Kanaatkar Olmak ve İç Huzur kaydında Kanaatkar olmak. Kanaat ne demektir? Sözlük anlamı kanaatin şudur. Şimdi kasem yemin manasına da gelir. Taksim anlamına da gelir. Allah'ımızın taksimine razı olmak. Mesela daha adam dün çıktı. Öyle zengin oldu ki ne nimetlere mazhar oldu demeyiz. Rahat ol. Allah'ımız ona o kadar takdir etmiş, bize de bu kadar takdir etmiş demesi nedir?…
Kanaatkar Olmak ve İç Huzur kaydında Kanaatkar olmak. Kanaat ne demektir? Sözlük anlamı kanaatin şudur. Şimdi kasem yemin manasına da gelir. Taksim anlamına da gelir. Allah'ımızın taksimine razı olmak. Mesela daha adam dün çıktı. Öyle zengin oldu ki ne nimetlere mazhar oldu demeyiz. Rahat ol. Allah'ımız ona o kadar takdir etmiş, bize de bu kadar takdir etmiş demesi nedir?…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kanaatkar olmak. Kanaat ne demektir? Sözlük anlamı kanaatin şudur. Şimdi kasem yemin manasına da gelir. Taksim anlamına da gelir. Allah'ımızın taksimine razı olmak. Mesela daha adam dün çıktı. Öyle zengin oldu ki ne nimetlere mazhar oldu demeyiz. Rahat ol. Allah'ımız ona o kadar takdir etmiş, bize de bu kadar takdir etmiş demesi nedir? Böyle deme kanaattir. Bakıyoruz biz Nemil suresinde bunu çokça da ifade ediyoruz çokça. Süleyman Aleyhisselam'ın erimiş olduğu nimet tarif edilemez. Çok büyük nimete mazhar oldu. Fakat bu mazhariyeti onu çılgınlığa götürmedi. Azgınlığa götürmedi bir peygamber sonra. Bakın ne diyor? Allah'ımız büyük bir nimet lütf ediyor. Sebe ülkesinden kraliçe, Belkıs onun tahtı geliyor. Onun tahtının gelmesi hükmünün bitmesi demek. Bu çok büyük bir hadise. Bir anda geliyor da. Bir anda olduğu gibi tahtı geliyor.
Sonra nimet tarif edilmeyecek, edilemeyecek şekilde bu nimetlere karşı Süleyman Peygamberimizin bu mübarek sözü bize çok büyük bir örnektir. Mesela nimete mazhar olunca ne oluyor? Bakıyoruz daha hiçbir şey yok. Telefonun en yükseğine koşuyor. Ondan sonra arabanın, evin evet bunlar güzel de yolun da kullanılırsa güzel. Hemen yürüme de değişiyor, oturma da değişiyor, insanlara bakış açısı da değişiyor. Böyle bilmeyenlerimiz için oluyor bu. Fakat örneğimiz bizim nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihler olduğu için nebilerden Süleyman Aleyhisselam bu büyük devletin, bu büyük nimetin karşısında Şöyle buyuruyor. Diyor ki taht geliyor. Tahtı yanında görüyor. Görünce şöyle diyor. Bu şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için Rabbimin bana bir lütuf. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur.
Kim de nankörlü giderse binsin ki Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir. Bir anda da alabilir Cenabı Hak. Bu Adapazarı'ndaydı. Adapazarı'nda deprem olduğunda ekmek kuyruğuna giriyorlar. Ekmek kuyruğuna girince orada bir tanesi diyor ki bakın arkadaşlar diyor, ben bu memleketin en zenginiydim. Ben bu memleketin en zenginiydim. Şimdi ekmek kuyruğuna giriyorum. Zenginliğin kime ait olduğun Rabbim bana gösterdi diyor. Dün en zengin kimseydim diyor. Şimdi ekmek kuyruğuna girdim. Bunlar bizim için ebedi değil. Ebedi olan nedir? Yolunda sarf ettiğimiz zaman o ebedidir. Hakikat ehillerine göre kanaat, Diyelim ki böyle dünyevi nimetten mahrum. Mesela sizin memleket için diller bir buğdayı var, bir de içtikleri aşı var, duyalım. Diyelim ki bu da olmadı, olmasa bile Allah'ımızın diyelim nimetinden mahrum. Bunda sükünde şikayette değil. Hiçbir şeyimiz yok. Ne demiyor?
