Kıyamet Günü ve Manevi Diriliş kaydında İman esaslarından biri olan kıyamet. Bu mutlak inanmamız gereken esaslerdir. Bu kıyamet dendiği zaman dünyanın bağlı olduğu böyle kozmik sistemde meydana gelecek değişimin ardından ölülerin diriltilmesiyle başlayıp ebediyen devam edecek olan alem. Bu kozmik dediği dünyaya bağlı olan, dünyaya bağlı olan ne varsa her şeyin bittiği bir alem.…
İman esaslarından biri olan kıyamet. Bu mutlak inanmamız gereken esaslerdir. Bu kıyamet dendiği zaman dünyanın bağlı olduğu böyle kozmik sistemde meydana gelecek değişimin ardından ölülerin diriltilmesiyle başlayıp ebediyen devam edecek olan alem. Bu kozmik dediği dünyaya bağlı olan, dünyaya bağlı olan ne varsa her şeyin bittiği bir alem. Kıyamet günü, hesap günü ya da mahşer günü, dünyanın sonunun geleceğini ve tüm insanların mahşerde toplanarak hesap vereceği gündür. Yalnız Kuran-ı Azimüşşan'da kıyamet dindiği zaman çok değişik manalar var. Kıyameti ifadeler. Kıyamet günü için mesela saattir. Bu geçer. Kuran-ı Azimüşşan'da. Mesela hesap günü. Burada bütün Ayet-i Celileler'in numara olarak verilmiş. Yani Kuran'da geçen, Kuran-ı Azimüşünde geçen ifadelerdir. Hüküm, ceza günü, karar, ayrım günü, toplanma günü ve sura üflendiği gün ifadeleri de geçer.
Kıyamet İslam inancında bizim akidemizden bir parçadır. Yani inancımızda temel prensiplerden biridir. Kıyamet günündeki imtihanlar ve kargaşalar Kuran-ı Azimüşşan ve Hadis-i Şerifler de ifade buyrulmuştur. Bunu daha ziyade İmam-ı Gazali rahmetullahi'l-Barî tefsirlerde görürüz İbni Kesir gibi. Yine hadis kitaplarında İbni Mace ve Buhari bunları ele alır. Kuran Azimüşşan'da her insan yaptıklarından ötürü kıyamet günü yargılanacaktır, buyrulur. Zaten böyle bir inanç olmasa insanlar birbirini yer. Yani bir hesap gününün olması bu gibi çılgınlıkları, ünlüler. İmam Rabbani, Kadı Sallallahü sırra buyuruyorlar ki kıyamet vardır. O gün elbette gelecektir.
O gün göklerin parçalandığı, yıldızların dağı olacağı, yeryüzü ve dağların parçalanacağı ve yok olacağı Kuran-ı Kerim'de bildirilmektedir eshamle idesmeun patarat beyidel keveakibün tesarat beyidel biharu fücirat beyidel kuburu guyasirat Dağlar çöküntü ile akıp giden kum yığınına döner. Biz bunu daha ziyade Müzzemmil suresinde ashable I des semaun fatarat bu okuduğum Müzzemmil suresindendi bu İnfetar suresi ashabli I des semaun fatarat ve idel kevakebün teterat gökyüzü yarıldığında yıldızlar dağılıp saçıldığında ve izel biharu füccerat denizden taştığında ve izel guburu burasirat haberlerin altı üstüne değiştirildiğinde Alimet, nefsin, magat demet ve ahharat Haberlerin altı üstü değiştirilip her insan dünyada neleri yaptığını, neleri de yapmadığını anlayacaktır. Bu Ayet celleyi cemile'nin tefsirinden sonra Hadis-i Şerifler ele alınır.
