Kamil Müminin Sıfatları ve Peygamberlerin… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Kamil Müminin Sıfatları ve Peygamberlerin Güzellikleri
Kamil Müminin Sıfatları ve Peygamberlerin Güzellikleri kaydında Cuma sohbeti, Değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Kamil müminin işaretleri peygamberlerimizdeki güzelliklerle haber veriliyor. Başta İbrahim Aleyhisselam çok cömert bir peygamberdi. Biz de onlar nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle, Salihlerle beraberdirler, buyruluyor. Nebilerle…
Cuma sohbeti, Değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Kamil müminin işaretleri peygamberlerimizdeki güzelliklerle haber veriliyor. Başta İbrahim Aleyhisselam çok cömert bir peygamberdi. Biz de onlar nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle, Salihlerle beraberdirler, buyruluyor. Nebilerle beraberdiğimiz ve diğer sıddıklarda, salihlerde, şehitlerde bulunan güzel hasletlerden birisi cömertliktir. İkinci olarak, İshak aleyhisselam'da rıza hali var. Var. Allah'ımızın vermiş olduğu rızka ezelden ne takdir etmişse o. Biz ezelden ne takdir etmişse ona razı olursak tama gibi, bir başkasının malına göz dikme gibi bir hal olmaz. Hasetlik de olmaz. Dersin ki ezelde Rabbim ona böyle takdir etmiş, o da varlık sahibi olmuş, bana da böyle takdir etmiş, elhamdülillah yetiyor, bitiyor, der insan. Rıza gösterir takdirine, musibet ve sıkıntılara katlanır.
Tabii, sıkıntılara katlanırken bugün bir Suriye, bir Yemen, bir Libya vesaire yerlerdeki sıkıntı orada haksız yere, mesela Gazze'de, ateşli silahlarla, kimyevi silahlarla hücum ederken, onlar sapan taşlarıyla. Mesela, Suriye'nin durumu belli. Yaralanan, hasta olanlara, ambulanslarla, tedavi merkezlerine götürürken ambulansların vurulması, bir kimsenin elinden yedi tane çocuğunun alınması, ekinlerinin yakılması, mallarının, mülklerinin talan edilmesi, o gençlerin kafalarına vurulan sert cisimlerle beyinlerinin patlatılması, daha sayılamayacak kadar bizim ağzımıza alamayacağımız namusların hakima edilmesi, elbette ki bu bir mümin kimsedir, isterse olmasın, isterse mümin olmasın, zulüm hiçbir zaman bizim dinimizde evetlenemez. Kafir de olsa zulmedemezsin. Öyle bir dinimiz var ki, öyle bir dinimiz var ki, ekrimud dayihhu ve levke ne kafira, kafir de olsa misafire ikram etsin. Böyle bir din.
Bu zulümlerde, bu hakaretlerde bir mümin olarak insanın muzdarip olmaması imanının zayıflığına işarettir. Çünkü, Müminleri şefkatte, merhamette, dostlukta, sevgide bir vücut gibi görürsün. O zaman Afrika'daki, Asya'daki, doğudaki, batıdaki, kuzeydeki, güneydeki, Suriye'deki, Şam'daki, Halep'teki, Hama'daki, Humustaki, Libya'daki, Yemen'deki, Gazze'deki vesair yerlerdeki müminlerin duymuş olduğu ızdırap, bizim kalbimizde eğer bir keder, bir üzüntü meydana getirmiyorsa kendimize dikkat edeceğiz. Çünkü yüce dinimizde Batı'da bir mümin esir olsa doğudaki hareket eder onun kurtulması için. Doğu'da bir mümin esir edilecek olsa Batı'daki hareket eder. Getir. Velhasıl dünyada bir sulh, sükun bunu ister bizim dinimiz. Musibetler ve sıkıntılar bu hale geldikten sonra, en son noktada demek. En son noktada demek. Namusların yok edilmesi, arz ettiğimiz gibi durumlar.
Kamil Müminin Sıfatları ve Peygamberlerin Güzellikleri ne anlatıyor?
