Bismillahirrahmanirrahim. Kuran azimüşşan'ın manasını anlamını, tefsirini bitiremeyiz. Yalnız burada batıni mana dendiği zaman batıni mana iç manadır. Yedi batın, yetmiş batın, yetmiş batın manası var. Yalnız bunu nasıl değerlendireceğiz? O zaman herkes kalkar bir mana verir. Kardeşimiz bir mana verir. Kalkar bir diğeri mana verir. Verir de verir. Bunu şu şekilde tespit ediyor ulema-i Kiram'mız. Makasıdı şerr, nezih olan şer-i şerife uygun iş için zahirine muhalif olmayacak. Nassa, Kuran'a ve sünnete muhalif düşmeyecek. Kuran'a ve sünnete muhalif düşmeyecek. Canım benim kafama göre şöyle geliyor, gönlüme göre şöyle diyemezsin. Mutlak zahiri manaya uygun düşmek şart değil ama gönlüne düşüyorsa o düşen zahirle alakalı olup derinleşir o. Derinleştikçe derinleşir. Nasıl derinleşir? Şimdi biz bir karanlık mekan düşünelim.
Orayı geçtiğimiz devrelere göre inceleyecek olursak, acı çekirdek diye duyardım ben de sizin gibi duyardım. Acı çekirdeğin içini böyle bir havanda veyahut bir halkta dövme suretiyle onunla aydınlanırlar. Ne kadar aydınlanırlar? Çok az bir mekan. On beş, yirmi santimlik gibi bir mekan. Şimdi diyelim bir bir ideal gaz koyuyoruz. Teneke içerisinde gaz var. Onu biz ne yapıyoruz? Onu biz yapıyoruz. Şöyle bir yarım metre gibi, bir metre gibi, yine ayırmıyoruz. Fakat gaz lambası bir odaya ayarlatır. Bir elektrik diyelim, o daha çok yeri aydınlatır. Bir projektör daha çok yeri aydınlatır. Bir aydı, bir güneşti artık tahrip edemezsiniz. Şimdi Allah'ımız gönlüne, okuduğu Kuran'la, oradan çıkarmış olduğu derslerle bir mürşid-i kamilin dizinin dibine oturmuş, o Kuran-ı Kerim'e muaydaşmıyor. Diyor ki evladım, Bu Ayet-i Celileye göre istihkar okuyacaksın, okuyun.
Ondan sonra bu Ayet-i celileden de bir ilan çıkarıyorum. Tevhid okuyacaksın. La ilahe illallah. Sonra Buradan da diyor bir ilaç, selat-ü selam okuyacaksın diyor. Sonra, buradan da bir ilaç çıkarıyor bize, ölümü dereyin dereyin dereyin. O öleceksin. Habire gireceksin ne amel yapabildin? Evet ibadet yapıyorsun, taat yapıyorsun ama Allah'ımız bizden bu ibadet ve taatin gereğini istiyor. Mesela kıldığımız namazla bizden Cenabı Hak çok şeyler istiyor. Sadece kılmakla bililiyor. Çünkü Namaz bizi bütün kötülüklerden alıkoyuyor. Nasıl? Öyle kötülüklerden alıkoyuyor ki bir kötülüğü gördüğünüz zaman elinizle değiştirin. Bu ümeranındayız. Eğer ümüğünüz yetmezse dilinizle değiştirir bu ulema-i kiram. Sakın ha diyor. Diyor ki, elle değiştirmede aman hak sığarayı evde bile saklamaya başladılar. Bunu merak etme. Ulemamız da diyor ki İslam uleması sığaranın haram olduğuna dahil olmuştur.
