Kamil Müminin Özellikleri ve İlahi Güzellikler kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Kamil müminin sekiz tane işareti vardır. Cömertlik. Bu cömertlik li seyyidi ne İbrahim aleyhisselam. İbrahim aleyhisselamdan gelir. Ve Ve Sabır da eyyü aleyhisselam da neşet eder. Vel işara liseyidi Zekeriya aleyhisselam Zekeriya…
Kamil Müminin Özellikleri ve İlahi Güzellikler ne anlatıyor?
Kamil Müminin Özellikleri ve İlahi Güzellikler kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Kamil müminin sekiz tane işareti vardır. Cömertlik. Bu cömertlik li seyyidi ne İbrahim aleyhisselam. İbrahim aleyhisselamdan gelir. Ve Ve Sabır da eyyü aleyhisselam da neşet eder. Vel işara liseyidi Zekeriya aleyhisselam Zekeriya…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Kamil müminin sekiz tane işareti vardır. Cömertlik. Bu cömertlik li seyyidi ne İbrahim aleyhisselam. İbrahim aleyhisselamdan gelir. Ve Ve Sabır da eyyü aleyhisselam da neşet eder. Vel işara liseyidi Zekeriya aleyhisselam Zekeriya aleyhisselamdan doğar. Ve nurbe, lise yedine Yahya aleyhisselam gurbet. Yahya aleyhisselamdan zuhur eder. Mesuf, mütevazi, alçak gönüllü giyimine kuşamına itibar etmeyen, yünden elbise diye geçer. Liseyidi na Musa aleyhisselam. Bu da Musa aleyhisselam'dan gelir ve seyaha seyahat liseyidina İsa aleyhisselam. Bu da İsa aleyhisselam'dan. Bu dünyevi fakirlik değil de kalben fakirlik.
İbrahim aleyhisselamdaki cömertlik, İshak aleyhisselamdaki rıza, Eyyub aleyhisselamdaki sabır, Zekeriya aleyhisselamdaki işaret, Yahya aleyhisselamdaki gurbet, Musa aleyhisselamdaki suh günde elbise giymek, İsa aleyhisselamdaki seyahat hepsinin güzelliği gelir toplanır efendimiz de cem olur sallallahu aleyhi ve sellem. Hepsinin kaynağı peygamberimiz. Bir fener düşünürseniz, fenerin dört tarafından ışık saçıdır. Ortasında lamba yanıyor, ışık. O ışık dört cihetten etrafa aydınlatır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bütün güzelliğin esasıdır. Bütün bu ilahi güzellikler, vasıflar, sıfatlar, nuru ilahi hepsi onda mevcuttur. Bütün ilahi sıfatların tecellisine Esma-i ilahiyenin de sıfatlarında fiillerinde tecellinin tamına peygamberimiz mazhardır sallallahu aleyhi ve sellem.
O pencereden İbrahim aleyhisselam, İsa aleyhisselam, İshak aleyhisselam, Musa aleyhisselam, Eyyub aleyhisselam, Yahya aleyhisselam, Zekeriya aleyhisselam, Zekeriya aleyhisselam. Hep Peygamberimizin rahmet penceresinden bu nurları almışlardır. Sadece onlar mı alacak? Salak Allah'ın Rasulü. Onlar, Nebiler, sıddıklar, şehitler, saliler bunlarla beraberdirler. Bunlar ne güzel yoldaştırlar. Allah'ımızdan büyük bir lütuftur, ihsandır. Nebilerle olmak ne demek? Bir İbrahim Aleyhisselam'ın cömertliğinin bizde tecelli etmesi demektir. İbrahim Aleyhisselam'ın diyor Rabbimizin aşkı idi. Ondaki bu güzelliklerin bize zuhur etmesi. Nemmutla olan mücadelesi, tevhid akidesi, la ilahe illallah Muhammedun resulullah bu kelime-i tayyibe'nin mücadelesini verir. Diyor ki çılgınlık yapmayın. Babasına da diyor. Babası Azeri yapmayın. Ey kavmim.
