Ağlaşırlar da, onlar yiyemez, verirler, verirlerdi. Abdullah bin Avf, Abdurrahman bin Avf radıyallahu anh'dan şöyle dedi ki rivayet etmiş. Ben Medine'ye hicret edip geldiğinizde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem benimle Sa'd Bin Ravi arasında kardeşlik tesis etmişti. Onun yanında beni kardeş etti. Bunun üzerine Sa'd Bin Ravi Abdurrahman İbni Avf'un elinden tuttu, evine götürdü. Dokunayım da ezberime değindi. Daha iğne düşecek. Kardeşim dedi. Abdurrahman İbni Avf. Kardeşim tanıyallahu Andir. Benim dedi, bir boynum var, elbisiz. Elli devem var, yirmi beşi sizin. Yirmi gönlümü hurmam var, sana müteahhit etmeye gönlüm gideceğim. Senin ailen yok diyerekten açıyorum. Efendimiz diyor ki bağdaşlığı tabloya götürsünler. Ne etti Abdurrahman İbni Avf? Vallahi, vallahi ey Sa'd ibn-i Rabia, ne aileni, ne malını, ne hurmanı hiçbir şeyin istemiyorum dedim. Hiçbir şeyin istemiyorum.
Yalnız bana biraz harçlık verirsen önde, bana da pazara delalet edersem hurma pazarına ve peynir pazarına gideyim peynir, çeperik yağ satma suratında ben de öyle rızkımı temin ederim. Bu kanaatinin yüzünde az günde çok zengin oldum. Nasılsın? Nasusan nasılsın gelir ya. Turrahman binası. Bir gül hem sabaha verdim ya Muhammed. Vallahi Allah'a yemin ediyorum diyor şurada, elimle bunu ansam şöyle toplasam altın oluyordu diyor. Kanaatimin yüzünden diyor. Böyle kardeş oldular onlar. Kardeşın. Biz Efendimiz kardeş olun kardeş olun. Bakıyorum o telefonu istemiyor, o telefonu istemiyor. Bir türlü kardeşliği koyamadık ortaya. Şaraiti tamam. Her tarafı düzgün, kardeşliği bir gün koyamadık daha. Daha. Şimdi diyorum burada bir ne damat edelim Allah'ınızı sevamızı ya. İnşallah. Bir iyi gün kardeş olalım. Bundan bir senedir beyefenelim bu on yıldan bir kişinin kapısı gelmez gelmez de.
Ziyarete layık mı? Kardeşime layıkım canım, kardeşiz biz. Ziyaret olmaya layıklayalım ya. Bir daha koyalım, bunun üçüncü donduralım mı, üç tane, dört sene gelmem bina. Yasakmam insanın sorununa. Birçok kardeş var, toptan Nusbey'e gelin, orada da görüşelim de bizim nimetlerimiz nasip olsun da nimetlerimiz cennet nimetine hepten olsun istiyoruz. Ya. Kardeşimiz mektubunu almış. Sağdan uzun durmuş. Numarası gideceğiz Muğla'ya ya. Bak Konya'da bir divan Manisa gitmem demişim. Onun için bu tertibi almış. Az önce, dört kız sohbete muvaffak olduk karşı karşıya. İnşallah bunlar araya gitmeyecek. Araya yetmeyecek. Allah izin verirse bunların mükafatlarını göreceğiz inşallah. Daha kitabımızda birçok, şurayı da okuyayım size. Diğer hadisi şerifte, şurayı da okumuyorum. Birine bir eser çünkü. Birbirine, birbirine acımakta, birbirine acımakta. Hiçbir şey değil yani.