Kamil Müminin Sıfatları ve Peygamberlerin Güzellikleri kaydında Cuma sohbeti, Değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Kamil müminin işaretleri peygamberlerimizdeki güzelliklerle haber veriliyor. Başta İbrahim Aleyhisselam çok cömert bir peygamberdi. Biz de onlar nebilerle, sıddıklarla, şehitlerle, Salihlerle beraberdirler, buyruluyor. Nebilerle…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ama diyeceksiniz ki bir türlü tesir etmiyor. Etmemesi yediğimiz, içtiğimizin helal olmamasından. Biz helal yiyoruz, kazancımızı yiyoruz, kazancımızı yerken içine giriyor. Almış olduğumuz yiyecekler, içeceklerin içerisinde katkı maddelerinde mevcut, helal dediğimiz yiyeceklerde bile haram olmayan yiyeceklerin içerisine karışmak suretiyle onlarla aynı katta hazırlanmak suretiyle içimize giriyor. Yiyecekler, içecekler, nimetler, ikramlar, ihsanlar, belalar, artık makamlar, mertebeler, mallar, mülkler hepsinde Allah'ın verdiğine razı olmak. Mesela şimdi büyük sıkıntılar çıkıyor. Sen neden bu mertebeye geldin, ben niye gelemedim, bu niye böyle oldu, şu niye şöyle oldu deyip kavgalar ve gürültüler tütüyor. Neden? Allah'ımızın takdirine razı razı olamamak. Allah'ımız ona onu lütfetmiş, ihsan etmiş. O zaman bizim yapacağımız, biz hangi mertebede isek, diyelim ki bir okul düşünelim, okulda müdür.
Müdür, müdürlüğünü en güzel şekilde yapacak ama bunun yanında hademesi de var. Hademe de temizliğini ve kendisine düşen görevleri en güzel biçimde yerini getirecek. Bir çaycıysa çaycı, diyelim bir fabrikatör, o eli altındaki işçilere, kullukum rain ve kullukum messulün anraiyeti esasına dikkat edersek, hepiniz çobansınız, eliniz altındakinden mesulsünüz. Hiçbir ayrım yapmadan, hakka ve hukuka riayet edecek olsa hiçbir kavga çıkmaz. Çünkü hepsinin hakkını gözetliyor. Bakıyor ayrım yapmıyor. Şu şu görüşte, bu bu görüşte bilmem falan demez de Allah'ımızın kuludur. Eğer yanlış bir yolda ise, biz istikamet üzere olalım. O da bu güzelliği görmek suretiyle düzelir demedikçe olmaz. Velhasıl Biz bir mahalle muhtarıysa muhtarlığımızı en güzel şekilde yapacağız. Elimiz altındakilerden mesulüz, haksızlık yapmayacağız.
Bir ilçenin idaresinde bulunuyorsa, kaymakamsa, o da vazifesini en güzel şekilde yapacak. Bu bana verilen bir görevdir. İnsanlar, hakkın bana bir emanetidir. Bir ilde vali, artık bir memleketin yönetimi, en üst düzeyde olan kimselerde, bunlar benim tebaam durumundadır. Hepsine şefkatle bakmam gerekir dediği zaman, huzur ve küfrün hasıl olacaktır. Velhasıl Allah'ımızın verdiğine razı olmak. Bir bakıyoruz insanlar, eğer varlıklı bir kimseyiz ise çok sözü ediliyor. Bütün bir sene boyu böyle geçiyor. Faziletli, ikrama layık hayırlı bir insansa onun nasıl olur da bir ayağına çelme takarız bunun için. Eğer biz buna dikkat edersek, her şeyin Allah'ın takdiri ile olduğunu ne deriz? Ona bunu takdir etmiş. Bu sayede Elhamdülillah birçok insanlarımız istifade ediyor diyerek bir güzellik hasıl olacaktır.
Burada biz Hak aleyhisselamın rıza hali dendiği zaman basit bir mesele değil bu çünkü rula, nedir, razı olmanın işareti nedir? Sükunü'l kalp, bir mavera dalen nefsi minel metruati vel mahbubat, ister iyi olsun ister kötü olsun ister nefsimize ağır gelen olsun isterse hoş, iyi gelen bir durum da olsa kalbin sükun etmesidir. Çünkü ilahi takdirdir, değil. Ver ruda min erkanil imanil leta yaslihul iman illa bil. Ver ruda, nedir rıza hali, min erkanil iman, imanın rükünlerindendir, imanın bir şubesidir rıza hali, la yüslihu'l iman illa bih, iman ancak bununla güç ve kuvvet bulur. Suyuti den bir nakil var, Rahimehullah. İnsanların en hayırlısı, men kene batı lüle azap ve seri vurur da. Geç gazaplanıyor. Bir sıkıntı olduğu zaman anında feveran etmiyor, anında çığırından çıkmıyor, bekliyor, sıput ediyor.