İşte hayırda bir çığır aşmış ise o çığırdan yürüyenlerin ecir ve mükafatı bu açana gelecektir. Allah korusun kötülükte çığır açmışsa o da onun sıkıntısını duyacaktır, buyrulur. Kıyamette bütün mahluklar yok olup tekrar yaratılacak. Herkes mezardan kalkacaktır. Allahu Teala çürümüş, toz olmuş kemikleri yine diriltecektir. O gün terazi kurulacak, herkesin hesap defteri uçarak, hayırlı kimselere sağ taraflarından, fenalara da sol taraflarından gelecektir. Cehennem üzerindeki sırat köprüsünden geçilecek, iyiler geçip cennete gidecek, cehennemlikler cehenneme düşecektir. Bu bildirdiklerimiz olmayacak şeyler değildir. Muhbir-i sadık doğru haber veren Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem haber verdiği için kabul etmek, inanmak gerekir. Hayale kapılara, şüpheye düşmemeli Allahu Teala, esamle. Hudil af esamle. Allah'ın Resulü size neyi emretmişse onu alın. Neden nehyetmişse ondan da kaçının.
Kıyamet Günü ve Manevi Diriliş kaydında İman esaslarından biri olan kıyamet. Bu mutlak inanmamız gereken esaslerdir. Bu kıyamet dendiği zaman dünyanın bağlı olduğu böyle kozmik sistemde meydana gelecek değişimin ardından ölülerin diriltilmesiyle başlayıp ebediyen devam edecek olan alem. Bu kozmik dediği dünyaya bağlı olan, dünyaya bağlı olan ne varsa her şeyin bittiği bir alem.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Haşr suresi yedinci ayet-i celile. Burada kıyametin ehli irfana göre farklı bir manası var. Farklı dediğimiz gerçekten bizim bunu yaşamamız gerekir. Kıyamet evet öldükten sonraki ahval anlatılıyor, haber veriliyor ama Ehlullah buna öyle bir mana yüklemiş ki biz buna hayran kalıyoruz. Diyoruz ki biz bunu bu dünyada yaşamazsak yarın ahirette ne oluruz? Şimdi bakacağız. El Kıyame, kıyamet. El inbias badel mevti ile hayattin ebediye. Öldükten sonra ebedi bir hayattır. Sanki nehrin aka aka denize döküldüğü zaman oradan çıkarılamadığı gibi öldükten sonra bitmiştir. Artık oradan çıkış diye bir şey yok. Kuran Azimüşşan'da iki Ayet-i Celile-i Cemil'de var. Birisi Münafikun suresinin son ayeti kişi diyecek ki Ya Rabbi beni çıkar kabirden de beni kabirden çıkar da ben senin yolunda sarf eden senin yolunda harcayan kimselerden olayım ama mümkün değil buyuruyor. Çıkması mümkün değil. Gitmiştir.
Aynen dediğimiz gibi nehir denize kavuşunca çıkarılmadığı gibi ölüm denizine aktığımız zaman bitmiştir. Geri geri geliş yok. Bir de zaman tahdidi yok. İşte insan ömrü hesap edilir. Derler ki kırk sene elli sene altmış sene isterse yüz sene olsun. Fakat bunun bir bitimi var. Bir sonu var. Bak burada bir son yok. Ebedi. Ve zelleike ale senaseti akşam. Bu kıyametin üç şekli vardır. Birinci kıyametimiz dünyadaki yaşantımız ne ise nasıl yaşamışsak? Eğer kendimizi bilmişsek. Niçin yaratıldığımızı anlamışsak, ne yapmamız gerekir diye dünyanın geçici olduğunu, ahiretin ebedi olduğunu, insanın fani olduğunu ama Allah'ımızın baki olduğunu bunu tam kalbimize yerleştirebilmişsek, yerleştirebilmişsek o zaman hayırlı bir kimse olarak kabre konuruz. Yok eğer bunu adet kabilinden işte insan doğduğu zaman muhakkak yaşayacak. Bir müddet sonra da ölecek.
Bir kimseye denk gelmiştim de tabii onu biz kötü görerek değil ama bu fiil iyi değil. Ben dedi emekli oldum. Bundan sonra benimki torunlarımla böyle eğlenmek, hayatımı evdekilerle beraber güzelce geçirmek. Böyle ibadet, taat, zikir, fikir, ondan sonra tefekkür, bunlar hiç yok. Bundan sonraki hayatımız bu diyor. Yemek içmek istediğimiz gibi gezip dolaşmış. Daha var da insan edep ettiği için söyleyemiyor. Böyle bir hayat değil. Allah'ımıza yönelmek. Celle Celalü. Eğer böyle nefsani arzularımız içerisinde geçilecek olursa bu süfli bir hayat olur bir daha da geri dönüp tövbe etme imkanı yok Onun için süfli bir hayat denmiştir.
