Kuran-ı Kerim ve İnsanlığa Hayat Verme kaydında Aleyhissalatü vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine, ehli na ashabına, peygambere nizam ve pira nizamı ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı şerif, Arifani ilahi, Cenabı hakk'ın hayırlı kulları mevzularına başlamadan önce Kuran-ı Kerim okuturlar, onun nuruyla, feyziyle, bereketiyle devam ederler.…
Kuran-ı Kerim ve İnsanlığa Hayat Verme ne anlatıyor?
Kuran-ı Kerim ve İnsanlığa Hayat Verme kaydında Aleyhissalatü vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine, ehli na ashabına, peygambere nizam ve pira nizamı ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı şerif, Arifani ilahi, Cenabı hakk'ın hayırlı kulları mevzularına başlamadan önce Kuran-ı Kerim okuturlar, onun nuruyla, feyziyle, bereketiyle devam ederler.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Aleyhissalatü vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine, ehli na ashabına, peygambere nizam ve pira nizamı ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı şerif, Arifani ilahi, Cenabı hakk'ın hayırlı kulları mevzularına başlamadan önce Kuran-ı Kerim okuturlar, onun nuruyla, feyziyle, bereketiyle devam ederler. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan'ın bir adı da nurdur. Öyle bir zamanda Allah'ımız lütfetti ki her taraf karanlıktı. İnsanlar itikadi yanlışlıkla, şirkle, küfürle, nifakla karanlıkta, aile hayatı karanlıkta, eş dost akraba her husus karanlıkta, adalet diye hiçbir şey yok. Kimin gücü yetiyor, kuvvetli ise zalim mazlumun başına yumruğunu indiriyor. Artık ağır, namus diye hiçbir şey yok. Böyle bir devirde Allah'ımızın Kitabı Kerim'i indi ve nur oldu. Zaten Maide suresinde de haber verilir.
Nur olarak hem Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz hem de Kuran-ı Kerim ifade buyrulur, hem Allah'ımızın Kitabı Kerim'i başta da Peygamberimiz nur olarak haber verilir. Ahzab suresinde de geçer zaten ashab ne. Her taraf aydınlanıyor. Öyle ki dıştan gelen insanlar Mekke'ye onların yolları kesiliyor, hakaret görüyor, olmadık rezalet, her şey çığırından çıkmış vaziyette idi. Elhamdülillah, Kuran-ı Kerim bütün insanlığa hayat verdi. Öyle bir hayat verdi ki, devlete hayat verdi. Adaletli devlet reisi, Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgelenenlerden birincisi ve adil olan devlet reisi buyuruldu. Yeryüzünde Allah'ın gölgesi mesafesinde, iki cihan güneşi sallallahu teala aleyhi ve sellem, iki zümrenin salahını halkın salahı, iki zümrenin fesadını halkın fesadı olarak haber verdiler.
Biz suları arıtmaya çalışıyoruz, bir ülke var orada deniz suyunu, o ülke dediğim Arabistan, deniz suyunu arıtırlar ama çok güzel de bir su olur. Bu eğer gözünden kaynağından duru arı ve temiz olarak akacak olsa buna hiç gerek yok. Aynen bunun gibi suyun gözü, devlet reisi ve alimle. Ama ne olacak suyun üç tane de vasfı var. Su bir kere rengi, tadı ve kokusu. Rengi bozulmayacak, rengi değişmeyecek, tadı bozulmayacak. Kokusu da böyle rengi, tadı, kokusu. Şimdi devlet reisi olsun, alimlerimiz olsun bozulmayacak. Onlar bozulursa halk bozulur, onlar düzelirse halk düzelir. Hacı Hasan Efendi kalpte Sallallahuüsürre üstazımız hastanede yatıyorlar, orada yeni de doktorlar. Böyle onlar daha iyi öğrenci. Onlardan birisine demiş ki evladım, bizim şahsımızda İslam'ı görüyorlar. Eğer biz yanlış yapacak olursak, Allah korusun çoğunun helakine sebep olmuş oluruz. Yani hepimizde bu mesuliyet var zaten.
