Kamil Müminin Sıfatları ve Rıza Hali kaydında Kamil müminin işaretleri peygamberlerimizdeki güzelliklerle haber veriliyor. Başta İbrahim Aleyhisselam çok cömert bir peygamberdi. Biz de onlar nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle beraberdirler, buyuruluyor. Nebilerle beraberdiğimiz ve diğer sıddıklarda Salihlerde şehitlerde bulunan güzel hasletlerden birisi cömertliktir.…
Kamil Müminin Sıfatları ve Rıza Hali ne anlatıyor?
Kamil Müminin Sıfatları ve Rıza Hali kaydında Kamil müminin işaretleri peygamberlerimizdeki güzelliklerle haber veriliyor. Başta İbrahim Aleyhisselam çok cömert bir peygamberdi. Biz de onlar nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle beraberdirler, buyuruluyor. Nebilerle beraberdiğimiz ve diğer sıddıklarda Salihlerde şehitlerde bulunan güzel hasletlerden birisi cömertliktir.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kamil müminin işaretleri peygamberlerimizdeki güzelliklerle haber veriliyor. Başta İbrahim Aleyhisselam çok cömert bir peygamberdi. Biz de onlar nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle beraberdirler, buyuruluyor. Nebilerle beraberdiğimiz ve diğer sıddıklarda Salihlerde şehitlerde bulunan güzel hasletlerden birisi cömertliktir. İkinci olarak, İshak aleyhisselam da rıza hali varmış. İshak aleyhisselam rıza hali. El maksudur rada pime gasemallah min rızkın ve min takdirin ve rıga anillahi fil masayibi ve neva ip Allah'ımızın vermiş olduğu rızka ezelden ne takdir etmişse o, biz ezelden ne takdir etmişse ona razı olursak tama gibi, bir başkasının malına göz dikme gibi bir hal olmaz, hasetlik de olmaz. Dersin ki ezelde Rabbim ona böyle takdir etmiş, o da varlık sahibi olmuş, bana da böyle takdir etmiş, elhamdülillah yetiyor, bitiyor der insan.
Rıza gösterir takdirine, musibet ve sıkıntılara katlanır. Tabii sıkıntılara katlanırken bugün bir Suriye, bir Yemen, bir Libya vesaire yerlerdeki sıkıntı orada haksız yere, mesela Gazze'de, de ateşli silahlarla, kimyevi silahlarla hücum ederken, onlar sapan taşlarıyla. Mesela Suriye'nin durumu belli. Yaralanan, hasta olanları ambulanslarla, tedavi merkezlerine götürürken ambulansların vurulması, bir kimsenin elinden yedi tane çocuğunun alınması, ekinlerinin yakılması, mallarının mülklerinin talan edilmesi, o gençlerin kafalarına vurulan çiçek cisimlerle beyinlerinin patlatılması, daha sayılamayacak kadar bizim ağzımıza alamayacağımız namusların hakimay edilmesi elbette ki bu bir mümin kimsedir. İsterse olmasın, isterse mümin olmasın, zulüm hiçbir zaman bizim dinimizde evetlenemez. Kafir de olsa zulmedemezsin.
Öyle bir dinimiz var ki, öyle bir dinimiz var ki, ekrimut dayı h velev kene kafir de olsa misafire ikram edin. Böyle bir din. Bu zulümlerde, bu hakaretlerde bir mümin olarak insanın muzdarip olmaması imanının zayıflığına işarettir. Çünkü Müminleri şefkatte, merhamette, dostlukta, sevgide bir vücut gibi görürsün. O zaman Afrika'daki, Asya'daki, doğudaki, batıdaki, kuzeydeki, güneydeki, Suriye'deki, Şam'daki, Halep'teki, Hama'daki, Humustaki, Libya'daki, Yemen'deki, Gazze'deki vesair yerlerdeki müminlerin duymuş olduğu ızdırap, bizim kalbimizde eğer bir keder, bir üzüntü meydana getirmiyorsa kendimize dikkat edeceğiz. Çünkü yüce dinimizde, Batı'da bir mümin esir olsa doğudaki hareket eder, onun kurtulması için. Doğuda bir mümin esir edilecek olsa batıdaki hareket eder. Velhasıl dünyada bir sulh, sükun bunu ister bizim dinimiz.
