Kelime-i Şehadet ve Tevhidin Önemliği kaydında Ne demektir? İslam'ın beş temel esaslarından birisidir. Demek ki İslam'ın binası, bu beş esaslı ayaktadır. Kelime-i şehadet et başta. Çünkü Kelime-i şehadet olmazsa Allah'ımızın vahdaniyetini, Celle Celalühü, Habibi'nin risaletini, sayılı olan kişi kabul etmezse diğerlerine hiç makbul olmaz. Bu sebeple kapı nedir? Kelime-i şehadettir.…
Kelime-i Şehadet ve Tevhidin Önemliği ne anlatıyor?
Kelime-i Şehadet ve Tevhidin Önemliği kaydında Ne demektir? İslam'ın beş temel esaslarından birisidir. Demek ki İslam'ın binası, bu beş esaslı ayaktadır. Kelime-i şehadet et başta. Çünkü Kelime-i şehadet olmazsa Allah'ımızın vahdaniyetini, Celle Celalühü, Habibi'nin risaletini, sayılı olan kişi kabul etmezse diğerlerine hiç makbul olmaz. Bu sebeple kapı nedir? Kelime-i şehadettir.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ne demektir? İslam'ın beş temel esaslarından birisidir. Demek ki İslam'ın binası, bu beş esaslı ayaktadır. Kelime-i şehadet et başta. Çünkü Kelime-i şehadet olmazsa Allah'ımızın vahdaniyetini, Celle Celalühü, Habibi'nin risaletini, sayılı olan kişi kabul etmezse diğerlerine hiç makbul olmaz. Bu sebeple kapı nedir? Kelime-i şehadettir. Eğer bir yere gideceksek bunu bir bina olarak da düşünürüz biz, köşk olarak da düşünülür. Kapısı elbette mevcuttur. O kapıdan binanın katlarına da girilir, odalarına da girilir. İslam binasının kelimelerde da girilir. İslam binasının kapısının anahtarı kelime-i tevhidtir. Mesela diyelim ki bir ülkeye çıkılacak, pasaport mutlu gereklidir. Pasaportu olursa, işlemler de yerine getirilmişse, o ülkeye girmeye hak kazanır. İslam ülkesine girebilmek için pasaportumuz Kelime-i şehadettir. Bu olursa makbuldür.
Aksi halde, ne kadar insanlığın faydasına çalışsa bile, ancak cehennemdeki derecesini hafifletebilir. Cennete giriş değildir o. Çünkü cennetin anahtarı nedir? Kelime-i Tevhid'dir. Cennet, ancak kelime-i tevhidle kazanılabilir ama hangi kelime-i tevhid bunun üzerinde dururlar. Mutlak dururlar. Çünkü burada ruh yılsan tabiri vardır. İlfüdasta kelime i'temliği de okuyan. Bunda da ulemai kiramız şartlar getirmiş. En önemlisi, belki de hepsinin içerisine alacak şekilde olan ilmi hukukunu hüküm Allah'a aittir. Hutbelerde de görüyoruz. Günümüzün şartları da bunu ifade ediyor. Düğünlerle vesaire toplantılar, konuşmalar, görüşmeler, nişanlıları vesaireler ne olursa olsun, hep konularda kelime-i tevhidin hakim olması gerek diyor. O da en iyi hukukunu illa ki de hükmü Allah'a vermek.
Hükmü insanlara verdiğimiz zaman, insanlara verdiğimiz zaman o halk da şaşırmış bir kitle ise bizi zulümada, bizi helaket, bizi felakete götürür. Ne derler? Ömürde bir adamın gününü. Bunu da bir ölü gibi olmaz ki. Bir de misaller verirler, onu vermek istemiyorum. O batılıların sözleri, kafiyeli sözler. Katiyeli sözler, neyde şöyle olur, neyde böyle olur, neyde şöylesi ve böylesi, bizde Allah'ın kitabıdır Bizi ayıklanlar, kabul etmezler. Birsek hükmü Allah'ımıza vermemiş oluruz. Ticari husus da dahil. Her bakımdan hükmün Cenabı Hakk'a verilmesi. Bir su içerken dahi hükmü Allah'a ayıracağız. Ağrahı üç nefeste. Resulullah'ın mübarek sözleri de Allah'ın vahnidir. Diğer hususlarda da hep böyle. O zaman, ulema, meşşa irti, zan, bunları nasıl biz yorumlayacağız? Yorumlamaya bile gerek yok ki? Onlar şu, bu mevsimde daha ziyade görülüyor. Bağlı sağılırlar. Bunun makinelerde çıkmış.
