Kuran-ı Kerim ve İlahi Öğütler kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Allah'ımız Kitabı Kerim'ini bize Kuran-ı Kerim bize öğüt olarak haber veriliyor. Bir öğüt, bir nasihattir. Altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye ile itikadımızın tashihi düzeltilmesi inancımızın, ibadetimizin yapılış şekilleri, ahlakımız artık insanoğlunun…
Kuran-ı Kerim ve İlahi Öğütler kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Allah'ımız Kitabı Kerim'ini bize Kuran-ı Kerim bize öğüt olarak haber veriliyor. Bir öğüt, bir nasihattir. Altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye ile itikadımızın tashihi düzeltilmesi inancımızın, ibadetimizin yapılış şekilleri, ahlakımız artık insanoğlunun…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Allah'ımız Kitabı Kerim'ini bize Kuran-ı Kerim bize öğüt olarak haber veriliyor. Bir öğüt, bir nasihattir. Altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye ile itikadımızın tashihi düzeltilmesi inancımızın, ibadetimizin yapılış şekilleri, ahlakımız artık insanoğlunun başından geçmesi muhtemel bütün hadiseler Kuran-ı Kerim'de mevcut. Bütün mükemmelatla, kainatla ilgili konular, hiçbir eksik hiçbir şey yok. Rabbimiz öyle buyuruyor zaten. Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Yaş ve kuru ne varsa hepsi onun da mevcuttur. Kuran-ı Kerim böyle bir Kitabı Kerim bize öğüttür ve nasihattir. Efendimize bakıyoruz sallallahu aleyhi ve sellem bunun şahsında bütün enbiya-ı kiram nedir? Hemen ancak, mütekkir, sen tebliğcisin. Zorlayıcı değilsin.
Hem burada zannederim, Keyif suresinde, hem de şu ara suresinde, Halıkellennicehabbine zorlayıcı değilsin buyururken, şu hususlara işaret ediliyor. Onlar mümin olmadı diye, davet ediyor çünkü Allah'ım bizim. Emirlerine davet ediyor, ona itaat edin diye. Onlar inanmadı diye habibim sen kendi canından olacaksın. Bu kadar endişe duyulur. Sen zorlayıcı değilsin. Bunun yanında ulema-i kiramımız, Meşşa-i zan. Bunların hepsi nedir? Bize öğüt veriyor. Bunlar öğüt verirken kainat da bize öğüt veriyor, su bize öğüt veriyor. Diyeceksiniz ki su bize nasıl öğüt veriyor, bu olacak bir şey mi? Sudaki letaifi, öyle letafet var ki suda, mesela banyolara giriliyor. Bu letafeti görebilsek, bursudaki manevi incelikleri, sırları görebilsek Rabbimize aşık olmamak mümkün değildir ama gözümüz açıldı inşallah. Sizin açıktır diye itikat ediyoruz. Rabbimiz bizimkinde kör etmesin.
Mevlamız şimdi suyla misal veriyor. Bize ders veriyor, suda uyutuyor. Böyle cahil cahil akan, şirin şirin dökülen o sular bize uyutuyor. Ne diyor? Şimdi eğer bursu bazen görüyorsunuz, taşacak olsa, göçecek olsa hiç ne tarlanız, ne bağınız, ne bahçeniz, ne eviniz hiçbir şey kalmıyor. Mesela tsunami hatırlayın neredeyse yapı değişecekti. Harita değişecekti. Korusun meblağ. Bazen de suyun taştığı zamanlar oluyor ki büyük zararlar veriyor. Ama normal bir şekilde devam etse meyvelerimize de toprağımıza da, bize de, hepimize de bir hayat veriyor. Ve bununla misal veriyor Cenabı Hak. Sonra, hava ile misal veriyor. Şu teneffüs ettiğimiz hava ile. Mesela biraz fazla kuvvetli bir şekilde esecek olsa, yok olan, mahvolan kavimler var. Rüzgarla mahvolan kavimler var, isyan edilen kavimler var. Hatta ağaçları diyor kökünden süpür götürmüştür. Kalem suresinde yok.
Kamer suresinde haber verildiği üzere ve bunu biz dünyada da görüyoruz. Rüzgarın çok şiddetli olduğu zaman evi, barkı her şeyi götürüyor zaten. E normal olduğu zaman ne oluyor? Normal olduğunda da havai temizliyor. O olmasın da bakın dünya tutar, alem tutar, hava olmasın. O rüzgar olmasın, dünya tutar, temizliyor. Şimdi ateşe bakıyoruz, ateş büyük bir nimettir bize, nimettir fakat bu tuğyan ettiği zaman ne yapıyor? Milli servet dediğimiz orman, bilmem filan hiçbir şey varmıyor. Yakıyor, yıkıyor. Koskoca çarşı bitiyor. Fakat bu ölçüler içerisinde devam edecek olursan yoluyla, hayat oluyor, o olmasın. İnsan ihtiyaçlarını gideremez, hayat gider. Toprağa bakıyorsunuz, toprakta bitmeyen meyveler yok Allah'ın izniyle ve mevsimine göre de Cenab-ı Hak şimdi kiraz dönemi bitiyor. Ondan sonra ne geliyor?