Allah'ım böyle takdir etmiş diyor. Size birisini anlatayım. Kocasından çok sıkıntı çektin. Kocası kendine münasip değil. İbadet taatini yapamaz oldu. O kış günlerinde neden ayrı odaya çekildi. Sobanın üzerindeki ibriği aldı. Onun sıcaklığından istifade ederek buz gibi odada evrak ve ezkar nokta. Böyle bir kimse. Bu yokluğa düşünür. Yokluğa düşünce secdeye kapanmış. Allah'ım demiş. Halimi görüyorsun, biliyorsun. Çok geçmeden bir telefon demiş ki benim gönlüme bir sızı düştü. Acep ne haldesiniz? Ben de demiş üstazunun himmetine sığınmıştım. Biiznillahi teala. Allah sizi bana yetiştirdi diye. Hani ona sığınmamız gerekir. Ve bir, hiyel iktifau bil galil. Şimdi cemiyetimize baktığımız zaman acaba bu şekilde mi? Nimete mazhar değdi. Zor yetiştiriyor. Elektriği, suyuydu. Mesela büyük şehirlerde neredeyse milyonlarca aylık ödeme yapıyor. Bazı, bazı evlerde beş milyon gidiyor.
Bazı evlerde gidiyor. Yani apartmanın masrafları bulunduğu yere göre değişir zaten. Bu gibi durumlarda diyelim ki zorluk çekiyor. Bu zorlukta ne de? Hiyel iktifau bilgali Cenabı hak bana bol ihsan etmedi diye şikayet etmeyecek, onunla yetinecek diyor. Allah'ımıza hamdolsun. Demek ki böyle takdir olmuş ve bil. Hiyel istineu bil mevcut. Elindeki olanla Allah'a hamdediyor, şükrediyor. Elhamdülillah, her şeyimiz bol diyor. İnsanın başından geçen hadiseler oldu mu? Unutamıyor ve bu bir tecrübedir oluyor. Görerek anlatmış oluyorsun bir izni. Biz bir dağ köyüne gittik. Elhamdülillah Rabbimize hamdolsun. O kimsenin ihtiyacını karşılayacak şekilde de gidildi. Vardığımızda bize söylediği söz şu oldu. Kardeşimizin evine gidelim dedi benim bir kardeşim var. Onu demesinin sebebi evde bir şey yok. Ne tüpü var? Ne mutfağı var? Biz eski dille Hazında mı deriz? Yok. Öyle buzdolabıymış neymiş hiç yok.
Söylediği söz kardeşinin durumu biraz iyi. O da bal işleriyle, neleriyle meşgul olur oraya gidelim. Şikayet ediyor mu? Katiyen. Ama Allah'ımız ne yapıyor lütfediyor, ihsan ediyor. Kendi hazinesinden. Rahmetullah Ali ve ve veiru min eyimmeti tefsiri fi kavlihi teala. İkrime Hazretleri ve diğerleri bunun yanında tefsir, fessirini zan efendilerimiz şu ayeti celilenin tefsirinde buyurdukları bize şudur esemre. İster kadın olsun ister erkek olsun kim salih amel işlerse Kuran azimüşşan'a, umhun bir amel işlerse ve huve müminun mümin olarak onlara taze hayat lütfederiz. Bu Ayet Cülcelal'in tefsirinde o hoş bir hayat. Tatlı bir hayat. Bunu şöyle izah ediyorlar. O insanın huzurlu hayatı, hoş hayatı, tatlı hayatı, sürurlu ve neşeli hayatı nedir? El kanlağa. Kanaat sahibi olmasıdır. Ayet celleye Nahl suresinde geçer.
Tekrar Allah'ımız onları kendi lütfundan, ihsanından ikramlarla bezeyişini izah ederken vegiyle fihavlihi teala Mevla. Ehli beyti Mevla Zülcelal'imiz bütün yaramaz hallerden. Bunu ifade etmekte edebe uymuyor. Yani uygunsuz bütün hallerden Allah'ımız onları ne yapıyor? O uygunsuzluk halleri gideriyor. Onları tertemiz kılıyor. Burada ehli beyt efendimizin yakınları ailesi sallallahu aleyhi ve sellem. Onları tertemiz kılması ne anlama geliyor? Ey El Buhlu ve tamahme. Cimrilik ve dünyaya aşırı hırstan Allah'ımız onları koruyor. Onlar da cimrilik diye bir şey olmuyor. Yani temizliği böyle haber veriyor Cenabı hak. Hayaten tayyibe sürurlu bir hayat, neşeli bir hayat. O kanaat. Burada ise biz ehli beyti tertemiz kıldık buyurulurken cimrilikten ve tamahdan uzak kılınmış oluyor. Ve fih kabrii ta'ala. Ve yutahiraküm tathira. Onları tertemiz kılıyor Cenabı Hak sizi tertemiz kılmak ister.