Çok dakikaya bile var mı? Sanileden bir petek, bir bal peteği sağlıyor. Onlar şişelere konuyor. Kelamları, bizim soframızda önümüze koyuyorlar. Bunu iyiyim. İbrahim bin Ethem de buna işaret ediyor. Bunu iyiyim. Bu mahite Kullah'tır. O yediklerinizin ne olduğu belli. Ama bu taamlardan geçse, onlar bizi yarın kabirde aç bırakmayacak. Allah yolunda, hakiyibi yoksunu düzeltmiş bir çılığa giydirmişsek, o zaman çılığa kalkmayacağız. Diyelim ki biz müminlere şefkatli, merhametli, güler yüzle hareket edinsek, orada melekler de bize güler yüzle tatlı delile gelecek. Biz, Allah'ın kullarına lütufla muameleyle onları incitmemeye gayret edersek, din düşmanlar hariç, şerhi konularda da esasına uygun şekilde tatlı bir dille ifade edersek bizim canımızın ve ruhumuzun çıkışı da çok rahat olur. Bunu biz tohumlarda görürüz. Bir tohum alınır, toprağa atılır. Atıldığı zaman, orada o tohum çözülür.
Böyle tamamen o sertliği biter, biter, adeta toprak olur. Orada yumuşayıp, toprak haline geldiği zaman, yukarıya fide, fidan halinden gülmeye başlar. Biz de öyle. Şu dünya toprağında, kelime-i şehadetle ve tevhidle, eğer nefsimizi eritebilirsek, şeytanı da kahredersek, dünyanın muhabbetini ve gönlümüze koyulmaz, Allah'ımıza Celle Celalühu'yla karşı muhabbet hasıl olursa ne olur? Nefsani arzu ve istekleri tamamen eritiyoruz, tevhidle. Kıldığımız namazla ama hal insan tabiri her saatte geçerlidir. Osurulmaz. İki husustur, birisi millettir, birisi de ifrastır, bu da olacak bunlar. Bunun yanında diğer taatlerimiz, Allah için sevgimiz, Allah için buğzumuz, müminlere olan iltifatımız, ehli küfre karşı olan kimimiz, buğzumuz, onlara karşı müminlerin vahdeti, birliği, beraberliği en önemlisi bu. Böyle biz nefsimizi yumuşatacak olursak, ölüm anında nasıl olur esamık?
Cenabı Hak onların canlarını çok tatlı bir şekilde alır. Bunun aksi oranları mı, onları belki Cenabı hak'ta sığınırız. Mevlamız, o hali bize göstermesin. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Öyle ki onların üzerine sırtlarına vurularak, camları alınıyor, çok ağır tahammül edilmez. Meleklerin o vuruşları böyle gelişigüzel bir vuruş değildir. Bunu şu şekilde de haber verirler. Bir kına ile misal veriyorlar. Diyorlar ki öyle vururlar ki, insanın parçası o kına kadar bile kalmaz. Allah'ımızın azabına gelince kolay değil o denmesi, ecim bir azap. Cenabı Hak, onun kokusunu bile duymasın. Biz burada, hem zahiren o kokuyu duymazsak nasıl zahiren duymak? Diyelim ki gözümüz şehevi arzular içerisinde, hep onlar. Kulağımızda bu sözleri dinlemek istiyor. Bir de gönlümüzde o arzular, o istek var beynimizden de bir türlü çekindiler. Kolay kolay çekindiler. Biz bunu yapmıyoruz.