Musibetler ve sıkıntılar artık bu hale geldikten sonra en son noktada demek, En son noktada demek. Namusların yok edilmesi, arz ettiğimiz gibi durumlar. Ama diyeceksiniz ki bir türlü tesir etmiyor. Etmemesi yediğimiz, içtiğimizin helal olmamasından. Biz helal yiyoruz, kazancımızı yiyoruz, kazancımızı yerken içine giriyor. Almış olduğumuz yiyecekler, içeceklerin içerisinde katkı maddelerinde mevcut. Helal dediğimiz yiyeceklerde bile haram olmayan yiyeceklerin içerisine karışmak suretiyle onlarla aynı katta hazırlanmak suretiyle içimize yiyecekler, içecekler, nimetler, ikramlar, ihsanlar, belalar, artık makamlar, mertebeler, mallar, mülkler hepsinde Allah'ın verdiğine razı olmak. Mesela şimdi büyük sıkıntılar çıkıyor. Sen neden bu mertebeye geldin, ben niye gelemedim, bu niye böyle oldu, şu niye şöyle oldu deyip kavgalar ve gürültüler tütüyor. Neden? Allah'ımızın takdirine razı olamamak.
Allah'ımız onu lütfetmiş, ihsan etmiş. O zaman bizim yapacağımız, biz hangi mertebede isek, diyelim ki bir okul düşünelim, okulda müdür. Müdür, müdürlüğünü en güzel şekilde yapacak ama bunun yanında hademesi de var. Hademe de temizliğini ve kendisine düşen görevleri en güzel biçimde yerini getirecek. Bir çaycıysa çaycı, diyelim bir fabrikatör o, eliniz altındakinden mesulsünüz. Hiçbir ayrım eliniz altındakinden mesulsünüz. Hiçbir ayrım yapmadan, hakka ve hukuka riayet edecek olsa hiçbir kavga çıkmaz. Çünkü hepsinin hakkını gözetliyor. Bakıyor, ayrım yapmıyor. Şu şu görüşte, bu bu görüşte bilmem falan demez de Allah'ımızın kuludur. Eğer yanlış bir yolda ise biz istikamet üzere olalım, o da bu güzelliği görmek suretiyle düzelir demedikçe olmaz. Velhasıl biz bir mahalle muhtarıysa muhtarlığımızı en güzel şekilde yapacağız. Elimiz altındakilerden mesulüz, haksızlık yapmayacağız.
Bir ilçenin idaresinde bulunuyorsa, kaymakamsa, o da vazifesini en güzel şekilde yapacak. Bu bana verilen bir görevdir. İnsanlar hakkın bana bir emanetidir. Bir ilde vali, artık bir memleketin yönetimi en üst düzeyde olan kimselerde bunlar benim tebaam durumundadır, hepsine şefkatle bakmam hasıl olacaktır. Velhasıl Allah'ımızın verdiğine razı olmak. Bir bakıyoruz insanlar, eğer varlıklı bir kimseyse çok sözü ediliyor. Bütün bir sene boyu böyle geçiyor. Faziletli, ikrama layık hayırlı bir insansa onun nasıl olur da bir ayağına çelme takarız onun için. Eğer biz buna dikkat edersek her şeyin Allah'ın takdiri ile olduğunu ne deriz? Ona bunu takdir etmiş. Bu sayede elhamdülillah birçok insanlarımız istifade ediyor diyerek bir güzellik hasıl olacaktır. Burada İshak aleyhisselamın rıza hali dendiği zaman basit bir mesele değil bu.
Çünkü verruda entekune fi külli hadehil ahval, radı yenümsel limen ve ferahan bir müradillahi ve ihtiyari hilek, Allah'ımızın bizim için seçmiş olduğu ezelde ne takdir etmişse, onunla huzur duymak, ona teslim olmak, ona razı olmak her türlü halde ve alamatur rula, nedir, razı olmanın işareti nedir? İster iyi olsun, ister kötü olsun, ister nefsimize ağır gelen olsun, isterse hoş, iyi gelen bir durum da olsa kalbin sükun etmesidir. Çünkü ilahi takdirdir deyip. Ve rruda min erkanı illeti la yaslihuul iman illa dir. Ver rruda, nedir rıza hali, min erkanı iman, imanın rükünlerindendir, imanın bir şubesidir, Rıza hali. La yeslihu'l iman illa bihih iman ancak bununla güç ve kuvvet bulur. Suyuti'den bir nakil var, Rahimehullah. İnsanların en hayırlısı, men kene batı lüle gazap ve seri vurur da. Geç gazaplanıyor.