Kendilerine asla faydası olmayan, bir başkasına da hiçbir fayda vermeyen, şu elinizle yonttuğunuz tapmayın. Tek olan Rabbimize tapın. La ilahe illallah deyin. İbrahim aleyhisselamın tevhid mücadelesinde beraber oldu. İslam Aleyhisselam'ın ibadetteki devamı, isyandan kaçması, haktan gelen bütün sıkıntılara katlanmasıyla beraber oldu. Çünkü Rabbimiz bize onlar nebilerle beraber, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle buyurunca, o Nebi olan aleyhisselam asfiya, sıddık, sıddıki sadıklar, şehitler, salihlerin bütün güzel halleriyle hallenmek mi? Böyle okuyup geçiyoruz da anlamı bu. Mana nedir? Bu Ayet-i Celileyi çokça okuruz, okuruz, tekrar ederdir. Bu tekrar etmemizden gaye ve maksat nedir? Onunla, onun, iri olanların uyarmasını ve kafirlere cezasının hak olduğunu söylemesini istedik.
Yani bu Kuran-ı Azimüşşan'la bizim istediğimiz okunan ayet I celine ile, bunlar nebiler, sıddıkla, şehilerle beraberdir derken, diri olanların uyarılması. İşte bir cenaze zuhur etti. Aman halbuki Kuran okuyacak var mı? Oradan buradan arıyoruz tarıyoruz, bulmaya çalışıyoruz. Varırsa eğer, hemen peşine düşüyoruz. O sadece o cenaze anında okumak değil. Düğünde de okunacağız. Düğünde okuturuz. Öyle okutma değil. Düğünde Rabbimizin istediği şekilde olması. Ticaretimizde de okutacağız. Okuturuz biz. İş yerimizi açışta, dualar okutacağız. Okuturuz biz, işyerimizi açışta dualar ettiririz. Sonra Kuran'ı okuturuz, hayır. İşimize, haramı karıştırmamak demektir. İşte Eyyub aleyhisselamın sabır ki burada ifade edilecek. Fırsat buldukça anlatmaya bir iznillahi Teala gayret edilir. Onun sabrı Eyyub Aleyhisselam'ın çekmiş olduğu sıkıntılar ki katlanılması bir beşer için çok güç. Hanımı bile dedi.
Sen Allah'ın bir nebisisin. Gel bu kadar sıkıntılar çekiyorsun, Allah'ın nebisi senin duan makbuldür. Rabbimize yalvardığın zaman, senin duan makbuldür. Yalvar Cenab-ı Hak var. Bakın yalvarırken öyle bir edep takip ediyor ki esalem. Def geldi, bir sıkıntı geldi. Biz ne deriz? Bana acı bana merhamet et deriz. Bak bunu söylemiyor. Ne diyor? Sen merhametlilerin en merhametlisisisin diye niyaz ediyor. Eyyub aleyhisselam varlıklı bir aileden geliyor. Çok da zengin. Eyyub aleyhisselam evinin yıkılması sonucu aile evladının çoğu ölüyor. Allah'ımız imtihan ediyor ya, malı mülkü de elinden giriyor. On yıldan fazla süren, aur bir bedeni hastalığa duçar vuruyor. Tahammül edilmez bir hastalık. Bütün bu felaketlere rağmen halinden şikayet etmiyor. Afiyet istemekten de çekiniyor. Rabbimiz ne?
Nihayet hanımının ricası üzerine ancak bu karşıdaki ayette bildirilen ve enta erhamürrahimin, sen merhamet edenlerin en merhametlisisin çünkü. İşte bunu kapatacağız. Zekeriya Aleyhisselam'da işaret var. İşaret demek insanlara yol göstermek demek. Su, Musa Aleyhisselam da, günden elbise. Bu elbiseyi giymek, isterse güzel elbiseler de giysin, mütevazi olmak. Seyahat deyince bu cihattır İsa aleyhisselamın cihadı. İsa aleyhisselamın tebliği ve daveti. Bu güzelliklere ayırmak. Mesela biz İsa aleyhisselamın kabrine vardık. Bilmiyoruz ama, kabrini bilsek de varsa. Musa Aleyhisselam'ın vardı. Yahya Aleyhisselam'ın vardı. Zekeriya Aleyhisselam'ın, Eyyub Aleyhisselam'ın, İsa Aleyhisselam'ın, İbrahim Aleyhisselam'ın, başta Nebiye Ekrem Salli Allahu Teala Aleyhisselam'in haberlerine vardık ziyaret ediyoruz. Biz Yuşa tepesine çıkıyoruz. Yuşa bin Nun, Yuşa bin Nun hazretlerini ne yapıyoruz?