Fakat kokusu bizim içimizde mevcut. Kalbimizde mevcut, çıkmıyor. Bir de sohbetinizi girdi. Hayırlı meclislerde ve bir nedamet. Fark bu nedameti de sürdüremediğimiz için sürdüremiyoruz. Belki bu kapıdan çıkıncaya kadar buluyor. Belki evimize karar ediyoruz. Oluyor, belki birkaç gün zuhur ediyor, bir kısım insanımıza daha fazla devam ediyor. Tekrar aynı yere dönecek olursa, o koku bize geçmemiştir. O kokuyu geçirmedikçe bize Allah'ımız rızasını, kokusunu, muhabbetinin kokusunu, misiyet dostluğunun kokusunu duyurmaz. Allah korusun, her şey bir bedel karşılığıdır. Biz bu arzuları gönlümüzle, beynimizle taşıdıkça O ateşin kokusu, o azabın kokusu, zahir. Demek ki burada şaşıracak hiçbir şey yok. Bizim çalışmamıza göre, bu Lanazin Müşhem'da birkaç şehirde geçer, esenle. Cennetlere yapmış olduğunuz amellere mukabil buyuruyor. Hatta bu amel de değil.
Biz bu işin iflasiyetine baktığımız zaman amelde iflas rızayı ilahi bulmadıkça olmaz. Mesela yapıyoruz. O yapmakla olmuyor işte. Biz diyelim ki mal ihraç ediyoruz. Hiç bunun ölçüsüne tartısına, şartlarına riayet etmiyoruz. Onu bilmiyoruz, onu bakmak da istemiyoruz. Bir meyvedir. Bunun dışında diğer mallardır, bunları kendi kendimize, nasıl biliyorsa o şekilde, ifraza çalışıyoruz. O ihraç ettiğimiz ülke, koymuş olduğu şartlara bakın. O şartlara uyarsa, kabul ediyor. Yoksa kabul etmiyor. Çünkü memurları kontrol ediyordu. Allah'ımız bize taatlerimizi yaparken şartlarını koymuş Sami Belgi Hazretleri Kaddafi Uluv sırra, müsabakelerinin birinden çok güzel işaret ediyor. Semakatlarında meleklerin bulunduğu, kimileri gıybet hususunda, kimileri hasedlik hususunda, kimileri kimi, eğer meyvelerde bazen böceklenmeler olunur. Mesela dıştan bakılıyor, çok güzel meyve, bir sıkıntı yok.
Ama içine kurt geliyor, bir tane oldu da bu. Meyve çok güzeldi, çok güzeldi meyve Ama nasır bir kursa bölünmüyor, onu elle tutacak gibi dedi. Temas ettiği zaman meyveye, o içini koru diyor, içini dıştan belli olurdu. Eğer riya kurdu, dıştan belli olurdu. Ama gönülde bu arzu varsa bir başkasına karşı bir beğenisini, onun takdirini arzu etme gibi bir hal olursa ibadet ve taatimizin hayrını koyun. Bunun için ihlasla yapılan az bir taat çokça yapılan taatler üstündür diye buyruluyor. Diye çok düzenli ise bunu onlarda şerhi şey yapılmıştır, şerhi mevcuttur. Yapılmış. Orada bir kayıt var. Buyuruyor ki İhlasta yapılan az bir ta samimi olarak sırfken Allah için, dağlarca yapılan dağ demiştir. Bunu nasıl bileceğiz? Kömürü de var. Odunu da var. Bunu tartan terazilerde var, kan terlar da var. Bir de çok hassas teraziler var. Biz anlaşılacak şekilde olsun.
Anlayacağınız tarzda, bir altını gelip de kantarda tartmak kadar abes bir şey yok. Çok ilginç bir hale gelir ve delidirler herhalde. O ancak kendi terazisinde. Çok kıymetli olduğu için onun tartı aleti de farklıdır ama kıymeti çok üstün, ölçülemesin. Mesela bazı madenler var, Uran Bir gemi diyelim, gemiyi, tonlarca, hümrü, zor döndürüyor dünyanın etrafında. Ama çok az bir küçük bir yumruk kadar Kuran'ın madeni bir gemiyi dünyanın etrafında iki vaadin veriyor. Bu misaller de eskidi artık. Bu misaller de eskidi O gol madenleri, mesai birçok madenler çekti. Şimdi mahsulata baktığımız zaman bizim gözümüzde ne var? Buğdaylar, arpa var, rulaklar, mısırlar, nohutlar. Bunlar bile misal olarak değişti. Çünkü öyle mahsulat meydana geldi ki yedi bin yıl önce, yedi bin yıl önce kullanılan mahsulat ortaya çıktı ve onun değeri üçlemedi. Mesela mahsullerde onların tohumları var.