İşte çilekti o geçti, yavaş yavaş işte salatalıklardı, domatesti, mevsimine göre Cenab-ı Hak bölgelere göre sonsuz, bu nimeti düşünebilsek, sonsuz hamd olsun Mevlamıza. Zaten hakkıyla hamdilemediğimizi de bize kendisi bildiriyor. Şimdi vücudumuza bakıyoruz, vücudumuzda bizim subay, hak terliyoruz. Bir iğne assak da vücudumuza batıracak olsak su çıkıyor. Su var insanda. Ama bursu nefsin elinde olacak olsa ne olur? Haberdığı zaman öfke ile, gazapla nikah kalıyor. Ne din kalıyor, ne iman kalıyor. Kasaba gidiyor. O vücudumuzdaki su unsuru, nefsin elinde olacak olsa, şeytanın aldatması ile, dünyanın sevgisiyle, kıtı niyetli insanların da teşvikleriyle ne oluyor? Hayatımızı mahvediyor, ruhani hayatımızı mahvediyor. Azgınlaşıyor, kötü ahlak gaza milleti meydana geliyor. Dilden çıkan bir söz yerine göre imanımıza, dinimize zarar veriyor.
Havadi ama biz bunu ruhumuzun, aklımızın, güzel duygularımızın esiri olacak olsa vücudumuzdaki su unsuru, ne oluyor? Gözyaşı oluyor. Bir damlası aklımıza vesile oluyor. Füyuzat-ı İlahiye oluyor evradımızda, ezkaremizde, rabıtamızda, murat edeemizde. Bunlar böyle tutulacak bunlar. Neyse bakalım tutun. Neyse tutun bakalım. Şimdi eğer ilahi duygulara esir olacak olsa ne oluyor? Gözyaş olur. Kükreyen cehennem ateşini Cebrail aleyhisselamın elindeki bir bardak su söndürüyor. Nedir bu? İşte asilerin günahlarını hatırlayıp da ne olacak halim ya Rabbi diye gözyaşları, aşıkların, Allah'ımıza muhabbet edenlerin sevgi gözyaşları olarak ne yapıyor? Bizi hiç şüphesiz Rabbimiz katında makbul kılıyor. Bakıyoruz ateş. Vücudumuzda da ateş var, bir sıcaklık var. Bu ateş unsuru nefsimizin elinde olsa artık diğer hususları da menfi olanları da içine katacağım olursa, ne oluyor?
Bizim ilahi hayatımıza çok büyük darbeler veriyor. Dara diyor, bunalıyor, evde geçim yok, ayine ile hayat devam etmiyor. Çocuklar arası sıkıntı, komşular arası yine aynen, velhasıl arkadaşlar arasında bir tatsızlık meydana geliyor. Çünkü bu ateş unsuru nefsimizin elinde olduğu zaman bizim her şeyimizi berbat ediyor. Dediğimiz gibi gazaba geliyor, hiddete geliyor, kibre geliyor, benliğe geliyor, hasetliğe geliyor, tamağa geliyor. Dünyevi arzularla ilahi hayatımızı mahvediyor bizim. Her şey güzel öğüt ve nasihat. Toprak diyelim vücudumuzdaki hemen hemen ekserisi topraktaki elementlerle aynı talepler, aynı özellikte. Bu ne oluyor? Eğer bakımı güzel yapılacak olursa, ruhumuzun elinde olursa, bir mürşid-i kamidin de denetiminde bulunacak olursa, doğru.
O zaman güzel ahlak meyveleri meydana geliyor, tevazu meydana geliyor, cömertlik meydana geliyor, güzel hastalıklar zuhur ediliyor, sayılamayacak hale. Yok eğer bu unsur, nefsimizin elinde olacak olursa ne olur? O taşlar, o topraktan hiçbir fayda hasıl olmuyor. Bir yağmur dahi ona işleyip de verimli bir hale gelmiyor ve zarar hasıl oluyor. Şimdi her şey bize öğüt ve nasihat. Burada elimizdeki eser, nasihatler hakkında bakalım Kuran bize öğüt veriyor. Efendilerimiz, Peygamberlerimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize öğüt veriyor, nasihat veriyor. Büyüklerimizde Arifani ilahide nasihatte bulunuyorlar. Mesela, ya Resulallah, birisi Efendimize soruyor. Bana vasiyet et ya Rasulallah dedi. Gazap etme buyurdu. Gazap etme. Çünkü en kötü illetlerden birisi bu. İllet hastalık. Bunu Mevlana'mız şehevi duygusunu ve gazabını yine, peygamberlik damarı üzeredir. Şehevi hususunu ve gazabını yine.