İşte bu bana böyle hareket etti, yanlış muamele etti deyip de bir bıçağı, bir silahı çıkarmıyor. Görüyorsunuz dinlediğimiz haberleri, izlediğimiz yayınları hepsinde ya vuruyor, ya kırıyor, ya yakıyor, ya öldürüyor. Hep böyle geçiyor. Dinliyoruz, açıyoruz, nereye kaçsak haberlere bakıyoruz, basına bakıyoruz, yayına bakıyoruz, haberlerin çoğu böyle geçiyor. Geçer. Ya vuruyor, ya kırıyor, ya anasına, ya babasına, ya kardeşine, ya komşusuna, ya iş arkadaşına veya amirine, memuruna, işçisine, çiftçisine ne olursa olsun hep hakaret. Bu, bu haberlerle dolu. O zaman bu sözün ne kadar hakiki olduğu ortaya çıkıyor. İnsanların hayırlısı çok geç gazaplanıyor. Bir bekleyelim diyor, onun belki bir sıkıntısı vardır, bundan yapmıştır. Çünkü Allah'ın Resulü ve ahsin men essa ileyh, kötülük edene iyilik edin, ben iyilik yapayım, dirsek hiçbirisi olur mu?
Elbette olmayacaktır ve seri uru da derhal razı oluyor. İnsanların şerlisi de menkene seri alla ualab menkene seriyyul hualab çok böyle ani öfkeleniyor ve geç razı oluyor. Gel anlaştıralım, mümkün değil. Eğer ahlak değişmezse, ıslah olmazsa, rauzayı paki Nebi'de Ashab-ı Sofvede de müdavim olsak devamlı otursak yine geçmiyor. Orada dileğin dibinde devamlı oturan bir zat. Önde de oturan varlıklı bir kimse çokça ikramda bulunuyor. Aralarında bir sıkıntı geçiyor ve önemli bir mesele de. Bir diğeri uzlaştırmak için uğraşıyor diyor ki şu yerine bir uzat, şöyle bir uzat, bir şöyle bir mesafe ettireyim, şu aranızdaki sıkıntı geçsin, uzak. Halbuki devamlı orada oturuyor. Demek ki ibadet ve taat bizim ahlakımıza itki etmiyor. Huylarımızı güzelleştirmedikçe ravza I paki Nebi'de, ashabı Sofvede de uffak geçmiş.
Mürşid-i kamilimiz anlatırlardı, çok müstesna dediğim bir kimse, Ravzai Paki Nebi'de kendisine yer verilmeyince arkadaşlarına öyle bir feryat eder ki siz, burada bizi kayırmazsanız nerede kayıracaksın işitiyor ummadığım kürsülerde vavuzu nasihat eden bir kimse. Huy çok önemli. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz dağın yerinden oynadığına inanın ama ahlakın değişeceğine asla uyuluyor. O zaman ne olacak? Hakınızı güzelleştirin. Ahlakınızı güzelleştirin. Demek ki güzelleştirilebiliyor. Yavaş yavaş, yavaş yavaş güzelleştiriliyor Allah'ın izniyle. Ve kemagal İbn-i Ataullah İskenderi Hazretleri Rahimullah, Erroda, nedir rıza ve Babullahi'l avam, Allah Allah en güçlü, en kuvvetli bir kapıdır ve cennetü dünya, dünyanın da cennetidir. Böyle razı olduğun zaman gönlünde bir huzur, Allah'ın ezeli takdirine karşı rıza halini cennette olursun. Ariflerin istirahatıdır. Ariflerin gönlü çok rahat bir sına.