O tohumunu bile dışarı çıkartmıyor. Onu şifreli dolaplardan ve de muhafaza ediyor, tohumun kıymetinden dolayı ve başkaiyetler de bundan istifade etmesin diyor. Eğer de mümin olursa, İslam olursa, kelimeyi, şehadeti iyi okuyabilirsek, şartlarını hayır, kendimizden ölen bir başkasını düşünüyoruz. Başkası bizi zehirleyecek bir ilaçlar gönderir, faydalıdır der. Öyle olur ki insanın nesline zarar verecek ilaç gönderir. Küfü olur, söyle olur. Şirk olur, söyle olur. Nifak olur, söyle olur. İbadetle saatte ihlas olmazsa, böyle olur. Ama halis ve muhlis olursa, kendi ülkesini nasıl görüp gözetiyorsa diğer ülkeleri de o şekilde görüp düzelir. Kelime-i tevhid dendiği zaman, kelime-i tevhid ne yapar? Biz kendimiz için ne istiyoruz? Ne isteyeceğiz? En güzelini istiyoruz. Yiyeceğimiz, içeceğimizde de en güzelini istiyoruz. Evimizde barkumuzda, arabamızda kullandığımız eşyada da en güzelini istiyoruz.
Kelime-i tevhidi, hadisane okuyacak olursak samimi bir şekilde hükmü Cenabıhakk'ta vererek ancak ona güvenerek, ona dayanarak, ondan yardım bekleyerek, taahhütlerimizi ona yaparak maksat da gayet Cenabı hak olacak olursa bir başkasını böyle görmemizle birlikte kendimiz isimli istiyorsak, onun için de onu istemenin yanında onu kendinize tehdit etme ve istihdam esası. Öyle dinimizde güzellikler var ki bu neden belli olmuyor? Yansı tanıdığımız için. Biz artık sandıranı konulur. Ne yapıyorsa altınları ve müşteri çok kıymetli, değerleri oraya hapsetmişsek hapsetmişsek onu çıkarmadıkça ne olacaktır? O orada yok olup gidecektir, ne olacak? Bir tanesi kazancını hep muhafaza ediyor, muhafaza ediyor. Bir talih geliyor, onu hapsetmiş bir yerden. Hapsettiğini çıkarıyor. Çıkarıyor. Tamamen değeri düşmüş. Neredeyse bir gazete parçası gibi Allah korusun.
Onun için Rabbımızın gönlümüze vermiş olduğu iman nurunu biz ne yapacağız? Hükmü Allah'a vererek hayatımızın hem safhasına yansıtacağız. Çocuklarından şikayetçi olmayan kimse yok. Hacca giriliyor, hazırlanılıyor, seviniyor, adeta uçuyor, on beş sene oldu bekliyorum, yeni çıktı diyor. Seviniyorum ama bunun yanında sevinirken bizim burada asıl makbul oluşumuz çıkaracağımız malın, ihrad edeceğimiz malın ibadet ve taatin kabulünün evlatlarımıza sahip olma olduğunu bilirsek o zaman gerçek bir harf, gerçek bir kongre, gerçek bir tariftir. Ailemi hususumuzu ihmal etmeden çünkü aile hayatındaki bozulmalar çok süratle tefessup bozulmaya doğru geliyor. Ne yapacağız? Bozuluyor. Bunu nasıl önüne geçecekler değil mi diyeceğiz? Bir ev yıkılmışsa, benim elimizi böğrümüze koyun. Ne yapalım? Yıkıldı. Bunun yıkılma imkanı da yok. Şimdi sizler geliyor. Bunlar nedir?
Bizim elimizde yapmış olduğumuz hatalarımızdan zuhur ettiğini Cenabı Hak buyuruyor. Bunu hutbelerde okudular. Ne olacak? Öyle felaketler ki neredeyse coğrafya değişecek şekilde bela ve musibet var. Ne yapacağız? Böyle şaşırt kalacak mıyız? Evin içi tamamen çamur, caddeler çamur. Dükkanlar, iş yerleri çamur, vesaire yerler çamur. Böyle duracak mıyız biz? Ne yapacağız? İş makineleriyle, ne gevrekiyorsa onu temizlemek için gayret gösterecektir. Biz de dünyada bozulmayan kimse yok. Şimdi diyelim ki kız çocuğunu örteceğiz, arzulamazlar mı bizi? O zaman hüküm Allah'a verilmemiş oluyor, Cenabı hak korusun. Hükmü Allah'a verilmektir. En önemli olan bu. Allah'ımız böyle mi diyor? Tamam, diyebiliriz. İmanımızın ve bir tarik ehli olmanın yolu budur. Başka olmaz. Diyorlar ya tarik beyliklerinde bile bozulmalar var bu sefer de. Bugün gün şimdi kamilimiz, eğik böldüğü yaptı namel diyor.
