Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi program mısın? Yeni bir bölümde sizlerle birlikteyiz bugün de elhamdülillah. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l-Asis'in Bakara Suresi tefsirine inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bazı büyükler demişlerdir ki Cenabı Hak zayıf mahluklarını zikrederek zayıf kullarının kalplerini teselli ve takviye etmiştir. Yerine göre zayıf mahluklarının kuvvetliler üzerinde ne gibi tesirler icra edebileceklerini göstermiştir.
Mesela ayet-i celilede zikrolunan sivrisinek küçüklüğüne rağmen onda filde bulunmayan iki kanat ziyade olarak vardır. Cenabı hak takdiri icabı birini çok iş yaptığı halde vermediği bir şeyi az iş yapan bir diğerine vermiştir. Daha acaibi şu küçük mahluk kendi küçüklüğüne, diğer hayvanların da büyüklüğüne bakmadan eza verir. Üstelik kimse de ondan uzak kalamaz. Allah'ın lütfunu görmek lazımdır ki arslanı gayet kuvvetli, sinek ve sivrisineği de gayet zayıf halk etmiş, yaratmış sivrisineğe insanlara karşı bir cüret ve cesaret, arslana ise insanlara karşı bir korku vermiştir. Sivrisinek ne kadar def edilmeye çalışılsa insanın üzerine gelir. Arslan ise kovulmadığı, uzaklaştırılmadığı halde yuvasını insanlardan uzak yerlere yapar. Allah sineğe ve sivrisineğe verdiği cüret ve cesareti insanlara karşı arslana verseydi insanlar helak olurdu.
İşte Allah yerine göre şu zayıf mahluka karşı seni aciz kılar. O kuvvetli mahluka karşı da galip kılar. Allah'ın böyle gizli nimetleri, ayetleri, hikmetleri çoktur. Hikaye olunur ki Abbasi halifelerinden Me'mun hutbe iran ederken bir sinek gelip gözüne kondu. Kaç defa kovaladıysa tekrar gelip kondu. Öldüremediği için hutbeyi kesmek zorunda kaldı. Namazı kıldıktan sonra Basralıların İtizal mezhebindeki şeyi Ebu Huzey'le Ya Eba Huzey, Allah sineği niçin yaratmıştır? Diye sorduğunda Zorbaları bir sinek karşısında zelil kılmak için diye cevap vermiş Ebu Huzey. Memnu da insafa gelerek doğru söyledin deyip kendine ikramda bulunmuştur. Radatun Ahbar'da şöyle denilmektedir. Sinek misali hayvanların yaratılışında birçok hikmet ve maslahatlar vardır. Veki şöyle demiştir. Eğer rüzgar ve sinek olmasaydı dünya kokardı.
Aciptir ki yani şaşılacak bir şeydir ki şu bu zayıf yaratık yüzüne konsa canın sıkılır, hayatının neşesi bozulur, bostanın bağın fesada uğrar. Bundan daha acibi, zayıf olmana rağmen utanç getirecek, seni cehenneme götürecek fiillere cüret göstermendir. Dünyada bir sivrisinek karşısında böyle feryat edersen cehennemde yılan ve akrepler sana musallat olurlarsa halin nice olacaktır. O fasıklar Allah'ın kitaplarında Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselam'a iman etmeleri hakkındaki ahd ü emrini tekitlerle misaka, teminata bağlandıktan sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler. Yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte bunlar hüsrana maddi ve manevi en büyük zarara uğrayanların ta kendileridir. Denilmiştir ki Cenabı Hakk'ın bu ayet-i celîlede zikrettiği ahit üçtür. Birincisi Adem Aleyhisselam'ın zürriyetinden aldığı Rububiyetini takrir etmeleri hakkındaki söz ahit.
İkincisi dini dosdoğru tutmaları ve onda herhangi bir parçalanmaya tefrik ve tefruka gitmemeleri hakkında, yani herhangi bir ayrılığa gitmemeleri hakkında Enbiya aleyhimussalatü Vesselam hazeratından aldığı söz. Üçüncüsü her halükarda hakkı izhar ve beyan edip gizlemeleri hakkında alimlerden aldığı söz. Hikaye olunur ki Malik Bin Dinar'ın amcasının bir oğlu vardı. Zamanlarındaki sultanın hizmetindeydi. Elinden geldiği kadar zulmü cevrederdi. Zalimlikte ileri gitmişti. Bu adam kötü bir şekilde hastalandı. Kendi kendine söz vererek nezretti. Şöyle adakta bulundu. Allah beni bu içinde bulunduğum hastalıktan kurtarırsa ebediyen bir daha sultanın işine girmeyeceğim. İyileşti. İkinci defa onun içine girdi. İlk defa kinden daha fazla zulmetti. Tekrar nezretti. Adakta bulundu. Hastalığından kurtulduğu takdirde sultanın işine tekrar girmemek üzere kendi kendine söz verdi.
Allah onu tekrar hastalığından kurtardı. Tekrar sultanın işine girdi. Üçüncü defa hepsinden de kötü bir şekilde hastalandı. Malik Hazretleri onun ziyaretine varıp. Evladım kendine öyle bir şekilde söz ver. Allah'a da öyle bir şekilde söz ver ki bir daha bu işe girme. Bu illetten de kurtul. O hasta dedi ki Allah'a söz veriyorum ki şu yatağımdan kalkarsam bir daha ebediyen sultanın işine girmeyeceğim. Bu sırada Malik bin Dinar'a hatip'ten gaip'ten denildi ki biz onu defalarca tecrübe ettik. O yalancının birisidir. Onun nezri ona fayda vermez. Sonra bu genç o hal üzere ölüp gitti. Onlar Allah'ın vasf edilmesini birleştirilmesini emrettiği şeyi kat ederler, keserler. Mesela kat'ı rahm ederler yani akraba ile alakayı ziyaretleşmeyi keserler. Müslümanlarla ülfeti ve dostluğu keserler. Allah'ın nebilerini birbirinden ayırırlar. Kitaplarını ayırıp birini tasdik ederken diğerini tikzip ederler.
