Kur'an'ın Manevi Şifası ve Batini Anlamın Derinliği
Kur'an'ın Manevi Şifası ve Batini Anlamın Derinliği kaydında Konya'da birkaç şehir günüydü. O kardeşimiz üniversitede de, zannedelim, hocalık yapan bir zat. Yalnız Kuran-ı Azimüşşan okudu. Ondan sonra da okuduğu ayat-ı ilahiyyenin manasını gelir. Çok güzel oldu. Kardeşimizin okuması aynen şuna benzerdi. Mesela diyelim ki bir Allah'ın cümlemizi hatta afiyet kılsın için rahatsızız. Rahatsızlığımızdan…
Konya'da birkaç şehir günüydü. O kardeşimiz üniversitede de, zannedelim, hocalık yapan bir zat. Yalnız Kuran-ı Azimüşşan okudu. Ondan sonra da okuduğu ayat-ı ilahiyyenin manasını gelir. Çok güzel oldu. Kardeşimizin okuması aynen şuna benzerdi. Mesela diyelim ki bir Allah'ın cümlemizi hatta afiyet kılsın için rahatsızız. Rahatsızlığımızdan dolayı diyelim nasıl bir rahatsızsın? Adamın tansiyonu var. Doktora gidiyor. Doktor ilacı ediyor. Teczaniye varıyor. Tecahire, ilacını alıyor. İlacını alıyor, onu kullanıyor. Bunun terkibini bilse de bilmese de o ilacın bir şey değişir mi? Değişmez. Bir müddet italya, Allah'ın Şafi sıkadını tecelli getirerek sıhhatler olur. Şimdi Kuran-ı Azimüşanı Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim şifa zaten. Kitabı Kerim'imizin isimlerinden birisi de şifadır. Şifa. Bunu biz okunduğu zaman Bismillahi Teala hedeflerimize şifa ama terkibini bilirsek o zaman daha faydalı olur.
Şimdi biz bu manevi ilacın terkibini söyledik hocam, bilebildiğimiz konu. Bu terkibi nasıldır diyeceksiniz. Terkibi şu, yedi batın, yetmiş batın hatta yetmiş bin batın da denilir. Batın iç, iç içe, iç içe manaları vardır. Bitmez ve tükenmez. Yedi batın mana verirsiniz, tahırır gerin demiş, tahır dinleşir. Bismillahirrahmanirrahim. Kuran-ı Azimüşşan'ın manasını, anlamını, tefsirini vermiş. Yalnız burada batini mana dendiği zaman batini mana iç manası. Yedi batın, yetmiş batın, yetmiş gün. Batın manası var. Yalnız bunu nasıl değerlendireceğiz? O zaman herkes kalkar bir mana verir. Kardeşimiz bir mana verir, kalkar bir diğeri mana verir, verir de verir. Bunu şu şekilde tespit ediyor Ulema-i Kiram'mız. Makasıdı şerda, nezih olan şerhi şerife uygun içecek. Zahirine muhalif olmayacak. Nassa Kuran'a ve Sünnete muhalif düşmeyecek. Kuran'a ve Sünnete muhalif düşmeyecek.
Canım benim kafama göre şöyle geliyor, gönlüme göre şöyle diyemezsin. Mutlak zahiri manaya uygun düşme şartıyla. Ama gönlüne düşüyorsa o düşen Zahir ile alakalı bunu derinleşir o. Gelinleştikçe derinleşir. Nasıl derinleşir? Şimdi biz bir karanlık, metan düşünelim. Orayı geçtiğimiz devrelere göre inceleyecek olursak, acı çekirdek diye duyardım ben de sizin gibi, duyardım. Acı çekirdeğin içini böyle bir havanda veya bir hafta görmek suretiyle onunla aydınlanırlarmış. Ne kadar aydınlanınca? Çok az gibi mekan. On beş, yirmi santim gibi bir mekan. Şimdi diyelim ki bir idare gaz kururuz. Teneke, teneke içerisinde gaz var. Onu biz ne yapıyoruz? Onu biz yapıyoruz, şöyle bir yarım metre gibi, bir metre gibi yeri aydınlatıyor. Fakat gaz lambası bir odayı aydınlatıyor. Bir elektrik diyelim, o daha çok yeri aydınlatıyor. Bir projeci daha çok bir aydınlatır. Bir aydı bir güneşti artık tarif edilemez.