Oktaralmalar var, bunalmalar var. Şu yollarda dahi ışıkları geçerken bile ne kadar öfkeler var, ne kadar sinirler var. Havuzdan, dinden çıkan sözler belirsiz. O bir sıkıntıda neler meydana geliyor nefsimize olan hareketlerinden de, her şey bitiyor ne deriz. Her şeyi bitirecek gibi oluyor bize. Çok kötü bir illet. Bunu Sami Efendimiz hazretleri, gazaptının simasını o söylediği için söylüyorum bir gutbul aktab. Gakkesallahu sırre hınzıra müşabih, buna benzetiyor. Akıl çıkıyor zaten. Gazaplandığı zaman akıl çıkıyor. Ne dediğini, ne söylediğini bilmiyor. Elhamdülillah bu yol bizi dizginlendi, dizginledi, gemlediği için, istiğfarla bizi bir dizginle, tevhidle öyle, salav-ı selamle öyle bilhassa ruhani taatlerle, ruhi olan yönleriyle, ölüm tefekkürüyle, rabıtasıyla, zıtullahıyla letaifleriyle bizi ancak durdurabiliyor.
Yoksa iş çığırından çıkıyor, çok önemli olduğu için efendimiz bile buyurmuşlar Sallallahu Aleyhi ve Sellem veya o adamı halinde olan, o adam gazaptır olduğu için diğer hadis-i şeriflere de tekrarere değil de miralem defalarca diyor Rasulullah ona, gazap etme buyurdular. Dedi ki, o sahabe, ya Rasulallah bana bir müddet nasihatinizi artırın. Mesela senin apartmanında bir kimse var, bundan haya ediyorsun. Saygı duyuyorum. Diyelim camide saygı duyduğum bir kimse var. Mahallemde duyduğum var. Var. Bir müftü kardeşimiz var. Bir vaiz kardeşimiz var. Velhasıl böyle bizim ilşadımıza vesile olan kimseler var. Herkesin saygı içerisinde olduğu ne yapıyor? Çekiniyoruz. İşte haya ederiz, utanırız diyorsun. Buna karşı bir çılgınlık yapamıyor kişi. Bunlardan nasıl çekiniyorsanız, onun gibi Cenabı Hak'tan da çekinin. Tabii Cenabı Hak utanmamızda, çekinmemizi, haya etmemizde en layık olan odur.
Siz diyor insanlardan çekiniyorsunuz, aman ha görünmesin, bilinmesin, benim bu halim nikah olup da aleme duyulmasın diye, çekiniyor adam, çekiniyor. Aman diyor benim bu halim duyulmasın. Bu nefsani halim, bu çılgınlığın haberdar olmasın kimse diye nasıl o insanlardan çekiniyorsanız, Rabbi Zülcelal'mizden hay hay edin. Selman-ı Farisi Efendimiz'den de nasihat istemiş. Oturup hak da insanlarla bulunma değildir. Bir sosyal varlıktır insan, yalnız olamaz. Bu mümkün de değil zaten. Fakat insanlarla olduğunuzda, insanlarla olduğunuzda ibadet için olun, öğüt için olun, nasihat için olun. Şimdi kardeşlerimize sunulacak en yakın zamanda. Sunuluyor zaten. Bu devam eden bir çalışmanın, çalışmanın Allah'ın izniyle ziyadesidir. Öyle başlanıp da terk edilen değil. Adımı atınca Allah'ın izniyle ben bu adımı attım, bunda kararlıyım diyecek bir çalışma var.
Onun için bizim ceplerimizde nasıl bir kitap bulunacak? Şu koyun cebimizde kitap bulunacak. En azından üstadımızın not defterinden diye, yine dünya gergimiz çok güzel bir eser çıkardı. Efendimiz hazretlerinin bunu hoca olan kardeşlerimizle, vaizlerden, ütülerden, emekli imamlardan arkadaşlarla okuyorlardı. Mesela onun gibi burada bir kitabımız bulunur. Bulunur. Ne yaparız? Bir pikniğe çıktık. Şimdi yemeği yerken hemen arkasına çay gelmez. O fasında, o arada böyle konuştuğunuz görüşülürken bir fasıla olur. İşte cebindeki nedir denirken bilmem filan çok zor şimdi. İnsanlarla biz yola getirmemiz, bizi yola getirmek çok zor. Bir insana söz söyleyemiyorsun. Yani şuna dikkat edelim desen, biz değiştin. Bunları çok üzülme alarak dikkat edelim. Kendimize çok riayet edelim sevgili kardeşlerim. Yani yoğun bakma alacağız kendimizi. Yoksa bulmaz.
