Elimizdeki nimete süt etmek daha büyük üst seviyede olana bakıp hepsi içerisinde olmamak. Kendimizi, aşağıda olanı görüp Allah'ımıza hamd etmek. Hem de kendi üslubümüzde olan bir kimseye bakmak, resim mi idaree getirir, düşmanlığı da meydana getirir, hasetiyle meydana getirir, birçok kötü huylara sebep olmasıdur. Bu sebeple kanaat kadar büyük bir sermaye, kanaat kadar büyük birliğinden, büyük bir devlet olamaz. Bunlar bizim ölçümüz ve değerlerimizdir. Çünkü Allah'ın Resulü budur ya sende Zuhutaala o güzel en büyük bir nimet, en büyük bir iddiandır. Bu ifade-i Muhammedi yerleri ile kanaat, tembel bir hazine sözüyle birçok huzursuzlukları, anlaşmazlıkları, gönül sıkıntılarını her şeyi bes etmiş oluyor. Gerçekten. Çünkü insanlar birbirlerine bakarak bilhassa kadınlarda olur. Bir başkasının da görmüş olduğu nimet, bir başkasının evinin düzeneği vesaire giyimi kuşamı onu kıskandırmamış olur.
Yoksa geçimsizlik de hasıl olur. Yani bilmek de bitmez bu kanaatsizliğin meydana getirilmiş olduğu çok manevi hastalıklar ve renkler var. Mesela en çok kullanılan, telefonda kullanılıyor, en yükseğini istiyor. En son teknoloji olarak ne ise, onu istiyor. Neden bu kanaatsizlikten ileri geliyor. İşte bir aşağımıza bakıp da, o ilk şey bulamıyor, bakacağına hamle Allah'ımız neler lütfetti diyemiyoruz. Kadının birisi, hamurunun içerisine arka bırakıyoruz. Diyorlar ki bu boğaza böyle dokunmaz mı? Neden bu arkayı bunun içerisine, hamurun içine katıyorsun? Halbuki ganimetlerin beşte biri ona aitti ve hedeften gelen, o araziden gelen mirketleri, içecekleri az değildi. Efendimizi böyle fakir olarak göstermek çok yanlıştır. Efendimiz varlıklıydı sandıyallahü Teala ama fakirler mahsun olmasın, onlar üzülmesin diye ileriye gitmiyordu, lebi yed Yeteniyenin, sayılı, namgarani aleyhi vessellem.
Yoksa yokluğundan bir varlık içerisinde ama geliyorlar ve gömlek oluşunu her şeyde gösteriyorlar. Mesela bizim ders alacağımız çok yerler var ama bunları düşünmediğimiz için üstünlükörü getirdik. Böyle bir şey de etmiyor, ilk etmediğimiz de arıyor. Bu neden böyle olmuş, nedendir? Hep böyle, yüzümden, yüzümden, yüzümden, yüzümden, kimse temsil yetmiyor. Havlu havlu yağması ta tabana işliyor. Yani onların bize ifade ettikleri sözlerin gönlümüzün tabanına işemesi gerekiyor. O da toprakla yakın. Mesela bazı topraklar var ki çiftçi olduğumuz için bilirsiniz. Sonbaharda artık bahçelerin bölünmesi niye görülüyor, denilse yahut, gönlünüz buna müsait olmadık pek tek etmez. Mesela biz bölüyoruz Ashab-ı Bizim Efendilerimizi. Bir defasında aleyhissalatü vesselam Efendimiz, öğleden ikindiye, ikindiler akşama kadar konuşuyorlar Gönüllerinde tir diye bir şey yok. Gönüllerinde bir hasret yok.
Böyle deyince yine gördüğümüz okurken Kuran'ı Azimüşşan'ı oradan aldığım notlar var. Onu söyleyeyim. O da, bu da efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in hadis şerifleri var. Kuran-ı Kerim'de de haber verilirken bunu Sami Sultan'ı çoğu okudu, bak siz okumuyorsunuz dinan, hadi ye. Ama şöyle bir düşünmemiz yok. Efendim, şunu da yapar ama dediler ne yaptık? Önemli olan bu. Çok mesafeleri kabul etti. İyi ki, uzanıp durmayın diğer tip bir hastalık, bu hastalık bütün dünyada çok ileri gidiyor, çok ileri gidiyor. Onun için işte şu hastalığa da şu inat, bu hastalığa da bu inerken bir zımla en önemli rahatsızlık ne ise ona göre tedavi yapılır. Bir esası seksen yıl anlat. Niye? Bizim hastalığımızı doyurup da onun için anlat. Burada çokça okuduğu ayet kelime Bakara suresinde yetmiş dört, ikinci ayetçiydi.