Hadis-i Şerifiyle, bir ayine reisi ile, bir muhtar öyle, bir artık mülki, amirler vesaire hepsi öyle. Şöyle düşünelim, bazen tren kazaları oluyor. Allah korusun Cenabı Hak hep muhafaza buyursun. Bu neden oluyor? Eğer öndeki lokomotif, Allah korusun bir yanlış yapacak olsa, diğer ne kadar vakum varsa onların hepsi yatıyor. Ondan dolayı öncülerimiz çok mühim. Allah'ımız bizim öncümüzü peygamberler olarak tespit buyurmuş. Aleyhimüsselam. Bizim babamız Adem Aleyhisselam, Safiyullah, her şeyiyle nur. Bundan sonra Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zaten süzülmüş Safiyullah deyince o tertemiz tertemiz. Allah'ımız öyle bir peygamber ihsan buyurmuş sallallahu aleyhi ve sellem. Bu kainatta süzülme hadisesini görürüz. Kainatta var bu süzülme, böyle toprağın içerisindeki bileşikler bitkilerin içerisine giriyor, bitkilerin içerisine giriyor, öyle bir süzülüyor.
Bitkiler hayvanlara gıda olmak suretiyle süzülüyor, hayvanlar süzülüyor insanlar, insanlar süzülüyor veliler meydana gelir. Neyle süzülüyor? Takvasıyla süzülüyor hiç şüphesiz. Ondan sonra veliler süzülür, nebiler meydana gelir. İşte özellikleri var biliyorsunuz, sıdk, emanet, şiddet diye. Bunun yanında peygamberler süzüldüğü zaman kim meydana geliyor? Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem zaten süzülme manasındadır. Böyle bir öncümüz enemin nur ile ben nurdan, Allah'ın nurundan halk olundum buyuruyor. Biz bu nura iyi sarılacağız. Karanlıkta ne yapıyoruz? Şimdi sokak lambalarının nelerinin olmadığını düşünelim bir dağın başı. Nasıl yürüyeceğiz? Ne ayın ışığı var ne de yıldızlar da var, yok var, hiçbirisi yok. Elbette bir ışık istiyor. Şu kutup yıldızı nedir? Kutup yıldızı bir yol gösteren nurdur aynı zamanda.
O denizaltılarda olsun, vesairlerinde olsun, böyle yolunu şaşırmış insanlara ne yapıyor? O yol gösteriyor. Efendim, aleyhisselatu vesselam Efendimiz bize Sahabelerim yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete erersiniz buyuruyor. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz buyuruyor. Hangisine uyarsanız Ashabı Güzin efendilerimiz Kuran-ı Kerim'de vasf edilmiş, bunu bilirsiniz ashable radiyallahu anhüm ve radu anh. Daha çok ashable Muhammedün Resulullah Hep vasfediliyor Allah'ımızın, Kitabı Kerim'in de bize bir ışıktır, bir nurdur. Sıddîk-ı Azam bu Altun halkanın başında olan bir nurdur. Ulema-i Kiram, Alimler nedir? Bir nurdur, bir ışıktır. Bu sebeple Hacı Hasan Efendi, Kadı Sallallahu sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki insanlar bizi örnek alıyor, biz yanlış yaparsak hepsi yanılır diye. O zaman su kaynağından temiz olacak olursa temiz bakacaktır.
Ulema itikadı ile temiz, ibadeti ile temiz, ahlakıyla temiz, haliyle güzel, makamıyla güzel. Bunun yanında umera, devlet reisleri elbette ki önemlidir. Onlar düzgün olunca halkta güzel yiyoruz. Şimdi başkentimiz olarak düşünelim. Eğer buradan bir emir sağlıklı çıktığı zaman en ücra köşeye kadar o emir ulaşıyor, zaten bir anda. Şimdi günümüzdeki teknolojiye baktığımız zaman uzun boylu bunu anlatmaya gerek yok. Atıla merkeple katıla da girmiyor. Bir anda ulaşabiliyor. Demek ki oradan bize kararlar sağlıklı gelecek olursa en ücra yere de sağlıklı bir şekilde ulaşıyor. Alimler hakeza o düzgün olacak ki cemaat de düzelsin. Bakın ne güzel ifade etmiş. Bakıyoruz Sami Efendi Hazretleri, mukaddes Allahu Sırrı boyu, boğusu yerinde. Fakat yirmi sekiz kiloya kadar düşüyor. Bu ne demek? Yirmi sekiz kilo demek sadece bir iskelet demek, nurdan bir iskelet nurdan. Neden böyle oldu?