Bir sıkıntı olduğu zaman anında feveran etmiyor, anında çığırından çıkmıyor, bekliyor, sükut ediyor. İşte bu bana böyle hareket etti, yanlış muamele etti deyip de bir bıçağı, bir silahı çıkarmıyor. Görüyorsunuz işte. Dinlediğimiz haberleri, izlediğimiz yayınları hepsinde ya vuruyor, ya kırıyor, ya yakıyor, ya öldürüyor, hep böyle geçiyor. Dinliyoruz, açıyoruz, nereye kaçsak haberlere bakıyoruz, basına bakıyoruz, yayına bakıyoruz, haberlerin çoğu böyle geçiyor. Ya vuruyor, ya kırıyor, ya anasına, ya babasına, ya kardeşine, ya komşusuna, ya iş arkadaşına veya amirine, memuruna, işçisine, çiftçisine ne olursa olsun hep hakaret. Bu haberlerle dolu. O zaman bu sözün ne kadar hakiki olduğu ortaya çıkıyor. Çıkıyor. İnsanların hayırlısı, çok geç gazaplanıyor. Bir bekleyelim diyor. Onun belki bir sıkıntısı vardır, bundan yapmıştır.
Çünkü Allah'ın Resulü ve ahsin men esa ile kötülük edene iyilik edin, ben iyilik yapayım, dirsek hiçbirisi olur mu, elbette olmayacaktır ve seri-i nuru da derhal razı oluyor. İnsanların şerlisi de, menkene seri alla hualab, menkene seriulla hualab çok, ani öfkeleniyor ve geç razı oluyor. Gel anlaştıralım, mümkün değil. Eğer ahlak değişmezse, ıslah olmazsa ravzai paki Nebi'de, ashabı Sofvede de müdavim olsak, devamlı otursak yine geçmiyor. Orada dileğin dibinde devamlı oturan bir zat. Önde de oturan varlıklı bir kimse çokça ikramda bulunuyor. Aralarında bir sıkıntı geçiyor ve önemli bir mesele de. Bir diğeri uzlaştırmak için uğraşıyor. Diyor ki şu yerine bir uzat, şöyle bir zaafa et dediğim, şu aranızdaki sıkıntı geçsin, uzak. Halbuki devamlı orada oturuyor. Demek ki ibadet ve taat bizim ahlakımıza itki etmiyor.
Huylarımızı güzelleştirmedikçe rauzayı paki nebide ashabı Sofvede de uzak geçmiş. Mürşid-i kamilimiz anlatırlardı, çok müstesna dediğim bir kimse, bir kimse, Ravza-i Paki Nebi'de kendisine yer verilmeyince, arkadaşlarına öyle bir feryat eder ki siz, burada bizi kayırmazsanız nerede kayıracaksın, hiç diyor. Ummadığın kürsü eden bir kimse, huy çok önemli. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz dağın yerinden oynadığına inanın ama ahlakın değişeceğine asla buyuruyor. O zaman ne olacak? Hassini ahlak akun buyuruyor. Ahlakınızı güzelleştirin. Ahlakınızı güzelleştirin. Diyor. Demek ki güzelleştirilebilir, yavaş yavaş yavaş yavaş güzelleştiriliyor Allah'ın izniyle. Ve kemagal İbn-i Ataullah, İbn-i Ataullah İskenderi Hazretleri, Rahimullah erroda, nedir rıza ve babullahiil avam, Allah Allah en, en güçlü, en kuvvetli bir kapıdır ve cennetü dünya, dünyanın da cennetidir.
Böyle razı olduğun zaman gönlünde bir huzur, Allah'ın ezeli takdirine karşı rıza halini cennette olursun. Ariflerin istirahatıdır. Ariflerin gönlü çok rahat mısın? Hakaret ediyor, zulmediyor. Allah'ımızdandır diyor. O kendi elinden değildir diyor. Dinne ayva melceze ma ivamil bele. Eğer Allah'ımız bir kimseye büyüklük lütfetmişse ve la ve musibeti de büyüktür. Musa peygamberimiz aleyhisselam bir zata uğrar velilerden. Halıkımızla görüşür, döndüğünde o velinin bir kurt vesilesiyle parçalandığına görür. Kemikleri bile yok olmuş. Allah'ım bu sır nedirdir? Bu veli neden böyle oldu? Ya Musa, o benden öyle bir makam istedi ki ona kendi ibadet ve taatiyle ulaşması mümkün değildi, ancak bu şekilde ulaşabilirdi. Olur. Kim şiddet ve gazap, hiddet gösterirse Allah'ın hiddetine ve gazabına uğrar.