Orada ziyaret ediyoruz. Halep'e gidiyoruz, Halep'e gidiyoruz. Halep'te Zekeriya Aleyhisselam'ı ziyaret ediyoruz. Mesaih memleketimizde çok da peygamber kabirleri var. Ziyaret ediyoruz. Bunun yanında biz ara sıra, Kars'a Ebu'l Hasan'ı Harakani Hazretleri'ne de gidiyoruz. İşte belki ora uzaktır diyor insanlarımız. Bayezîd-i İslamiye hazretlerine giriyorlar. Bu böyle bir gidişle birlikte ne olacak? Orada Ebul Hasan-ı Harakani Hazretlerinin güzelliğini elde edeceğiz. Diyelim vardık biz Eba Eyyub el Ensari Hazretleri'ne, Bayezid-i Bistami Hazretleri'ne, ondaki hususiyetler bizim gönlümüze girecek, ahlakımıza yansıyacak. Bir Bayezid-i Bistami Hazretlerinin Allah'ımıza karşı hiçbir şey olmadığını ifade etmesi.
Bir köpek dahi kendisine yoldaşlığı kabul etmeyince ariflerin ile köpek bile yoldaş olmuyor deyip, sızlandıkları, eza ve cefalara göstermiş olduğu tahammül, ahireti tercih etmesi, dünyaya katiyen gönlünü kaptırmaması bu güzellikler aksilecek. Ariflerin sultanında ne güzellikler var. Talih mümkün değil. Ebulan sana harakani diyoruz, benim soframa diyor oturanların dinini sormayın, herkes otursun yesin, içsin. Düşüneceğiz insanlara nasıl bir muamele edilmesi gerektiğinin öğüt ve nasihati gönlümüze yerilecek. Yoksa oradan okuyabil, oradan okuyabil, oradan okuyabil çok güzel ama gittiğimizde bir Mevla'mıza vardığımızda onun Mevla'mıza olan aşkını, Habibullah'a olan sevgisini, Kuran-ı Kerim'e olan bağlılığını, bunu yaşayacağız. Olan bağlılığını, bunu yaşayacağız. Yoksa gelin dedim. Gençler toplanmışlar, İstanbul'da ulema-i kiramı ziyaret ediyorlar. Doğru alimler Allah'ımız var etsin.
Onlardan Elmalılı Hamdi Yazır Hocamızın kardeşi olan Mahmut Yazır diyor ki bakıyorum gençler, oradan o zata varıyorsunuz, oradan diğer bir zata hep böyle büyükleri ziyaret ediyorsunuz. Evet ziyaretinizi yapın. Ama siz de büyük olun. Bakıyoruz, şu kimse bu kimse evet bu kimse yakalamış bu güzelliği elde etmiş. Mühim olan, bizim de onu İbrahim aleyhisselam da İbrahim aleyhisselam da mevcuttur bu. Bu artık ahlakın bin üstün olanı Şeyh Mustafa, Hulusi Gatta Sallallahü sırra üstadımıza, Hayseri ulemasından gelen Hacı Zühtü Efendi Hazretleri halleşirken şunu söylemiş. Buyurmuş ki Mustafa Efendi velilerin işaretleri var. Kuran-ı Kerim'de var. Hadis-i Şerifler de var. Sayılır anlatılır. Büyüklerimiz onun üç tane mesela sıfatını bildirirler. Büyük küçük kim olursa ona bir saygı içerisinde olur ama dürüst olmak suretiyle ahlaklı olmak suretiyle. Çünkü günümüzde bunların azaldığını görüyoruz.