Hakaret ediyor, zulmediyor. Allah'ımızdandır diyor. O kendi elinden değildir diyor. Eğer Allah'ımız bir kimseye büyüklük lütfetmişse, ve la ve musibeti de büyüktür. Musa peygamberimiz aleyhisselam bir zata uğrar velilerden. Halıkımızla görüşür, döndüğünde o velinin bir o Veli'nin bir kurt vesilesiyle parçalandığına görür. Kemikleri bile yok olmuş. Allah'ım bu sır nedirdir? Bu veli neden böyle oldu, ya Musa, o benden öyle bir makam istedi ki, ona kendi ibadet ve taatiyle ulaşması mümkün değildi, ancak bu şekilde ulaşabilirdi. Allah'ın hiddetine ve gazabına uğrar. Demek ki rıza, Çok değişik şekilleri var, rızanın mertebeleri var. Başta İslam olarak, Rab olarak, bir terbiyeci olarak, Rabbimiz, böyle kısaca geçirilmez ama ne yapalım, biraz olsun anlaşılsın diye.
Rab olarak Rabbim, Halıkım, Allah'ın din olarak İslam, peygamber kabul ettim der kelime-i şehadeti tasdik ederse, bu elbette ki mümindir. Eğer razı olmaz, kabul etmezse küfre girer. Allah'ın hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine iman etmektir. Bu iman onu imanda kemale götürecektir Hadis-i Şerif'te de geçmektedir. Birçok Hadis-i Şerifler burada mevcut. Es sabır, liseyidine Eyyub sabır da Eyyub aleyhisselamdadır. Ve hu min alamatil iman, bu imanın alametindendir, sabır. Fakat Allah'ımız nebilerine, resullerine sabr ile emretmiştir. Zaten Kuran-ı Azimüşşan'da peygamberler anlatılırken, onların özelliği sabır olarak, ne güzel bir kuldur. Allah'a sabreden ne güzel bir kuldur. Rabbimiz celle celalü, vaspir ve masabrike illa billah, habibim sabret, sen Allah'tan bir sabırla, Allah'tan gelen bir lütufla sabrın bu dinmek isteniyor.
Allah sana yardım ediyor, güç ve kuvvet veriyor da sen bununla sabrediyorsun. Ve le tahzen aleyhim onların sözleriydi, onların hareketleriydi, yanlış tavırlarıydı, ondan dolayı üzülme hiç şüphesiz Cenabı hak sabreden ve ihsan babı ile beraberdir buyuruyor. Essabru aletead, ibadet ve taat de sabır. Elbette ki nefsimize ağır gelecek. Bir gece kalkmak, zaten gece kısa diyor ama aşk, muhabbet olursa gecenin kısalığı diye bir şey yok. Kalkar çünkü o anda dinse ki saat tam ikide, iki buçukta, üçte, kalkarsan alırsın deseler, saatleri kurarız, her şeyi hazırlarız, etrafımızda tembih eder, saatleri kurarız, her şeyi hazırlarız, etrafımızda tembih eder, kalkar ve onu alırız. Bunlar yok olacak değerler ama iki rekat kılacağımız namaz. İbadet ve taatler bunlar ölçülemez, onunla katiyyen ölçülemez. İbadet ve taatler.
Buradan Katiyen onları terk etmez, edebi ilahi ile edeplenir, Allah'ımızın emrettiğine uyar, Rasulünün sünnetini icra eder, yerine getirir. Çünkü buyruluyor, cennet hoşa anlata anlata bize hayır kalmaz. O buluşmalar, bu gayri meşru hareketler neler, hep bunlar nefse hoş gelir. Açtığı zaman, çok haya iniyorum, şununla ne kadar, bununla ne kadar, şunun evsafı, bunun görüntüsü bu, şu şekilde, bu biçimde bütün ölçülerini vererek serbest. İşte bu nefsin arzu gittiği işlerdir. Nefsimizde mutmainne olmayınca, tam huzur eğilmeyince, gönlü kayıyor. Sabredersek Allah'ımızın nimeti var tabi. Es sabrunil masi, Allah'ımızın men ettiklerine katiyen yönelmemek. İnsanlardan gelenlere katlanmak ve insanların arasına karışmak suretiyle gelenlere de katlanmaktır diyor. Allah'tan kork ve Halıkin nasa bir hulutin hasenin insanlarla en güzel biçimde geçinin. En güzel şekilde geçinin.