Başta İslam olarak, Rab olarak bir terbiyeci olarak, Rabbimiz, böyle kısaca geçirilmez ama ne yapalım, biraz olsun anlaşılsın diye. Rab olarak Rabbim, Halık'ım, Allah'ın din olarak İslam, Peygamberimizi de Rasul olarak kabul ettim der kelime-i şehadeti tasdik ederse, bu elbette ki mümindir, eğer razı olmaz, kabul etmezse küfre girer. Allah'ın hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine iman etmektir. Bu iman, onu imanda kemale götürecektir. Hadis-i Şerif'te de geçmektedir. Birçok Hadis-i Şerifler burada mevcut. Es sabır, li seyyidine Eyyub aleyhisselam, sabır da Eyyub aleyhisselamdadır. Allah'ımız nebilerine, resullerine sabr ile emretmiştir. Zaten Kuran-ı Azimüşşan'da peygamberler anlatılırken, onların özelliği sabır olarak, ne güzel bir kuldur. Allah'a sabreden ne güzel bir kuldur. Rabbimiz celle celaluhu, vaspir ve masabruke illa billah.
Havibim sabret, sen Allah'tan bir sabırla, Allah'tan gelen bir lütufla sabrın bu dinmek isteniyor. Allah sana yardım ediyor, güç ve kuvvet veriyor da sen bununla sabrediyorsun. Vela tahzen aleyhim, onların sözleriydi, onların hareketleriydi, yanlış tavırlarıydı. Ondan dolayı üzülme, hiç şüphesiz Cenabı hak sabreden ve ihsan erbabı ile beraberdir, buyuruyor. Essabru ala taat, ibadet ve taat de sabır. Elbette ki nefsimize ağır gelecek. Bir gece kalkmak zaten gece kısa diyor ama aşk, muhabbet olursa gecenin kısalığı diye bir şey yok. Kalkar Çünkü o anda dinse ki saat tam ikide, iki buçukta üçte, şurada büyük bir hazine var. Bir sanduka içerisinde onu eğer iki buçukta kalkarsan alırsın deseler, saatleri kurarız, her şeyi hazırlarız, etrafımızda tembih eder kalkar ve onu alırız. Bunlar yok olacak değerler ama iki rekat kılacağımız namaz.
İbadet ve taatler bunlar ölçülemez, onunla katiyen ölçülemez. İbadet ve taatler. Burada Katiyen onları terk etmez, edebi ilahi ile edeplenir, Allah'ımızın emrettiğine uyar, Rasulünün sünnetini icra eder, yerine getirir. Çünkü buyruluyor, cennet hoşa gitmeyenlerle çepeçevre kuşatılmıştır. Ateş ise nefsin arzu ettikleri ile. Şimdi bir internete girse, o Facebook'larda ne de yapılan çılgınlıkları anlata anlata bize hayır kalmaz. O buluşmalar, o gayri meşru hareketler neler, hep bunlar nefse hoş gelir. Açtığı zaman, çok haya ediyorum şununla ne kadar, bununla ne kadar, şunun evsafı, bunun görüntüsü bu, şu şekilde, bu biçimde bütün ölçülerini vererek serbest. İşte bu nefsin arzu gittiği işlerdir. Nefsimizde mutmainne olmayınca, tam huzura ermeyince, gönül kaybı. Sabredersek Allah'ımızın nimeti var tabi. Allah'ımızın men ettiklerine katiyen yönelmemek.
