Karanlıklardan Aydınlığa Çıkış ve İmani Yolculuk kaydında Bu Rab'lerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa güçlü ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır Allah'ımız Celle Celalühü zulümattan, karanlıklardan nura çıkarıyor. Bu nasıl bir karanlık dinecek olursa şu şekilde izah buyurmuşlar. Nevvarin müteaddid ettin. Efendimiz sallallahu teala sallallahu…
Karanlıklardan Aydınlığa Çıkış ve İmani Yolculuk ne anlatıyor?
Karanlıklardan Aydınlığa Çıkış ve İmani Yolculuk kaydında Bu Rab'lerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa güçlü ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır Allah'ımız Celle Celalühü zulümattan, karanlıklardan nura çıkarıyor. Bu nasıl bir karanlık dinecek olursa şu şekilde izah buyurmuşlar. Nevvarin müteaddid ettin. Efendimiz sallallahu teala sallallahu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu Rab'lerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa güçlü ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır Allah'ımız Celle Celalühü zulümattan, karanlıklardan nura çıkarıyor. Bu nasıl bir karanlık dinecek olursa şu şekilde izah buyurmuşlar. Nevvarin müteaddid ettin. Efendimiz sallallahu teala sallallahu teala aleyhi ve sellem insanları işte anamızdan babamızdan devraldığımız din diyorlar alışageldikleri bir harekette bulunuyor ama bunun dinle imanla İslam'la hiç alakası yok kendi başına adetimiz diyor Töremiz diyor bu şekildeki durumlardan Risalet Penah Efendimiz nur-ı ilahiyeye insanları çıkarıyor. Başta zulmetul küfrü ve şirki ve şirki ila nuril imanı vel İslam. Malum o zaman insanlar inkar ediyorlar, putlara tapıyorlar. Allah'ımızın yanında başka ilahlar kabul ediyorlar. Onların bu küfür ve şirk hallerinden küfür tamamen inkar.
Rabbi zülcelal'mizi hiç tanımaz küfür dendiği zaman. Şirk ise Allah'ımızı tanır. Müşrikler Allah'ımızı inkar etmiyorlar zaten Celle Celalühü. Allah vardır diyorlar. Sonra onun bazı sıfatlarını da kabul ediyorlar. Rızık verişini de kabul ediyorlar. Hayat verdiğini, öldürdüğünü, hep bunları kabul ediyorlar. Yalnız bir noktada inkarları o da esamri. Yaratmada Allah'ımızı kabul ediyorlar. Hüküm de kabul etmiyorlar. Mesela diyorlar ki yememize içmemize karışmaz. Yatmamıza kalkmamıza karışmaz. Bizim evlenmemize barklanmamıza ticaretimize vesaire işlerimize Allah karışmaz diyorlar. Orada Cenabı hakk'ın emrini geçerli kılmıyorlar. Adiy bin Hatem efendimize geldi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Dedi ki ya Muhammed, sen diyorsun ki ruhbanlarınızı ilah etmeyin. Onların kendilerine göre büyükleri, itimat ettikleri kimseler dediler ki biz ruhbanlarımızı ilah kabul etmiyoruz, biz onlara taptığımız yok.
Söyleyin buyurdu. Onlar size bir şey emrettiği zaman o emir Cenabı hakk'ın emrine muhalif olsa da kabul eder misiniz? Ederiz dediler. Çünkü ruhbanlarımız, bizim büyüklerimiz, nedir ise onları tut, onu tutarız biz. İşte bu da şirktir. Çünkü Allah'ın indirdiği hüküm varken başka bir hükme razı olmak. Tabi düşündürüyorum. Başta hulmetü'l küfür ve şirk ise şirk ikileme, üçleme, dörtleme, Allah'ımızın yanında başka ilahlar kabul etme. Mesela bir hususta dünyevi bir husus miras diyelim miras hususu Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de ifade buyuruyor Mirası dinimizin esaslarına göre Ulema-i Kiram ne yapıyor tespit ediyor ama kişi diyor ki ben bu hükme razı değilim Öyle dediği zaman Allah korusun bu hale düşüyor. Her şeyde Rabbamızın hükmü geçerli. Mesela Tevhid. Deniyor ki son sözü Kelime-i Tevhid olan cennete girer Burada cennete girmek için dört tane esası Ulema-i Kiram bize tespit buyrulmuştur.