Birbirini sevmekte, birbirini sevmekte, birbirine şefkat tek bir de kısım, diğer kısımlar da uykuyu kaybedip, apaçlar içinde onun ıstırabını duyarlar diyor peygamberimiz. Elhamdülillah. Şurada bir diş sızladı ya. Hah. Böyle bir tezit kaldık. Sabahları olsun. Ne oluyor? Bir Çinli canım. Yat uyu. Uyutmuyor hocam. Ne diyeyim uyutmuyor? Yat sen uysana. Sızı ta tırnağından yeten, zonk zonk böyle bazı şiddetler. Sızlar hep hızlı İnan biz kardeş olduduk Klaus havza. Kardeş olmuştuk. Kardeşlığı o kadar ileriye götürdük ki, bir saat ayrılırsak bir ayı ayrılmışmış gibi gelirdi. İkimiz de, Yeminle söylesek yalan olmazdık. Bir gün ayrılırsak bir ay, bir ay ayrılırsak senelerce ayırmış gibi olur ve gördüğümüz zaman bu yaklaşır, ağlaşırdık böyle. İkimiz beraber çalışır. İkimiz gün orada neler ele yapıyor. Hamza, karnım ağrıdı. Kanaatınız olsun. Yemin ettirmem vallahi, bilmem benim adetim.
Babamdan beri yemin etmek kanaat olsun. Ay. İkinizin karnı beraber ağırır. İşimiz beraber ağırır. Bir konuşun da bakın da, bir sevişin de bakın. Şahin Nakşibendi efendimizin bir tanesi baş parmağında yara çıkmış, Ağlıyormuş. Bütün ihvan baş parmağını sarmış gelmişler. Kendi göstermemiş. Ulan da parmağınız. Efendim parmağına yaran ne yok diye bir sızı geldi. Sızı sızı sızılıyor. Bana ne kadar bağlı evladımsınız yavrum diyor. Benim parmağım yara oldu bak diyor. Benim ızdırabımı da siz beraber çekiyorsunuz diyor. Duydunuz mu? Evet. Birisi derişim birisi değirmene gitmiş. Köylüyü haber veriyorum size burada olmaz. Değirmenden gelene kış günü çatır çatır buz. Ayağı kayarsa ayağı kayınca değilden arkana düşmüş dermiş. Tepeden döndü ana suya gömülü çıkınca yavaş yavaş yavaş. Sakıntılar bakınmış gibi vücudu bütündür. Dur.
Efendi hazretları, efendi hazretları o kocaman versin ismi hatırıma gelmedi. Hemen yatağımı yedim demiş. Sıvaları yaktın, domuyun der demiş. Bakmışlar ki, dedelerde Mustafa Efendi'nin iyi dinle misafir oldum. E bir şurayı gelirsem şu ana kadar dar bir, Kayseri'nin ihvanı hep hayatta kaldık böyle. Dedim usta Efendi bir büyük odamız yok mu dedi işte İhvan sınavları buraya. Efendim çok büyük bir odamız var ya, kış günü kar böyle ne edilir, ateş var. Ne soluk böyle göbek ediyoruz lan, nabiniz olsun. Soğukta soluk böyle dış görür ya. Hiç kimseden korkmuyormuş birader benden korkuyormuş. Yani baskı rahatsızlığına soğuk bir hava atıverdin mi hemen fitil gibi tutarım. Bay Baldız Pinkini onu. Çok rahatsızım. Oraya oturunca ben dün bu, nasıl bir şey abi, yanıyorum lan dedi. Yanıyorum çocuğum. Yok. Bakmışımmuş benim buralarımdan öyle tert ettiler. Şu dökülen ter gibi, kışkırüğünde ter.
Bütün yıkvan yanıyormuşmuş o gün. Yani o soğuk yerde. İşte efendilerimizi de anlayamaz. Onları takdir etmek, yani bildiğimiz gibi değil. Başta alemleri var, Bilecik sırrını ifşa etmek lazım. Dalılır bize. Dalılır bize. Allah onu, yani bir kudret yedi altında gizlenmiş nasıl haber vereyim ya. Onun için gardaşlarım, bizim kardeş olarak sevgi ve muhabbetimiz öyle olmalı ki bir dışımız sızıralım mı? Peygamberimiz buyuruyor. Hadisleri burada da okuyorum, sizi rahmet izliyorum. Bakın, biz buralarda da, tepemiz yazmış. Onun için Müminler şu binayı düşünürsek burun gibiler diyor. Kireç var. Çimanta var. Kaş var. Ağaç var. Demir var. Her biri bir cinsten bir araya gelince böyle bina olmuşlar. Müminler. Dün araba taşı döksen bina olur mu? Bir muhterem üstaz gelip de onu bir araya yapmayınca. Üstazımız bizi tutup tutup da geliplere koymayınca biz bina olabilir miyiz?