Kur'an'ın Manevi Şifası ve Batini Anlamın Derinliği ne anlatıyor?
Kur'an'ın Manevi Şifası ve Batini Anlamın Derinliği kaydında Konya'da birkaç şehir günüydü. O kardeşimiz üniversitede de, zannedelim, hocalık yapan bir zat. Yalnız Kuran-ı Azimüşşan okudu. Ondan sonra da okuduğu ayat-ı ilahiyyenin manasını gelir. Çok güzel oldu. Kardeşimizin okuması aynen şuna benzerdi. Mesela diyelim ki bir Allah'ın cümlemizi hatta afiyet kılsın için rahatsızız. Rahatsızlığımızdan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şimdi Allah'ımız gönlüne, okuduğu Kuran'la, oradan çıkarmış olduğu desrevle, bir mürşid-i kamilin dizinin dibine oturmuş, o Kuran-ı Kerim'e muaylatsın diyor. Diyor ki evladım, Bu Ayet-i Celileye göre istihfarı okuyacaksın, okuyun. Ondan sonra, Bu ayet-i celîleden de bir fiil çıkarıyorum. Tevhid okuyacaksın. Tevhid oku. Sonra Buradan da diyor bir ilaç, salat-ı kiram. Sonra Buradan da bir bidat çıkarıyor bize, ölümü derin derin düşüyor. O öleceksin. Kabre gireceksin ama oraya ne götüreceksin? Rabbimizin katında kendini kurtarabilecek ne amel yapabiltin? Evet ibadet yapıyorsun, taat yapıyorsun ama Allah'ımız bizden bu ibadet ve taatin gereğini istiyor. Mesela kıldığımız namaz ile bizden Cenab-ı Hak çok şeyler istiyor. Sadece kılmakla gitmiyor. Çünkü Namaz biri bütün kötülüklerden alıkoyuyor. Nasıl? Öyle kötülüklerden alıkoyuyor ki bir kötülüğü gördüğünüz zaman elinizle değiştirin.
Bu umeranın vazifesi. Eğer buna gücünüz yetmezse dilinizle değiştirir, bu Ulema-i Kiram. Sakın ha buyur. Mesela yetkililer diyor ki, elle değiştirmede, aman ha, sığarayı evde bile yasaklamaya başladılar. Bunu merak yapıyor. Ulemamız da diyor ki İslam uleması sığaranın haram olduğuna dahil olmuştur diyor. Biz ne yapıyoruz? Buna gücümüz yetmezse kalben razı olmuyor bu harekete. İşte namaz bize neler öğretiyor? Binlerce misalden bir tanesi. Orucun bizden istedikleri var, zekatın bizden istedikleri var, çok istiğfarın bizden istedikleri, Tevhidin, Selamın ölüm tefekkürü mesela bizden ne istiyor? Şimdi çokça haklar kalmıyor. On iki kişi olduğu zaman sen eğitim verebiliyorsun bizlere. On iki kişi olduğu zaman, senin tayin edeceğin öğretmenin ücretini ben vereceğim diyor. Şimdi bu. Sen yeter ki, sen yeter ki insanlara faydalı olmaya çalış. İşte bunu bize öğretiyor. Ölüm tefekkürü bu.
Ölüp bileceksin diyor. Ama Allah'ın huzuruna nasıl vereceksin Celle Celalühü? Sen güzel bir mekan bulmuşsun. Orada on iki kişi, yirmi iki kişi neyse, onlara eğitim verilirse, onun eğitimini verecek kimsenin ünliyetini bile veriyor. Bunun gibi. Allahümizen bunu istiyor. İş istiyor. Rabbimiz bizden iş istiyor. Mevlana'mız dediği için diyeceğim, namazı tarih buyururken iki yatış bir kalkış değil diyor. Bunun bize sağlayacağı birçok faydalar var, daha evvel gidemez, bitirelim. Ondan sonra ayet-i celilesinden sonra, bir mürşid-i kamilin ama icazeti Resulullah'ta Sallallahu Aleyhi ve Sellem, icazeti bizzat peygamberimizle. Bütün alakalı. Şimdi siz bir Reis-i Cumhur düşünün. Reis-i Cumhur'un yanı başında, önde danışmanları var ki, her türlü danışmanı var.