Böyle olması önder oluşundan dolayı, biz dikkat etmezsek bir başkaları da dikkat etmez bizi örnek alıyorlar diye rivayeti ve dikkati sebebiyle böyle oldu ve dinimiz İslam sadece onlara da gelmedi, hepimize geldi. Hepimiz dikkat edeceğiz. İşte belli bir grup dikkat edecek ondan sonraki yatacak diye bir şey yok. Hepimiz emri ilahiye riayet gireceğiz. Önemli olan bu. Allah'ımız öyle bize bir ışık çaktı ki Kuran-ı Azimüşşan'la, Kuran-ı Kerim indiği zaman asli şekliyle gelmemiştir. Öyle gelecek olsa semavat arz ona tahammül edemez, kelimeye, harfe ve salta bürünerek geldi. Bakıyorsunuz kendinden geçen kimseler var Kuran-ı Kerim okunduğu zaman. Hele Tembiu'l-muterrinde geçer, bir kimse daha öğrenci. Diyor ki ha ne olur bana bir dua edin, Kuran-ı Kerim'i hadmedeyim. Neden hadmedemiyorsun deyince, ben diyor Karya suresine geldiğim zaman kendimden geçiyorum kıyametin ahvali anlatılıyor.
Nasıl içine tesir ediyorsa, ben diyor tahammül edemiyorum. Mühim olan tesiri kabuğu bir kere gelip içine girebilmektir, kabukta kalmamak. Bunu aleyhisselatu vesselam Efendimiz inşallah başladığımız yeri unutmayın. Bir tanesi geldi Huzur-u Nebeviyyeye sallallahu aleyhi ve sellem ya Rasulallah, bu gece Kuran-ı Kerim'i hep hatmettim. Buyurdular ki, gözyaşı nerede? Ashab-ı Kiram efendilerimizden birine Kuran okutuyorlar. Kuran-ı Kerim diyor ya Resulallah Kuran-ı Kerim size iniyor. Ben sizin huzurunuzda nasıl okuyabilirim? Ben Kuran'ı dinlemeyi seviyorum buyuruyor. Söz sözü açıyor da Hz. Ömer radiyallahu anh inşallah unutmayız. Beni dünyaya bağlayanlardan biri budur der. Bir ara üstadımızda o katarak rahatsızlığı meydana geldi. Kuran-ı Kerim'i tabi okuyamayacak. Ne yaptı? Keyiflerden, radyolardan Kuran-ı Kerim'i dinledi. Çünkü tabiatı ona alışmış.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz analarımız hususunda bazen uygunsuz halleri oluyordu, namaz kılamıyorlar, oruç tutamayacağı halleri oluyordu. Onları mübarek göğsüne dayıyor, Kuran-ı Kerim okuyordu. O hallerinde aman ha Kuran-ı Kerim'den mahrum kalmasınlar diye Kuran-ı Kerim okuyorlar. E biz ne yapıyoruz? İstiğfar okuyoruz, Kuran'dan okuyoruz onu. Bu hem mukaddime dersimizi için alır, hem de murakabeyi için alır. Çünkü bizim artık en çok kalınacak yer olarak bu hususta kaviller var. Işte dünya hayatı denir, gene söylüyorum ahiret hayatı, buyurulur, Allah sizin Celle Celaluhu, gezip dolaştığınız her şeyi bilir ayet-i celilesiyle, dönüp dolaştığınız ve ebedi kalacağınız yeri diyelim. Biz diyemeyiz Allah'ımız ne murakoyrursa odur. Bu da murakabeye işaret eder. Burada çok kıymetli nimetullah hocamızdan bir hadis-i şerifin izahını duydum, unutmuyorum. Burada oturuyorum.
Buyurdu ki Hocamızdan bize çok takdir-i hatıra bu. Burada birinci olarak Allah'ı görür gibi ibadet edin Celle Celalühü, bu müşahede halidir. Çok güzel ama. Bunun şimdi biz izahını biliyor muyuz? Bilelim, bilmeyelim. Biz ilaç kullanıyoruz da çoğu kimsemiz ilaç kullanıyor. Terkbini biliyorum, ne kadar katıldığını içine maddelerin nebati olsun ve diğer hayvanattan olsun, yağlardan bunu bilmiyor ama kullanıyor biiznillahi teala şifa oluyor. Biz belki Kuran-ı Kerim'in anlamını bilemiyoruz, ama okunduğu zaman bir hislendiriyor, duygulandırıyor insanı. Eğer bilirsek daha çok istifade etmiş oluruz hiç şüphesiz. Burada Allah'ımızı görür gibi ibadet etmek celle celalühu müşahede makamına işaret ediyor. İkinci olarak siz onu göremeseniz dahi onun sizi gördüğünü bilerek ibadet edin, bu da murakabeye işaret edin. Yine Acasın Efendi, Kuddise Allahu sırrına üst lazım. İnşallah buna iyi dikkat ederiz.