Biz ne yapıyoruz? Buna gücümüz yetmezse kalbe razı olmuyoruz bu harekete. İşte namaz bize neler öldü? Binlerce misalden bir tanesi orucun bizden istedikleri var, zekatın bizden istedikleri var, çoğu istiğfarın bizden istedikleri, tevhidin salatü vesselamın ölüm tefekkürümüz mesela bizden ne istiyor? Şimdi çokça haklar tanıyor. On iki kişi olduğu zaman sen eğitim verebiliyorsun İşte bunu bize öğret. Ölüm tefekkürü bu. Ölüp gideceksin ama Allah'ın huzuruna nasıl vereceksin Celle Celalühü? Sen güzel bir mekan bulmuşsun. Orada on iki kişi, yirmi iki kişi neyse onlara eğitim vereceksin, onu eğitimi verecek kimsenin özelliklerini verecek. Bunun gibi. Allah'ımız bizden bunu istiyor. İş istiyor. Rabbimiz bizden iş istiyor. Mevlana'mız dediği için diyeceğim, namazı tarif buyururken iki yatış bir kalkış değil diyor. Bunun bize sağlayacağı birçok faydalar var. Daha tarif edemem, bitiremem.
Ondan sonra ayeti celilesinden bir mürşidi kamilin ama icazeti Resulullah'ta. Sallallahu aleyhi ve sellem. İcazeti bizzat peygamberimize. Bütün alakalı. Şimdi siz bir deysi cumhur düşünün. Dehsi cumhurun yanı başında öyle danışmanları var ki, her tırdı danışmanlık. Bir isimle alakalı var. Böyle diyelim ki tarımla alakalı var. Sanayi ile alakalı var. E diyanetle alakalı var, her şeyiyle alakalı danışmanlarım. Aynen bunun gibi bir Mürşid-i Kamili, Hızır Aleyhisselam gibi bir danışmanı var. Recai-i Hugay gibi bir danışmanı var. Onlar boş değil. Kendi başına hiçbir iş yapmaz. Onlar donatılmış bir şiiriyle güçlendirilmiş ol. Ne tür yardımcıdır darun. Size bir misal dedik. Biz bu camiyi elhamdülillah yapmaya muvaffak bulunduk. Yapınca üstadımızın üstadı teşrif kuruyorlar. Diyorlar ki, caminiz Hasan Efendi çok güzel olmuş ama şu dış üstlerdeki süsleme altı gen. Onu siz teke indirin.
Bunun gibi yardımcı olurlar. Üstat, üstadımıza bir tanesi, ben mesela ilahinneyle çok seversin, kasideyi seversiniz. Bir kaside okunmuş bir kaset var. İlahi okunmuş dinler misiniz? Açmışlar, efendimiz dinlemiş. Derhal yardımcıları ve danışmanları diyor ki o ya. İ̇lkimle alakalı, tarımla alakalı. Nasıl ki danışmanları varsa aynen bunun gibi onların da gözle alakalı, kulakla alakalı, beyinle alakalı, kalple alakalı bütün danışmanları var. Kuş değil. Biz zannediyoruz ki yahu ne güzel bunlara istirham gösteriliyor. Bunlara istirham ediliyor. Hayır. Bunlara bir sürü ver onu. Onlar acaba bu lokomotife takılan ve onlara bir zahmet, bir derdi budur o. Mesela biz sırtımızda bir yük götürüyoruz. Otuz kiloyu çok güzel taşırsınız. Otuz kiloyu çok güzel taşırsınız. Otuz kiloyu çok güzel taşırsınız. Ama kırka doğru, gelliğe doğru yükseldikçe ne yaparsınız? Bunu ben nasıl taşıyacağım dersiniz.
Onlar bu insanlara nasıl bir istikamet, nasıl bir yön tayin edebiliriz? Şu beyni nasıl yönlendirebilirim? Zaten konuşmamızın temeli de bu. Demek ki bu batıni manalar gönüldeki, ruhumuzdaki zenginliğe göre değişiyor. Şimdi Allah zikredin buyuruyor. Ondan dolayı da evladım diyor. Beş yıl dıştan yapın, beş yüz de içten yapın. Efendim şimdi bir de detayif söylüyorlar. O nedir? Detif de şudur. Ne bir ticaret ne de bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Ellenekar da gönüllerde yardırır. Kalplerim evla-yı zikirdedir. Azamet-i ilahiyeyi düşünün ve onun da üç devresi vardır. Sakın ha evrak ve ezkarımı çekemiyorum diye kimse büyüklerimize gelmez. Bu çok yanlış bir tavır olur. Ona tövbe ederiz, istiğfar ederiz. Daha bir gayretli, çabala nasıl adıyorsunuz? Çekemiyoruz deyince ağlamış. Demiş kiraz azıcık bir vazife. Mevlamız bizi hiç unutmuyor. Bak teneffüs ediyoruz şu havai'yi.