Buna Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın, meşhur şu hadisi şerifini almıştır ve gale sallallahu aleyhi ve sellem, bir de bu hadisi şerifi okumadan önce şunu demek istiyorum, Resul-i Ekrem efendimizin Hadis-i Şeriflerini okurken, sallallahu aleyhi ve sellem, iyi bir tefekkür, böyle kalbimizi bu Hadis-i Şeriflere hazırlayarak onu tamamen içselleştirmemiz gerekiyor. Çünkü söylemiş oldukları sözler Esair billah inhu ve illa vahyun yuhha. Allah'ımızın vahyettiğidir. O kendi kendine bir ifadede bulunmaz. Bakarsınız Hakk'a suresinde Cenabı Hak buyuruyor. Habibim eğer sen eğer sen kendi kendine hüküm verecek olsaydın biz senin can damarını keserdik buyuruyor Cenabı Hak. Eğer sen kendi kendine hüküm verecek olsaydın Esri Bille, La ahalna minhu bilyemin, Eğer peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize isnat ederek bazı sözler ifade etmiş olsaydı mutlaka onu kudretimizle yakalardık.
Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı. Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem mübarek sözleri haktır. Kendi hevasından konuşmaz. Buna göre dikkat edeceğiz. Söz bir kere kimden geliyor diyeceğiz. Kuran-ı Azimüşşan'ı okurken Allah'ımızın hitabı olduğunu bileceğiz. Bunu bunu bize mürşid-i kamillerimiz çok demiş ama anlayanlarımız anlamış. Ne demiş? Hafızalarımız olsun biraz yoklayacak olsak eğer hafıza güçlü ise mesela Efendimiz hazretleri Kuran Azimüşşan'dan bir ayeti celile okurken İşte Pakistan devlet rejisinden şöyle bir mektup geldi deyince insan kulak kesilir Ve bunu daha başka mübarek sözler de ifade buyururlardı Bu şu devlet reisi, bu devlet reisi değil Cenabı hakk'ın mektubu diyerek bizi çok uyandırmaya çalıştılar. Efendimizin mübarek sözleri Allah'ımızın vahinden gelen ilahi kelamlardan neşet eden sözlerdir.
Keme taişuna temutun, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Dedem rahmetullah Ali imamlık yapmış ama ücret almamıştır. Üstadımız da öyle. İmamlık yapmış hak rızası için. Fakat sonra kadro gelmiş, demiş, ben ücretle vazife yapamam. Bir başkasını arzu etmiş, ona devretmiştir. Dedem de öyle Rahmetullah Ali ücretle vazife yapmıyor imamlığında bir kimsenin ağır hasta olduğunu duyuyor Tabii görevliler olduğu için çağırıyorlar. Ne kadar kelime-i tevhidi telkin etmeye çalışsa bir türlü kelime-i tevhidi okumuyor ve ağzından çok acayip sözler çıkıyor. Dedem ağlayarak dışarı çıkıyor. Bir tanesi diyor ki efendim hiç mahzun olmaya gerek yok. Bunun alnı daha secdeye varmamıştır. Bunun hayatını biz biliriz. Hiç mahzun olma. Demek ki insan nasıl yaşarsa öyle ölür.
Ve keme temütüne tübasun, nasıl ölürseniz öyle Allah'ın huzuruna kalkarsınız ve keme tübasunetuh şarun, nasıl bağış olunursanız Rabbimizin huzuruna da öyle varırsınız, buyruluyor. Birinci kıyamet olur. Bu tabii bir ölümdür. Herkes de zuhur ediyor. Hayatı sona eriyor. Teçhiz, tekvin işleri yapılıyor. Kabre indiriliyor. Birinci bu. İkinci bir ölüm ve saniyen el inbias I badel mevt li iradeyi ilel hayatil kalbi yeti kalbi yetil ebedi yeti fil alemil kutsi. Asıl mühim olan budur. Şimdi göçük anlatılıyor. Düşünüyoruz. Göçüğün altından tabii sevinilmez mi? Bir canlının çıkması Allah'ımız hayat bahşetmiş. O bir insandır çıkarılıyor. Düşünüyoruz Ya Rabbi bizim ruhumuz nefsimizin göçüğünün altında bulunuyor. Nefsimiz ne derse nefis atının istediği gibi hareket ediyoruz. Şehevi arzumuzun peşinde koşuyoruz. Şehvet göçüğünün altında kalıyoruz.