Eğer bir hata işleyecek olursanız ondan sonra derhal tövbe edin ki Allah'ımız o günahı silsin, af ve mağfiret buyursun ve ayeti celileler çokça ifade buyurmuş. Essabru ala kadar illa ki teala Allah'tan gelen musibet ve sıkıntılara ölünceye kadar yanmadır, boğulmadır vesair sıkıntılardır. Hepsine katlanmak, essabru ala el-Fakr yokluğa katlanmak, bunun da bir imtihan olduğunu bilmek, çünkü Rabbimiz beni deniyor. El-Fakirus Sabir, sabreden fakir, hayrun minel vaniyyyi şakir, şükreden, zenginden hayırlıdır. Ve fakiri ru sabir, sabreden ve şükreden fakir, hayrun minhim bu ikisinden de hayırlıdır. Essabru ala talebi la ilmi vel marife. Marifeti ve ilmi talepte sabır. Bunun için belli bir müddet devam edip ayrılmamak. Mesela Kuran-ı Azimüşşan'dan sekiz diyor sahife, ben gidiyordum, ezberliyordum, şirk artık yoruldum diyor. İnsan üzülüyor, on dokuz sahifede terk edenler oldu.
Halbuki bir sahife kalıyordu Kuran'ı bitirmesine. Gel azmet, gayret et çünkü ümmetin en hayırlısı olacaksın. Eşrafu ümmeti hamaletul Kuran ve ashabul leyl. Ümmetimin en şereflisi geceyi ibadetle taatle geçiren gece yaranı, bir de Kuran'ı hafız olanlar yoktur. Okul olarak geliyor yoktur. Ve sonunda bal olacaktır tabi. Evveli acı olacak ama sonunda bal olacaktır. El-İşare ve hiyelise yedine Zekeriya Aleyhisselam, bu da Zekeriya Aleyhisselam'daki bir sıfattır. Nedir bu işaret? Ve'l maksudu behhe et daveti vel irşe, insanları Allah'ın yoluna kılavuzlamak ve davet etmektir. En büyük mükafatlardan birisidir. Bu, Zekeriya aleyhisselamın vasfıdır. Bu vasıf ile de vasıflanmamız icap eder. Iyilikle emredip kötülüklerden de kaçındırmak usulüne uygun bir şekilde. Dediler ya tepeden bir çalı denir, onu sürür getirir gibi değil.
Yavaş yavaş, rahat rahat, kendimiz örnek olarak anlarsa anlar, anlamazsa Efendimizin devrini, ashabın devrini, taa Adem aleyhisselamdan ahir zaman nebisine kadar gelen peygamberlerin çekmiş olduklarını düşüneceğiz. Ne demek? Efendimiz tebliğ ve davet için gayret gösterirken mübarek omuzlarının üzerine devenin işkembesini koymak, o yetmiş seksen kilo. Yollarını dikenler, önüne necasetler, boğmaya getirmek, bir Musa aleyhisselamın dört yüz yıl firavunla mücadelesi. Yani firavun'un Musa peygamberimize olan muhalefeti onu peygamberlikten alıkoymadı ki. Ki. Dört yüz sene mücadele etti ve bu mücadelenin neticesi Cenabı hak denizden asasıyla vurmak suretiyle denize on iki tane yol açıldı. Geçip gitti inananlar. Diğerleri suya gark oldu, helak oldu, Diğerleri suya gark oldu, helak oldu, mahuldu. Nuh aleyhisselamın dokuz yüz elli yıllık hayatında en fazla seksen çekmiş olduğu sıkıntı.
İsa aleyhisselamın durumu, vesait bitmez ve tükenmez. Kitaplarda on iki peygamberi alır, eza görenleri, hep bunlar tebliğlerinde, davetlerinde, hakkı duyurmak için çabalar, gayret gösterir ama bu musibetlere de uğrar. Artık bu ümmet, es-Sam'le, küntüm hayra ümmetin ukrecetli neste em mürune bil maruf ve tenhevnanil münker ve tüh minune billah, Siz Allah'a iman edersiniz, iyilikle emreder, kötülüklerden de kaçındıran bu ümmetin hayrına çıkarılmış en eftal kimselersiniz diye buyuruluyor. Demek ki tebliğin başta kendimize, nefsimize yapacağız. Ey nefis, senin Kuran-ı Azimüşşan'da sekiz tane, yedi tane sıfatın var. Bu yedi mertebeyi keseceksin. Ey nefis, Allah'ın kitabına uygun ne kadar halim var deyip, nefsimizin, ruhumuzun güzelliği, bunun yanında eşimiz, dostumuz, akrabamız, etrafımızla meşgul olmak. Bir de bu söz dinlemeyen cahillerden uzak olun buyruluyor.