Bir eğitimle alakalı var, böyle diyelim ki tarım ile alakalı var, sanayi ile alakalı var, bu diyanet ile alakalı var, her şeyle alakalı danışmanları var. Aynen onun gibi bir mürşid-i kamilin Hızır Aleyhisselam gibi bir danışmanı var. Ricabü'l Gayb gibi danışmanı var. Onlar boş değil. Kendi başına hiçbir iş yapmaz. Onlar bunaltılmış böyle. Her şeyiyle güçlendirilmiş ol. Ne tür yardımcıdırlar onun? Size bir misal vereyim. Biz o camiyi elhamdülillah yapmaya muvaffak olunur. Yapınca üstağzımızın üst ağzı teşhir buyuruyorlar. Diyorlar ki camimiz hasen ederimiz, çok güzel olmuş ama şu dış derdeki süsleme altı geldi. Onu siz tepeyin dedik. Bunun gibi yardımcı olurlar. Mesela üstadımıza bir tanesi efendim, sen ilahiyi de çok seversin, hasibeyi seversiniz. Bir kasibe okunmuş, bir kaset var, ilahi okunmuş dinler misiniz? Açmışlar, efendime dinlemiş. Derhal yardımcıları ve danışmanlar geldi.
Diyor ki o dinle din ses Hasan Efendi kadın ses. Böyle yardımcı olurlar. Ahdil dikkat edinsek evlatları olarak bizim de çok yardımcılarımız oldu. Yüz altmış tane melektir bir kimseyle meşgulullah. Göz ile alakalı, kulakla alakalı diyorum ya, eğitimle alakalı, sanayi ile alakalı, tarımla alakalı, nasıl ki danışmanları varsa aynen bunun gibi onların da gözle alakalı, kulak ile alakalı, dilin ile alakalı, kalp ile alakalı bütün danışmanları var. Biz zannediyoruz ki yahu ne güzel bunlara ihtiram gösteriliyor, bunlara ihtiram ediliyor. Hayır, bunlara düşünürler onu. Onlar acaba bu lokomotife takılan vagonlara bir zahmet, bir sıkıntı getirir miyim? Ben çok iyi bir şekilde gitmem gerekir ki onlara bir arıza olmasın diye bunu düşünün. Geldi budur. Mesela biz sırtımızda bir yük götürüyoruz. Otuz kiloyu çok güzel taşırsınız. Otuz kiloyu çok güzel taşırsınız.
Ama kırka doğru, elliye doğru yükseldikçe ne yaparsınız? Bunu ben nasıl taşıyacağım dersin. Onlar bu insanlara nasıl bir istikamet, nasıl bir yön tayin edebilirim? Şu beyni nasıl yönlendirebilirim? Zaten konuşmamızın kemeri de bu. Demek ki bu batıni manalar gönüldeki ruhumuzdaki zenginliğe göre değişiyor. Sonra Allahümme salle ya yüverleriine hemen inruvavu alicen kedin buyuruyor. Ondan dolayı ne evladım diyor, beş yüz içten oku, beş yüz içten oku. Efendim şimdi bir de detayif söylüyorlar, o nedir? Esabla. Ne bir ticaret ne de bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Elleri karda, gönüller de yardadır. Kalplere Mevla'yı zikirdedir. Azamet-i İlahiyeyi düşünmüyor ve onun da üç devresi vardır. Sakın ha, ibret ve ezkarım hiç emmiyor diye kimse büyüklerimize gelmez. Bu çok yanlış bir tavulu. Ona tövbe ederiz, istiğfar ederiz.