Ey bisseha veti vel gana tertemiz olması cömert olması ve kanaatkar olmasıdır. Aynı zamanda Allah'ımızın temizlemesi cömertliğidir. İsar kendi menfaatini yokluk içerisinde olsa bile bir başkasına veriyor, bir başkasını kendisine tercih ediyor. Süleyman Aleyhisselam diyor ki ya Rabbi beni bağışla bana öyle bir mülk ihsan etki bir başkasında olmasın. Innehu erade bil mülk. Burada Süleyman Aleyhisselam'ın istediği bir mülk. Kemalül halifil kanaat. Kanaatkar olmaktır. Süleyman Aleyhisselam'ın Hüdhüd birçok hizmetlerde onu kullanıyor. Bilhassa suyun bulunmasında bu Hüdhüd, kuşun suyu buluyor. Hatta su mühendisi dediler suyu buluyor. Bu kayboldu. Bu kaybolunca Süleyman Aleyhisselam çok mahzun oldu. Eğer bunu bulursam dedi, yakalarsam onu boğazlayacağım, ona şiddetli bir azap edeceğim. Ey, le eselennallah en yeslubehu gana ve yebtelihi bittama.
Burada ona kanaati, kanaati soracağını ve tamah dünya arzusu ile de imtihan etmektir diyor. Şiddetli. Azap ifadesini tamah ile onu imtihan ve kanaat sebebiyle diyor. Onu soracak Cenabı Hak. Bunu ifade etmişler. Müfessirine zam efendilerimiz ve sonra Hüdhüd dedi ki ya Süleyman bana izah etme. Bak sen beni dinle. Ben Sebe ülkesine gittim. Orada bir kral var kadın. Çok büyük bir mülke sahip. Yalnız Ay'a, Güneş'e, yıldıza tapıyorlar. Süleyman Aleyhisselam onun tahtına muhabbeti yok. Sadece onun İslam'a gelmesini istiyor Ve Rabbımız da lütfetti. O azgınlar için, o azgınlar için öyle bir ateş ki o tarif edilmez. O ateşi tarif etmen mümkün değil. Burada bir tanesi anlattı bu ateş hususunda. Cehennemden dedi görmedim ama inanacak bir kimse. Şöyle dedi iğne deliği kadar. Iğne deliği kadar bir yer açılsa ölünceye kadar başını secdeden kaldırmaz diye. Yani o ateş dünyadaki ateş gibi değil.
O ateşte duran Allah korusun bu ateşte bir sene diyor rahatlığından dolayı sağından soluna dönmez. Tabii görmediğimiz için böyle kolay geliyor. Allah korusun. Allah muhafaza etsin. İnnel evet innel füccara lefi cahim. O azgınlara öyle bir ateş var ki innehulhırsu fitdunya. O diyor azap dünyada hırstır. Doyumsuzun. Ne maaşına doyuyor. Ne evine ne barkına ne arabasına. Görüyor ya bir başkasını görünce benim arabam da şu kalitede olsun diyor. Şu modelde olsun diyor. Bilhassa kullanılan telefonlarda olsun. Diğer eşya da olsun. Kadınlar diyelim bir merasim bir başkasının elbisesini görünce değişiyor ve bu şikayette de bulunuyor. Sonra bir diğerinin evinde diyelim. Onun evinde bulunması bile onun kafasını, gönlünü karıştırıyor. Bizim evdeki mutfak takımı böyle değildir. Bizim evin mefruşahtı da böyle değil. Eğer kanaatsız olursak evin perdesi de öyle değil.