Ağzımızın, dilimizin söylediği sözler hiç Allah'ımızın emrine uyan sözler değil. Oradan duyduğumuz, buradan duyduğumuz sözlerle onlara kanarak biz nefsimizin küçüğü altında bırakıyoruz ruhumuzu. Aklımızı aklımızı nefsimizin göçüğünün altında bırakıyoruz. Bunu nasıl kurtaracağız diye düşünüyoruz şimdi. Şimdi bütün kanallar ve insanlarımız bu hadiseye, bu büyük vakaya kilitlenmiş durumda ama diyoruz ki biz neden ruhumuzun nefsimizin esaretinde olup o göçüğün altında olması bundan daha biterdir. Neden bunu tefekkür etmedik? Neden bunu düşünmedik? Bize Allah'ımız Kitabı Kerim'inde nefsinizi göçük altından kurtarın diye emmare, levvame, mülheme, mutmainne, Raziye, Merziye sıfatını bütün Kuran-ı Azimüşşan'la ifade buyurdular. Ruhumuzun kemalini takva ile haber verdiler. Ebrar sınıfıyla hep bunlar Kuran-ı Kerim'de. Innel ebrara refinayim. Ebrar hayırlı kimseler demek.
Sonra mukarrebun oluşla gelin siz ruhunuzu da nefsinizi de şeytanın tasallutundan, onun göçüğünden kurtarın diye çırpınıp durdular. Efendilerimiz ta caminin temelinden alemine kadar Ya Rabbi şahit tutuyorum diye feryat ettiler. Biz bu feryadını ailemize duyurabildik mi? Bunu düşüneceğiz. Çoluğumuza, çocuğumuza duyurabildik mi? Etrafımıza duyurabildik mi? Konumuza, komşumuza. Bunu daha çok tefekkür edeceğiz. Mesela bu ıslah olmayan nefis ve azaba ikaba götüren her zaman zaten Kuran-ı Azimüşşan'da buyruluyor.
Bizi azaba davet eden, şeytanın göçüğünden, Rabbimiz katında hiçbir değeri olmayan Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin bir koyun laşesi kadar bile değer vermediği, şu dünya göçüğünün altından kendimizi kurtarmak için Kitabı Kerim'de Cenabı hakk'ın ya yuhellezine amenu, ey iman edenler diye seçilen bir grup olarak kendimizi kurtarmayı daha sonra Ey muttakiler diye hitap buyurduğu Ey kullarım diye hitap buyurduğu tabi bunlar derece derece birbirlerinden çok farklıdır. Bu nimetleri elde etmek için burada çalışacağız. Kıyameti bu şekilde tarif ediyor Ehlullah. Diyor ki bak başınıza bunlar gelecek. Dikkat edin. Burada kurtulmaya gayret edin ki orada azaba, ikaba ve cezaya düşmeyin. Kurtarın kendinizi buyuruyor. Vehiel kıyametetüsura. Bu küçük kıyamettir. İkinci olarak birincisi, tabii olarak, tabii olarak bir ölümdür. İkincisi ise iradi olan bir ölümdür.
Siz diyor sadece şu bedenin ölümünü düşünüyorsunuz. Asıl düşüneceğiniz diyor kalbin ölümüdür. Öldük gittik. Bunlar başımıza gelecek. Eğer kalbimizi diriltmemişsek Allah korusun o kabirde vereceğimiz sual nasıl olacak? Kalbimizi burada diriltmemişsek biz kabirden hangi sıfatta kalkacağız? Kalbimizi diriltmemişsek biz defterimizi hangi taraftan alacağız? Mizanı, sıratı, mahşeri bunu tefekkür edin buyuruyor bize Ehlullah. Ve bunu da nasıl ifade ediyorlar? Onu arz etmek istiyorum. Çok mühim ama. Esriayrı billah evemen kene meyten. Öyle bir gönül ki küfür ve cehaletle ölmüş bir hayat. Yani bedenin ölümü değil asıl kalbin ölümü. Bu Necmettin İrraki diye bir evliyaullah var. Bu veli bir cenaze, bir defin hadisesi. O defin de artık kabre konmuş cenaze. Sonra hoca efendi ayağa kalkmış. Diyor ve devam ediyor. Ilahin. Bu zat pek gülmezmiş. Hele kabirde böyle bir esnada gülmek de caiz değil.