Daha bir, daha bir gayretli, çabalı nasıl olmamız gerekir bunu araştırırız. Yoksa yapamıyorum, iremiyorum, bir müddet çekemedim denmez rencide oldular. Çok özür dilerim. Bir kardeşimiz söylüyor, gençleri diyor gördüm. Sormuşum, işte Evrad ve Ezkarınızı ne yapıyordunuz? Çekemiyoruz deyince ağlamış. Demiş kiraz azıcık bir vazife. Mevlam'ın sesi hiç unutmuyor. Bak teneffüs ediyoruz şu havai'yi. Allah'ımız şu havai'yi kesecek olsa herkes kes. Hayat-ı kiram. Şu güneş eğer kesilecek olsa, Allah'ımız, iradesini biz çekse, ki damarlarımızdaki kanın devri, onun tüm emri ile iradesi. Onu biz vurdursak hayat durur. Bak baktınız bizi unutmuyor. Biz de Mevla'yı Zülcelal'imizin devamlı anan kimseler olmaya çok gayret vereceğiz. Duymuyor Mevla yüce Celalühü Anıyor. Halık'ımız bizi anıyor. O zaman biz de onu her zaman anmamız gerekir. Allah korusun şu duruma düşmemeye çok çalışacağız.
Allah'ı unutup da Allah'ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimseler. Rabbimiz bunu fethetmiş, o da Rabbımızı Allah bilir. Bizim Rabbımızla alaka kuracak bütün hücrelerimizdir. Biz buna ait Gamet Suresi'nden, GAP Suresi'nden Bu ayet celleyi okuduk, hazr-ı verit damarı kalbin yanından geçen damar diye değerliullah izah buyuruyorlar. O damar Rabbimizle alaka oluyor. Şimdi bu damar kuruyor. Bunun yanında göz ile alaka oluyor. Eğer alaka kurmasaydı galip alemine bakmazdı. Eğer kul hakkı alaka kurmasaydı eşyanın zikrini duyurmazdı Mevla. Şunu Hiçbir varlık yoktur ki Mevla'yı zikretmesin. Ayak miraçta dolaşıyor. Eğer Hazreti Dihye'nin elleri biliyorsunuz Cebrail Aleyhisselam Hazreti Dihye suretinde geldi, cennetlere uzandık. Demek ki biz eğer nefsani hale güm deyip de ruhani aleme yönelirsek, pek onun bunun sözünü etmeden, bu yakışmaz zaten.
Şunu söyleyeyim de çok iyi anlayacaksınız, hem tek tek hem de kadın kardeşlerimiz, şunda odaklanalım. Bu yol nefsaniyetten konuşmaz. Hiç kemalattan konuşurlar. Onun için nefsani her hali terk ederim. Bunlar bizim işimiz yok. Bizim işimiz şu arz ettiğim durumu nasıl sağlayacağız? Düz Rabbımızı nasıl görecek? Bu Rab eşyanın zikrini nasıl duyacak? Buna gayret edelim. Kalp, halk-ı ilahi ile nasıl olacak? Haşyetler nasıl dolacak? Kalp nasıl münib olacak? Mevda'ya her şeyiyle yönelecek? Biz buna bakalım. Bizim öyle onunla bununla oyalanacak, vakit geçirecek zamanımız yok. Mesela büyük iş sahiplerini düşünün siz. Diyelim ki saat beşten önce işini yetiştirecek. Yetiştirmez olmaz zaten. Mutlaka. O adamı siz tutsanız yolda, konuşmak isteseniz der ki gözümün nuru da olsam bırak belki. Çünkü şu işleri yetiştirmem lazım, işin pek yok. Ya bizim ahiret işlerimiz hep yapacağımız iş bilmez bizi.