Nasıl evini düzenlemiş Nasıl bir dekor vermiş Geliyor evde bir sıkıntı hasıl oluyor. Asıl azap innel füccara lefi cahil hem de kesin ifade ediyor Cenabı hak. Tekkitle ifade buyruluyor. Bu buyruluyor dünyada hırstır, doyamamak. Eshabu ne? Inne lebrara lefinahimim. Hayırlı olan kimselere ise tarifi mümkün olmayan nimetler bahşolunuyor. Bu nimet anlatılırken innehu el kanaatu fitdunya. Bu nimet dünyada kanaatkar olmaktır. Mesela biz bu bazı sıkıntılı hadiselerde görüyoruz. Diyelim ki bir yardım alınıyor. Bunun yanında diğer fakirler de var. Hepsi değil. Bir kısmı onu gözetmiyor ve bir yığınak yapıyor. Oradan da diyor, diğerisinden de alıyor. Kanaat. Benden başka bir diğeri almadı. O daha yoksul sözü çok az dinliyor. Halbuki öyle durması lazım. Velil en nebiyu sallallahü aleyhi ve sellem el kanaa kenzün la yefna. Kanaat tükenmez hazinedir. Gerçekten öyle.
Şöyle bir düşündüğümüz zaman kanaatkar insanın zenginliği o zenginim diyenlerden çok fazla. Yemesinde, içmesinde, evinde, barkında, ticaretinde, kazancında her şey. De. Bir aşçıydı Mekke-i Mükerreme'de. Bu ağladı. Orada lüks bir rutin. Dedi ki sonsuz bir nimet. Fakat dedi bana geliyorlar dedi aşçı daha çeşit yok mu diyorlar dedi ağladı. Dedi aleyhissalatü vesselam Efendimiz iki katı bir araya getiremiyordu. Bu ne halde? Hem hacca geliniyor hem de o kadar nimetin içerisinde çoğunu da döküyor zaten, aldığını yiyemiyor. Bir kısmı, insanız. Bir giyim mağazasında duydum. Sayılamayacak kadar çeşitli giysiler mevcut. Oradaki çalışan bir kimse dedi ki bak dedi siz burada ne kadar çok çeşit var diyorsunuz. Öyle gelenlerimiz oluyor ki daha çeşit yok mu diye. Biz İslam tarihinden misal vermiyoruz.
Bir Ebu Hureyre'yle Sakradıyallah'ın, Resulullah'ın huzuruna gelirken şöyle diz kapağını örtebilmek için giymiş olduğu gömleği diyor çekiyordu böyle çekiyordu aman ha diz kapağımdan yukarı görülmesin diye. Yok. Efendimiz eğer iki elbisesi olan varsa ondan birisini şu fakire verirse cennet de benimle komşu dediği halde kimse çıkmadı. Ashab-ı Cüzin efendilerimizden birini göremedi sabah namazında. Neredesin deyince ya Rasulallah bizim bir el bilseniz var. Ben diyorum namazı kılıyorum. Benden sonra da hanım giyiyor üstünü anca örtebilir. Öyle dikilmiş ne diye sarılıyorlar ona. Şimdi nasıl oluyor? Bunu anlatsak. Eğer Rabbamızın ayatı ilahiyesi ashabı güzinin o güzel hayatını bilmezsek o 0 zamandı. O 0 tarihti. Geç oraya. Şimdiki söz var. Geç diyor. Çünkü bilmiyoruz ki asabi müziğinin Sahabelerim yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erişirsiniz. Fotoğrafımız bu.
Eğer Allah'ın celle celalühü taksim ettiğine razı olursanız insanların en varlıklısısınız. En varlıklı olanı sizsiniz. Ve siz Zeburin, Zebur da şöyle geçer. El ganium vanium ve inkana caniyan, kanaatkar aç da olsa zengindir. Niye zengin oluyorlar? Mevlana'mız bir gün hanelerine gelir. Kaddesallahu Sırra hanım, bir çorba var mı? Yok efendi hazretleri. Başka ekmek var mı? Yok Efendi Hazretleri. Bakın neden yok demiyorum. Desen Evimiz Resulullah'ın evine döndü. Aişe Annemiz radiyallahu anh'a aylar geçerdi de baca tütmezdi. Beş şeyi beş şeyde kılmış. El ayze, üstünlüğü fittaa. İnsanın üstünlüğü değer yargısı beyin yapımıza göre, kalbimize göre, ahlaki durumumuza göre değişir görüşler. Hani öyle bir görüş olur ki beşeri bir görüş de olur ilahi bir görüş de olur. İlahi bir görüş Rabbamızın razı olduğu hallerdir.