Bununla meşgul olmamak gerekir. İlla duyuracağın bir vesile ile dur geldiğinde gerek yok. Biz çokça üstadımızın yanında bulunduğumuz için, hatırlıyorum mübarek sözlerinden kendileri vavzu nasihatlerle meşguldüler. Afvurun hayvanlarla gidiyordu, trenlerle gidiyordu. O günkü şartlar içerisinde. Böyle etrafta da bulunmasını istiyorlardı, buyuruyordu ki süzülüp gelenlere konuşuyorum. Bu ne demek istiyor? Ve ağırız anil cahilin, habibim sen cahillerden uzak dur, o söz dinlemeyenlerden, ancak hakkı kabule müstaif olanlara anlatırsın. Verilmemiş Cenabı Hak içinde bir nur yok ama işin en büyük sıkıntısı içimde nur var deyip kendisini hidayet üzere göre. Biz bu gibi sıkıntılar da anlattığımız zaman, insan yolunu şaşırmış gibi oluyor. Yani ne yapılacak, ne edilecek, hiç gerek yok.
Bugün sofrada otururken, yaşında bir çocuk, bir başka yerden beraber yemek yerken çocuğa nasıl faydalı olurum onu düşünüyorum. Nasıl faydalı olurum bu çocuğa? Düşünüyorum konuşsam dilim diline uygun değil. Nasıl etsem Ya Rabbi diyor. Sonra ilk sözünü tutacağımız kim dedi. Allah'ım, ondan sonra Peygamberimiz, ondan sonra sallallahu aleyhi ve sellem evliyaullah, evliyayı da bilmez. Gayret dedesini anlat, deden velilerdendi, dedesinin daha ilerisi, hayırlı kimseler. Bunların yollarına uyacağız ki kurtulabilirdi. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz, Raşit halifelerime uyun diye buyuruyor. Gerçek ulemaya uyun. Onların sözlerini tutmak suretiyle yoksa biz boğulup kalacağız. Ne yaptığımızı bilemez gibi bir Elhamdülillah, itikadi noktada da yol gösteriliyor. Deniyor çokça kardeşlerimize, dillerimizin döndüğü kadar Rabbimizin lütfuyla aman bid'at olan işleri yapmayalım.
Her bir bid'at bir sünneti yok eder. Kafamızı derleyelim, toparlayalım. Sadece tevhidi okumakla değil, Muhammedun Resulullah demek suretiyle tamamlanır. Resul-i Ekrem efendimizi tasdik İslam İslam bir bütündür, iman bir bütündür, bölünür parçalanmaz ama kuvvetle zaafı vardır, inancımızda şek ve şüphenin olmaması gerekir. Çünkü imanın halitesi tereddütsüzlüktür. Hiçbir tereddüt olmayacak. İşte bu niye, yok. Onu Rabbimiz öyle takdir buyurmuş, öyle tespit etmiş. Bizi yaratan bizden daha iyi bilmektedir. Nasıl ki şu önümüzdeki sehpa, rahne hakikaten güzel yapılmış. Bunun şeklini, şemailini, biçimini tarzını bilen kimdir? Ustasıdır. Bunu yapan. Bunun yanında caminin kenarlarına o lamberiler vesairiler, kapılar, daha değişik yapılar. Bunları en güzel bilen kim? Ustasıdır. Bizim de ustamız hiç şüphesiz Rabbimiz olduğuna göre ona bu aklı bu sanatı, bu sanattaki güzelliği veren Cenabı Hak'tır.
Ona bu güzelliği veren Cenabı Hak bizi yaratan, hepimizi halk eden Mevlamız elbette ki bizim için en güzel olanı ortaya koymuştur. Devamlı değişiyor, devamlı değişiyor, değişiyor ama değişmeyen bir esas var. Size söyleyeyim değişmeyen esastan bir tanesi. La darara ve la darara ne zarar ver ne de zarara gir. Hem hadisi şeretir hem de bir mecellede kaidedir. Ne zarar vereceksin ne de zarara gireceksin. Mesela sığara diyelim. Zarar veriyor mu? Onun dumanında üç bin mikrop var. Zarara girdiriyor mu sizi? Evet. Gırtlak kanserleri, ciğerdeki rahatsızlıklar vesaire çok büyük bedeni hastalıklara sebep oluyor, vesile oluyor. İşte Halıkul Lem gezen bize gösteriyor.