Onun için niye birbirimizi bırakıyoruz biz? Kemer başına benzer Müslümanlar işte Hadis-i Şerif şöyle gürbür uçar. Birbirini kinetlenmiş. Arkadaşlarımız birbirini kinetlenmiş. İster Yahya olsun, ister Konya olsun, ister Ankaralar olsun, ister ister Pakistanlı olsun, her birden var ya, biz birbirimize bağlanmış. Allah coş. Allah bizi o bağdan kesmesin. Efendim ya işte kimse diyor ki Arap diyor. Demir de Arap. Ha para haram mı? Bütün şurayı düştüğünüzde uçurmayan demir. Daha böyle Arap arkadaşlarımız, bu da bak, firat gibi bıkmuş. Bunu demir tuttu. Çimontaylı demir tuttu. Bunu da koydular içine. Kiminiz çağrı, kimimiz Sun, kimimiz demir, kimimiz anaç, her birimiz bir şey. Bir araya geldik böyle kardeş bir şey. Bunu herkese bu şekilde anlatma, üstüne o kadar okur geçer. Hasan'ın oğlu için İstanbul'da sohbetine ale, Ankara'da şimdi çok muhabbetli kardeşlerimiz var. Hususu cevap ediyorlar.
On gün olsun eğlensinler. Ne var diyor. Böyle anlatacaksın da kardeşler, ikaz olacak. Biz ikaz olmuyor kardeşim diyor kazancı, kasaya, keseye doldurduk mu kimsenin yüzüne bakma yok. Vermeyi yok. Babam Allah ayeti rahmet etsin. O değildi ki Hacı Hüsn efendi geldi. Efendi dedi, evliyanın bir yeni var dedi. İn vurdular evliyaya dedi. O diye de olmaz. Cehennemde kökü. Kim tahil alan açalım elimizi Allah'a. Elhamdülillah yan yayınca coşturdu şimdi. Herkes bol bol vermeye başladı. Gebelden zırmını vermezdi. Allah aşkına. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir ananı oraya götürüyor. İki cihan güneşi ve hammes Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem en ıslak et hikaye bu. Yani Ayşe annemiz dururken yanına bir kadın geldi, iki kolu, iki kolu terc olmuş. Ne oldu dünya kadın dedi, peygamberimiz ne oldu kullarına. Rüya gördüm de ya Resulallah, rüyamda oldu dedi. Nasıl rüyada kul tercih olurmuş.
Rüyana haber mi bakayım dedi. Ya Muhammed. Annen de gördü babam da gördü. İkisini de rüyada gördüm. Vardı mı babam havzı kevserin başında insana öyle su dağılıyor. Bana da böyle içtin. Sevgili babacığım anam nerede? Anam bakiyle olduğu için cehenneme gitti yavrum dedi. Bakıyor o. Bir misafir getirdin mi, o dolabı yere saklar dedi. Kabı birbirine çarpardı dedi. Çocukları diye verdiler dedi. Misafirin içine sindirmeyin diye, onu cehenneme götürdüler. Ben Havuzu Kevser'in başındayım yavrum diyor. İyice anlayan kardeşim. Sonra, Anamın yanına vardı mı diyor Anam cehennemin ortasına düşmüş diyor Deve boyunları gibi deve büyüklükleri gibi Ataş gelip kendine çarpmanı istiyor Bir elinde ince gitme ile ikide de yağ görünüyor. Bir elinde de eski göller. Onu dutuveriyor diyor. Ataş geriye çekiliyor. Anneciğim, bu ne hal? Ah, babayım dediği gibiymiş ya yavrum, yapamamışsın diyor.