Yoksa şu hale göre davranıp gidemeyiz, biz böyle bir varlık değiliz ki. O başka varlıklardır. Hayvanlardır gelişigüzel hareket vermiş olacağız biz. Devamlı her hareketimiz bir kontrol altında. Onun için o kitaptan çıkarırız, buna benzer kitaplardan. Mesela hadis kataloğu diye çıkarılmıştı. Umbarip gecelerden evvel. Bu ceplerimizde bulunduğunda. Bunlar küçüktür, sırra çöplerimizi. Ondan çıkarır, bir ayeti bulun, bir hadise bulun, vardır onlar. Buralarda bulunur. Yolculuk yapıyoruz, yolculuk yaparken orda okuruz. Yani kendimizi uyandıracak işlerde meşgul oluruz. Mesela arabamızın torpido gözünde veya arpa koltukta diyelim bir Kuran-ı Kerim'dir, bir mealdidir. Mesela Müslüman gençlere din bilgisidir. Allah'a imandır. Aile hayatının kurallarıdır. Allah ellerinin ahlak ve kültürüdür. İslam gençliğidir.
İslam kardeşliği, Fıkb-u sirendir, Kitab-ı Zülüttür, İslami hükümlerin esas ve hikmetleridir, ruh terbiyemizdir, İslam'da nefis tezkiyesi, Kuran'da hadis ve kıssalar ve hisseler, kalbin ilacı, medaridüs salikin bunu elde edebilirseniz, İbn Kayyım El-Cevzi Hazretleri'nin üç cilt, çok müstesna. Dinler arasında diyalog tuzağı, Arapçanın önemi, modern fetvalar ve çağdaş hurabeler, mezhep meselesi ve fıkıh ihtilaflar, çağdaş dünyada İslami durur, İslam ve modern çağı hadis, el kitabı, ana çizgileriyle İslam, Nevevi, Kır Hadis, Tevhid, Tevhid, hakikati. Velhasıl burada yüzlerce kitap tefsir ettik. Bunları siz kardeşlerimize ağzımızın ortasında bazı yumdular. Şu hazırlayanlar yutkun diyorlar. Biz bunu yutacağız. Ceplerimize koyduğumuz o küçük kitaplarda. O arabaların işte torpido gözlerinde vesairelerde.
O eserleri bir yere durduğumuzda okumak suretiyle, bak bunu bütün ifade ederler, yolculuklarda iki saatten sonra da mola yapılmasını tavsiye verirler. İki saatte bir olsun bir mola verin diye. Bir saatlik olursa bir mola verin. İşte yol yakın oldu bilmem ne filan değil, mola iyi olur. Bir abdest alırsınız, bir tazelen verirseniz, iki rekat namaz kılar. O dediğimiz kitaplardan okunur. Mutfakta okunacak kitaplarımız. Siz mutfağı ne zannediyorsunuz? Mutfaklarımız hep televizyonlarla dolu. Kötü demiyorum iyi olan yönlerdir. Bu mutfaktaki bereket yeridir mutfak. O çalınan çalgılarda bereket kalıyor mu acaba? Bundan sonra hepimizde var kitaplar, tamam mı? Bunu bir düzenli hale getirebilirsiniz. Mesela salonumuzda hepinizde kitaplar var. Şu yeni dünya dergisinin çıkarmış olduğu kitaplar bile yeter. Onları güzelce yerleştirir, meşgul oluruz. Böylece kendimizi dar edeceğiz yani.
Yoğun bakım dediğimiz bu. Gelişigüzel yaşayamayız. Bunlar bizim için çok büyük bir ihtiyaçtır. Bu mağdur, daraldım yok. Bilmediğimiz çok meseleler var bizim. Nefsimizin mertebeleri var, ruhumuzun mertebeleri var, sırrın mertebeleri var, ilmin mertebeleri var. Taiptir, sadıktir, vasıldır hep mertebeleri var. Bunları önünde bulundurursak çok faydalı olacak bize. İnsanlarla bir araya gelecek. Geldiğimizde böyle bir araya geleceğiz. Yahu olmuyor, işte konuşun, görüşün, konuşalım, görüşelim zaten bir fırsat doğacaktık. O fırsat doğduğunda da bir hocayı hatırlıyorum, böyle görüşülüyordu. Orada yanlışlıkla bir görüşmeler değildi. Kıymetli bir insan, misafir olarak gelmiş. Bir yol buldu. Dedi ki, ben dedi bir not almıştım, müsam derseniz okuyacağım dedi. Çıkardı, okudu ve bunu derken de o kadar eziliyor, üzülüyor ki zor, İlşadımız var, ıslahımız var. Bak diyoruz sofra, sofra bir üniversitedir.