Burada görevliydim Erciş'te, Konya'nın, Ilgın diye sıcak suların olduğu yere geldik. Bir de Evliyaullah'ın kerametine oluyor. Orada bir rahatsızlık geçirdik. Buyurdu ki, siz dedi burada kürsünün üzerinde böyle rüzgarın esmesiyle, yani havası serin demek istedi, nutlarımı zor tutuyordum dedi. Çok doğru. Böyle bu notları zor tutuyorum. Tabii burada dedi artık kız sıcak ondan rahatsız oldum diye. Orada bir söz söyledi. Evliyaullah çok konuşmuyor, Bir söz söylüyor ama tam hedefine ulaştırıyordu. Öyle çok kelam yok. Az ama göz. Sözün hayırlısı az ama hayla delil olan. Eğer buyurdu murakebe döneminde iseniz murakebenizi bırakmayın. Eğer rabıta dönemindeyseniz rabıtanızı bırakmayın. Çünkü bu hususta diğer konularda da olduğu gibi faydalı ilimlerde bu noktada da mütehassız. Biz doktor ararız, neyi ararız doktor da? İşin ehli olan doktoru ararız. Aman ha deriz işin ehli olsun.
İşin ehli olan doktora müracaat ettiği zaman insan biiznillahi Teala bir diğerleri ameliyat derken, o birkaçıyla şöyle, bunu kullanıp şunlara dikkat et biiznillahi Teala geçer. Bu ruhumuzun ihyasında da bu doktorlar çok mühimdir. Bir kere esasa dayanacak, gelişi çok önemli. Nasıl ki hadis silsilesinde raviler olduğu gibi, onların da sıddık-i Azam'dan gelen bir kanal olacak. Birbirlerine emanet ederek, bu emanet böyle basit bir emanet değil o, 0 bizzat Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin tasdikiyle gelen bir kaüldür. Bir kardeşimiz üstadımızı ziyaret etmiş, ondan sonra da biz onun doğruluğuna inanıyoruz. İlim ehli bir insan, aynı zamanda böyle hüsnü zan besliyoruz. Arifan diyelim, Arifani ilahi, öyle bir kimse. Nereden geldiniz? İşte biz Yahyalı Hacasen Efendi'den, bakın oturun beni dinleyin diyor. Bunlar işi fark eden kimseler.
Mürşid-i kamil diyelim ki uzak bir belde, oralara cisim olarak yetişemediği için işte evladım orada arkadaşlarımıza şu şu vazifeleri yapın der. Bir vekalet verir. Diyor ki vekiller çok olabilir ama Hacasın efendi asaleten geliyor diyor. Asaleten demek bizzat sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizden gelişini söylüyor. Budur, mühim olan onun tasdikidir. Efendimiz ruhen hayattadır. Eğer bize sorarsanız her şeyiyle hayattadır. Çünkü cismini toprak yemez, gölgesi yere düşmez, nereye gidecek olsa bir bulup onu devamlı gölgeliyor. Hayatta o. Efendimiz için biz yanlış söyleriz diye çok çekiniz o Allah'ın Nebisi, nebilerin nebisi. Cenabı hak peygamberleri halk edince bir nur onları tamamen kapladı. Dediler ki, Ya Rabbi, nuru bizi kuşatan bu kimdir? Siz onu tasdik ediyor musunuz? Bu mevaibi ledüniyyede geçer. Kabul ediyor musunuz?
Evet, Ya Rabbi biz onu tasdik ediyoruz, ben de sizin peygamberliğinizi tasdik ediyorum bu Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem buyuruyor. Biz ne anlıyoruz Hatemül Enbiya denildiği zaman, nebilerin sonuncusu bütün nebilerdeki güzelliğin kaynağı demek o. İşte peygamberler anlatılır, biz de bunu duyarız. Bir Eyyub Aleyhisselam dendi mi sabrıyla. Bir Yakub Aleyhisselam dendiği zaman sabrı ve gözünden akan ilahi yaşlar bir Yusuf için ağlamaz o. Onu iyi ele almak lazım. Öyle gösterimlerdeki ne de ifade gibi değil o. Onun gözündeki yaşlar ilahi yaşlardır o. Bakarsınız Musa Aleyhisselam da ayrı bir güzellik Kelimullah'tır. Allah'ımızı risaletle ve Kelimullah olmakla onu seçmiştir. İsa Peygamberimizi görürsünüz. Hep bu güzelliklerin kaynağı Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellemdir. Bizim yüz yaşına yakın bir amcamız var fakat zeka yerinde.