Hıngır hüngür ağlıyor. Yarın bir de sonra hüngür hüngür ağlayacağız. Boşuna çalış. Yani, yerinden yedirmedikten sonra, giydiğinden, giydirmedikten sonra, barandan vermedikten sonra, ne almadan kadar kabul etmiyorum onları. Anneciğim ne halt Ciğerim, büryan yavrum, ciğerim büryan oldu. İşte Ataşı görüyorum. Gerçi hayatımda şu ekmeğe de şu yağdan başka vermemişim. Şu gömlek eskisinden başka da vermedim. Bunu Allah elime bir yerde. Hayırdan zerreyi de veriyor, şerden zerreyi de veriyor. Şimdi diyor bunları virdanma ciğerim koştum diyor babama. Baba annem yanıyor, su istiyor. Bak herkese daha diyorum bir tas da oğlum onlara haram, cehennem ehline bursu haram, bilemem. Hiç acıma mı? Acıma hissini kestiler benden. Çünkü acıya diyorsa yarın cennete girsek, bir kısmımız da cehenneme girecek ağla dur. Onu kesiyor Allah orada, o merhametinin ucunu kes veriyor. Orada kalıyor diyor.
Kafiyat olmaz dedim diyor. Sen gelmezsen ben veriyorum dedim. Hemen maşrafayı doldurdun diyor. Havz-ı kevser. Resulullah buyurmuştur ki Havz-ın şol kadar yendir, ebaridir. Ulan ki eyleden Aden cevabı, anın miktarına emyah. Yani eyleyle Aden memleketinin arası bir aylık yolmuş, o kadar genişlikte, engelle çizmiş kadar geniştiri peygamberimiz. Suyu kardan dahi attır, kokusu miskten yaptır ebariki, yücümden çoktan sizi bilir eşkal? Sizi bilecek şekiller var bilirim dedi. Muhammediye'den aldığım şeylerden babamın okuduğu şeydir ki sizde bir sima var ki yoktur gayri ümmet de yüzüğünüz kolladığınız akmududan ahsenu eşkal. Abdest ağızalarınız şekilli at gibi tartar tarlayacak. Onun için abdestte şöyle başını şöyle verip gitmeyin kekimizin üstüne. İki elime sual efendimiz gibi papağandan şöyle iki bardağın kaldırıp. Böyle kabloyu, mesyat. Kafayı her yeri parlasın. Kolumuz böyle şimdi aç olmaz.
Ta şuradan aç, ta şuradan biraz ileriye geçsin. Topuğun beraber daha yukarısından yutan ta yukardan belli ağ atsın. Yani aşırısında zarar yok. Aşısında zarar yok. Fenanın aşırısında fenalık var. Namazın aşırısında aşırılık olmaz. Allah bize, işbakı da, buha'yı da, evvabını da, teheccüdünü de kılarak Allah'ımıza nafile ibadetle. Anlayamıyorum ben bizim köyümüze göre bunu misallıyorum. Deyin bakayım sizin de kafanıza iyi gelir mi? Nafile ibadet nafile yapmazsan Allah Resulü yaparsan fazilet var. Bir adam sana bir kabal yermiş de şu bağımızı teptiyor. Onu tepiyorum. Şurada bir delik daha var. Onu da tepiyorum. Ha burası size ikram olsun diyorum. Allah Esved'i nur mühlet ediyorum. Ağaca coşuyor. Bu ağaç üç misli geliyor. Ne diye böyle veriyorsun? Meren şu değil mi lan o bağları da yakmışsın sana ne dersem ödeşemem ben çocuk diyor. Evet. Allah'ımız o Münir'le nafile yıkılın diyemiyor.
Ama kılarsanız ben size farzları kabala verdim dedim diyor. Allah'ım, ne yedin, ne de şapağı kalktınız siz diyor. Boynunuzu niye Mevla'ya döktünüz diyor. Yine gözlerinizden döktünüz diyor. Hanıma götüreceğim. Kolun kurusun diyor diyor. O kolum da kurusun. Ya Rasulallah işte görüyorum bu hale geldim diyor. Reyhun der biz derin derin düşündü. Hadislere, ayetlere vurdu. Vakit insanların cehennemlik olduğunu, sakilerin havzı kevserin başında Cennet-i Ala'da olduğunu diye de özen geçirdikten sonra Ya Rabbi bu kız çocuğunun rüyası sakıysen kolunu düzelttir ve kolları düzelttir. Bildiğiniz mideye vaziyet böyle. Bu çok devam eder bizde. Yalnız her gün sohbetine gelirler. Her gün bir mevzuda böyle çalışırız. Size ise yani benim kıymetlı misafirimiz sizin. Biz kıymetli misafirinizle, siz de benim sohbet misafirlik misiniz?