Habibinin bize örnek oluşudur Sallallahü Teala aleyhi ve sellem ve yolundan gidenler. Ama örneği bunun dışında kabul edecek olursa kişi izzeti ve şerefi nereye görür varlıkta verir. Ama burada izzet ve şeref fitta, Allah'a olan kulluktadır. Çünkü malda gördüğümüz izzet öldüğümüzde bizimle beraber değildir. Ama taat eğer rızasına uygun düşecek olursa bizimle beraberdir. Vel'ülle, böyle zelil olmak, hakir olmak, beğenilmeyen bir hal içerisinde bulunmak filma asiye günahtır. Böyle inanın ibadet ve taat ehli cemaatimiz içerisinde bile değerler ifade edilirken yerine göre Allah'ımızın razı olmadığı kıymetlere önem veriliyor. Layık olmayarak dedim ya insanın başından geçen anlatılırken daha bir tatmin edici oluyor. İnsan unutmayın oluyor. Böyle oturuyoruz. Otururken ibadet, taat bilmiyorum. Tat varlıklı. Böyle gür ayağa kalkıldı.
Zengine zenginliğinden dolayı ayağa kalkma, tazimde bulunmak dinimizin üçte ikisini gider. Eğer kalbimiz böyle mübarek bir yola girip aldığımız evrak ve ezkarle hedefi tayin etmeyecek olursak ben bu ders vasıtasıyla Rabb'ımı bulacağım, ben hayırlı bir kimse olacağım, batıllardan kurtulup salihlerle olacağım düşüncesi yerleşmezse isterse hoca olsun, isterse hac olsun. Bir türlü gidişatımızı düzeltemiyoruz. Olan bir hadise. Bizim gibi insanlar geliyor. Bu çok değerli kabul edilen bir hoca. İsim vermiyorum ve caiz de değil. Hiç hareket yok. Ama evinin önü, iş yerinin önü tırlarla dolu olan onun pazarlamasını yapan gelince böyle bulunduğu yerden fırlıyor böyle. Oldu mu şimdi? Kehf suresinde yirmi sekizinci Ayet-i Celilede Rabbi Zülcelal'imiz bizim kimlerle olmamız gerektiğini beyan buyuruyor. Müşrikler fakirlerle oturmak istemiyor.
Hani o gündeki müşrikler bugün dede müşrik diyemeyiz ama o vasıfta olan insanlarımız fakir deyince onu davet bile etmiyorlar. İtibar edilir bunlar. Bunu rabbimiz Kuran-ı Kerim'de samri Sorsunlaru ala. Tüm okumamın sebebi de Kuran-ı Kerim'deki güzellik hiçbir şeye benzemez. Bazı hayırlı kimselerimiz olur Kuran-ı Kerim'e doyamaz. Doyamıyor. Bize gelip bunu anlatanlar bile var. Bırakamıyorum diyor. Mesela bir cüz okuyacağım bırakamıyorum diyor. İçim bırakmıyor. Dedemin evlatlarından birisiydi. Kardeşi vefat etti ziyaretine vardım. Taziyesine vardım. Taziyesinde daha yine defnedilmiş Kuran'ı Kerim'i açmış okuyor. Şöyle gözünün ucuyla bizi gördü bıraktı. Dedi misafirimize evde ne varsa hepsini getirin dedi. Daha yeni defnedilmiş. O da pekmezlerin kaynadığı bir zamandı. Bizde Ağda dediler böyle pekmezin koyu şekli. Onu cevizle çok güzel yerler. Her şeyi getirin.
Ve sonra Kuran-ı Kerim'den okuyor. Rahlenin üzerindeyken bize dedi ki efendim ben Kuran-ı Kerim'e doyamıyorum. Kuran-ı Azimüşşan'ın yapraklarını o mübarek sahifeleri döndürerek döndürerek kopacak hale gelmiş. Doyamıyorum dedi. Kuran-ı Kerim'in sahifelerini yiyeceğim geliyor. Neden söylüyor bunu? Yönünü Mevla'ya dönmüş. Yönünü bu ifadeye kullanmak istemem. Dünya ehline dönmemiş. Rabbimize dönmüş. Dönmezsek olmaz bu. Bu. Bu kovid hastalığında gördük. Bizzat da yaşadıklarımı bir izne söylüyor. Siz daha iyisini bilirsiniz, o ayrı. Böyle çorbanın en güzeli getirildi. İnkar yok, yüzüne bakamıyorsun. O rahatsızlıkta Cenabı hak muhafaza buyursun. Yiyemiyorsun böyle. Çok arzu ettiğin o çorbayı Niye hastayız? Nefsimizin hastası, şeytanın aldatması, dünyanın sevgisi bizi bu hale getirir. Onun için ibadet ve saatte tembellikler var. Yapamam. Halbuki yapılmayacak hiçbir şey yok.