Birincisi iyaka nabudu, ancak sana ibadet ederiz. İbadette kafamıza, gönlümüze Rabbımızdan başka bir şeyin girmemesin. Ancak ona ibadet ederiz. Demek onun dışında hiçbir sevgi kalpte kalmıyor. İyaken esteain ikinci madde olarak. Ancak sana dayanır, sana güveniriz. Üçüncüsü inil hukmu illa lillah, hüküm ancak Allah'ın. Mesela konuşuyoruz diyelim. Konuşurken deniyor ki boş sır etmeyelim. Çünkü Allah'ımız ve gulu kavlen sedide, sözün de doğrusunu söyleyin. Bak bu yaptığımız bir kıymet. Bu yaptığımız bizim bir iftira, bir dedikodu. Bu hareket doğru değil dense kişi de canım bizim aramıza böyle bir meseleyi de girdirme, şimdi rahat oturuyoruz, konuşuyoruz, görüşüyoruz. Nereden çıktı bunlar dememek. Allah'ımızın hükmü ya hayır, söyle ya da sükut et. Çünkü Resulullah'a itaat de Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cenabı Hakk'a itaattir. Bakın nasıl bozuluyor ve diğer hususlar buna kıyas giderir.
Bir de ilahi ente maksudi var dake mattubi, ilahi maksadım gayem sensin Ben senin rızanı istiyorum diyebilmektir Tevhidin gerçek bir Tevhid olması hakiki bir Tevhid olması tasdik olunması budur Böyle okunduğu zaman yerinin Cennet olduğu haber verilir. Birincisi birincisi küfürden, şirkten, ila nur il imanı ve l İslam, Ashabı Güzin Efendilerimizle şirk içerisindeydiler. Ne yaptılar? Kelime-i Tevhid ile imana dönerek Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz onları zulümattan nura dönecek esasları ortaya koydu. Vel İslam, İslamdır. Sümme, minul metil cehli ve tak, ve taklidi ile nuril, ilim ve tahkik. Cehalet zulmetinden, cehalet bu daha ziyade Sait Havva'nın haber verdiğine göre Rahmetullah aleyh Allah'ı ve Resulünü tanımamaktır diyor. Allah'ı ve Resulünü tanımamaktır, cehalet.
Çok malumat sahibi olabilir ama Allah'ın emrini Celle Celalühü, Resulünün tavsiyesini tanımamak cehaletin de en büyüğüdür. Cehaletten böyle gelişi güzel tavırlardan, hareketlerden, bizim riayet edeceğimiz, emrine uyacağımız kim? Peygamberimiz Sallallahu teala aleyhi ve sellem. Onun dışındakilere olan itaat şekli bundan ila nur illa ilim, ilim nuruna ve hakikate vesile olmak suretiyle zulümattan nura çıkarmıştır. Sonra günah zulmetinden, isyan zulmetinden tövbe ve düzgün bir hareket. Dil düzgün, davranış düzgün, kalp düzgün hale çevirmek suretiyle nura vesile olmuştur. Allah'ımız bizi Kitabı Kerim'i ile Habibi ile Sallallahu Teala aleyhi ve sellem ve ulema-yı kiram ve meşayihı izam ile ne yapmıştır?
Gafletten uyanıklığa, gayrete ve çabaya, tembellikten, tembellikten gayrete ve çabaya nasıl insan olurum, nasıl İslam olurum, nasıl ihsan Rabbımızı görür gibi taat yaparım düşünceleriyle ne yapmıştır? Nura çıkmaya vesile olmuştur. Bizi bu hakikat ehilleri ne yapmıştır? Hayvanı arzu ve duygulardan. O geçici. Bir an zevke gelir ama insan sonunda da çok büyük bir hüzne düçar olur. Nefsinin arzu ve isteklerinden, yani kendi namusu varken başka namuslara göz dikmek gibi, Ondan sonra dünyevi arzu ve istekler, baş olma arzuları. Hep bunun içerisine girer. Bu haz ve lezzetlerden, bu çılgınlıklardan ila nuri zühdi ve l effe, namusunu koruma, muhafaza etme ve zühd, gönlünü dünyaya kaptırmama nuruna erişmeye vesile olmuşlardır. Şimdi sebeplere takılmaktansa onu halk edene döndürmek suretiyle nura kavuşmaya vesile olmuşlardır. Mesela en azından diyelim ki şu kainattaki hadiseler olsun.