Böyle yaşlandı, çok unutkan da oluyor insan. Ondan sonra hatırlayamıyor fakat bu zatta öyle bir şey yok. Beni zeki ayet-i celileleri hafız gibi okuyor, Hadis-i Şerifleri okuyor. Bu bize bir hususu anlattı. Böyle görüşme esnasında dindi ki: Musa Aleyhisselam, Aleyhissalatu Vesselam Efendimize ümmet olmak istiyor. Hemen çok tatlı bir şekilde müdahalelerde bulundular, çok güzel bir şekilde. Efendimizle münasebeti olmasa sallallahu teala aleyhi ve sellem demezdim. Böyle bir kimse dedi ki efendim bütün peygamberler dedi ona ümmet olmayı istediler diye. Bak, Allah'ımız bize lütfediyor onu peygamber olarak sallamaz. Bir hadiseydi, Bosna Hersek'te iyi bir sıkıntıydı. Çok Müslüman katledildi, bu gazete gibi. Aslında, Tanrırsınız tarihçi bir hocamız ona dediler ki, hocam bu ne olacak böyle? Elli binin üzerine çıktı, vurmuyor Müslüman olacağız dedi. Yeter, bir Müslüman olmak her şeyi tamamlar.
Yeter ki bu evsafı haiz olabilelim. Demek ki, aleyhisselatu vesselam Efendimiz nur, Kuran-ı Azimüşşan nur, Ashab-ı Cüzin efendilerimiz nur. Bunun yanında nurun olmadığı hiçbir şey yok. Her şey o nurdan meydana gelmiştir. Şimdi suyu ele alacağı suda nurdur. Bu elektrik neden hazır oluyor? Suyun süratli bir şekilde çarpmasından meydana gelir. Bunun biz teknik günlerini, detaylarını bilemeyiz ama genelde budur. Rüzgar da bir nurdur. Ondan da bu ışıklar zaten Araplar öyledir. Elektriğe nur ifadesini kullanırlar. Her şey nur. Hazreti Cabir soruyor, ya Resulallah, Cenabı hak alemde hiçbir şey yok iken neyi halk etti? Muhammedin nurunu halk etti sallallahu aleyhi ve sellem ve o nurdan her şey hasıl oluyor. Kendisi nur zaten. Allah'ımız bize o nuru hem zatı ile hem de Kitabı Kerim en büyük mucizesi ile halk ediyor, lütfediyor.
Yani şu başımız secdelerde şükredeyle, çürüse bile alnımız, bunun şükrünü eda edemeyiz. O Kuran-ı Kerim'deki güzellikler, onurlar. Es'ad Erbili hazretlerinin huzurunda mevzuyu böyle dağıttığını biliyorum. Toplanırsın inşallah. Meczup şeklinde birisi var. Yani bu meczup üzerinde çok duruyor. Meczup dendiği zaman o bağırıp çağıran, kendinden geçen yakayı paçayı yırtan değil o. Haydi böyle bağırıyor, çağırıyor, yakasını, paçasını yırtıyor diyelim, bakıyorsun arşı görüyor, kürsü görüyor, lev kalem, ne olacak? Bu Allah'ın bir lütfudur. Buradaki şu ölçüyü hiç kaybetmeyeceğiz biz. Bak şeriat, tarikat, marifet hakikat diye sıralanır. Hep bunlarda esas nedir? O kendinden geçen bazen şatah var, değişik görüşmeler var. Bunlarda ölçü şer-i şerife riayet etmektir. Eğer dikkat ediyorsak Kitabı Kerim'e ve Sünnet-i Muhammediye'ye bundan havuh ve keder etmeyiz diyor büyüklerimiz.
Diyelim ki adamın hiçbir hali yok, fakat elinden geldiği kadar emri ilahiye riayet ediliyorsa bundan da keder edilmez. Dedemin Rahmetullahi aleyh demek ki ilim ehliymiş dedem ama çok okumamış. Çok okumamayışı şu, yanındaki kimseleri çok yetiştirmeye çalışmış. Demişler Mustafa'm bak kendi dersin var onları yap, ne kadar bir şefkat, ne kadar bir merhamet varsa o yanındaki öğrencileri böyle talim eder, onlar tamamen malumat sahibi oluncaya kadar uğraşırmış. Bu şefkatinin eseri olmalı ki Cenabı Hak ledünni olarak kendi tarafından da ilim nut etmiş. Öyle bir hutbeleri var, öyle bir görüşmeleri var, zaten görüşmelerinde bayılmalar meydana geliyor. Çünkü o kabul dermiş, zaten diyeceğimizin biri buydu, ona geçmeden önce tarikat diyoruz, marifet diyoruz, hakikat diyoruz hep bunların temeli şer-i şeriftir. Bunun dışında hiçbir şey yok.