Sofra bir üniversitedir. Çoluğumuzla çocuğumuzla en çok bir araya geldiğimiz yer ora. Diyorum aman hanım kardeşlerimizi kendinizden ayırmayın. Kendimizden ayırmayalım. Beraber oturun, beraber kalkın. Kardeşlerimiz hanımlarıyla beraber gittiğinde hanımlar bir arada böyle bir ilmi çalışma yapsın. Bak bunun için diyorum, cep ilmi halleri diyorum. Sayamadım bunu, göreceksiniz. Bu haber aldığıma göre, Verener dininin hizmetleri bunlar. Allah verin diyor, Celle Celaluhu. Senin kardeşlerim sizden memnunuzsa teşekkür mahiyetinde söylüyorum. Şimdi efendim ceplerimizde öyle, arabalarımız da öyle, mutfaklarımız da öyle, salonlarımızda öyle bir araya geldiğimizde bu şekilde bir araya gelelim. Çok güzel olacak, çok faydalı olacak. İlk anda nefse zor gelin. Sonra da biraz daha anlat bakalım, bende sıkıntılıyım. Hep hayatımız bir hoş geçiyor, dikkat etsek ne diye uyanmamıza bunlar vesile olur.
Kardeşlerimiz bunu çekerken memnun olduğumuz şu, bir başka yere de duyururlar mı diye aleyhissalatü vesselam efendimizin burada bulunanlar bulunmayanlara haber versin diye. Bu mesajlar var, yeterli, düzeltiler, tavsiyelerine böyle olur mu? Başka türlü olmaz ki. Yani şu görüşmemizde, siz zaten gayret ettiniz. Efendimize ne demiş? Kaydetmezsek siz ne hediye götüreceksiniz? Bir gün bir sahabe ziyaret edildi, ziyaret edildi. Dedi ki dostum bana bir hediye gönderdi mi? Yok dedi, öyle bir hediye de yok dedi. Orada bir şeker paketiydi bilmem filandı, yoktu. Yok dedi, bana kardeşim her zaman hediye getirir dedi. Yok dedi, öyle bir hediye de yok. Yahu selam göndermeyin evet gün işte o hediye odur. Bizim hediyelerimizde bunlar olsun. Bak ne denir bu ne güzel. Bunu nereden bulacaksınız bunu? Çok mühim eserler bunlar. Devson, Devson, yani bunu kardeşlerimize hediye olarak götürelim istiyorum.
Bak bu notlar neler alır diyoruz oturduğumuzda, onlar boşuna hazırlanan çalışma değil, yine bir neyin çalışması onlar. Hani adım atıldı ama sağlam adım attıklarını görüyorum. Yirmi tane üretim görevlisi hazır görüyorum. Güzel, herhalde yazıyorsunuz. La ta'da, gazap etme, artır ya Rasulallah deyince, nasıl ki böyle bir mahalle büyüğünden insan çekin diyor. Bir muhtardan çekiniyorsunuz, bir aynasından çekiniyorsunuz işte. Bir berekileri cinsinden. Böyle saygılı olan insanlar. Ondan çekindiğiniz gibi Allah'tan da korkun Celle Celalühü. Selman-ı Faris Efendimiz bir dostuna nasihatte bulunmuş. Aman ha, insanlarla bir araya gelin. Derken yalnız bir köşede oturalım mı? Gelin de böyle hayırlı tavsiyelerini bir anda söyleyemezsiniz. Bu zor, selam verirken, ikinci defasında böyle hal hatır sorarken birden dolmaz. Sende diyecek, benim gibiydin be oğlum diyecek kalkacak. Sende benim gibiydin.
Kalkmış bana öğüt veriyorsun. Bunu gidipmemenin yollarına diyeceğiz. Ne yapacağız? Ya bende aynen öyle senin gibi yaşantım var ama bir görüşmede bulundum da, şöyle bir tavsiye yapmışlardı diyerek alttan alacaksınız. Alacak dervüstühü'l-Arabî bu din nasıl kemal bulacak? Nasıl olacak? Bu iş nasıl yürüyecek? Sahabe-i Kiram bir araya geldiği zaman diyor Vel'asır suresini okumadan ayrılmazdı. Ben size huzurunda bulunduğumuz Mürşid-i Kamilimizin sadece bir sözünü hatırlatayım. O bize ne kadar devrat ve ezkarımızdan ziyade kimlere, kimlere etkile bulunup da hayrını bir insan haline getirdik, şu cemiyete zarar vermeyecek. Şu memlekette sıkıntı açmayacak, huzurlu bir ortamı meydana getirecek kimselerde neler hazırladınız onu ister. Bunu arzu ederlerdi. Allah da bunu istiyor zaten Celle Celalühü. Habibi de bunu istiyor. Evliyaullah da bunu istiyor. Demiş burada.