İnsanlardan gelenlere katlanmak ve insanların arasına karışmak suretiyle gelenlere de katlanmaktır diyor. Ittekillah haysum makunte, Nerede olursan ol Efendimiz aleyhissalatu vesselam Allah'tan kork. İnsanlarla en güzel biçimde geçinin. En güzel şekilde geçinin. Eğer bir hata işleyecek olursanız, ondan sonra derhal tövbe edin ki Allah'ımız o günahı silsin, af ve mağfiret buyursun ve ayeti celileler çokça ifade buyurmuş, essamru ala kada illai teala, Allah'tan gelen musibet ve sıkıntılara ölünceye kadar, yanmadır, boğulmadır vesair sıkıntılardır, hepsine katlanmak, essabrual el-fakr, yokluğa katlanmak, bunun da ilk imtihan olduğunu bilmek, çünkü Rabbimiz beni deniyor. El-fakiru sabir, sabreden fakir, hayrun minel vaniyy-i şakir, şükreden, zenginden hayırlıdır, ve el-fakiru sabir Sabreden ve şükreden fakir, hayrun minhim, bu ikisinden de hayırlıdır.
Essabru ala talebi la ilmi vel marife, Marifeti ve ilmi talepte sabır. Bunun için belli bir müddet devam edip ayrılmamak. Mesela Kuran Azimüşşan'dan sekiz diyor sahife, ben gidiyordum, ezberliyordum, şimdi artık yoruldum diyor. İnsan üzülüyor, on dokuz sayfada terk edenler oldu. Halbuki bir sahife kazıyordu Kuran'ı bitirmesine. Gel azmet, gayret et çünkü ümmetin en hayırlısı olacaksın. Eşrafı ümmeti, hameletül Kuran ve ashabul lehir, ümmetimin en şereflisi geceyi ibadetle taatle geçiren gece yaranı, bir de Kuran'ı hafız olanlar yoktur. Okul olarak geliyor, yoktur. Fakat sonra da bal olacaktır tabi. Evveli acı olacak ama sonunda bal olacaktır. El-İşare, vehiyelli seyyidina Zekeriya aleyhisselam, bu da Zekeriya aleyhisselamdaki bir sıfattır. Nedir bu işaret? Vel'l-masudu behet-davetü velirşe, insanları Allah'ın yoluna kılavuzlamak ve davet etmektir. En büyük mükafatlardan birisidir.
Bu Zekeriyya aleyhisselamın vasfıdır. Bu vasıf ile de vasıflanmamız icap eder. Usulüne uygun bir şekilde. Dediler bir çalı denir, onu sürür getirir gibi değil. Yavaş yavaş, rahat rahat, kendimiz örnek olarak anlarsa anlar, anlamazsa Efendimizin devrini, ashabın devrini, taa Adem aleyhisselamdan, ahir zaman nebisine kadar gelen peygamberlerin Efendimiz tebliğ ve davet için gayret gösterirken, mübarek omuzlarının üzerine devenin işkembesini koymak. Yetmiş, seksen kilo. Yollarını dikenler, önüne necasetler, boğmaya getirmek, bir Musa aleyhisselamın dört yüz yıl firavunla mücadelesi, yani firavun'un Musa peygamberimize olan muhalefeti onu peygamberlikten alıkoymadı ki. Dört yüz sene mücadele etti ve bu mücadelenin neticesi Cenabı hak denizden asasıyla vurmak suretiyle denize on iki tane yol açıldı. Geçip gitti inananlar. Diğerleri suya gark oldu, helak oldu, mahhuldu.
Nuh aleyhisselamın dokuz yüz elli yıllık hayatında en fazla seksen çekmiş olduğu sıkıntı. İsa aleyhisselamın durumu, vesait bitmez ve tükenmez. Kitaplarda on iki peygamberi alır, eza görenleri, hep bunlar tebliğlerinde, davetlerinde, hakkı duyurmak için çabalar, gayret gösterir ama bu musibetlere de uğrar. Artık bu ümmet, ve sellem. Demek ki tebliğin başta kendimize, nefsimize yapacağız. Ey nefis, senin Kuran-ı Azimüşşan'da sekiz tane, yedi tane sıfatın var. Bu yedi mertebeyi keseceksin. Ey nefis, Allah'ın kitabına uygun ne kadar halim var deyip, nefsimizin, ruhumuzun güzelliği, bunun yanında, eşimiz, dostumuz, akrabamız, etrafımızla meşgul olmak. Bir de bu söz dinlemeyen cahillerden uzak olun buyruluyor. Bununla meşgul olmamak gerekir. İlla duyuracağın bir vesile ile duy, gerek yok.