Buzdan korunmuş bir din temel. Böyle olmaz Kemal diye ne güzel ifade etmiş. El böldürüp amelle başkaları şunu değil, bunu değil de olmaz. Yarın kabrem Şu, şunu değil, o bunu delil diyen kimselerle girmeyeceğiz kabre, yapayalnız gireceğiz. Allah'ımızın huzurunda yapayalnız duracağız. Ne diyeceğiz? Bir tanesi, mahkemeye girecek. Artık orada ayrıntı nasılsa bir tebligat yapılmış. O da tebdilatı tebdilatı akşam ne demiş? Demiş ki şimdi verdim. Hakimin karşısına çıkacak, orada işte kendisini savunacak nasılsa uyuyamaz demiş. Dünya hatunu onun karşısında bile rahatsız olur diye akşam tebdilatı verilmiyor sabah. Ve huzurunda çıkacağımız hakimler hakimin Cenabı haktır. Mevlayı zücccelerdir. Bunun için Hazreti Ömer saman çöpü olayım demişse, Ebubekir Sıddık ağacın dalındaki kuşa imrenirse bunun için imrendi. Hesap kolay olmadığı için.
Gidiyoruz mübarek bir yola, tarikat-ı daireye, Evrad teşkilat yapıyoruz. Bu şekilde okumadıkça böyle yüzünden geçmiş oluruz. O da tesir etmiyor zaten. Yüzünden hareketle tesir etmiyor. Allah'ım bu alemi bize ilahi aleme misal için gösteriliyor. Memleketiniz ziraat memleketidir. Eğer bir tarla, yüzünden sürülürse, tabanına geçmez de, yüzünden sürülecek olursa ne olur? Attığımız tohumlar bir türlü geçmez, büyümez. Bazı meyveler de var bu. Mesela kenarları işlenmediği için ama iyi bir şekilde, işlenilmediği için meyvelerde çok küçük kalın. Genişmiyor meyvede. Onun kenarını çok iyi önlemiz gerekiyor. Bir tanesi çalışırken karlılığını çalışıyor. Cüzdanını düşürmüş, cüzdanını düşürmüş, onu bulacağım diye bir gitmiş, bir gelmiş ama çok gitmiş gelmiş. Sonra da oraya tohumu atmışlar, öyle bir buğday, öyle bir mahsun meydana gelmiş ki çok iyi sürüldüğü için, derinden sürüldüğü için.
Biz ibadet ve taati derinden sürerse makbuliyet o zaman olacak. Nasıl olacak? Kelime-i Tebriğinde dört tane şart. Bunu yerine getirirsek, maksat ve gayemiz Cenabı hak olursa ne olur? O bize öyle bir ürün verir ki son nefeste kelime yitirdiği okuma nimeti baş olur. Sonra Azrail Aleyhisselam gelirken alnında kelime-i şehadet de gelir. Kişinin tam şaşırdığı bir anda Allah'ımız muhafaza buyursun, sekerat hali demek kendinden geldiği bir an demek. O anda alnımda kelime-i tevhid onunla geliyor. Ve diğerleri derin sürmediğince, saatler de uzar. Hangi taat diyelim biz? Cihat tatili diyelim. Cihat tatilinde derin sürme nedir? Derin sürme, Allah'ın dininin hakim olma düşüncesini gönlümüzden çıkarmamalıdır. Cihatta derin sürme, Enfal Suresindeki altmışıncı ayeti celile, Allah'ımız bize burada da derin sürmeden bahis buyuruluyor. Hem bizde, hem de dışta, esamit.