Buradan pilavıyla, pilavıyla, salatasıyla, ayranıyla, helvası ile size bir kahvaltı vermek istiyorum ben. Allah razı olsun desinler ki. Başka çok şükür bir çayın karşılığı da istemem. Aferin hacasını efendim ne sohbet edeceğini istemem. Allah rızası için diyemezsin kimse. Niye ki efendimiz bir yolda biz de söylüyoruz. Çeşme. Oh ne iyi su veriyoruz. Çeşmenin ne şeyi var? Suyu veren Allah. Hakan olsun. Orada da su vermesi de var. Kelime-i Vahide konuşamam. Evimizin köşesinde Habeş de anlat. Şimdi tıklar da yatsı ol. Bir şey bilemiyorum yavrum diyor. İnan her şeyi ancak sizin karşınızda Peygamberimiz diyor. Sevmiyor mu kimseyi? Canın gibi dostum yok mu? Yok hocam. Efendim benim. Allah seni sevmiyor. Onda hayır yok diyor. Seni kimse sevip de evine ya dolanıp gelmiyor mu? Geliyorum kardeşim, niye dostum ya bunu böyle göreceğim gel diyor. Niyenin yok mu diyor. Sende hayır yok diyor.
Böyle olunca karşılıklı ziyaret verelim. Birbirimizle sevişelim Allah aşkına. Amin. Onun için kardeşim. Mümin kardeş için çok kendini az düşüne. Nefsimi yedi bu derdinde tutan Allah'a yemin ederim ki vallahi it ediyor diyor. Hak geldi yemin ediyorum diyor. Allah'ım diyor. Kalpciyede yemin ediyor Allah, Peygamberimiz de yemin ediyor vallahi. Vallahi. Yedi kudretinde olan nefsim, yedi kudretim Allah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete biriniz gidemez. Gördün mü biz gireceğiz cennete? İnşallah. İnşallah. Plak füzeye çıkıyor herif. Dört köşe yediği, kılımı kıvranıyor bir solukta. Ne giderse yetsin, elektrik gibi binlerce sanat yapsın. Eşhedü eşhedü enne illallah eşhedü enne Muhammeden arttırılan sürüyor. O çarkların yünmesinden, değil mi? Allah razı olsun. Duymaz mı yahu? Duymaz mısınız? Ne vuruyorsun? Ah, bilemedik ah diyorlar. Allah da Kuran-ı Kerim'in de başına toplanıyorlar.
Diyor ki, Bizi haydi kurtar diyordum. Muhammed'e iman etmeyin. Biz sizi kurtarırız diyor. Haydi kurtar. Biz kendimizi kurtaramadık. Cehenneme gidiyoruz bir hüngür hüngür ağlıyor o koca kafirler. Müminler de diyor ayette gülüyor kardeşlerimiz deyince, keşke sizin Halil'i intikal etmeseydi. Keşke sizin dost gitti falan. Bizim dostumuz Muhammed Mustafa. Onu dost gitti haz ettik. Allah'ı dost gitti, haz ettik. Elhamdülillah. Kefe iman olsun. Ben daha sürünürüyüm. Daha sürünürüyüm. Birçok imanlı kardeşi gördüm zaman, baksan da başlatmayan adı bitirmeme imkan yok. Hele bak, küçük daha devam ediyorum arkadaşlarım istiyorum. Nefsimi yedi kudretine dükkan Allah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe vallahi kamil mümin olamazsınız. Birbirinizi sevmedikten sonra kamil mümin olamazsınız. Size bir şey söyleyeyim mi? Evet. Devamlarınız.