Sımsıkı tutunduğumuz zaman şaşıracağımız hiçbir şey yok artık tamamlamaya elimizden geldiği kadar gayret edelim burada Musa ' daki essuf yani yünden elbise giymek, o yünden elbise giymek demek şu, giydiği ile kuşandığı ile iftihar etmemek. İşte söylenir ya Allah'ımız Celle Celalühü buyuruluyor, Nimetini kulunun üstünde görmek istiyor deyip de şımarmamak lazım. Görmek istiyor, bununla beraber bir başkalarını da kendimizden daha çok düşünmek suretiyle yaparsak ve Hakk'ı da kaybetmezsek, kibir ve benliğe düşmezsek, o zaman geçerli başta Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın, ulema-ı Kiram'ın ve sulahanın giyimleri, kuşamları belli. Onlar bayramlıklar olur. Bir cuma günü için olur. Bir de normal, gündelik olur. Öyle aşırıya hakiki gitmezler, vücutlarını setredecek şekilde burada İmam-ı Yusuf'un Rahmetullah Ali giyimleri çok güzelmiş.
Dermiş ki bu halk için, işte insanlar hep dışımıza bakıyorlar, içten kıl bir gömlek yer, o da mevlam içindirmiş. Yaşantıları bu. Bunlara itibar etmemek, asıl itibar edeceğimiz Hz. Ömer radiyallahu anh Efendimiz buyuruyor ki giymediğim elbise kalmaz. Halbuki gittiğin ettiği bir şey yok. Fakat öyle söylüyor. Diyor ki envai çeşit çeşit elbiseler giydim ama takvadan daha güzelini bulamadım. Efendimiz aleyhissalatu vesselama gelmeden önce İsa İsa Aleyhisselam'da ne var? Seyahat var. Seyahat deyince, nedir bu seyahat? Bu nebilerin, resullerin, ulema-yı kiramın hayırlı insanların sıfatıdır. Bunlar insanları Hakk'a davet etmektir, cihattır. Allah'ın, Allah'ın yolunda Kuran talimidir. Fıkıh, hadis, tefsir, kelam vesair. İslam esaslarını öğrenmektir. Sahabenin yolundan gitmektir. Onlar Allah'ın emrini yaymak için memleketlerinde bile sayıları az.
Hep sair yerlere Memleketlerin fetholunup Dini Mübin-i İslam için gayret ve çaba göstermişlerdir. Fakırdı Efendimiz ' ın sıfatıdır. Zaten bütün bu güzellikler Efendimiz'de mevcuttur. Her peygamberdeki sevilen, seçilen hususiyet Nebi-i Ekrem aleyhissalatu vesselam Efendimizden gelmektedir. Kalbi yokluktur. Kalbi yokluktur. Fakr hali artık bir kamil müminin sıfatıdır bu. Bundan maksat hiç şüphesiz fakrı ihtiyar etmek, Allah'ımızın azameti karşısında yok olduğumuzu bilmektir. Kehf suresinde yirmi sekiz. Ayet-i Celileye baktığımız zaman, kafirler diyorlar ki biz Muhammed ile oturup kalkacağız ama fakir ve yoksullar yanına almış, onlarla oturmak istemiyor. Bu zorlarına geliyor. Allah'ımız ise gece ve gündüz Rab'lerine yalvaran, yakaran, Allah'ın rızasından başka hiçbir arzusu olmayanlarla beraber otur kalk Muhammed'im. Onlarla bulun. Dünyanın geçici süslerine göz dikenlerle olma.
Kalbini Allah'ın zikrinden gafil kıldığımız kişilere katiyen tabi olma çünkü onların bütün işleri aşırılıktır diye buyuruyor. Buna çok önemli, Müsned, bütün işleri aşırılık. Yemeleri taşır, doyduktan sonra yemek tabi caiz değil. Ondan sonra konuşurken gerekli olan, lüzümlü olan bir sözü ifade ettikten sonra daha da fazlası doğru değil. Mesela Efendimiz anlatılırken sokaklarda bağıran ve çağıran bir kimse değildi. Daha bir huzurlu, daha bir sükunat içerisinde hayırlı olmaktır. Anlatmakla bitmez, başka bir zamanda olgunlaştırmaya gayret gösterir. Cenab-ı Hak bu güzel vasıf ve sıfatlarla hepimizi mevsuf kılsın. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini dinlediniz.