Yani bir büyüğe saygının ne derece olduğunu siz bilirsiniz. İkincisi gam ve keder huzuruna vardığınız zaman kalmaz. Üçüncü olarak da sözünden bir zevk duyarsınız, ilahi bir tat alırsınız. İstikamet bulursunuz. Böyle pek çok buyurmuş ki, ben delileyip toparlıyorum. Bir velinin işareti cömertliktir. Sıhh. Yüzünde de sahih, sözünde de sakhi, kalbinde de sakhi ama o sahaveti celp edecek halde bizde olacak. Ya bize bir acayip bakıyor, bir acayip görülüyor. Ne dedirtmeyeceğiz? O bizim yaşantımızdan olur. Şimdi düşünün, biz şu anda insanların zahirini görüyoruz. Onlar bizim içimizi görüyor. Yani aldatamazsın sen. Görüyor. Şu dışı görmekten ziyade iç halimizi onlar seyrediyor. Tahammül edemiyor. Bir eder iki eder ama ne yapsın? Siz bir hayvan yanında durabilir misiniz? Bir ahırda durmaz insan. Onları yemler haşa yapar ne yapar? Yemini verir. Altını üstün neyse bakımını yapar, tersini atar.
Altına ayakları kaymasın diye, atısını vesairlerini serer. Ne gerekiyorsa sularda yeminle gider çıkar gider. Ama bu hayvanların yanında biraz istirahat edeyim. Hiç diyen olmamıştı durur mu orada? Hani ahlakımız dürüst olursa dururlar. Yoksa kendimize de kusur bulmamız icap eder. Bir arkadaşımız anlatıyor, ben diyor bir memleketteydim. Sabah kalktım Zikrullah, Evrad ve Ezkarımı yaparken, bir Tevhid okudum kendimle geçtim. Bir la ilahe illallah dedim ama okuduğum Tevhidin, şuhud hali. Artık onu yaşadım diyor hal ben, kendimle geçtim. Dedim ki, ya ben bu zamana kadar tevhid okuyorum, üç aylarında bin tevhid okuyorum. Tevhidimin üzerine bin tevhid daha ekliyorum. Hiç demek ki okumamışım ben tevhid dedim. Hiç, hiç okumamışım.
O bir tevhit okuyunca, hani bu hale girdiklerinde büyüklerimize bakıyoruz, mesela namazlarını hep kaza etmişler geçirmemişler ama huzur rakımadık demişler huzura girince. Ben diyor böyle diyor haz duydum okuduğum Tevhid'de, üstadımıza geldim. Deri haz diyor beni çağırdı diyor. O güzelliği diyor nasıl seyretti, nasıl görürdü. Bunun tersi bir hareket, bir kardeşimiz ben de diyor, böyle geldim çok severdi diyor, kabul buyurmadı. Anladım diyor, ben ne yaptığımı bildim diyor. Ben diyor alışveriş yaparken bir başkasının namusuna şehvet gözüyle baktım dedim. Derhal diyor, mahrum oldu bir izni-i Teala. Bu üstadımızın, üstadının yanında devamlı bulunan bizzat şunu anlattı. Bir gün diyor ziyaretine vardım, mübarek elini çekti vermedi diyor. Çok nezaketli olan, hadim, selim olan üstadımız vermedi diyor. Allah Allah. Seslenmedim diyorum. Tam bağlı insan Bu olsa da dövsünler ayrılmayacak insanlar.
Onlar böyle pamuk ipliğiyle bağlı insan değil onlar. Onlar çelik, halatlarla bağlı olan insanlar. Oyuncak değil ki. Sonra buyurdular ki, ben diyor memleketime geldim. Neden o yabancı kadına elini verdin buyurmuş. Ben diyor geldim akrabamda toplandılar. İşte kimisi elime sarılıyor, kimisi eteğime sarılıyor. Ben diyor o anda gaflete düşmüşüm. Böyle bilerek bilmem zaten diyor, mümkün değil. O anda diyor, nasıl nikah düşen birisi elime temas etmiş. Bunu söyleyebilirim. Artık ne kadar hassas olduğunu sizin güzel idraklerinize havale ediyorum. Hem de ahlakın güzellerinden olmakla birlikte en üstündür. Bunun filamın da cimriliktir. Belki adamın cebinde bir şey olmaz. Evinde de olmaz. Ama bir yaşlı zattı ziyaretine gidildiğinde hiçbir şey yok. Onun meyve ikramı da yok. Bir çay kahve ikramı da yok ki. Evinde yok zaten durum yok.