Bak biz dedik istiğfar okuyoruz, istiğfar okuyoruz Kuran-ı Kerim, Es'amri Efendimiz neden istiğfar okuyor? Her zaman, her an makam kaydediyor. Bir evvelki makamın bir buz halinde oluşundan deniyor, bir de kendisine mahsus efendimiz de bir beşerdir nihayet. Sallallahu aleyhi ve sellem o hallerden dolayı da diyorlar. O hallerden dediği başka bir hal ne yoktur zaten. Bakın efendimizin zaten bakacağız, ondan başka bir kimsemiz yok bizim. Bir abdest almaya çıktığı zaman, her şeyi müstesna. Sonra bakıyorsunuz ayrılırken, ayrılırken ufana, böyle bir tepe çıkacaklar, tek bir getiriyorlar.
Bir aşağı inecekler, tesbihatta bulunuyor, bir yatağa girecek, hemen dualar ediyorlar, halktıklarında dualar ediyorlar, eve girecekler, mescide girecekler, her şeyi nur, ibadet ve taat, Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın hiçbir şeyi boş bırakmamış her şeyde bir yemeği yerken dahi, şimdi bu diyetisyenler bilmem planlar var, Aslında pek gerek yok. Bazen müracaat edebiliriz, gerekli yerlerde. Efendimiz zaten onlar demeden önce ifade buyurmuş. O Medine'nin yarı yakınına Hristiyanlardan bir doktor gelir, yillarca da kalmış, doktorun dikkatini su çekmişler. Böyle diğer aklımdan geliyorlar, diğer kabilelerden geliyorlar, görüş sahiplerinden geliyorlar farklı farklı. Bak Ashab-ı Güzin efendilerimizden hiç müracaat eden yok ve soruyor diyor ki niye diyor sizden gelen yok, yani size diyor peygamberimiz ne söyler, ne haber verir, der ki bize acıkmadan yemeğe oturmayın.
Aynı zamanda Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz, daha yemeğe arzulu iken kalkın. Öyle söyler ki komşusu açken tok yatan bizden değildir buyuruyor. Komşumuz ızdırabın içerisinde, öyle bir ızdırap ki, acaba diyor öldüğüm zaman cennette yemek yiyebilir miyim diyor. Yani nasıl nasıl içen, nasıl gezen, nasıl tozan? Şimdi diyor, elhamdülillah istiyorduk bunaldın, sıkıldın, daraldın, şöyle bir seyahat ediyorsunuz, buna seyahat dinmez. Buna bunalma ve daralma dinmez. Bunalma ve daralma bizim dinimiz için olur, İslam için olur, Kuran için olur. Bunun dışında biz eğlenecek kimse olmamalıyız. Bir şiir vardır eğlencesi dervişin tevhid olur diye, Tam söyleyemediğim biliyorum ama anlam bu. Eğlencesi tevhid olur diyor. Bizim eğlencemiz tevhid olmalı, ibadet olmalı, taat olmalı, zikir olmalı, her şeyimizde Resulullah'a tabi olmak olmalı, her şeyimizde.
Öyle bir yönüyle değil bizim efendimiz alemlere rahmet, her şeyiyle bir nur. İstiğfar dedi böyle, tevhitza'dan geçiyor. Falemennehu la ilahe illallah buradaki inmesi ilme'l yakini ifade ediyor. Hakkal yakini ifade ediyor. Tevhidi Kusu, Tevhid-i Şuhu. Hep bunları ifade ediyor. İnşallah bunlarda derinleşelim. Evrad ve Ezkarımıza iyi dikkat edelim. Bir de ilgili olan kimselerimiz bunu anlatacak. Ne diyecek? En azından Hacı Hasan Efendi, Katdesallahu Sırri Hazretlerinin aman ha böyle bir şey dendi, üstümde vebal olmasın deyiveriyim, böyle olmasın. Elini insan ucuyla olmaz, kuvvetli bir şekilde. Allah'ımız Kitabı Kerim'in de Es-Samre, sımsıkı tutunmamız, kuvvetli bir şekilde tutmamız ifade ediyor. Ne diyeceğiz? İşte Hacı Hasan Efendi'nin çok güzel, zahiri batini şifa tarifi var. Orada Evrad ve Ezkarı tek tek tarif ediyor.