Ondan sonra gördüğümüz gözümüzün gördüğü kulağımızın duyduğu şu alem bunlardan müessire geçebilmek. Mesela çok hoşumuza giden bir yemekte bunu bize tam olarak lütfeden İbrahim Aleyhisselam'ın dediği gibi beni yediren ve içiren Allah'tır diye bunu bilebilmek. Ne tatlıymış, ne lezzetliymiş deyip böyle nefsani arzulara düşmektense hem o hazzı nefis duyuyor ama o lezzetin Allah tarafından verildiğini, Cenabı hakk'ın onu ihsan ettiğini bilmektir, nura erişmek. Sonra birçok hadiseler diyelim. İşte şunun eliyle bunun eliyle değil de Cenabı hak böyle takdir etmiş. Bu da bu çılgınlığa nefsine uyarak uymuş. Ama bunda Allah'ımızın muradı nedir onu düşünebilmek. Bir bela ve musibetse, bir hastalıksa gerek vücudumuzda gerek çocuklarımıza gerek malımızda mülkümüzde bir sıkıntı varsa ben Rabbim katında dinleniyorum, imtihan ediliyorum sabredebilecek miyim, edemeyecek miyim diyebilmektir nura erişmek.
Bir nimete girdiğimizde de benim durumum çok iyi oldu deyip de sahillerde nefsimizin arzusuna vesair yerlerde şeytanın fikrine uymamaktır. Allah'ımızın emrine ram olmaktır. Şükretmek, hamdetmek, taatte bulunmaktır. Sümme min ulmeti lugufu mal keramati ve halavetit taati ila nuri şuhu dil mabut. Tabii gittikçe konunun derinliklerine dalıyor. Müfessirine, Zam Efendilerimiz. Hep bunlar tefsirlerden alıyor. Buyuruyorlar ki diyelim ki acayip hallere de erişiyor. Mesela çok güzel rüyalar da görüyor. Ondan sonra gözüne nurlar, ışıklar da da ilahi sesler de geliyor. Bunlara aldanmamak. Mesela ibadet ve taatinde bir tat var, lezzet var. Öyle bir tat ve lezzet alıyorum diyerek nefsimize yan çıkmamak. Neyi görmek? Burada nuru, bizi yaratan Mevla'yı Zülcelal'imizin ilahi hakikatlere böyle eşyada o eşyanın esrarına, sırlarına erişebilmektir. Belki anlaşılmayacak ama.
Velhasıl kabukta kalmamak, zahirde kalmamak, ibadet ve taati lezzet için değil de Allah için yapabilmek. Gönlüne o nurun inebilmesi. Hani bunlarla oyalanmamak, işte bende şöyle acayip haller oluyor, bir başkasında bu yok diyerek enaniyete, nefsimizin arzu ve isteklerine düşmemek, ne kadar da bunlar olsa bile ben dinleniyorum. Acaba Rabbim bu suretle beni işte tembelliğe mi gidecek? Bunu görmek suretiyle nefsine bir şahsiyet mi kazandırmak istiyor? Nefsine mal ederek bir üstünlük mü taslamak istiyor diye imtihan mı oluyorum diyerek acziyete düşebilmek. Çünkü peygamberimiz el fakru fakri buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem. Ben kalbi fakirliğimle iftihar ederim. Peygamberimiz Allah'ımızın nurudur.
Öyle olduğu halde, sümme min, zulü lukuf-i ma husni lekvan-i zahireti Şöyle, bu kainata baktığımızda dağ, taşa, semavat ve arza bunlardan daha ziyade biz bunların yaratılış hikmetlerine dönmemiz icap eder. Allah'ımız semavatı yarattı ama ondaki sır nedir bunu görebilmek. Üstümüzde bir tavan ama öyle bir tavan ki onun üzerinden bize yıldızları, ay'ı, güneşi bir avize gibi uzatıyor. Onların hepsi Rabbımızı tespihte, Bizim kulluk vazifemizi yapmamız için Allah'ımız bunları halk etti. Sonra yeryüzü gezip dolaşıyoruz ama o kadar nimetler var ki petrolüyle vesair madenleriyle, yediğimiz içtiğimiz mahsulatıyla bize ikramda bulunuyor. Böyle bir Rabbi Zülcelal'imize karşı kulluğumuzu nasıl ihmal ediyoruz diye düşünebilmektir. Onu yaratan Mevla'yı görmektir. Rabbimiz buyuruyor, semavata bakın hiçbir çatlak var mı? Öyle bir halk ediyor ki, bizim bir evimiz mesela ne kadar sıkıntı meydana getiriyor?