Sadece şunu söyledi, bir başkasının evine varsanız da, size koyunlarda kesse, kuzularda kesse, her türlü ikramı da yapsak, o kadar büyük ikram olur. Bir soğuk su için dedi. Hiçbir şey yok zaten her şey tahgut olur. Bir soğuk suyumuzu için dedi. Bir soğuk suyumuz için. İnanın onun o soğuk suyumuzu için demesi ballardan, böreklerden, her şeyden tabii. Şimdi durur muyum? Şahit olursunuz, varırsınız, oturtacak ne bir böyle ikide bir koltuklar değiştiriliyor ya, olay bu. Böyle bir sedili de yok. Böyle düzlüyor, böyle aynı bir hafif halı kadar bile diyemeyiz. Bir minderi, bir minderi içinde günü de yok pamuğu da yok. Nasıl olduysa erimiş mi veya öyle hazırlanmış. Onun üzerine elini böyle sürerek, gelip şöyle oturun şöyle oturun, yukarıya oturun. Yukarıya oturun dediği yer yok zaten. Ama eliyle o minder dineni böyle kabartma, böyle yüksek ne değil. Böyle bir parmak kadar da iyi.
Fakat üzerinde böyle elini gezdiriyor, bir uygunsuz madde olursa onu gidermeyeli, oturun buraya oturun. Size bir zatın cümletliğini anlatayım. Evini kep işlem, büyük bir şehirde bulunuyor. Yine evin etrafında tenekelerine, şu dikenli çadır diyoruz ya, onlarla nelerine muhafaza etmeye çalışmış. İçine girdiğiniz zaman hatırınıza Ashab-ı Kiram geliyor. Aynen sahabenin evi gibi bir. Bunun en büyük sıkıntısı ikram etmemekmiş. Evde de bir şey yok. Gelen misafire bir şey veremediğinden kahroluyorum. Öyle bir insan. Onların bu halini tanıyanlar biraz bir şeyler getiriyordular. Bu da ikram ediyor. Oturulacak bir leğen, bir iplik, sonra güzel bir sabun getirdi. Ellerinizi yıkayın. Güzelce elleri yıkattı. Şimdi dedi sofraya oturabiliriz. Oturttu, sünnet-i seniyyeye riayet ediyor. Havlusu ne şu bildiğimiz havlulardan değil. Çok eski, bundan altmış sene önceki havlulardan birisin.
Ama insanı memnun ediyorum. Her işte bu. Bu. Ne kadar güzel. Bir ikramı. Bak onu unutamıyorsunuz. Adam çok varlıklı bir kimse ama o hiç hatırınıza da gitmiyor. Gök eğer bu ahlak olur müstesna. İman bölümünde bu eserlerde şöyle geçiyor. Hatta bu sıfat imanın şubelerinden bir şube olarak ifade ediyor. İmanın şubelerinden birisidir diyor bu cömertlik. Hakikaten böyle yokluk içerisinde ama gözü gönlü doymuş, ikramı 7 insanlar olur. Bunlardan bir tanesi ben diyor tesadüf ettim, evine gelenlere diyor yedirir içirir. Bir gün diyor, biraz gez geldi misafirin yanına, nerede diye baktım diyor. Baktım ki diyor ahıra girmiş, sobayı yakacak hiçbir odun yok diyor. Odun ne yok? Orada diyor hayvanları yemlediğimiz tahta parçaları. Onu diyor kesmeye çalışıyor diyor. Yok diyor ısıtacak bir odunu kalmamış. Bu nedir diyor. Böyle bir cümle. Ne kadar tatlı olur, ne kadar huzur verir.