Çünkü tabiatımız değişmiş. Tabiatımız değişmiş. Ne yapacağız? Tabiatımızı güzelleştirdiğimiz zaman bunlar olmayacaktır, hiç pes. Kuran-ı Kerim'deki güzellik sadece bu ifade ettiğimiz gibi de değil. Rabbimiz Ayet-i Celile-i Cemile'de sabah akşam Rab'lerine, onun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte olun. Dünya hayatının ziynetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme. Müşrikler oturmak istemiyor fakirlerle. Fakir diyor. Elbiselerin neleri eskimiş. Ama habibim sen onlara bakma, sen onlarla otur buyuruyor ve özellikleri de sayılmıyor zaten. İzzeti neyde arıyor? İbadette. Enginlik, basitlik, değersizlik isyanda. Heybet de bir vakar hali. İnsanlar da onu güzel karşılıyor. Böyle görüntüsü bile onlara bir çeki düzen veriyor. Bir saygınlığı var. Değişik görüşte de olabiliyor.
Çok değişik görüşte ama diyor severim diyor. Gönlüm seviyor diyor. Böyle bir güzelliğin elde edilmesi fiygamil ley, gece namazındadır. Vel hikmete fil batnil hali, karnın doldurulmaması yiyecek ve içeceklerle bu da hikmet gibi güzel vasfı elde etmeye sebep olur. Bu güzel vasıf, vasıf hikmettedir diyor. Karnı boşaltmak. Vellina, zenginliği hikmeti karının biraz boş olması. Şems, Gaddes Allahü Sırrı Hazretleri'ne Mevlana'mız diyor ki zaten Şems diyor bana bu yirmi altı bin beyitlik mesnevi yazdırdı onun o kabiliyeti, onun anlayışı. Tabii müşterisi olacak ki malı satabilsin. O alabilecek şekilde gönlü nur olmuş. Üstazımıza diyor ya muhabbet harçlığı azsan o zatın dairesine varsan diyor. Muhabbetimize göre Esad Erbili Hazretleri böyle sohbeti esnasında müridin birisinin kalp gözleri açılır. İnsanların kalbine inen nuru seyrilir. Kimisine deryalar gibi. Kimisine bir ırmak gibi.
Kimisine bir ah gibi. Kimisine damlar şekilde. Esad Erbil Hazretleri buyuruyor ki bunu müşahede eden kimseye herkes muhabbetine göre alışveriş yapıyor diyor. Herkes gönlündeki nura göre. Mesela ibadet ve taatten nasibimiz hepsi buna bağlı. İç halimizdeki güzelliğe bağlı. Diyor ki Şems bugün halemi eline alma. Çünkü lokmayı alırken birkaç lokma fazla yemişim. İçime hikmet damlamıyor diyor. Velina zenginlik, fil gana, kanaattedir. Ve denildi ki, men kana ısteraha mineşul. Böyle hırslı olan kimselerin rahatı yok zaten. Devamlı içinde bir cedelleşme var onun. Yapsa da yatamıyor, kalksa da kalkamıyor. Huzur yok. Çünkü gözünü hep dayamış dünyaya ondan başka bir düşüncesi de yok zaten. Ama kanaat kimse rahattır. Her halinde rahattır. Bir Ayet-i Celile alınmış kısa beyan etmek isterim. Esselamle. Musa Aleyhisselam ile Hızır Aleyhisselam bir yolculuk yaparlar. Bu yolculukta bir yere uğrarlar.
Bir duvar, eğri bir duvar veya uçuk bir duvar o duvarı düzeltir. Musa Aleyhisselam der ki eğer sen bu yapmış olduğun hizmete karşılık bir şeyler isteseydin, bir ücret isteseydin. O zaman seninle benim artık ayrılmam gerekiyor. Burada şunu izah etmişler. Hızır Aleyhisselam'ın açlığa sabrettiği haber veriliyor. Çünkü karınları da aç. O duvarı da düzeltince sen bir ücret isteseydin bir karşılık bulurdun. Burada açlığa sabrettiğini ve açlıkla da zafere ulaştığını. Musa Aleyhisselam ise lem yaz bir. Felem yaz var bil ekli. Oysa bu işte zafere ulaşmadı. Neydi o zafer? Eğer sabredecek olsaydı Musa aleyhisselam o üç tane hikmetli iş değil birçok hikmetli iştelere nail olacağız. Ve kanaat hususunda uzun beyanlar var. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.