Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Suresi kıyametin ahvalini anlatır. Daha sonra Cenabı Hak cennet yararını vermiş olduğu nimetlerden bahseder. Daha sonra yüce kudretine delalet eden işaretler haber verilir. En sonunda da Habibullah'ın tebliğci olduğu, herkesin dönüp dolaşıp geleceği huzur-u ilahi olduğu haber verilmektedir. Haşiye kaplama manasına, sarma manasına, kıyamet anlamına yalnız kıyametin haberi sana geldi mi derken sadece denizlerin birbirine karışması, dağların bir pamuk atılır gibi, halaç pamuğu gibi atılması anlamına gelmez. Kıyamet, ölüm bunlar olmakla birlikte ölüm hadisesi kabir, kabirden kalkış, defterlerimizi alış, mizanda amellerimizin veznolunması, sırattan geçirilmesi ve mahşer, bütünün içerisine alır. Sana kıyametin haberi geldi mi derken burada o günün dehşeti haber veriliyor.
O günün çok büyük bir sıkıntı olduğu, dert olduğu, elem olduğu, her şeyin birbirine karıştığı haber verilmekte. Çünkü artık yıldızlar aynen yağ gibi yere döküleceği, ayın güneşin ziyasının kalmayacağı haber verilmekte. Şimdi kıyameti inkar ediyorlar. Yok canım, böyle bir durum yok. İnsan öldüğü zaman her şey biter. Eğer böyle düşünürse insanlar, o zaman hiçbir hakkı tanımaz. Herkes birbirinin kanına girer. Malını zayi eder. Her istediğini yapar. Çünkü bir kural tanım yok. Rivayet edeceği bir esas yok. Onları hep ortadan kaldırmış ama inanırsa, ben başıboş değilim, bir gün huzur-u ilahiye varacağım derse, o kimse çılgınlık yapamaz. İnkar edenler, artık onların başları önlerine düşmüş vaziyette olacaklar. Hur ve hakir. Biz inkar ediyorduk, kabul etmiyorduk ama bu bizim başımıza geldi. Demek ki kıyamet varmış. Her şey birbirine karışacakmış.
Çok büyük bir hadise bu zuhur edecekmiş der dizlerine vurmaya başlar. Eyvah der. Tamiletin nasube. Çalışmış da hayra çalışmamış. Kafası Allah'ımızın koymuş olduğu esasları değiştirmek için çalışmış. Çalışmış. Çalışmış ama emri ilahiyeye muhalif bir şekilde çalışmış. Kafa küfürle, şirkle, gönül nifakla, isyanla, günahla, azalar da nefsin arzusu doğrultusunda nefsi emarenin, şeytanın da aldatmasıyla vakit geçirmiş. Nasılde? Şimdi böyle bir çalışmanın neticesi azabı, ateşi, o sıkıntıyı görünce arz ettiğimiz gibi ah gidecek ama iş işten geçecek. Boşuna yorulmuş. Çalışmış. Yalnız hiç ne kaide tanımış, ne esas tanımış, ne örnek olarak Resulullah'ı bilmiş, bunların hiçbirisini kabul etmemiş ve o azabı görünce de yorulur. Artık çok kızgın tarif edemeyiz onu ateşe de atılır. Şu sıcak kaynar bir ateşe atılır. Kaynarı sudan da içirilir.
O bizim sobaların üzerindeki hava gazlarının üstünde bulunan kaynayan çaydanlıktaki sular değil o. Bu cehennem suları. O kızgın ateşte buradaki ateşe benzemez. Cehennem ateştir. Oradaki artık kaynar suda bütün ciğerleri parçalayacak şekilde, bağırsaklar delik deşik olacak bir tarza. Onların yiyeceği, içeceği, dariye denen bir bitkidir. Dariy. Ulema-i kiramımız ifade buyururken, mesrir-i insan, daril, yeşil bir ot ama zehir buyuruyor. Zehir gibi bir ot. Şimdi bu zehir gibi ot var. Bir de zakkum ağacı var. Zihil, o da zehir. Onun yanında insanın tiksineceği, cehennem ehlinin yarasından, beresinden yanmak suretiyle akan kan ve irindir. Onların yiyeceği bu. Onlara böyle balımış, börekmiş, tatlıymış, onlar yok. Darlilene, şu fena kokan, zehir gibi bir ot. Ondan yemezse, o da zehir, tarif edemeyiz. Ondan da ikna ederse cehennem ehlinin yanıklarından meydana gelen kar ve ilimdir.