Size bir şey haber vereyim mi? Buyur ya Resulallah. Onu yaptığınız takdirde sevişiyorsunuz. Aranızda selamı yayınız. Hedayeleşiniz, selamlaşınız başka kitaplarda. Hadislerden, hedayi ben bir fecik şeker gönderdim. Alanı var, Halil İbrahim derler bir kardeşimiz. Ablanın Hacı Hasan Efendi şeker böyle. Örneyim mi Ya Rabbi ben layık mıydım diyor diyor. Yine yere düşüyor. Yani şimdi Heryenin Bey'si olmaz diyor. Mesut de heda'ya. Art da heda'ya. Şöyle bir şey yazayım. Hemen gönderin. Ondan sonra heda'yalaşalım. Muhabbetlaşalım bitecek şeker gönderin. Bunu kardeşim şunu göndermiş muhterem hocam, esselamu aleyküm, merhametimi arz eder, ellerinizden ürpererim, dualarımızı beklerim Ali, Deniz, Kayserili Evkaf Müdürleri'nden Ali Denizi bilirsin herhalde. Yüksek İslam Enstitüsünden, oranın boğazlarından bizzat. Şu öyle sakladım. Burama koydum. Öyle bay, dost, vallahi dedim. Kemlendim.
Bunlardan bir şey olmaz kardeşim. Şunu da haber vereyim de. Sizi doyurursa doyurur, doyurmazsak ben niye edeyim? Doymazsa iyi olur Mustafa. Allah. Allah doyurmasın. Şu Hadis-i Kudsi'siyle müjdele ediyor. Amin. Müjdemi gelen Allah'ına veremem der. Onu okuyorum, duyuyorum, sizi duyuyorum. Benim için sevişenlere söyle. Benim için seviştikleri benim için olacak. Şuradan Fatdayemi sen efendim buraya gel. Bilemiyorum. Bir hal versin diye çalışmıyor mu? Bir para versin diye de çalışmıyor. Hiçbir de istemem o da. Da Allah'a razı olur mu diye çalışıyorum. İnşallah. İnşallah. Benim için ziyaretleşenlere Evet. Ziyaretten maksadım ne? Benim için, Allah için. Ziyaretim de Mevla için. Evet. Un bile vasıta kanaatiniz olsun. O sevgili dostlarım Muğalılar bize sordular. Muğalılar nasıl efendim? Kalbiniz benimle olmayınca yemen kadar uzaktasınız. Allah Allah.
Yemen kadar uzakta olsanız kalbiniz bizden ayrılmıyor, yanımda asam gibisiniz. Evet. Evet. Kayseri'nin mi uzak, Nur'lamı, Kayseri çok uzak dedim. Nur'la bizim kıyıya yapışıyor. Orada bir haçkar başlarız mı? Canın gibi seviyor, biz de canımız gibisin. Gibisin. O mevastı. Hediye ve bunlar bizi devam eden dersinden beri gayemiz Allah'ın rızası. Kardeşim inşallah. Ziyaretimizdeki gayemiz de benim için ziyaretleşenlere söyle. Benim için dediğine ikramda bulunanlara çay veriyor, şerbet veriyor, ikram veriyor. Neyin için? Allah'ın için. Şeferreme, şerr-Et. Benim için ikram edin diyor anlar. Benim için birbirine itimal edip de dost olanlara Hıh. Benim için itimal etmiş bu zattan ne malıma, ne canıma, ne mamusuna bir zarar gelmeyeceğine anahat getirdim. Efendi Hazretleri diyor elini biat ediyor, öpüyorum diyor.
Benim için birbirine ikramda bulunanlara, benim için itimat edip birbiriyle dost olanlara Evet. Benim de muhabbetimi tahakkuk etmiştir. Ben razı oldum oğullarımdan. İsterseniz dinleyen ben sayayım. Benim için sevişenlere, benim için ziyaretleşenlere, benim için birbirine ikramda bulunanlara, benim için birbirine itimat edip de dost olanlara benim de muhabbetimi tahakkuk yetmiştir.