Yalanlarlar. Farz olan cemaatleri terk ederler. Hayrı teperler, şerri davet ederler. Allah'a kulun arasını ayırmaya çalışırlar. Hadis-i şerifte buyrulmuştur ki insanlar ilmi izhar edip açığa çıkarıp bildiği ile ameli zayi ve terk edince kaybedince birbirleriyle sadece lisanen sevişip kalpleriyle birbirlerine buğz edince akraba ile alakayı kesince Allah onlara lanet edip kulaklarını sağır gözlerini kör eder. Yine Nebi-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuşlardır ki üç kişi vardır ki Allah Teala kıyamet gününde Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgelendir. Bunlardan birincisi kocasının küçük yetimleri ile bıraktığı bir kadın ki istenir fakat evlenmez ve Allah şu yetimlerimi yetiştirmeye muvaffak kılıncaya kadar bunlara kanat gereceğim. Bunlar yahut ben ölmedikçe bunları bırakmam der. İkincisi varlıklı bir adam ki gayet mükemmel yemek yaptırır. Kendi evladı de davet ederek onlara da yedirir.
Üçüncüsü sıla-i rahmi çok yapan kimsedir ki Allah dünyada iken onun rızkını genişletir, ömrünü uzatır, kıyamet gününde de Rabbinin arşı altında gölgelendirir. Ehl-i hakikat bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Allah sivrisineği ve Ondan üstününü misal vermekten çekinmez. İman edenler hakikatleri ve misallerle manaları müşahede eden müminler onun Rab'leri tarafından bir gerçek olduğunu bilirler. Kafirlere gelince hakkı inkar ettikleri ve onu inkar etme karanlığı gözlerini bürüyen bir perde olduğundan nasıl ki Arap olmayanlar Arap diliyle manaları müşahede edemiyorlarsa onlar da darb-ı mesel kisvesi müşahede edemezler ve Allah bu misalle ne kastetti derler. Cehaletleri sebebiyle inkarları arttıkça artar. Böylece dalalet vadilerinde cehaletle şaşkın bir vaziyette dolaşır dururlar.
Yaratılışın bidayetinde başlangıcında nur sıçrantısı kendisine isabet etmeyen birçok kimseleri Allah dalalete düşürür. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur Şüphesiz ki Allah Celle Celalühu insanları bir zulmet içerisinde yarattı. Yani karanlıkta yarattı. Sonra kendi nurundan onlara serpti. Bu nur kime isabet etmişse o doğru yolu bulmuş, aksi olmuşsa o da dalalete düşmüştür. İşte ruhlar aleminde bu nur kime isabet etmemişse burada da ona nasip olmamıştır. İman nuru kendisine isabet etmeyen kimseye Kuran nuru da isabet etmez ve dolayısıyla o kimse hidayete nail olamaz. Ruhlar aleminde onur kendisine isabet eden kimseye dünyada da isabet eder. İman nurundan nasipdar olan kişi Kur'an nurundan nasiplenen kişi Cenab-ı Allah'ın Allah'ın bu misalle birçoklarını da doğru yola iletir sözündeki kimselerden olur.
Kuran bir kavim için şifa ve rahmet olurken diğer bir kavim için de bedbahtlık ve azap vesilesi olmaktadır. Çünkü Kuran Allah'ın kelamı lütfunu ve kahrını içerisinde bulundurduğu sıfatıdır. Lütfu ile sadıkları hidayete ulaştırır, kahrı ile de fasıkları dalalete düşürür. Allah bununla sadece yoldan çıkanları saptırır. Yani yaratılışın bidayetinde başlangıcında nur serpintisinden nasibini alamayan bedbahtları saptırır. Bakara suresi yirmi sekiz ve yirmi dokuz. Ayeti kerimelerde şöyle buyuruyor yüce Rabbimiz. Allah'a nasıl olup küfrediyorsunuz ki siz ölülerken o diriltti. Bir müddet sonra sizi tekrar öldürecek, sonra tekrar diriltecek, sonra yine ona döndürüleceksiniz. O Allah ki yerde ne varsa hepsini sizin için halk eden yaratan, sonra semaya yönelip de oraları yedi gök halinde sapasağlam tanzim edendir ve o her şeyi hakkıyla bilendir.
Ayet-i celîlede de ruhaniyet mertebelerine işaret vardır. Birincisi alemi melakut-i arzaiyye ve nefsani kuvvetler, ikincisi alemi nefs, üçüncüsü alemi kalp, dördüncüsü alemi ak, beşincisi alemi sır, altıncısı alemi ruh, yedincisi alemi havaki o sırr-ı ruhidir. İşte Hazreti Ali semanın yollarından bana sual edin. Ben onu arzın yollarından iyi bilirim sözüyle buna işaret etmiştir. Onun yolları ahval ve makamattır. Zühd, takva, tevekkül, yakın ve reca gibi. Kıymetli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımız'ın bugün de sonuna geldik. Sizlere bugün Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l azizis'in Bakara Suresi tefsirinden birkaç ayet I kerimenin tefsirini aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki programımızda otuz. Ayet I kerimeden itibaren devam edeceğiz.
Sultanü'l-Arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's- Sırrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.