Allah'ımız şu havai'yi bir kesecek olsa herkes hayat defter. Şu güneş eğer kesilecek olsa Allah'ımız iradesini bir çeksin damarlarımızdaki kanın devri onun kün emriyle, iradesi. Onu bir durdursa hayattır. Bak Rabbamız bizi unutma. Biz de Mevla yüce celalimizi devamlı anan kimseler olmaya çok gayret edeceğiz. Unutmuyor Mevla yüce celalı. Anlıyor, Halık'ımız bizi anıyor. O zaman biz de onu her zaman anmamız gerekir. Allah korusun şu duruma düşmemeye çok çalışacağız. Allah korusun. Bizim Rabbımızla alaka kuracak bütün hücrelerimizdir. Biz buna ait bab suresinde, Bu ayet cihette yok. Habdülverid damarı, kalbin yanından geçen damar diye de Ehlullah izah oluyorlar. O damar Rabbımızla alaka kuruyor. Şimdi bu damar kuruyor. Bunun yanında gözle alaka kuruyor. Eğer alaka kurmasaydı rahip alemine bakmazdı diyorsun. Eğer kulan alaka kurmasaydı eşyanın zikrini doyurmazdı Mevla.
Hiçbir varlık yoktur ki Mevla'yı zikretmesin. Ayak, ayak Miraç'ta dolaşıyor. Eğer Hazreti Dihye'nin elleri biliyorsunuz Cebrail Aleyhisselam Hazreti Dihye suretinde geldi. Cennetlere uzandu. Demek ki biz eğer nefsani hale din deyip de ruhani aleme yönelirsek, hiç onun bunun sözünü etmeden yakışmaz zaten. Şunu söyleyeyim de çok iyi anlayacaksınız. Hem erkek hem de kadın kardeşlerimiz şunda odaklanalım. Bu yol nefsaniyetten konuşmaz. Hep kemalattan konuşurlar. Onun için nefsani, her hali terk ederim. Bunlar bizim işimiz yok. Bizim işimiz şu arz ettiğim durumu nasıl sağlayacağız? Göz rabbu gözü nasıl görecek? Ulan eşyanın zikrini nasıl duyacak? Buna gayret edelim. Halku ilahi ile nasıl olacak? Haşyetler nasıl dolacak? Kalp nasıl minep olacak? Mevla'ya her şeyiyle yönelecek? Biz buna bakalım. Bizim öyle onunla onunla oyalanacak, vakit geçirecek zamanımız yok.
Mesela böyle bir oyalanacak vakit geçirecek zamanımız yok. Mesela büyük iş sahiplerini düşünün siz. Diyelim ki saat beşten önce işini yetiştirecek, yetiştirmesi olmaz o. 0 adamı siz tutsanız yolda, konuşmak isteseniz der ki gözümün nuru da olsan bırak beni. Çünkü şu işleri yetiştirmem lazım işin pek çok. Ya bizim ahiret işlerimiz pek çok. Yapacağımız iş bilmez bizi. Onun için hiç oyalanmaya gerek yok. Felyameil amiyun deyip çalışıyorlar. Devamlı gayret devamlı cevap. Göstereceğiz yoksa hiçbir adım atamayız. Efendim biz buna nasıl mana verelim? Çünkü biz cuma günü. Yok. Ayeti cellesi yayta bırak. Gelin bunu tamamlayalım. Ondan sonra geçelim. Rabbimiz arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve başkalarını ayıplamayı ve servet biriktirip bunu saymayı adet edinenlere yazıklar var. Servetimiz olacak. Olacak ama yolunda sarf için olacak. Fakat buna bir bağlayıp ve ahireti unutmayacağız.