Hem kendiniz hem de Allah'ın düşmanlarına karşı güçlü kubbe hazırlamak. Düşman tamamen çevrelenmiş. Silahlarını diyelim ki bir ülkeye yöneltmiş. Eğer o ülkenin silahı ondan daha talip değilse Kuran-ı Kerim'de beyan buyurduğu üzere, onlara karşı din düşmanlarına ters güç ve kuvvet hazırlayıp buyuruyor. Eğer gücü ve kuvveti olmayacak olursa ne olacaktır? Bir anda Allah korusun helakine sebep olur. Çünkü gücü yok, kuvveti yok. Bunu isabet ediyor zaten. Nefis bunu isabet ediyor. Şeytan bunu isabet ediyor. Şeytan sıfatı insandan isabet ediyor.
Bakıyor ki istek mücadelelerimizde ne kadar bu mübarek olarak yüksek dahi böyle üstünkörü geçecek olursak, tam manasıyla efendilerimizin dikkat ettiği gibi, bir üstadımızın karınca kadar yapmış olduğum hata, gözüme elçiyes Dağı gibi görünüyor düşüncesiyle okumazsak, o zaman nefis ve şeytan ve nefsin heva, arzu ve istek, arzu ve istekleri bizi yok derullah. Din düşmanları da aynıdır. Onun için güç ve kuvvet hazırlama. Efendimizin dolu hadis-i şerifleri var, sakın Allahü Teala bize. Ak hususunda var. O günde silahlar bunlar. Mesela, bir okrakma hakkında, Medine Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin hadis-i şerifleri var. Yani dinimizi sadece bir yönüyle ele alamayız, böyle bir cihan şümul denmesinin sebepler budur zaten. Her şeyde mükemmel bir din. İmam-ı Ali Bin Ebi Talib, Radıyallahu talip ederken, Kabirde, ahiret farklılığı da, aynı kulun gibi Hac nedir?
Allah'ımızın zatı ehadiyetine, zatı ehadiyetine bir işitme nimetidir. Zatı ehadiyetini nasıl bir emirdir murakabeyi, iflas, iflas murakabesinde, buna murakabeye ahadiyet diyoruz. Orada Cenabı hakk'ın vahdaniyeti kitaplarını görürüz o vahdaniyetini. Her şeyde bir olduğunu, onun dışında hiçbir şeyin olmadığını, onun zatından başka her şeyin biteceğini, her ne nesne varsa onun kül emriyle olduğunu bilmekle birlikte, biz de bunu yaşayan kimse hac dağıtıminde nail olacak. Allah'ımızın birliğindeki o esrara erişecektir. Vahdet Makamını, Yunus Emre bunun için yazmış, yakılmış. İki bitten usandım, birlik hanına vardım diyor. Bizim temlik hususunda söylediğimiz konuyu, Nurluk Semra, Rahmetullahi şiirinde bir Musra ile tamamladı gitti. İki birlikte usandım, birlikte kanunlar. Nefsimin istediği değil, rabamın istediği. Şeytanın aldatması değil, meleklerin de razı olacağı davet diyebilmektir.
Tamamen Mevla-yı Zülcelal'de yok olmak suretiyle o hak meydanına bilmektir. Nedir hak? Yine, aynen hususta, Rabbi Zülcelal'imizin hattına varmayı, Allah'ımız isterken bizi katına temiz olarak istiyor. Hem bedenen temiz olmamızı istiyor hem de o hem temizliğimizi istiyor. Her an zaten kişi Mevla'mızın huzurunda ve onun dışında bir hal olamaz. İnsan, haccın murat ettiği zaman Öyle ki, kalbini Mevdai Zülcelalin dışındaki duygulardan artıyor. Ona artık onun muhabbetine mani olan ne engel varsa, ne perde varsa onları bitiriyor. Bütün işlerini Mevdai Zülcelalede ısmarlıyor. Ne güzel söylemişler. Bir de bunu hal olarak da şeyde bulursak, güzelliği de bu noktadır. Bizim kıymetli bir hocamız vardı, şimdi çok geçer. Efendim, güzel konuşuyor musunuz da, bir saniye Nuh Aleyhisselam'a bir anamız ineğinden sağlığı, sütü, ikramen getir.
Her getirişinde de diyor ki ya Nuh, tufan bulduğu zaman bana haber inanmış Nuh Hazretiselamı, peygamber olarak kabı bildiriyor zaten Cenabı Hak'ta inançtı. Yine süt getirmiş, aynı adeti üzere yağmur, tufan olduğu zaman, bu takiyeden vurdular. Nuh Aleyhisselam, Allah.