Kuran-ı Kerim. O kimseler ki bizim ayetlerimizde Hak'tan ayrıldılar. Onlar bizim üzerimize gizli olmazlar. Günahı mukabilinde ateşe atılan mı hayırlıdır yoksa kıyamet gününde emin olarak gelen mi hayırlı? Haydi istediğinizi işleyin. Zira Allah sizin amelinizi görücüdür. Kuran bir büyük kitaptır ki o kitap cümle kitaplara galip ve birçok menfaati bir araya toplayandır. Nazil olan Kuran ahkamı emirler ve nehiylerini ihlal edecek ve kıymetini düşürecek, hükümlerini değiştirmek gibi şanına eksiklik verecek bir şey gelmez. Zira Kuran her işi hikmete muvafık ve her işi övülen Hakim ve Hamid olan Allah tarafından tenzih olunmuştur. Demek Kuran'dan önce gelen Tevrat ve İncil gibi kitaplar tarafından Kuran'ı tekzip edecek bir şey gelmez demektir. Demek Kuran'ın arkasından da Kuran'ı nesh ve iptal edecek bir kitap gelmez demektir.
Yani geçmişte ve gelecekte Kuran'a muarız bir kitap olamaz ve iptal edecek bir kitap gelmez. Kuran'ın hak ve hakikat dedikleri şey daima hak ve hakikattir. Batıl olduğunu beyan ettiği şey de daima batıldır, hak olma ihtimali yoktur. Kuran-ı Azimüşşan'da ne fazlalık ne de noksanlık vardır. Onun hükümleri kıyamete kadar bütün mahlukatın ahvalini düzenleme kafi ve üstlenmiş düstur-i İlahidir, korunmuştur. Çünkü Kuran'ı muhakkak biz inzal ettik ve onu elbette biz koruruz. Peygamber Efendimizin zamanından bu ana kadar bin dört yüz küsur sene olduğu halde bir ayeti kerime şöyle dursun, bir kelimesi ve hatta bir harfi bile değişmemiştir. Ve el dokundurulamaz. Ve kıyamete kadar da ilahiye böyle devam edecektir. Ey Ekreme Resul, sana kavmin Kureyş tarafından söylenmez, ancak senden evvel geçen Resul-i Kirama denilen söz denilir.
Dolayısıyla ey Resulüm sana kavminin söyledikleri senden öncekilere söylenenlerden başka bir şey değildir. Dolayısıyla sen onların sözlerinden dolayı üzülme. Zira Rabbin Kuran'a iman edenleri mağfiret edici ve küfredenlere elim azap sahibidir. Yani senden evvel geçen peygamberler milletleri tarafından birtakım ezalara nasıl sabrettiler ve zafere erdilerse, düşmanlarından intikamlarını aldılarsa sen de sabret ki kavmin üzerine zafer elde edesin. Zira küfürden tövbe edip iman edenleri Rabbin Teala mağfiret edici ve küfre devam edenlere acıtıcı azap vericidir. Vacip Teala hazretleri kafirlerin Kuran'a tanını beyan etmek üzere Eğer biz Kuran'ı acem lügatı üzere inzal etmiş olsaydık, onlar derlerdi ki keşke Kuran'ın ayetleri Arapça olarak tafsil olunmuş olsaydı. Halbuki Kuran acem lügatı üzeredir, Resulse Araptır.
Nasıl oluyor ki Arabi olan Resul üzerine acem lisanı üzere kitap gelir demekle tan ederlerdi. Burada acem dilinden maksat Arapçanın dışındaki bütün diller demektir. Yani sadece İranlıların kullandıkları Farsça demek değildir. Kafirlerin tanına cevap olmak üzere buyruluyor ki Ey Ekrem'e rusül sen Kuran'a tan edenlere de ki Kuran o kimselere hidayet ve şifadır ki o kimseler Kuran'a iman ettiler. Ama o kimseler ki onlar Kuran'a iman etmezler. Onların kulaklarında ağırlık vardır. Dolayısıyla onlar Kuran'ı layıkıyla işitemezler. Zira can kulağıyla dinlemezler ki işitsinler. İman etmeyenler üzerine Kuran amadır. İşte Kuran'a iman etmeyenler uzak mahalden çağırılırlar.
Yani ey habibim sen Kuran'a tan eden mülhidlere de ki Kuran kendisine iman edip Cenabı Allah'ın emirlerine imtisal, nehiylerinden içtinab edenleri ve örneklerden, kıssalardan ibret alanları ve geçmişten verdiği haberlerden hisse alanları doğru yola, hak yola davet edici ve davetine icabet edenleri doğru yola ulaştırıcı ve kalplerinde kibir, cehalet, taklit, evham ve hayalet gibi marazlarına hastalıklarına şifa vericidir. Çünkü Kuran kalbi hastalıkları bihakkın izale edicidir. Fakat şu kimseler ki onlar Kuran'a iman etmezler. Onların kulaklarında sağırlık vardır. Onlar üzerine sen ne kadar Kuran'ı tilavet etsen de onlar zahir ve batınlarını temizleyen ayetleri işitmezler. Çünkü can kulağıyla dinlemezler ki işitsinler ve onların halleri Kuran'ı işitmemek olduğundan Kur'an onların gözlerine perdedir. Dolayısıyla hakkı görmezler.
İşte kulaklarında ağırlık ve gözlerinde perde olup, hakkı duymayan ve görmeyenler uzak mahalden çağırılırlar. Yani uzak mahalden çağırılanlar gibi hakka daveti işitmezler. Burada çağırmaktan kasıt onların Kuran'ı kabul etmedikleri uzaktan çağrılan kimselere bir benzetmedir ve hakkı kabul etmeyenleri hayvanlar mesabesine indirmektir. Çünkü insanla hayvanlar arasındaki fark hakkı duyup duymamaktır.