Beş şeyi buyuruyor, uzat size tavushi gidiyor. Çok önemli. Adam size hakaret ediyor, yatıyor. Nefsinize büyük dardeler açıyor. Siz ona karşılık vermeyin. Bu bütün ayet ve hadislerden mülhem. Yerini bulmaya çalışıyorum da, hatırlamış şu. Ayetlerden mülhem olduğunu söylemek istiyorum. Gönüllerimize iyi yerleşsin ve faydalı olalım Allah'ımızın kullarına elimizden geldiği kadar. Bizde bir hayır yok ki diyeceksiniz ama hizmeti değildir. Belki bizde de bir uyanış olacaktır. Eğer zulme uğrarsanız siz zulmetmeyiniz. Size adam gelmiş, ne diyor? O zaman, bunu bundan dolayı da şımarmayın. Sizi kötülüyor. Kötüllediği zaman da, o parmayın. Sizi yalanlıyor. Yok, bir şey değil diyor işte, sahip duruyor. Efendim, Allah'ımız daveti derken, bir şeytan çıkıyor, milyarlarca insani peşinden Şeytanın davetine uyuyor insanlarımız, kibir ederek ve yalanlayarak Allah'ın emirlerini terk ediyor.
Habibinin tavsiyesi de şeytan mı yılan bir şey? Bakıyorsunuz koskoca Musa aleyhisselam, bir firavun, dört yüz yıl mücadele ediyor. Musa peygamberin getirmiş olduğu Allah'tan birbirlerine, celle celalühü, hakikatleri yok etmek için, olmadık hileler ve desiseler, düzenler oluyor. Koskoca bir İbrahim aleyhisselam, Allah'ımızın hali, dostu dediğimiz. İbrahim aleyhisselam karşısında bir Nemrut, insanlar Nemrut'a bulur. Yahu Nemrut bunu dedi diye, Firavun bunu dedi diye, şeytan ve avaneleri dedi diye, onların yoluna uyanlar bunu söyledi diye hakikati nasıl terk edebiliriz biz? Bundan dolayı birbirimizi uyaracağız. Diyeceğiz ki, Rabbimiz Nur suresinde katiyen, şeytanın adımlarına uymayın. Adım ne demek? Fikirlerine, bunun aldatmalarına katiyen uymayın. Nefisle aldatıyor. Koskoca hakikati bize göstermiyor. Deniyordu ya Ezadı El-Bid-i Dil hazretlerinden.
Bakıyorsun koskoca bir Mürşid-i Kamidin söylediği esas tamamen tersine çevirdi. Mürşidlerimiz, peygamberlerimiz. Mürşidlerimiz, sıddık-ı Azam ve devamlı. Bakıyorsun, altüstluk nere? İşte Musa aleyhisselama, İbrahim aleyhisselama karşı çıkanlar gibi nefsin arzu ve isteklerinde olanlar bozuk daha ucuz. Ne yapacağız? Biz onların da irşadını isteyecek ahlaka ilişmemiz ilişmemiz gerekir. Rabbimize yalvarıp Efendimizin kendisine hakaret edenlere dahi Taif'te, vavme hidayet verdirdiği gibi dualar da olacak demiş ama katiyen biz hakikatten vazgeçmeyeceğiz. Çünkü onların söylemiş olduğu sözler bak şurada, mesela, bu Allah'ın veli bir dostluk hadiste, bize hakikatleri söylüyor. Bu hakikatleri söylerken, buna tapoz olanları hiç tanımlayacağız.
Ne kadar riayet gidemiyorsak dahi, bunlar Allah'ın sevgili kullarının, gönlün nur olan kişilerin kalbine Kuran'dan ilham olmak ve Hadis-i Muhammediye'den bildirilen hakikatlerdir deyip teslim olacağız. Nedir o teslim olacağımız? Zulme uğradığınız zaman siz zulmetmeyin, nefsinize yapma hakaretten dolayı. Sizi yersiz bir şekilde, övüyorlarsa bundan dolayı şımarmayacaksınız. Yeriyorlarsa bundan dolayı da feryadı tutan koparmayacaksınız diyor. Yalanlıyorlarsa, bunlardan da gazaba gelmeyeceksiniz. Allah'ın Rasulünde olduğu gibi. Bayezid-i Bistami'de olduğu gibi. Diğer Allah'ın sevgili kullarında olduğu gibi memleketinden çıkartılmış. Sayaneti derlerse siz ona hıyanet etmeyin. Yapmayın siz o düşük hareketlerde bulunmayın buyuruyor bize. İbrahim bin Ethem hazretlerine gelinmiş demişler ki efendim bize bir tavsiyede bulun. O da buyurmuş.