Sonra Allah'ımıza hamdolsun ki zamanında böyle bir telefonlar, neler, ses alma cihazları yoktu, fakat bantlar vardı. O bantları da çoğalttılar, onlardan da güzel güzel dinleriz, onu bir kitap haline getirdiler. Bizim gibi insanlara konuştuğu o kitaptaki okuduklarımız. Bir diyanet erkanının fetva kuruluna yapmış olduğu görüşme çok müstesna. Yani öyle bir gün mektebim yok diyordu ama devrin diyanet reisleri mübarek dizinin dibine oturuyordu. Üniversitedeki hocalarımız tek tek not alıyordu, hiçbir şey olmasa bile efendim bir aylık akümüzü doldurup gidiyoruz diyordu. Ne diyordu? Hiçbir şey demiyordu. Kabe bize konuşuyor mu? Kabe'ye yüz yirmi rahmet iniyor. Yirmisine bakana, işte altmış namaz kılanı inşallah hata olmaz, yirmisi de nazara edemez. Bak gözün nurunu arttıran hususlar anlatır. Birisi de nedir? Gözün nurunu arttıranlardan biri evliyaullahın yüzüne bakmak.
Çünkü siz sırf o cisme bakmıyorsunuz. Şurada su bardağı diyelim buna bakıyoruz su var. Eğer bir portakal suyu olsaydı onu görürdü. Kalplerinde ilahi tecelliler olan, hem de esma-i ilahiyyenin, bunun yanında sıfat-ı ilahiyyenin, zati tecellilerin içerisinde bulunduğu nur ehline bakmanın insanda meydana getireceği değişiklik tahrip edilmesi. Biz bakalım yeter demeleri bundan naşi idi, bundan dolayı söylüyorlardı. Efendim, aslında her şey nur olarak zahir ama inşallah şu ayetin bize ibret nazarıyla bakarak kabul edilip içindeki gerçeği görmeye muhakkak oluruz inşallah-u Teala. O nurdur evliyaullah. Sonra tevhidimizi okumakta biz bin tevhid okuruz. Abdülkadir Geylani, KaddeSallallahu Sırrı Hazretlerinin. Çünkü Es'ad Erbili Hazretleri silsile'de kendisine Bağdat'tan geçer hacca gitmek için.
Türbedarına buyurur ki, ben hayatta değilim, yazamam ama siz bizim namımıza yazın, şu biçimde, şu eşkalde bir kimse gelecek. Es'adi Elbili Hazretleri'nin tarih ederler. Eder. Elbili Hazretleri'nin tariflerini zaten türbeder onu görür görmez tanır ve delil saygısını gösterir, bize ayetini alır. Sami Efendi Hazretleri dokuz yüz altmış beşte bu icazetini alır ve üstadımıza gösterince, işte erkekler bin tevil okusun, kadınlar beş yüz, üstadımız bir ömür yandı yakıldı buna. Efendim dedi bana, oradan da görev ihsan buyuruldu dese inanmaz mıydım ki bir icatnameyi gösterdi, öyleyse teslimiyetimde eksiklik varmış dedi, sızlandı. İnanmaz mıydım demek ki bir halim uygun mu değildi diye ve tarif ediyor. Oradan da geliyor. Biz şimdi böyle bir tevil okuyoruz. Sonra Abdülhalik-i Vucrevani Hazretlerinin Hızır aleyhisselamdan aldığı on bir esas. Onu iyi okuyalım, bu çok muazzam.
İnşallah hocalarımız size okusun, onun Arapça olanı da var. Böyle çok güzel vukufu zemani diye okuduğumuz zaman çok istifade edeceğiz. Öyle faydalanırız ki bak zikir yapıyoruz, ama biz zikrullah'ta zikrin içine nüfuz edebilmemiz orada anlatılıyor. Buyuruyor ki zikrettiğiniz zaman zikri unutun, meskur ile olun, zikrettiğiniz Mevla ile olun, ondan sizin kalbinize nur damlasın diyor. Nur damlasın, bu ne kadar önemli, zikrettiğimiz Mevla ile olmak. Biz diğer taatlerimizde de öyle. Taatlerimizden nasip alabilmek, düşüneceğimiz bu. Bilmiyorum yatsı namazını kıldık mı kılmadık mı?