Onun için hiç oyalanmaya gerek yok. Deyip çalışacağız. Devamlı tayin, devamlı çapar. Göstereceğiz yoksa hiçbir adım atamayız. Efendim biz buna nasıl mana verelim? Çünkü biz cuma günü yok ayet-i kernesini yarıda bırak. Gelin bunu tamamlayalım. Ondan sonra geçelim. Rabbimiz arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve başkalarını ayıplamayı ve servet biriktirip bunu saymayı acep bilmeyenlere yazıklarız. Servetimiz olacak. Olacak ama yolun da sarf için olacak. Bak buna bir bağlayıp da ahireti unutmayacağız. O malının kendisini ebedi kılacağını mı zannediyor? Buyur değil mi zaman? Her şeyi halasıdır. Bizzat gev yaptırmış, her şeyiyle mükemmel. Buna göre. Bunu Said efendi anlattı. Allah rahmet eylesin. Ben diyor evini her şeyiyle mükemmel yaptırmış, boyadım. Adam diyor içine girmeden öldü. Tam diyor gireceği gün öldü gitti. İşte dünya hayır, andolsun o hupemeye atılır.
Bu malını hep ölüm ona gitmiş ya, ahirette unutmuş, malının da kendisini ebedi mesut kılacağına inanmış. İşte bu mal mülk olduktan sonra bana kimsenin gücü yetmez demiş velayet olmuş. O utan hayatına inşallah oturursun. Putamenin ne olduğunu sana söylendi mi? Nedir bu hutame? Allah'ın tutuşturulmuş yandıkça tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan ateşinden ki amedin, onlar bu ateşin içinde sütunlara bağlanmış ve o vaziyette kapıların üzerlerine kapatılmış. Bu sure-i celile-i cemile insanlarla alay etmek, onları çekiştirmek, dedikodu yapmak ve benzeri davranışlar İslam'da haramlıdır. Bir dervişin, böyle bir yolun, böyle güzel bir yolun içinde olan kimseler haddinden böyle bir şey yapamaz. Bundan sizden zaten böyle bir şey unutma, hep hayır unutmuş. İbnü'l Kayyım Elceviziyye Hazretleri'nin bize tavsiyeleri var. Şu haller bulundukça size hiçbir güzellik, hiçbir fayda hakkı bulmaz.
İlim kadar insana faydalı olan bir nimet yoktur. İlim Allah'ımızın Celle Celalü'yü hiç katırız. İlim ama faydalı olmaz. Nasıl olmaz? Na ya nanebbihi. Yuh, çok iyi biliyor. Ama neyi biliyoruz mesela? Biz fani olacağımızı biliyoruz, iyi gün yok olacağız. Bu belli. Yanından geçtiğimiz kaderlerden de, o cenazelerden de neden de hep dönüyoruz ailecek mutlak. Bundan bir kaçış yolu yok. Kaçsan da kurtulamak zaten. Sonra o dünyanın geçici olduğunu da biliyoruz. Allah'ımızın ebedi ve baki olduğunu biliyoruz. Ahiretin de ebedi oluruz ama amel etmiyor ahirete. İş diyor. Cenab-ı Hak bizden iş İlimün, la ikdide ilim ama samimiyetiyor. Böyle öbürlenme için, ben daha çok gülüyorum, daha çok malumatım var, benim okuduğum kitabın bir cümlesini dahi bu okuyanlar.
Demek gibi riyanı hallet ve Allah'a ve Resul'üne uymayış, Evliyaullah'ın yolundan da gitmeyiş, bize hiçbir fayda sağlamaz, o ilmin hiç faydası yok. Nasıl faydası yok derseniz, Allah'ımız Kitabı Kerim'in de bize, Araf Suresi'nde haber yok. Faydasız oldu. O ilmi, mesela Bel'am bin Baure, o neyi bilirdi? Onu bilmediğim var. İsmi Azam duasını bilemedik. Fakat Musa Aleyhisselam'a muhalefeti sebebi ile, Musa Aleyhisselam'a muhalif olur. Ona muhalif olunca Allah belasını verir. Yılanın kovuğundan soyulduğu gibi imandan soyulup gitti. Cenab-ı Hakk cümlemizi muhafaza buyursun. Bakın burada alim ona ilmimizle amel etmezsek, ilmimizle amel etmezsek, ne hale düştüğümüzü Rabbimiz buyuruyor. Onların durumu buyuruyor tıpkı köpeğin durumuna benzer, ayinleri söylüyor Cenabı Hak. Eğer üstüne varsan dilini çıkarıp olur, bıraksan da dilini saklatıp olur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu budur.