İnsanlar dünyaya kendisini tattırıp ahireti unutunca, siz ahireti unutmayın. Dünya işlerimizi görmekle birlikte deyin ki rızkımız helal olsun diye çalışıyoruz ve etrafımıza da yardım etmek, Allah'ın yolunda hizmet için çalışacağım deyin. İnsanlar dışlarını süslerken, dışına önem verirken, siz gönül aleminizi süslemeye çalışın. Kalbin beş hususiyeti var, ölü kalptir, hasta kalptir, gafil kalptir, diri kalp, uyanık kalp. Kalbinizi biri ve uyanık hale getirmeye çalışın buyuruyor bize. İnsanlar hep evlerini süslemekle meşgul oluyorlar. Siz ise kabirlerinizi, amellerinizle güzel taatler ve tezyin ediniz. İnsanlar bakıyorsunuz, bir başkalarını hep ayıplarıyla meşgul olur. Burda Hıyana suresinde geçiyor. Hıyana suresinde, şimdi Ebu Cehil, efendimiz aleyhissalatü vesselamın söylemiş olduğu, o mübarek kelamlara karşı çıktı. Çünkü efendimiz tavsiyede bulunuyor.
Namaz kılmalarını, Allah'ın emrine celle celaluhu uymalarını tavsiye ediyor. Bunu diyor bana söyledi diyor. Kıyamet suresinde bakın hemen ikinci sahibesinde görürsünüz. Derhal diyor yandaşlarının yanına koştu, Muhammed böyledir. Bakın Raşiye suresine geçin. Orda efendimiz ilk ottan haberimiz Bu otu ne insanı doyurduğunu, ne de aşk bıraktığını, bu diyor böyle değildir. Bu böyle değildir, şu şekildedir diyor. Efendimiz ne söylemişse, onun hep muhalifini yapmaya çalışır. Yani uyanık olun. Kuran'da sadece Firavun, Kuran'da sadece Nemrut, Ebu Cehil bunu yaptı değil. Ona uyan insanlar da böyle yapınca siz onlara kanmayın diyor. Altanmayın diyor. Koskoca hakikatleri terk etmeyin. Burada hacasın efendimiz, Kaddesallahu anh sırra, tanınması öyle kolay olmadı.
En son, en son, birkaç sene kala, ta Sami efendimiz hazretlerine efendim ne olur dua et, misafir gidecek, misafirim geldiğinde evine kabul edecek kimsem de yoktu. Sonra Allah sizleri lutt ettiği ihsan etti bunun samimi çalışmalarının neticesi ki, şu cemiyet nur olsun. Hep bu şekilde yönelelim bunu. Ama biz iraeti olacağız, güçlü olacağız, kuvvetli olacağız. İmanımız yıkan, yakin. İbadet ve taatimiz Allah'ımızı görür gibi ahlakımızda, verilen Evradıyla, Eski Harbiden, tavsiyeleriyle güzel ahlaka sahip olacağız ve şurada buyurulduğu gibi çok güzel esastı burada geçelim. İsterseniz bunu diğer Hadis-i Şerifleri de perçinleyelim bir maddesiyle, eğer size kötülük edecek olan kimse varsa, siz ona en güzel mukabele ile karşılık verin diye buyuruluyor. Bu böyle olacak, bizim güzel ahlakımız görürsün. Üç, helal et.
İnsanlar başkalarının ayıpları ile meşgul olurken, siz kendi ayıplarınızla meşgul olun. İnsanlar, insanların hep övgüsünü istiyor. Yani bir hizmet etmişse, onun aferini için anlatmadığı durum yok. İşte şöyle oldu, böyle oldu, bunu gösterebilmek için ırk dereden su eder. İnsanlar böyle yaparken, insanların beğenisini, insanların görgüsünü kazanmaya çalışırken, siz, Halık ile Lemyezel'e, onun emirlerine son derece riayet edin, dikkat edin. Bu da, bu konu bitecek gibi değil. Müminin sıfatları var, bunu size söyleyeyim. Müminin, kamil müminin sıfatı nedir? Şu dünyaya aldanmamak, aldanmamak. Onu tepemizin üstünde değil, ayağımızın altındaydık. Ey dünya seni, seni hayırlı hizmetlerde kullanacağım diyebilmek, hayırlı hizmetlerde, insanlığın rahatı, huzuru, sevgisi, Mevla'mızı bulması için gayretinde. Zikir ve ibadetle meşgul olmak.
