul maarif derler. Bunu ne güzel anlatırdı müşeri kamilimiz. Herhalde bölünmese anlatmazdı. Çünkü anlatırken belli oluyordu. Mesela bizim bir anlatış tarzımız var.
Aleladi. Bir de onun anlatış tarzı var ki sanki o meyveleri anlatırken sen yiyorsun. O ruhani manevi nimetlerden bahsederken sanki görüyorsun. Öyle anlatıyordu. Cennetül maarif, oranın ilahi nimetleri ruhani gıdaları. Yani bedenin aldığı gıda değil, ruhun gıdası zaten onu tadarsa maddi nimetlere zerre kadar meyletmez. Yunus Emre'nin dediği gibi cennet cennet dedikleri birkaç huri isteyene veranları bana seni gerek mevlam seni. Bana seni gerek mevlam seni Bayezid-i Bistami Hazretleri'nin sözüdür. Allah'ım bak demiyorum, senden huri isterim, ülemann isterim, meyveler isterim, poşetleri isterim, şu bu değil. Senden seni isterim ya Rabbi. Şuradan bilelim. Allah'ımızın manevi nimetler olarak cemali ilahisini seyrettiği zaman yetmiş iki sene baygın düşüyor. Yetmiş iki sene. Ah Mürşid-i Kamil'imizi dinleseydik böyle inler bir vaziyette. Onu inleme tarzında da gösterir böyle Böyle inmeyerek.
Hurilerin gelip kollarına girdiğinde istemem istemem dediklerini böyle. Bak bu nimetleri Allah'ımız bizim önümüze getirmiş. Nasıl getirmiş bize? Rabbimiz bize Beled suresinde ifade buyuruyor. Sonra şeyde de geçer. İnsan suresi de denir buna. Aynı zamanda İnsan suresi dendiği gibi, Delil suresi denilir. Şüphesiz bir insana biz insana doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör biz gösterdik. Peygamberleri gönderdik gösterdik. Deli dediler. Taşladılar. Hepsine katlandılar. Memleketinden çıkardılar. Yine de hakkı duyurdular, gösterdiler. O sahifelerle gösterdiler. Kuran-ı Azimüşşan'la gösterdiler. Sonra Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a varis olanlar hep olduğu gibi gösterdiler. Burada insana ne gerekiyor? Bize gereken burada beynimizi çalıştırmak. Ne kadar beynimizi çalıştırırsak vahye müstenid bir beyinle onu bilmemek ve bulmamak mümkün değildir.
Bak yine Mevla'mız ne güzel ne güzel. Diye buyuruyor. Ne anlatılıyor burada? Bed suresinde onuncu ayeti celiyle. Mevla'mız buyuruyor ki ona iki yolu doğru ve eğriyi cennet ile cehennemi hak ile batını göstermedik. Hasas suresinde Cenabı hak bize ifade buyururken Mevlayı Zülcelal'imiz Habibim buyuruyor. Sen hidayet edemezsin. Hidayete vesiledir. Biz hidayet etmedikçe buyuruyor. Biz ne yapacağız? Hidayete talip olacağız. Biz hidayete talip olacağız. O zaman Rabbi zücelalimiz ihsan buyuruyor. Esselam. Resulüm Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Bilakis Cenabı Hak dilediğini hidayete erdirir ve hidayete girecek olanları en iyi o bilir. Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bu gayret ve çabasından dolayı ifade buyrulmuştur. Biz talip olacağız. Biz hakka talip olacağız. O talepte şimdi dünyada böyle insanın sevdiği kimseler olur. Mesela askerlik yapmış, askerde sevmiş.
Okulda sevmiş. Ondan sonra ticaret yapmış. Ticaret de sevmiş. Komşuluğu olmuş, komşulukta sevmiş, bir huylarında uyuşma olmuş, yillarca yeme ve içmelerinin dışında hep beraber olmuşlar. Bir yedikler içtiklere ayrı gitmiş yoksa hep beraber. Bazı tanıdıklarımız olur ticaret ehillerinde. Böyle gündüz görüşürlermiş. Gece dayanamazlarmış. Gece de açarlarmış birbirlerine tido. Ya nasılsın iyi misin? Uyuyor mu ne demiyor? Bir bakıyorsun, öyle birbirlerine zıt oluyorlar ki adeta birbirinin izine kurşun sıkar gibi. Ne oldu? Efendim ben hiç ondan olmazdım. Bana tespih muamelede bulundu. Yani milletin içindeydik. Bir söz söyledi. Yere geçirdi beni. Bak bir sözle kırk senelik dostluk bitiyor. İkram ediyor, ihsanda bulunuyor. Bir de bu ikram ve ihsanında para verir. O ikram ve ihsan ederken bambaşka bir dostluk. İhsan ve ikram kesilince dostluk tabii ki.
Bir de ne kadar iyilik yaparsan o kadar iyilik yapıyor. Ne kadar iyilik yaparsan o kadar yapıyor. Bir tanesi hacca giriyor. Hacca giderken o kardeşine maddi bir yardımda bulunuyor. Maddi bir yardımda bulunuyor. O da geldiğinde ona hediyeler gönderiyor. Bakın. Buna benzer işte. Dünyanın dostlukları buna benzer. Ben şu kadar para verdim. Bak seccade gönderilmiş. Bu bu kadar tutar. Ondan sonra şunu göndermiş. Olduğu gibi iade diyor. Ben sana verdiğim paranın yarısı bile değil. Dünyanın dostluğu bu. Hepsi böyle mi olur? Hepsine ait demiyorum. Ama genelde dünyanın dostluğu budur. Ne kadar iyilik gösteriyorsa o da sana o kadar gösteriyor. Ama Rabbi zülcelal'imiz nasıl gösteriyor? Essahne. Kim Allah huzuruna celle celalühü bir iyilikle gelirse, Ona getirdiğinin on katı ihsanda bulunuyor. O bir iyilik yapıyor. On katı en az. Kim de bir kötülükle gelirse o,
Kaynak: Genel
Kuran'ın Aydınlatıcı Işığı ve Kalp Temizliği | Mihmandar