Biz çokça üstadımızın yanında bulunduğumuz için, hatırlıyorum mübarek sözlerinden, kendileri vavuzu nasihatlerle meşguldüler, af buyurun hayvanlarla gidiyordu, trenlerle gidiyordu, o günkü şartlar içerisinde. Böyle etrafta da bulunmasını istiyorlardı, buyuruyordu ki süzülüp gelenlere konuşuyorum. Bu ne demek istiyor? Ve ağırız, anil, cahilin, habibim sen cahillerden uzak dur, o söz dinlemeyenlerden, ancak hakkı kabule müstaif olanlara anlatırsın. Vermemiş cenabı hak içinde bir nur yok ama işin en büyük sıkıntısı, içinde nur var deyip kendisini hidayet üzere göre. Biz bu gibi sıkıntılarda anlattığımız zaman, insan yolunu şaşırmış gibi oluyor. Yani ne yapılacak, ne edilecek, hiç gerek yok. Bugün sofrada otururken, yay yedi, yay sekiz yaşında bir çocuk, bir başka yerden beraber yemek yerken çocuğa nasıl faydalı olurum onu düşünüyorum. Nasıl faydalı olurum çocuğa?
Düşünüyorum, konuşsam dilim diline uygun değil. Nasıl etsem Ya Rabbi diyorum. Sonra ilk sözünü tutacağımız kim dedi Allah'ım ondan sonra Peygamberimiz ondan sonra evliyaullah evliyayı da bilmez, gayrı dedesine anlattı, deden velilerdendi, bunların yollarına uyacağız ki kurtulabilir, kurtulabilirim. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, Raşit halifelerime uyun diye buyuruyor. Gerçek ulemaya uyun. Onların sözlerini tutmak suretiyle yoksa biz boğulup kalacağız. Ne yaptığımızı bilemez gibi bir durum. Elhamdülillah, itikadi noktada da yol gösteriliyor. Deniyor, çokça kardeşlerimize, dillerimizin döndüğü kadar Rabbimizin lütfuyla aman bid'at olan işleri yapmayalım. Her bir bid'at bir sünneti yok eder. Kafamızı derleyelim, toparlayalım. Sadece tevhidi okumakla değil, Muhammedün Resulullah demek suretiyle tamamlanır.
Resul-i Ekrem efendimizi tasdik etmeyen sallallahu aleyhi ve sellem, ona inen Kuran'ı tasdik etmeyen hakikate eremez, yolunu şaşırmış olur. Dinimiz İslam bir bütündür, iman bir bütündür, bölünür parçalanmaz ama kuvvetle zaafı vardır. İnancımızda şek ve şüphenin olmaması gerekir çünkü imanın kalitesi tereddütsüzlüktür. Hiçbir tereddüt olmayacak. İşte bu niye, yok, onu Rabbimiz öyle takdir buyurmuş, öyle tespit etmiş. Bizi yaratan bizi bizden daha iyi bilmektedir. Nasıl ki şu önümüzdeki sehpa, rahne hakikaten güzel yapılmış. Bunun şeklini, şemailini, biçimini tarzını bilen kimdir? Ustasıdır. Bunu yapan. Bunun yanında caminin kenarlarına o lamberiler vesairiler, hapılar, daha değişik yapılar. Bunları en güzel bilen kim? Ustasıdır. Bizim de ustamız hiç şüphesiz Rabbimiz olduğuna göre ona bu aklı, bu sanatı, bu sanattaki güzelliği veren Cenabı Hak'tır.
Ona bu güzelliği veren Cenabı hak bizi yaratan, hepimizi halk inen Mevlamız elbette ki bizim için en güzel olanı ortaya koymuştur. Devamlı değişiyor, devamlı değişiyor, değişiyor ama değişmeyen bir esas var. Size söyleyeyim değişmeyen esastan bir tanesi. La darara ve ladırara, ne zarar ver ne de zarara gir. Hem hadis-i şerirtin hem de bir mecellede kaidedir. Ne zarar vereceksin ne de zarara gireceksin. Mesela sığara diyelim. Zarar veriyor mu? Onun dumanında üç bin mikrop var. Zarara girdiriyor mu sizi? Evet. Gırtlak kanserleri, ciğerdeki rahatsızlıklar vesaire çok büyük bedeni hastalıklara sebep oluyor, vesile oluyor. İşte Halıkul Lem yazan bize gösteriyor.