O yağışlarda neden? Ne yapıyor? Yerine göre damlamalar oluyor, bozulmalar oluyor. Küçücük bir ev. Yerine göre kırk metre karelik de evi var. Büyü de var ama delik deşik olabiliyor. Ama Rabbimizin semavatında baktığı zaman insana başta gözüne bir zevk veriyor. İlahi bir zevk veriyor. O yıldızlarıyla kalbe büyük bir neşe veriyor. Yüce kudreti düşünmeye vasıta ve vesile oluyor. Mesela insanın yapmış olduğu bir diyelim güldür, çiçektir, bir manzaradır. Çok güzel de manzara yapıyorlar, sanatkarlar. O sanata bakarken iki dakika bakıyor, insan yoruluyor. Ama Allah'ımızın yapmış olduğu sanatta böyle bir şey yok. Bir suni olan bir çiçekle tabii olan bir gül, bir çiçek, baktıkça doylamıyor. Allah'ımızın yüce kudreti görülüyor. Seması da öyle, arzı da öyle, ikisinin arasında bulunan her şeyinde de Cenabı Hak'ın yüce kudreti var, doyurmuyor.
Çünkü fetebarekallahü ahsenül halip'in yaratanların en güzeli Mevla-yı Zülcelal'dir. Allah'ımız bizi küfürden imana zulümattan, küfür zulmetinden imanın nuruna çıkarıyor. Sonra mücahitler için Allah yolunda cihad eden erler için, yuhricune min gul metil küfri ila nuril iman. Küfürden imana dönmektir. Vel' ulema, alimler için, yuhriune min vulum min vulmetil cehli ile nuril ilim. Cehaletten ilim nuruna erişmektir. Yalnız buradaki ilimde de cehalet olur mu denirse, ilim eğer Allah korkusunu Celle Celalü temin etmiyorsa o da bir zulmet olur. İlim haşyet olursa, Allah'ımızın azamet-i ilahiyyesine bir saygıyı hasıl edecek olursa, o zaman o ilimdir. İlim Allah'ımızın el-Alim sıfatından damlayan bir nurdur. Vel umbad, abidler ve zühat, zahitler, dünyaya gönlünü kaptırmayanlar, yuhuricune min sahabiim, sahibehün, minezznübi ile tevbeti vel istikame.
Onlar da günah ve isyandan abidler, alimler cehaletten ilme dönerek nura erişiyor. Burada mücahit derken Allah'ımızın yolunu bulmaya çalışıyor. Diyor ki bu bu? Benim yaptığım hareket diyor. Ne ölçüsü var, ne tartısı var. Gelişigüzel bir yaşantım var. Ben Allah'ımın yolunu bulayım, beni yaratan o dediği zaman kişi bu küfürden imana dönüyor. Daha sonra ulema-yı kiram ise cehaletten ilme. Biz ilmin cehalet oluşunu ifade ederken dediğimiz gibi Allah'tan uzaklaştıran ilim. Bir de ilmin ilmelyakin ve aynelyakin hakkalyakin diye kısımlar vardır. İlmin esrarına erişebilmek, Rabbimizi ilimle tanıyabilmek, marifete irmektir. Abidler ve zahitler ise onlar günahtan tövbeye ve istikamet üzere hareket ediyor. Her davranışında. Küfürden imana değişik tefsirlerden alındığı için aynı noktaya da işaret ediliyor. Bid'atten, dinde aslı olmayan hareketlerden sünnet-i Muhammediyeye dönerek nura erişiyor.
Ve min vulumatın nüfuzu ile envaril kulub. Böyle nefsani arzu ve isteklerin zulmetinden, nefis zaten kötülüğü, odağıdır o. Islah edilmezse o her türlü kötülüğü yaptırır ve bunun sonu da yok. O kötülüğe götürdükçe götürmeye çalışır. Sonu yok onun. Çılgınlığın her türlüsünü yaptırırım. Ondan neye dönmektir? İla envaril kulub, kalbin nuruna erişmektir. Çünkü hal, Mevla'yı Zülcelal'i tanıyan ilahi bir madendir o. Allah'ımızı seyredebilecek, seyredebilecek karakterde olan muazzam bir nimettir, ikramdır, ihsandır. Rabbimizin muhabbetinin gireceği bir mahaldir, mekandır. Sonra gal Ebu Bekir radıyallahu anh, min ulumati vanni ile envarilhakika. Böyle zandan hakikat nurlarına erişmektir. Gale ebur usmen radiyallahu anh, min zulümat-i şirki ile envaril hüde. Şirkten Allah'ımıza ortak koşmaktan hidayet nuruna erişmektir, buyurmuştur. Gale Ebu Hafs, Kardesallahü'sürre, zulmet nedir?