Bu kıssayı anlat, kumunu ibret alırlar bunu. Billenin bilmek ihlas olmayınca, samimiyet olmayınca, muhabbet olmayınca ilahi ve fayda da bilmeyince Rabbimiz muhafaza buyursun, bu duruma düşürüyor bizi. Mesela Cuma suresinde, Estairi Billah Araf Suresi'nin Kıpe, Cuma Suresi'nde de kendilerine Tevrat'ı iletilen, sonra onu taşımayanların durumu, koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür. Allah zalimler toplumunu doğru yola, iletmez buyuruyor. Cenabı Hak muhafaza buyursun çok ağır, tehdit çok ağır. Ağır. Okuduğumuz ameliniz, bak biliyoruz ahiret hayatı, hareket ediyor. O varken burada neden boş kişiyle meşgul olacağız? Onun bunun vücudu üzerine gerekli. Üzerinde teslimiyetimizi daha güçlendirip kardeşlerimize çok memnunuz. Ama daha güçlü olmak için bunu söylüyoruz. Daha man ha, kuvvetle gidelim.
Arabamız öyle murattı, serçe idi, kartaldı bunlar olmasın. Demera olsun, Mercedesler olsun, çok güzel arabalar olsun ki Allah'ımıza vuslattan çok güçlü gider. Böyle altı silindirli, sekiz silindirli arabalarla gider. Topağnılarla, bilmem planlarken değil. Hatta murakabelerle füze gibi gidelim Rabbimize, daha güçlü gidelim harika. Bunun için söylüyorum. Çünkü bu yol tüm kardeşlerimize açık, bu mübarek yol bizi böyle götürür. Ama niye gidemiyoruz? Tüp biraz sarısak, adap Risalesini güzel okusak, Üstadımızın eserlerini okusak, müsaadeleri okusak, çok faydalı o öyle. Bedenin, muhatdalün, Antadillahi ve hakkdime diridir. Beden şu vücudumuz bir nimeti ilahidir. Bu konu ayat-ı ilahiler oydu zaten. Allah'ımız, kirli celali. Allah'ın ne güzel azalarımızı birbirine uygun şekilde, gözümüz, kulağı, ne güzel kerata. Hiç hayvana benzer mi sevelim? İnsan şekil olarak da çok güzel.
Mesela giymesinde içmez ne hayvanlar neyiyle ye? Ağzuyla ye, temizlik de bilmezler ama senin elinleyiz. Her şeyiyle insan mükemmel. Bu mükemmeliyeti, ruhumuzun da güzelliğiyle, ibadetle, taatle bilhassa rabıtalarla, zikirlerle, sohbetlerle geliştirip gideceğiz. Ama dedikodu oluyorsa, bir haller oluyorsa o şuna benzer. Allah'ımız tabiatta gösterir bize. Koskoca bir dağ, orman. Ormanı adam pislik yapmış veya ne yaptıysa bir kibrit aleviyle olduğu gibi yanıyor. Yani ekte giderse onu yakmayan ne lüzum var? Ramuslu insanlara yapılan iftiralara ne lüzum var yani? Ne meşhur olacak? Biz teorik olalım. Teorik olalım, çok pişman olduk. Bir kardeşimiz irtihal etti, kabirden dünyaya haber gönderiyor. Demiş ki bana çok tavsiyelerde bulunurdu, aman Arafatalar, zikirler, murakabeler, yetahitler, keşke demiş geçseydi bir detay. Vücudunu toprak, buna yiyemiyor. Bu güzelliklere erişmemiz lazım.
