Merhabalar sevgili izleyicilerimiz. İhsan Mektebi programımızın bugün yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Bugünkü bölümümüzde Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan bazı fitneler konulu sohbetle devam ediyoruz. Enes b. Malik şöyle demiştir: Bir defa Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem güneş nısfın nihar'dan meyil ettiğinde Üzey-i Saadet'ten çıktı. Yani gündüzün yarısını geçtikten sonra odalarından çıktılar. Öğleyi kıldırdıktan sonra minbere çıkıp oturdu. Kıyametten bahis buyurdu. O gün büyük şeyler olacağını haber verdi. Sonra bana bir şey sormak isteyen varsa şimdi sorsun. Bu makamda durduğum müddetçe bana her ne sorarsanız haber vereceğim buyurdu. Halk, Nibiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin gazabından müteessir olarak pek ziyade ağlaştılar.
Orada bulunanların böyle zar u giryan ağlamalarına, o günkü hutbede yevmi kıyametin ahvali azimesine dair duydukları haberler kadar gazabı Nebevi yüzünden üzerlerine azab ı ilahinin nüzulünden korkmaları da sebep olmuştu. Nitekim önceki ümmetlerin enbiya aleyhimüssalatü vesselama karşı muhalefetlerinden dolayı nice azaplara giriftar oldukları o belagatnüma ve ibretbahşa kıssası Kuran'ı ile malumları olmuştu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de tekrar tekrar sorsanız da buyuruyordu. Abdullah b. Huzafe ayağa kalkıp benim babam kimdir diye sordu. Babam Huzafe'dir buyurdu. Sonra yine sorsanıza diye ilham buyuruyordu. Çünkü Münafik kıyından bazı kimselerin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi güya cevabından acil bırakacak sualler tertip eylemiş oldukları mesmui alileri olması bu gazabı muhekka sebep olmuştu. Kudemayı sabitundan Abdullah b.
Huzafe radıyallahu anh'ın insanların huzurunda böyle bir soru sorması Vakıdi'nin beyanına nazaran neseben birtakım töhmet altında bulunmasından ve her kim ile niza etse hemen adeti cahiliye üzerine pederinden başkasına nispet edilmesinden naşi idi ki fırsattan istifade ederek hakiki pederi hakkında ilmi yakın peydah etmek üzere sual etmişti. Validesi bu suali duyunca çıkışmış, anasına karşı senin kadar hayırsız bir evlat görülmemiştir. Cahiliye günlerinde yapılagelen bazı şeyleri benim de yapmış olup da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in huzurunda bu sualinde rezil ve bednam olabileceğimden hiç korkmadın mı? Demiş. Yine biri kalkıp, ya Resulallah, benim gireceğim yer neresidir, demiş. Cehennemdir, cevabını vermişler. Biri de, ya Resulallah, ben cennette miyim, diye sormuş. Evet cennettesin cevabını almış. Biri kaybolmuş devesinin nerede olduğunu sordu.
Biri Buhayre ve Saibe hakkında sual eyledi. Biri kıyamet gününü öğrenmek istedi. Süraka, Haccı Beyt'in farziyeti her sene için midir diye iki kere sordu. İraz buyurdu, yüzünü çevirdi. Üçüncü sualinde, hayır, her sene için değildir. Maahasa, evet deseydim farz olurdu. Her sene hacc etmeye de gücünüz yetmeyecekti. Ben sizi kendi halinize bıraktıkça siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden evvel gelenler hep çok çok sormaları ve peygamberlerine muhalefetleri yüzünden helak olmuşlardır. Size bir şey emrettiğim vakit elinizden geldiği kadar icra ediniz. Sizi bir şeyden nehyettiğim vakit de ondan içtinab ediniz buyurdular. Anlaşılıyor ki Hutbe-i Nebeviye'nin mucidi, Münafikinin dedikoduları ve nahoş sualleri olmuştur. Hatta Ey iman edenler, apaçık söylenince sizi kötü edecek şeyleri sormayınız.
Kuran inzal olunup dururken bu gibi şeyleri soracak olursanız size açık haber verilir, sizin de canınız sıkılır. Her ne hal ise Allah Teala bu sual iran edişlerinizi affetti. Allah Gafur'dur, Rahim'dir ayeti kerimesinin sebebi nüzulü bu kıssa olmuştur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin sorsanıza diye ilhaha üzerine Hazreti Ömer iki dizi üstüne gelip, ya Rasulallah, bu kadar yeter. Biz Allah Teala'yı Rab, İslam'ı din, Muhammed Aleyhisselam'ı nebi olarak kabul ve tasdik ettik, dedi. Bunun üzerine Rasulullah SAV sükut buyurup, sonra az önce cennetle cehennem şu duvarın yüzünde bana arz olundu. Ne böyle hayrın, ne de böyle şerrin mislini görmüş değilim, buyurdu. Sahibi Sırrı Resulu Huzeyfetü'l-Yeman şöyle demiştir. Bir gün Emiri'l-Müminin Ömer'in yanında oturuyorduk. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin fitne hakkında sözlerini bakalım hanginiz bellemiş diye sordu.
Dedim ki, ben. Hem de nasıl söylediyse öylece. Hazreti Ömer, amma da söz söylemeye cüretin varmış, dedi. Dedim ki, insanın ehli, malı, evladı, komşusu yüzünden düçar olduğu fitneye namaz, oruç, emri bil maruf nehyi anil münker kefaret olur. Hazreti Ömer, hayır, sormak istediğim bu fitne değil. Deniz nasıl kudurursa öylece kuduran fitnedir dedi. Dedim ki, o fitneden sana bir şey yok. Çünkü muhakkak seninle onun arasında bir kapı vardır. Hazreti Ömer, kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı diye sordu. Ben kırılacak dedim. Demek ki ta kıyamete kadar kilitlenemeyecek dedi. Birisi bana Ömer kapıyı bilir mi diye sordu. Evet Yarından evvel bu akşamın geleceğini bildiği gibi biliyordu. Benim ona söylediğim sözde de yalan yanlış yoktur. Ya kapı kimdir diye sordular. Ömer'in kendisidir dedi.
Huzeyfatü'l Yemani Hazretleri Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin mahrem-i esrarı olup münafikin ahvaline ve ileride vaki olacak fitnelerin tafsiline en ziyade muttali olan zat idi. Kıyamet gününe kadar olmuş olacak şeyleri Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana söyledi dermiş. Ömer Medine'de bir cenaze olsa Huzeyfe'yi gözetler ve onu cemaat arasında görmezse Meyyidin münafık olmasından şüphe ederek namazını kılmazmış. Değerli dinleyicerim İhsan Mektebi program mısın bugünkü bölümünü burada nihayete erdiriyoruz. Bugünkü bölümümüzde sizlere Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan bazı fitneler başlıklı sohbetten bir bölüm aktardım. İnşallah bir sonraki programımızda yine aynı sohbetten kaldığımız yerden devam edeceğiz.