Yatsı namazından bir nasip almak, tuttuğumuz oruçtan nasip almak, yaptığımız nefs ile mücadelemizde, şeytanla nasip alabilmek ve sonra din düşmanları ile yapılan mücadelede, mücadelede bir nasip alabilmek, bütün taatlerimizde infak ederken öyle, adımımızı atarken bile öyle, böyle sesimiz çıkarken bile öyle bir nasip alabilmek taatlerden çok önemli. Mühim olan bu. Biz diyelim bir peygamberlerimizden, memleketimizde de Eyyub Aleyhisselam vesair peygamberlerden bahsediliyor. Onları ziyaret ettiğimizde, onların ilahi güzellikleri bize aksetmeli. Bir nasip alacağız. Diyelim birçok ulema-i kiram ve meşay-ı zan haberlerini ziyarette bizde bir değişikliğin hasıl olması lazım. Bir semaya baksak, aldığımız ibretle bakmanın bir nasibi olacak, her şey de öyle. Kulağımız duyuyor, böyle duyarken bu kulağımızın eşyanın zikrinin de işitmesinden, zikretmesinden bunu duymak suretiyle nasip alabilmek. Bu.
Yoksa Ebu Ali Et-Tekkak Hazretleri buyuruyor ki, Ebu Ali Et-Tekkak Hazretleri, kendi kendine biten ağacın meyvesi olmaz, olsa bile tadı olmaz buyuruyor. Biz ilahi aşılarla aşılanacağız, o aşıda böyle kamil insanın vereceği Evrad ve Ezkar ile aşılanmış oluyoruz ve kendi tabiatımızdan eser kalmayacak, tabiatımız Allah'ın ahlakıyla celle celal eder. Resulü'nün sallallahu aleyhi ve sellem ahlakıyla ahlaklanmak suretiyle iki tane de kalem takar. Burada aşı için ne denir bilmiyorum. Birisi zikrullah, birisi de rabıta aşısı ile gelişeceğiz. Öyle kalmayacağız. Cenab-ı Hak insanı yarattığında, yalnız bir noktayı söyleyeyim. Iki günü denk olan zarardadır. Bugün gün olarak hesap etmeyelim, yirmi dört saat değil o. Zamanın en küçük birimi de olsa bir değişme olacak bizde. Her an bir terakki, her an bir gelişme zuhur edecek.
Bunun için Hacı Hasin Efendi Hazretleri rabıta dönemindeysen rabıta, murakabe dönemindeysen murakabe diyor ve bu gelişmeye işareten Şeyh Mustafa Efendi Hazretleri de, işte efendim benim öyle bir letaifim de yok, kalbimde ne de bir sızımız olduğu yok. O zaman iki hususu soruyor, bu arifandan, yani Allah'ın sevgili kullarından gelen bir söz olur, başka nasıl söylenir? Buyuruyor ki, iki şey sizde hasıl oluyor mu? Aynen, bir hastanın doktorunu muayene için ele alıp, onun tansiyonunu vesairesini, diğer kalp atışlarının nelerini dinlediği gibi bir teşhis koyun, dinliyor. Soruyorum, diyor ki Allah korkusu içinizde hasıl oluyor mu? Her hususta yemeniz, içmeniz, yatmanız, kalkmanız, beşeri, münasebet her hususta evet efendim, bir de ibadet ve taatte zorlanıyor musunuz? Hayır efendim, ibadetler bize çok tatlı geliyor. O zaman endişe etmeyin buyuruyor. Bir tanesi Hızır Aleyhisselam'la karşılaşmış.
Demiş Hızır Aleyhisselam'ı bulmuşken ne kadar sorun varsa sorun gündüz, ele geçer de sen Mevlana ol Şems gelir demişler. Kalbimizin yabancılaşması böyle diyor bize. Kimse gelmez olur mu? Tavsiye isteyince buyurmuş ki Allah ibadeti Celle Celalü sana kolaylaştırsın. İlk anda bu insana çok basit gibi geliyor, öyle değil. Çünkü Allah'ın sevgili dostlarında şunu görüyoruz, böyle akşam ortalık kararmaya başlayınca bambaşka bir sevinç içerisinde oluyorlar. Sabah da aydınlanacağı zaman üzülüyorlar. Niye? Gece ibadet ve taatten mahrum kalıyorum diye. Bu iki hususu söylüyor. Kuran-ı Kerim hususunda dediğimiz gibi Sehl bin Abdullah Ettüsterih Hazretleri buyuruyor Allah'ın kopmaz ip lerinden bir iptir Allah ile kul arasında Celle Celalühu, kim ona yapışırsa kurtulur.
Kaynak: Genel
Kuran-ı Kerim ve İnsanlığa Hayat Verme | Mihmandar