Kuran-ı Kerim okurken, bizim efendimiz bunu çok ele aldılar, Acaba neyi kastediyorlar diye. Gördüğünüz çoğun. Evet, acaba bizim gönül toprağımızın verimli olmayıp da ayetler okunuyor, Hadis-i Şerifleri okunuyor anlamadığımız neler? Mesela illa Kuran-ı Kerim'den bir ayet okunacak değil, kainat da bir ayettir. Karşılaştığımız insanlar bir ayettir. Halkup da ilmimizden çıktığınızda şöyle bir semaya baksak, bu Allah'ımızın varlığına verdiği bir ayettir, sema var. Yerden hür yere böyle geldiğimiz bu topraklarda Allah'ımızın varlığına işaret edilen, kudretine işaret edilen bir ayet. İşte efendilerimiz bunu bize anlaştık. Biz bu noktalarda kaldık. Onun için diyor ya gayretli bir saat göremez unuttum. Gittiğimde üç kişi gördüm. Birisi iddia etti. Hatta çok ileri noktalara geliyordu. Bu bölüm belki bakanıydı. Bilmediniz. Bir diğeri böyle çok hizmet eden kimseler.
Gördüğüm sınıfta diyelim ki bunlar istikbal vaat geliyor. Tabii bir ayrım önce, bizden sonra gene kıymetli bir kimseydi, aman diyorum şu üç kişiye sahip olun, üç kişiye sahip olun. Bunlar da istikbal var kimseye de renkli yürüyecek bir söz söylememmanız gerekir. Çok şeylerini şahidi. Kenttaki o da derzini dökecek bir bir akar, o da ifade eder. Söyleyemem, atayım. Böyle şeklinden, şemalinden anlıyor. İzmir'den yani. Neyi istiyor da? Abi ne bileyim insan istiyor. Bak binadını böyle diyeceğim, bir kişi geldi, kim vardı onu getirdin. Anlattıkların dil diyor. Tabii üzerine değil mi? Ama bir tanesi var ki o hazneyi gördü. Bu ne Hasan Hocamız, Resulullah güzel insanı. Öyle buradan mülayim gezip dolaştığına bakmıyorum, gerçekten bir bilgimezdi ve bir derya etti. Kim sulanamaz? Tavanlayanları var. Böyle camielerin önünde oturdular konuşurken. Onu böyle sıkıntılandırdılar, biliyorum, haberim yok.
Bu da bundan üzülüyordu. Keşke bugün dostlara bir sevgilim hocam, hiç arkadaşım etme diye üzülüyor. Ondan sonra namazdan sonra, ezan okumuyor, darağanlar çok konuşmaya çalışıyordu, hazırlık yapmış, bitmiş, üzülüyorum böyle. Böyle Hasan hocamız, randevullah'a geliyor, yanına kıymetli bir kimse geliyor, gönül ehli bir kimse. Ben de diyor ders okutuyorum diyor. Ders okuturken onların itaatine, bak geminin ne derse yaptılar. Bak şu öğrenciye dikkat et, bunun kalbinde zerre kadar bilime ait bir şey yok diyor. Beni veriyor, ona çok ihtimal ediyor, ileride işte biz ona da belki devrilebiliriz dediğin kimse diyor bela mı bela çıktı diyor. Hocam bilim içine girmiyor diyor ki. Bilakis bunlar öyle çok fazla olmuyor, az olmuyor ama biz ne olursa olsun istifade etmeye çalışacağız, gayret göstereceğiz. Mesela bir Evlat Desker hususunda, Evlat Desker hususunda artık dinliyorum Allah'ın şahit diyor.
Neyse, şimdi dürüsttüm, çok üzüldüğün bir halde, adam da bilmezsen, bölünmüş herhalde, oğlum dedi, öyle bir çalışma yapıyor ki, iki ay sonra dedi tekrar et. Benim zor anlıyorum konuşmalarını, çünkü kalbimde bir hareket gördü. Dedi, iki ay sonraki müzikliğini tarif edelim diye. Beni de bekliyorum, yemin yol, o günden beri kaç sene oldu efendimizin ilahi davete icabı ben öldü kelimesini kullanmadık Efendimiz. İlahi davete icabettir. Diyor. Bakalım konuşuyor, nasıl rahat konuşuyor öldüğünde diyor. O ölümden ki biz öl, onlar hayatta ölen biz bu şahsmağın ani çok sevdiğim de yani oldu olmaktan ziyade ben bunu manevi bir evlatsaydım. O günden, o tarihten beri iki ay sonra gelmedim ve takip ediyorum çünkü yaz veriyorum yine. O tarihten beri de gelmedi de şimdi konuşmalarda neler, diğer camilerle konuşulmaz, diğer halka ifade edilemez ama buna onun tezgahından geçen değildir. Onun için söylüyor.