Buralara indirmeyin. Boş bunlar, gece çekersin. Neden? Ama muhatten ulan taabillahi ve fetihbet. Böyle hizmette, çabada, gayrette çok gelecek. Allah'ım öyle bir beyin vermiş ki bize, daha çalıştığı yok ki, çok şükür değil. Niye çalışmıyor? Çalıştıracağız. Rabıta ile çalışsın, ulu akıde ile, yüce kudret, sünnet, sünnet, sünnet, sünnet, sünnet, üne çalışır o. Çalıştığı zaman buna Kürt yetilmesi mümkün değil. Çünkü tefekkürle yapılan saat altmış yıllık ibadetten daha üstündür. Öyle aklımız başımızda iş yapmak. Ne kadar faydalıdır? Fitrun yeculü fima la yan gav. Ama fikir, Allah'ımız beyin vermiş ya, çalıştırmayın. Daha hala gözümüz haramdır, gözümüz hasretler, kulağımız başka söz verdi, dilimiz onlardan korunacağız. Tefekkür edeceğiz. Diyeceğiz ki: Haleciğim benim yol çok uzun. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ya ebazan yol yokuştur diye diyor.
Aman, yüklerinizi hafifletin, ilahları hafifletin, kazığınızı alın, yol uzundur ve deniz derindir. Kadir çok garip. Diyor. Kimi maymun, kimi füze Allah'tır. Derin, iş çok derin. Hesap derin, mizan derin, makkel derin. Öyle bir derin ki oradaki sıkletten dolayı, sıkıntıdan dolayı terler hadis-i şerifte kulağın uşağına kadar terler atacak. Eğer gemi havale idiyse yüzecek gösterir. İnsanlar Allah'ım bu terden, bu ter denizinden korkar da ateş rahatlayacağız ama nasıl derin değil bu iş? Çok derin Allah muhafaza bu. Onun için bedenimizi böyle güzel hizmetlere açısar. Bir muhabbet ama o sevgi Allah'ın yasakladıklarından ve emrine doğru yönelmekten ve rızasından eğer mahrumsa, bunun bir faydası yok. Mal çok güzel ama faydası yok, dünyada da faydası yok. Hayırlı bir hizmet yok. Bir de diyor ölmeden evvel, ölmeden evvel varislere kalacak. Evet, varislerimizi zengin bırakmamız da kaybettik.
Ama varisler senin ahiretin için, ahiretin için bir yardımda bulunmaz. Sen ne yapacaksın? Onun için ölmeden evvel önceden bu işe gayret gösterip kabirde aç kalktığımızda karnımızı doyurmak, çıplak kalktığımızda kabirlere verdiğimiz yiyeceklerle üstümüzü örtmemiz ve orada mes'ud olmak için yolunu da serp etmemiz. Ne Allah'a yakınlık var, ne iyilik var. Bunların hiçbirisi düşünülmeden, vaktin zayi edilmez, düşünülmeden vaktin zayi edilmez. Vakit çok kıymetli. Bir Kelime-i Şehadet okuyacak, son nefesimizde ihlasla, bütün şartlarını yerine getirerek, ibadette bütün şirkten korkularak, Emri ilahi bütün yaptığımız vazifelerde yerine getirilme suretiyle, kalben, muhabbetten, aşktan, zevkten, Allah ile dostluktan uzak bir kalp. Bunun da bir faydası yoktur. Hizmet çok kıymetli bir nimettir ama bu hizmetin bize bir faydası yok.
Allah'ımıza muhabbeti de temin etmiyor, ona yakınlığı da temin etmiyor, faydası yoktur. Korku ve ümit, bu da Rabbimize teslim olmadıkça faydası yoktur. Ne yapacağız? Allah'ın rahmetinden bid'at, azabından korkarak, yanlarına yataktan kaldırırlar bunu. Rabbimize teslim olarak, ona tam bir muhabbetle, Rabbimizin istediği şekilde korkumuz, ümitvar olmamıza, çünkü ümitvar olmak, ya ben mi yanacağım, dolu insanlar var deyip de böyle bir çılgınlığa düşürmek. Korkuyu ileri de götürmemek, ümitsizliğe de götürmeyecek. Hep Rabbimize muhabbet ver. Çünkü Allah'ın rahmeti gazabını geçmiştir. Allah'ımız Rahim ki. Elhamdülillahi rassil alemin ed-Dedha.
Kaynak: Genel
Kur'an'ın Manevi Şifası ve Batini Anlamın… | Mihmandar