O malının kendisini ebedi kılacağını mı zannediyor? Ördüğümüz zaman her şey kalacak. Bizzat ev yaptırmış, her şeyiyle mükemmel ona göre. Bunu Said Efendi anlattı Allah'ımıza rahmet eylesin. Ben diyor evini diyor her şeyiyle mükemmel yaktırmış boyadım. Adam diyor içine girmeden öldü. Tam diyor gireceği gün öldü gitti. İşte dünya Hayır andolsun, o hutemeye atılır. Bu malını elini öpün ona dikmiş ya, ahirette unutmuş, malının da kendisini ebedi mesut kılacağına inanmış. İşte bu mal mülk olduktan sonra bana kimsenin gücü yetmez demiş, belayı bulmuş. O utanmaya atılır. İnşallah unuturmuş. O temelin ne olduğunu sana o söylendi değil mi? Nedir bu mütameb? Allah'ın tutuşturulmuş yandıkça tırmanıp kalplerin de. Onlar bu ateşin içinde sütunlara bağlanmış ve o vaziyette kapılar üzerlerine kapatılmıştır.
Bu Sure-i Celile-i cemide insanlarla alay etmek, onları çekiştirmek, dedikodu yapmak ve benzeri davranışlar İslam'da haram kılınmıştır. Bir dervişin böyle bir yolun, böyle güzel bir yolun içinde olan kimseler had yiyen böyle bir şey yapamaz, Had yiyen. Olmaz. Sizden zaten böyle bir şey umulur. Hep hayır olur mu? İbnü'l-Kayyım el-Cevziyye hazretlerinin bize tavsiyeleri var. Şu haller bulundukça size hiçbir güzellik, hiçbir fayda hasıl olmaz. İlim kadar insana faydalı olan bir nimet yoktur. İlim Allah'ımızın Celle Celaluhu, ilk sıfatıdır. İlim ama faydalı olmaz. Nasıl olmaz? La yaamerbi bil biliyor. Çok iyi biliyor. Neyi biliyoruz mesela? Biz fani olacağımızı biliyoruz. Bir gün yok olacağız. Bu B. Yanından geçtiğimiz haberlerden de, o cenazelerden de, nedenler hep görülürüz. Öyle görünecek mutlak. Bundan bir kaçış yolu yok. Bak sen da kurtulamazsın zaten.
Sonra bu dünyanın geçici olduğunu da biliyoruz. Allah'ımızın ebedi ve baki olduğunu biliyoruz Celle Celalühü. Ahiretin de ebedi olduğunu ama amel etmiyoruz ahirete ahir. İş istiyor. Cenabı Hak bizden iş istiyor. İlim ama samimiyeti yok. Böyle böbürlenmek için, ben daha çok biliyorum, daha çok malumatım var. Benim okuduğum kitabın bir cümlesini dahi bu okuyan, demek gibi, riyadı haller ve Allah'a ve resulüne uymayış, Evliyaullah'ın yolundan da gitmeyiz, bize hiçbir fayda sağlamaz. O ilmin hiçbir faydası yok. Nasıl faydası yok derseniz, Allah'ımız Kitab-ı Kerim'in de bize Araf Suresi'nde haberim faydasız olur. O ilmin mesela Bel'am bin Baura, o neyi bilirdi? Onu bilmediğim vardır. İsmi Azam duasını bilebilirdi. Bak Musa A aleyhisselama muhalefeti sebebiyle Musa aleyhisselama muhalif oldu. Ona muhalif olunca Allah belasını verdi.