Tabir tabiri hatırlarsak, gönül mü hatırlarsak, ebedi bir alemi hatırlarsak öyle rahat ve rezil gibi de değil şu dünya. En büyük fırsat bize. Ne yapabilirsek? Çünkü belirsiz, hayatımız belirsiz. İnsanların elinde olanlara da göz gitmemek. Yiyecekte, içecekte, yemelerde az ve çok ne ise az ve çok değil. Yiyeceğimizde, içeceğimizde, giyeceğimizde fazlasına meyletmemek. Fazlasına meyletmemek, kifayet ve miktarı ile hayatımızı devam ettirmek. Fakir ve yoksulları da gözetmek. Bunu birkaç şekilde ulema-i kiramımız alıyor. Şehvetler deyince, baş olma arzusunda. Çünkü şehadetiyle bu arzu yemek, istek yemek. Sonra bir cinse karşı olan Allah korusun kötü duygu, daha sonra hayvani duygular, nefsani istekler, dünyevi muhabbetler, bunlara uymamak. Söylerseniz had sözleri, hayır sözleri söyleyin. Uykuyu ibadet için isteyin. Zaten az yemelerde azalacaktır. Allah korkusu için gayret gösterin.
Mevla'dan korkmaya. O korku gönlümüzü işgal etsin ve arzu ve isteğimiz hep Rabbimiz olsun. Devamlı Rabbimizin bizi gözetlediğini bilelim. Insanların dedigudulu meclislerde bulunmamak ve şu dünyada garip gibi bir hayat yaşamak. Çünkü asıl memleketimiz belli bizim ahirettir. Ve Allah'ın sevgili dostları ile de bir araya geleceğiz. İstifa edeceğiz. Faydalanacağız. Katiyen yanlış fikirlere dalmayacağız. Açıkmadıkça da yemeyeceğiz. Ancak zaruret miktarı konuşmak. Uyku ancak talebe çalarsa, mesela Kuran-ı Kerim açtık okuyoruz biz. Okurken bir kelime dahi gidemiyoruz, uyku basmış ya. Ondan sonra hadis-i şerifler, hayırlı kelamlar, burada bak size söyledim. Bu, bu dediğimiz notlarda da var. Bu ayrıyeten. Çünkü iki günü denk olan zarardadır. Biz aynı devamlı o program demiyor kardeşlerimiz. İkinci bir programı söylüyor size. Bu da bizim azmimizi artırsın sevgili kardeşlerim hepinize.
Allah'ımızın bizden istediği nedir? Açın Pegere suresinde ilk ayeti celine, esame. Allah yolunda sarftır. Allah'ımız gönüllerimizi bildirir. Ona karşı sevgili olursak. Evet. Mesela Evrak Ezker okumuşuz, bir daha okuyoruz. Bu zarar kemkesinden. Bir daha okuyoruz, okurken dalmışız. Biz mevcudu yapamıyoruz. Hep Rabbimize karşı bunu diyemez. Bu kadar nimet ihsan eden, sayılamayacak kadar, nimet bahsiden mevlamıza karşı bir şey diyemiyorum. Siz düşünün. Şu aldığımız bir nefese yetmez o yaptığımız vazife, bir nefese. Mescitlerde oturmaya dikkat edin. Böyle elbiseleriniz de yerine göre Yaman olsun. Buyuruluyor. Üç aylarının vazifelerini biliyorsunuz. Geliyorum artık. Bin teyit'dir. Siz bize gayrı söyleyin bunları aman dikkat edin diye. Birbirimize tavsiye ederim. Bin la ilahe illallah. Niye böyle üzülüyoruz derseniz, yapmayanları çok görüyorum. Hepsi şey değil.
On beş, on sekiz dakikada bin Tevhid okunur. Şeyh. Mevla bizi unutmuyor. Onun bir an iradesi duracak olsa, bir saniye değil. Saniyenin milyarda biri değil. Şu kanımız hareket etmez bizim. Hayatımız son bulur bizim. Ayın güneşin ziyası deyip şey kalmaz. Hani bu kadar nimet girer Cenab-ı Hakk'a karşı. Olmayız Rabbim katında sevgimdir. Yazmış olduğu eserler, o dualar ve zikirler kitabı. Ne güzel. Burada mübarek geceleri vazifeleri ürenler. Birbirinize fotokopi yaptırırsınız. Medine'de tahmin kitaplar yoktu. Bak, yine bu yola dahil olmuş. Bu yol dediğin nedir? Yine ibadet ve taate muhabbet etmiş. Yoksa bir ay yol çizildiğini miydi? Yok. Yol çizilmiş. Hepimiz Müslümanız elhamdülillah. Ne ki? İbadedi mü ben? Kendisi de yine öğreniyor. Bir aşk istiyor, bir muhabbet istiyor, fotokopi bizim yaptırabilir, arkadaşların dağıttı. Alın dedim, bu Regaip gecesi on iki rekat namaz, okuyacağımız dualar.
Şunu bir kaynat, bir çaba istiyor. Üstadımızın evlatlarında da çok güzel yetenekler var. Bir başkalarına Allah'ın izniyle çok iyi tesir edebilecek de hassalar var. Ona göre çalışalım, gayret olsun. El-Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.