Allah'ın zikrinin dışında çöp söz gitmeyin. Böyle Rabbimizin ciddi o ayrı bir konu, biz burayı ifade etmeye çalışalım. Allah'ın zikrinin dışında, yani hayırlı selamların dışında boş konuşma. Bir mada yani var, bir de mayalni var. Mağala yani boş konuşuyor. Mağyalni de gerekli sözü mesela Radyatın Adeleyci annemiz diyor ki evimize misafir gelmiyor. Onun için hizmetçisine buraya bir film alalım. Çekil bilirsiniz, yani düşün, alalım. O da diyor ki, anne diyor, kırmızı mı olsun, yeşil mi olsun, nasıl olsun, kızım parayı verdim. Annem niye alacaktım? İltibim için diyor, gereksiz dört tane söz ettim evladım, Boş komşumuz diyor. Hani gerektir sözüyle uzak durmak. Zaten o dili huzura ölenle konuşmaz. Olay da evet ümmetini yapar, ikramını yapar, ihsanını yapar, sizi mahrum etmek istemez bizim gibi insanları ama çok konuşmaz. Onu ki konuşturmaz onu.
Gönlünde önünde bir ilahi haller varsa o yaşadığı haller buna müsaade etmez. Güzel birden yakın olduğu da malum. Yalnız biz ona ne kadar yakınız? İşte tarikat dendiği zaman tarikat budur demiş ki. Garbi, gazi, galibe, siyah olan kimsedir buyuruyor. Ve teala Erivan bu ayeti celîreden artık Hadis-i Şerifler ve Kelam ı Kibarlar vaktinden bizim zamanımızın Kurtul Akdağ'ı Sami Hemda Hazretleri bu ayeti neden O da bir kaşın arasından çekiyorsunuz su. O kaşın arasından çıkan suları siz ağlamıyorsunuz bari biz ağlayalım diye insana genç ediyor. Ilahi rahmete manidir. Gönle Allah'ımızın tecelliyatıdır, Puzuzat-ı İlahi'si, tecelli. Bir ağzı din kenarı önlemeden o, bize efendilerimizin götürmek istediği de buymuş. Olur inşallah. Daha sonra Varda bir ilahi Şimdi kalbimiz Cenabı Hak'la tam dönerse burada bir kafada, gönülde, zevze kadar Rabbamızın dışında bir şey kalmamak şartıyla bu.
Bu inabetdiğin bir zaman bir an yanılttığını, ondan sonra da tersine işin dönüşmemesi. Her zaman rakımıza tam bir dönüş kabul, inat edildiği. Bir zaman, insanın bazı duyguları olur. Yexiz duygular bir türlü atamaz. Bundan da tamamen gülmek sureti ile isterse okula gitmez, isterse taglim etmez. Evet, bilemeyen ama Allah tarafından onun gönlünden ilim pınarları akmaya başlar. Diyor ya Seyyid şerif Türkiye anne hazretlerine allameyi tacani, Onun kalbinden demin gibi olur Sayın demiş. Yani biz bunların yolunu tutup, cehd edip, gayret edip çaba göstermedikçe demek olur. Bir kere hedefe onu koymuş. Allah'ım öldüğümde her şey biter, şu hayatta ne elfi ile bilirsem diye bir acinde oluyor. Yoksa yürümesi mümkün ki. Yani bu halimizde, bu durumumuzda mümkün ki ve olmaz da zaten. Ama hakikaten Allah'ımıza ölümü verilir, hadi bile verilir, dostlarını verilir.
Ne evleniyorsanız başım kazamamla ben asirette azaba ikaba girip bu nimetlerden mahrum olmayın derken mi yoksa ideal nimetler. Bizim bunlar içeride, Zülfü işte Allah ayağınızı kesmesin. Böyle bir klişeleşmiş söz. Allah böyle gönül üstünde gelir. Tenişe, tenişe filan sözler geçiştirmiyor, pek anlamıyor. İlk çok az bir grup biz onlar deriz onları gitsem biz buna girmek istiyoruz. Hepsinden yetmeyip bir bölüme girmek. Mesela bak Cuma gecesi geçirdik, neydi Cuma gecesi? Kadir gecesinden düşünmüyor Arifanı İdadı. O gün de Ehullahın ve seda orada ismini sekreterdi. Neler olurdu? İnşallah dua edin de bildi Allah'ım, seçmesin. Biz de buraya girmek istiyoruz, ayrılmayalım. Cenab-ı Hak ayrılmasın. Düşünelim mesela, bazı yerlerde anlatmışsınız ya F dört derece miydi soğuk, F dört müydü? Yanlış söylemene. Sıfırın altında F dört derecede, düşünelim.
Bir saray var ki çok güzel bir şeysin ya rahat fakat biz dışarıda kalmışız. Adam durur dışarıda Ama biz onların istediği vasıfta olur da içeri alırsak diyorduk, soğuktan kurtuluruz. Şimdi nefsimizin, şeytanının, nefsin heva, arzu, yükseklerinin bunu bilmiyoruz ama ruhumuz böyle bir durumda ama eğer biz bu gayreti göstermezsek ruhumuz görüyoruz. Onun için hepsinden ilk değil, bölüme girmek dedikleri bu. Hatta Hadis-i Şerif'ten amma vakit gerek, ruhun gemisi gibidir diye bu şeyde geçer. Canbu Sayın Hadis-i Şeriflerini yok. Kim itaat ederse diyor ki, bir Allah yaptı, ne yazılır? Şimdi Allah'ımızın tecellilerine de gelmiş oluyor, o saydık.