Değerli dinleyicilerimiz, Musahabe serimize ikinci cildin Kuran'ı terk edenler konusuyla devam ediyoruz. Kuran'ı okumaya hidayeti ilahiye erişmiş iken Kuran okumayı terk eden ve Kuran'la amel etmeyen kimsenin azabı hakkında ve diğer bazı masiyet işleyenler hakkında Semure bin Cünde radıyallahu anh demiştir ki, Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem sabah namazını kılınca yüzünü bize döner, bu gece sizden kim rüya gördü diye sorardı. Eğer birisi rüya görmüşse onu dinler ve tabir ederdi. Yine bir gün sordular. Biz de hayır rüya gören yoktur dedik. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki lakin bu gece ben bir rüya gördüm. İki melek bana geldi. İki elimi tuttu. Beni düz bir fezaya çıkardılar. Orada bir kimse oturuyordu. Diğer bir adam da ayakta duruyordu. Elinde demirden çatal bir kanca vardı.
Ayakta duran adam bu çatal kancayı oturan kimsenin ağzının sağ tarafına ta kafasına kadar sokuyor, ağzının bu kısmını parçalıyordu. Sonra ağzının sol tarafına da böylece sokuyor, o tarafını da parçalıyordu. O sıra ağzının sağ tarafı iyi olmuş bulunuyordu. Bu defa buraya dönüyor, yine kancayı sokup parçalıyordu. Meleklere ben, bu adam kimdir ve bu hal nedir dedim. Melekler, sorma, ileri geç dediler. Birlikte ileri gittik. Arkası üstü yatmış bir adamın yanına geldik. Bunun başı ucunda da bir adam oturmuş, elinde yumruk kadar bir taş. Bununla yatan adamın başını kırıyordu. Taşı başına her vurduğunda yuvarlanıp gidiyordu. O adam da taşı almaya arkasından koşuyordu. O dönüp gelmeden bunun başı iyi oluyor, eski haline avdet ediyordu. O adam taşı alıp gelince yine başına vurup eziyet ediyordu. Meleklere ben bu adam kimdir diye sordum. Melekler de hiç sorma. İleri yürü dediler. İleri gittik.
Fırın gibi altı geniş, ağzı dar bir deliğe eriştik. Bu deliğin altında ateş yanıyordu. Ateş alevlenip yükseldikçe içindeki insanlar da alevler içinde yükseliyordu. Hatta delikten çıkmaya yaklaşıyorlardı. Ateşin alevi sakinleştikçe aşağıya dönüyorlardı. Burada çıplak erkekler ve çıplak kadınlar vardı. Bu iki meleğe ben bunlar kimdir diye sordum. Melekler bana hiç sorma, ileri git dediler. Yürüdük. Ta ki kandan bir ırmak içinde ayakta bir adam dikiliyordu. Bu ırmağın kenarında bir adam duruyordu. Önünde nar gibi yuvarlak taşlar bulunuyordu. Irmaktaki adam yüzerek sahile doğru gelip çıkmak isteyince sahildeki adam çenesine bir taş atıyor, nehirdeki adamı eski haline iade ediyordu. Çıkmak için sahile gelmeye teşebbüs ettikçe sahildeki hemen çenesine bir taş fırlatıyor, onu yine eski yerine çeviriyordu. Bu iki meleğe ben bu nedir diye sordum. Melekler, sorma, ileri yürü dediler.
Birlikte yürüdük. Yeşil bir bahçeye vardık. Bu bahçede büyük bir ağaç vardı. Altında bir ihtiyar adamla birtakım çocuklarda bulunuyordu. Bu ağacın yakın bir tarafında birisi önünde ateş yakmakla meşguldü. Melekler benimle bu ağaca çıktılar. Beni bir eve koydular ki ben bundan güzel bir ev görmedim. Burada ihtiyar genç birtakım erkekler, kadınlar, çocuklar vardı. Sonra buradan daha güzel ve daha kıymetli bir eve koydular. Burada da ihtiyarlar ve gençler vardı. Sonra meleklere beni bu gece iyi gezdirdiniz. Şimdi bana gördüğüm şeyleri bildiriniz dedim. Melekler de evet, anlatalım dediler. Hani şu başı ağzı parçalandığını gördüğün adam yok mu? Bu bir yalancıydı. Dünyada daima yalan söylerdi. Bunun neşrettiği yalan afakı tutardı. İşte bu yalancı kıyamet gününe kadar bu suretle azap olunacaktır dediler.