Yani uygun değil. Yanına yaklaşmışlar. Yanına yaklaşmışlar. Onun çok sadık müridanından birisi, Efendim demiş siz pek hayatınızda tebessüm etmezdiniz. Burada neden böyle tebessüm ettiniz? Ölü diriye telkin veriyor. Aşağıdakinin kalbi zikrullah içerisinde. Ruhu zikrediyor. Sırrı zikrediyor. Hafisi, akfası, nefsi zikri kulü zikri sultani Vesaire. Bizimki de zikrediyor. Böyle zikir değil o. Her bir kalp zikrinin bin tane mertebesi var. Biz zikretti zannediyoruz o kalbin hareketi oluyor. O da güzel. Ama asıl zikir kalbi zikreden kimse, gerçek olarak zikreden kimse velayete adım atmış demek. İstersek murakabelere çıkalım. Eğer nefsimizin mertebelerini geçemiyorsa, ahlakımızda bir güzellik olmuyorsa bu surata olmamalı. Hakiki olmalı. Diyor aşağıdakinin kalbi diri diyor. Hocanın ise zavallının bundan haberi yok diyor.
Feahye-i hayat verdiğimiz, bil imani velilim, iman ve ilimle, ve celalne lehunura, kalbine nur verdiğimiz, nurul iman vel ilim, iman nuru ve ilim nuru. Fakat temutu bil küfür, kalp nasıl ölür? Küfürle ölür. Sinme tahya bil iman, imanla hayat bulur. Fakat temutu bilzunup, günahlarla ölür. Velceraim, hatalarımızda simme tahya bit tevbe, sonra tevbe ile hayat bulur.
Fakat temudu bilhuzuzu ve şehevat hayvani duygularla ölür, sümme tahya bir zühdi vel verayı erriya da nefsimizi iyi bir kontrol altında tutup yememizde, içmemizde, konuşmamızda, yatıp kalkmamızda, Ehlullah'ın vermiş olduğu ölçülere riayetle helalde bile Allah'ımızın korkusunun gönlümüze girmesi ve hayatımıza yansımasıyla dünyaya meyletmemekle dirilir fakat temütü bil'l gafleti, gaflet ile ölür, zimmettahya bilye gadati vel inabe, Rabbimize dönüşle ve uyanmakla, hakikati görmekle dirilir fakat temudu biruyetil, his ve sicnil ekvan ve'l heykel, şu vücudumuzu, şu halimizi, şu hayatımızı dünyanın esiri kılmakla helak ederiz. Sadece maddi yöne bakıp manayı hiç düşünmemekle kalbimizi helak ederiz. Ancak hakikatleri görmekle hayat bulur ve sebebü hadehil mevt, ölümün sebebi nedir? Suhbetü lu gafilin, gafillerle oturup kalkmaktır ve sonra üçüncü bir kıyamet haber veriliyor.
Birincisi, suğra, küçük kıyamet, ikincisi usta, orta kıyamet, kalbin hayata kavuşması, ebedi olarak melekut alemine yönelme, Rabbimize yönelmek suretiyle melekut aleminden, Cebarud ve lahud aleminden nimetlere mazhar olmak, Üçüncü olarak sadece bunu dille ifade edeyim. Fenafillah Allah'ımızda yok olmak bütün varlığıyla ona teslim olup varlığının Cenabı hak ile devamını sağlamaktır. Sonra ele almış olduğu müellif Hazretlerinin ayeti celile şu, esamne. Her şeyi alt üst eden o büyük felaket geldiği vakit buyuruyor. Elhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.