Yılanın diyor havuğundan soyulduğu gibi imandan soyulur gitti. Cenabı Hak cümlemizi muhafaza buyursun. Bakın burada alim ama ilmimizle amel etmezsek, ilmimizle amel etmezsek ne hale düştüğümüzü Rabbimiz buyuruyor. Onların durumu buyuruyor, tıpkı köpeğin durumuna benzer. Alimleri söylüyor Cenab-ı Hakk. Eğer üstüne baksan dilini çıkarıp olur, bıraksan da dilini sarkıtıp olur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu budur. Bu kıssayı anlat, umulur, ibret alırlar. Mı? Bilmenin demek ki ihlas olmayınca, samimiyet olmayınca, muhabbet olmayınca ilahi ve fayda da vermeyince Rabbimiz muhafaza buyursun, bu duruma düşürüyor bizi. Mesela Cuma suresinde Araf Suresi'ni küpe, Cuma Suresi'nde de kendilerine Tevrat yükletilen, sonra onu taşımayanların durumu koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür.
Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez bu. Cenab-ı Hak muhafaza bulursun çok ağır, tehdit çok ağır. Okuduğumuz zameliyiz. Bak biliyoruz ahiret hayatı var, ebedi sonunda. O varken burada neden boş işlenmiş konuşacağız? Onun bunun sözüyle gerek yok. Üzerinde teslimiyetimizi daha güçlendirip kardeşlerimizden çok memnunuz biz. Ama daha güçlü olmak için buluşalım diyoruz. Daha manha, kuvvetle gidelim. Arabamız öyle murattı, serçeiydi, Kartal'dı, bunlar olursun, BMW olsun, Mercedesler olsun, çok güzel arabalar olsun ki Allah'ımıza vuslatta çok güçlü gider. Böyle altı silindirli, sekiz silindirli arabalardı gider. Kağanılarda bilmem planlarında değil. Hatta murakabelerle şüsse gibi gidelim Rabbim. Daha güçlü gidelim bu halimizden. Bunun için söylüyorum. Çünkü bu yol tüm kardeşlerimize açık. Bu mübarek yol bizi böyle götürüyor. Ama niye gidemiyoruz?
Sırf biraz sarıssak, adap risalesini güzel okusak, üstadımızın eserlerini okusak, bu sahabeleri okusak çok faydalı olacak. Bedenin muatkalün antiatinlei ve hedimeti. Beden şu vücudumuz bir nimeti ilahidir. Okunan ayat-ı ilahiyeler Allah'ımız. Allah'ım ne güzel azalarımızı birbirine uygun şekilde gözümüz, kulağın ne güzel bir hareket etmiş. Hiç hayvana benzer misin efendim? İnsan şekil olarak da çok güzel. Mesela giymesinde içmesinde hayvanlar ne ile? Ağzı yürün, temizlikle bilmez. Ama sen elinle yersin. Her şeyiyle insan mükemmel. Bu mükemmeliyeti ruhumuzun da güzelliği ile, ibadetle, taatle bilhassa, rahatalarına, zikirlerle, sohbetlerine geliştirip gideceğiz. Ama dedikodu olursa, haller olursa hoşuna benzer. Allah'ımız tabiatta gösterir bize. Koskoca bir dağ, orman. Ormana adam piknik yapmış veya ne yaptıysa bir kibrit aleviyle olduğu gibi yanıyor.
Yani dikkatiyi bekle onu yakmaya ne lüzum var? Namuslu insanlara yapılan iftiralara ne lüzum var ya? Ne meşgul olacağız? Biz devamlı yol alalım. Devamlı yol alalım mı? Çok pişman oluyoruz. Bir kardeşimiz irtihad etti. Kabirden dünyaya haber gönderin. Demiş ki bana çok tavsiyelerde bulunuldu. Aman ha rabıtalar, zikirler, murakabeler, letaitler keşke demiş geçseydim bir letai. Vücudunu toprak bile yemiyorum. Bu güzelliklere erişmemiz. Haylazıyor da buralara imreneyeceğiz. Boş bunlar bitecek hepsi. Beden ama muatdelun an taatillahi ve fethetme değil. Böyle hizmette, çaba da, gayret de çok gevşek. Camimiz çok güzel olurdu elhamdülillah. Gayret gösterdiler. Kardeşimiz çok gayret gösterdi. Aşağının yapımı bir aydan fazla sürdü o kadar çalışmaya rağmen. Yalnız ihtiyaçlarının fazla olduğunu biliyorum. Fakat haya ediyorum. Söyleyemiyorlar. Siz bilirsiniz.