Yapmış olduğu ibadeti görüyor. Gece diyor, kimse kalkmaz. Ben kalktım, ibadet ettim diyor. Şu kadar diyor benim haccım var, umrem var. İşte bu fiilden bu zulmattır. Neye? Allah'ımızın bir fazlıdır, lütuf'udur, ihsanıdır. Eğer o bana ikram etmese ben hiçbir şey yapamazdım diyebilmektir. Evet, küfürden, nifaktan, şüpheden, bid'at dinde aslı olmayandan ila nuril iman, iman nuruna, ihlasa ve yakine kesin bir inanca erişmektir. Ve min zulmetil kesreti ila nuril vahde. Beni alem zaten kesrettir. İnsanın kafasını meşgul eden, ondan sonra bağlar, nefsani arzu ve istek bağları pek çoktur. Vahdet ise bu bağlardan kurtulmuştur. Her şeyi Rabbimize irca eden ve lehu külli şey, her şey ona aittir diyebilen, sadece izahın bir noktası budur. Daha izah buyrulmuştur. Mesela Zulumattan nura erişmenin dört tane şekli vardır. Bir, ahaduha mineşşek ki ilel yakin. Mesela inandım diyor da şüpheleriyle dolu.
Acaba ahiret var mı? Acaba öldükten sonra dirilecek miyiz? Deyip, Allah'ımızın emirlerinde kalbi karmakarışık. Bundan kesin inancı ermektir. Esani minel bid'at-i ile sünne. O bid'atten, dedik işte, din de aslı olmayan, hareketlerden. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın adet-i Muhammediyesine dönmek, kendi tavır ve hareketlerinden, anam şunu dedi, babam şunu dedi, işte millet şöyle yapıyor, böyle yapıyor, böyle olmazsa olmaz düşüncelerinden kurtulup Resulullah ne buyuruyor, ona uymaktır, sallallahu teala aleyhi ve sellem. Zulumattan nura erişmek budur. Essalis, üçüncü olarak minet dalaleti ile'l-hüda, nefsin karanlıklarından, şeytanın aldatmalarından, dünyanın bizi geçici süsleriyle oyalamalarından, insan şeytanlarının kafaya gönle vermiş olduğu o karıştırmalar, kalbi gönlü bulandırmalardan. Neden? Tamamen kurtulup hidayete erişmek. Hidayet nurdur. Mevlamızın yolunu bulmaktır, ışıktır.
Er rabi, döngüsü minel küfri ilel iman, küfürden imana gönebilmektir. Sonra ikinci bir husus kalple alakalı bu uzun sürecek. Yalnız uzun sürse de uzun sürse de Allah'ımız bize öyle bir nimet bahşetmiş ki bu nimeti boşa harcamamamız gerekir. Aldığı maaşı cüzdanına koyan bir kimse, onu yolda evine gelirken bir oraya, bir buraya kaldırıp atmadığı gibi, çünkü bir nimettir. Ben bununla elektriğimi, suyumu, evimin ihtiyacını gidereceğim diye ne kadar dikkat ediyorsa o maddi servetinde bu ilahi bir servettir. Öyle bir servet ki bu kalp servetini de Allah'ımızın sevmediği hallerle geçirmemek. Çünkü kalp El galbi fasare, Meskenen, it tevhidi ve'l marifet, ilmin, Allah'ımızı tanimanın, tevhidin mekanıdır o. Daha ya lem ennel fu'at. Şimdi kalpber sadır var, bir de füet. Bu kalple alakalı olan ve inkene mevdiurruiye. Yani kalp diyelim biz öyle bir ihsan ki Allah'ımızı görecek olan bir nimettir.
Allah'ımızı göreceğimiz, onun muhabbetinin gireceği yere nasıl olur da başka sevgileri girdirebiliriz diye aklımızı başımıza almamızdır nura erişmek. Nedir benim bu yaptığım? Boşuna vermedi Cenabı hak bu azamızı deyip kendimizi toplayabilmek. Bize çok nasihat ederler, öğüt verirler, okuruz, ederiz ama aklımız başımızda olmadıkça kendimizi toplamadıkça bu çok zor. Çünkü Cenabı Hak Cuma suresinde okuduklarımızla amel etmeyince bu kitap yüklü merkebe benzer buyuruyor. Bilgi birikimi değil. Amel birikimi. Bilgi birikimi değil. Bizden istenen ihlas birikimi. Samimi olmak. Rabb'ımızı tanıyabilmek. Bizi ne için yarattığını çok iyi düşünebilmek. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Karanlıklardan Aydınlığa Çıkış ve İmani… | Mihmandar