Sımsıkı tutunduğumuz zaman şaşıracağımız hiçbir şey yok artık tamamlamaya elimizden geldiği kadar gayret edelim burada Musa aleyhisselam daki Essuf yani günden elbise giymek, o günden elbise giymek demek şu, giydiği ile kuşandığı ile iftihar etmemek. İşte söylenir ya Allah'ımız Celle Celalühü buyruluyor, Nimetini kulunun üstünde görmek istiyor deyip de şımarmamak lazım. Görmek istiyor, bununla beraber bir başkalarını da kendimizden daha çok düşünmek suretiyle yaparsak ve Hakk'ı da kaybetmezsek, kibir ve benliğe düşmezsek o zaman geçerli olmuş olur. Bu söze tam manasıyla riayet arz ettiğimiz tarzda zuhur eder. Artık Ashab-ı Kiram'ı, başta Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın, Ulema-ı Kiram'ın ve sulahanın giyimleri, kuşamları belli. Onlar bayramlıklar olur. Bir cuma günü için olur. Bir de normal, gündelik olur.
Öyle aşırıya had'liyen gitmezler, vücutlarını setredecek şekilde burada İmam-ı Yusuf'un rahmetullahi giyimleri çok güzelmiş. Dermiş ki bu halk için, işte insanlar hep dışımıza bakıyorlar, içten kıl bir gömlek giyer, o da mevlam içindir. Yaşantıları bu. Bunlara itibar etmemek, asıl itibar edeceğimiz Hz. Ömer radiyallahu anh Efendimiz buyuruyor ki giymediğim elbise kalmaz. Halbuki gittiğin ettiği bir şey yok. Hep böyle söylüyor. Diyor ki, envai çeşit çeşit elbiseler giydim ama takvadan daha güzelini bulamadı. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a gelmeden önce İsa Aleyhisselam'da ne var? Seyahat var. Seyahat deyince, nedir bu seyahat? Bu nebilerin, resullerin, ulema-yı kiramın hayırlı insanların sıfatıdır. Bunlar insanları Hakk'a davet etmektir, cihattır. Allah'ın, Allah'ın yolunda Kuran talimidir. Fıkıh, hadis, tefsir, kelam vesair. İslam esaslarını öğrenmektir. Sahabenin yolundan gitmektir.
Onlar Allah'ın emrini yaymak için memleketlerinde bile sayıları az, hep sair yerlere Memleketlerin fetholunup Dini Mübin-i İslam için gayretle çaba göstermişlerdir. Fakırda Efendimiz ' ın sıfatıdır. Zaten bütün bu güzellikler Efendimiz de mevcuttur. Her peygamberdeki sevilen, seçilen hususiyet Nebi-i Ekrem aleyhissalatu vesselam Efendimizden gelmektedir. Gelmektedir. Kalbi yokluktur. Fakr hali artık bir kamil müminin sıfatıdır bu. Bundan maksat hiç şüphesiz farklı ihtiyar etmek, Allah'ımızın azameti karşısında yok olduğumuzu bilmektir. Kehf suresinde yirmi sekiz. Ayet-i Celileye baktığımız zaman, kafirler diyorlar ki biz Muhammed ile oturup kalkacağız ama fakir ve yoksullar yanına almış. Onlarla oturmak istemiyor. Bu zorlarına geliyor. Allah'ımız ise gece ve gündüz Rab'lerine yalvaran, yakaran, Allah'ın rızasından başka hiçbir arzusu olmayanlarla beraber otur, kalk Muhammed'im.
Onlarla bulun. Dünyanın geçici süslerine göz dikenlerle olma. Kalbini Allah'ın zikrinden gafil kıldığımız kişilere katiyen tabi olma çünkü onların bütün işleri aşırılıktır diye buyuruluyor. Buna çok önemli müsene, bütün işleri aşırılık. Yemeleri taşır, doyduktan sonra yemek tabii caiz değil. Ondan sonra konuşurken gerekli olan, lüzümlü olan bir sözü ifade ettikten sonra daha da fazlası doğru değil. Mesela Efendimiz aleyhissalatu vesselam anlatılırken sokaklarda bağıran ve çağıran bir kimse değildi. Daha bir huzurlu, daha bir sükunet içerisinde hayırlı olmaktır. Anlatmakla bitmez, inşallah başka bir zamanda olgunlaştırmaya gayret gösterir. Cenabı Hak bu güzel vasıf ve sıfatlarla hepimizi mevsu kılsın.