Halısı da bura gibi olursa daha aydınlık bulur kardeşlerimize güzel hizmet verilir diyoruz. Arka tarafı da çok güzel bir sizlere ikram için bir hazırlanıyor. Artık siz bilirsiniz. Sizin yeriniz. Allah'ımız öyle bir beyin vermiş ki bize, daha çalıştığı yok beyin, çok güçlüdür bir beyin. Niye çalışmıyor? Çalıştıracağız. Rabıkayla çalışır. Burak'ı akabeyle, yüce kudreti düşüne düşüne düşüne çalışırım. Çalıştığı zaman ona güç yetilmesi mümkün değil. Çünkü tefekkürle yapılan taat altmış yıllık ibadetten taatten üstündür. Böyle aklımız başımızda iş yapmak ne kadar faydalıdır? Ama fikir Allah'ımız beyin vermiş ya, çalıştırmak daha hala gözümüz haramdır. Gözümüz hasette. Kulağımız başka sözlerde. Dilimiz bunlardan korunacağız. Tefekkür edeceğiz. Diyeceğiz ki kardeşim benim yol çok uzun. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ya EBAZER, yol yokuştur diye buyur.
Aman yüklerinizi hafifletin, günahları hafifletin, azığınızı alın, yol uzundur ve deniz derindir. Kabir çok derindir. Kalkış on iki. Simada kalkacağı haber veriliyor. Kimi maymun, kimi hınzır. Allah korusun. Derin, hiç yok derin. Hesap derin. Mizan derin. Derin. Öyle bir derin ki oradaki sıkletten dolayı, sıkıntıdan dolayı terler hadis-i şerifte kulağın yumuşağına kadar terle akacak. Eğer gemi havale eğiyse yüzecek oluyor. İnsanlar Allah'ım bizi bu gemi, bu terlen, terlendiğinden korkar da ateşine ak diyeceğiz ama nasıl derin değil bu iş? Çok derin Allah muhafaza buyursun. Onun için bedenimizi böyle güzel hizmetlere harcayacağız. Bir muhabbet ama o sevgi Allah'ın yasakladıklarından ve emrine doğru yönelmekten ve rızasından eğer mahrumsa bunun bir faydası yoktur. Mal çok güzel ama faydası yok. Dünyayla da faydası yok. Hayırlı bir hizmet çok. Birden diyor ölmeden evvel varislere kalacak.
Evet varislerimizi zengin bırakmamız da kaynaklı. Ama varisler senin ahiretin için, ahiretin için bir yardımda bulunmazsan ne yapacaksın? Onun için ölmeden evvel önceden bu işe gayret gösterip kabirde aç kalktığımızda, parmağımızı doyurmak, çıplak kalktığımızda fakirlere verdiğimiz yiyeceklerle üstümüzü örtmemiz ve orada mesut olmak için yolunu da sert etmemiz. Ne Allah'a yakınlık var, ne iyilik var. Bunların hiçbirisi düşünülmeden vaktin zayi edilmez. Vakit çok kıymetli. Bir kelime-i şehadet okusak, son nefesimizde, ihlasla, bütün şartlarını yerine getirerek, ibadette faydası yoktur. Korku ve ümit, bu da Rabbimize teslim olmadıkça faydası yoktur. Ne yapacağız? Allah'ın rahmetinden ümitvar, azabından korkarak, yanlarına yataktan kaldırırlar bunu.
Rabbimize teslim olarak, ona tam bir muhabbetle, Rabbimizin istediği şekilde korkumuz, ümitvar olmamızla çünkü ümitvar olmak, ya ben mi yanacağım dolu insanlar var deyip de böyle bir çılgınlığa düşmemek. Korkuyu ileri de götürmemek, ümitsizliğe de götürmeyecek. Hep Rabbimize muhabbetle. Çünkü Allah'ın rahmeti, gazabını geçmiştir. Allah'ımız rahmindir.