Medine-i Münevvere'de bizzat yerinden de kalkamıyor. Rahatsızlık mıdır ne ise, kilosu hayli fazla birisi. Eli ile çay yanıyor. Yalnız üç beş yerden aldı çayları, oradan aldı, oradan aldı, oradan aldı, demliğe bıraktı. Oturduğu yerden hizmet etti. Yaşlı da olunca orada mücavirlerden, hep yarı yakınlarına koymuş. İşte peynirli, zeytinli, yağıydı vesaire çayıydı. Şekerini böyle yakınlarına koymuş. Buydu. Sonra dedi ki ben size dedi bir Urfa balı giydireceğim. Acaba ne diyoruz Urfa balı? Sıcakta bir ekmek getirdi yalnız. Sıcak, buğulan, buhar Kıtır kıtır da bir ekmek. Urfa balı dediği, Urfa'nın böyle ekşi değil de acısı. Uymuş meğer. Bu acı biberlerden yaptıkları. İlleyecek. Ölür diyorlar ki o ikram neydi? Ya sana deve kesmedi bu arada. O yüzünün tebessümü yetiyor. İnsan da biraz ne kadar yüksek yerde de olsak edep ister. Muamelenin düzgünlüğü çok önemli. Din muameledir.
Şimdi edip ile erkanla bir memleketten geliyorsan Esselamü aleyküm denir. Bir kuş yabani gibi olmaz insan. Edip erkan içerisinde olur, bir saygı içerisinde olur. Siz görürsünüz, bizim memleketimizde yaylaları göçüyor. Göçerken yoklamadığı ev kalmaz bir kadın edepli bir şekilde, der ki komşu Allah'ı ısmarladık biz yaylaya gidiyoruz. Tek kapıları yoklar. Allah'ı ısmarladık, Allah'ı ısmarladık, Allah'ı ısmarladık der yaylasına. Geldiği zaman da, halbuki bunlar ikram etmesi lazım memleketinde olanlar. Onlara tepsiler içerisinde börekler, çörekler, bunları hazırlar getirir. Edeb bu. Yani yüksek bir yerde oturmakla bulunmak, ben medeni olacağımı zannetmiyorum, medeni olmak nebilerin, sıddıkların, şehitlerin, salihlerin ahlakıyla ahlaklanmaya bağlı. Onların irtibessümündeki güzellik bile başka. Şuna yakın mahalde Bekir Amca vardı. Onun eski bir evi vardı, yeni bir ev yaptılar.
Eski evindeki lezzet çok başkaydı. Böyle Kuran'ı kurdu. Hatta derdi melekler benden hiçbir günah yazamaz. Böyle bunu iftihar ederek değil de, çok mütevazi bir şekilde söylerdi. Camiye giderken işte yüz iflas okurum, gelirken de yüz ihlas okurum. Bu ikram ederdi. Yiyeceğe içeceğe birçok eskimiş, belki kırk yerinden yamalı bir bohçayı açar. Bir sufrayı açar. Üzerine şu kaymaklı bisküviler var. Kaymaklı bisküviler var. Ondan ayağı çayı hazırlattırır. Ondan yenildi mi kendisi gidiyor. Kendisi bakıyor öyle seviniyor, yendikçe seviniyor, yendikçe seviniyor. Halbuki oraya gelenler belki çok üstün restoranlarda, ileride yiyecekler, yemeklerde yemişlerdir. Onu unutuyor ama o zatın gönüldeki cömertliğini utanmıyor. Neden iyi olur, edepli olur, bir erkan olur. Böyle bir edep, böyle bir erkan. Bizi Üstad-ı halimiz misafir gelir, misafir gelir, haşrlarında dururdu.
Buyurdulardik oğlum söyle, karınları aç mı yemek mi istiyorlar, çay mı istiyorlar, kahve mi istiyorlar, ayran mı arzu ederler? Tek tek sorduk. Tek tek sorardım. Mutfağımız bizim çok da, oraya diyorum herhalde büyükler geldi. Üstadımızın bir ayağının mübarek kademeli basması iyidir. Biz kardeşinizle görüşüyoruz bunu. Diyor ki o kadar diyor akşama kadar devam eden diyor. Cemaati diyor nasıl yemek verirdik ben de şaşıyorum diyor. Yine mutfağı aynı. Bir çayını için çayın dahi lezzete doyamazsınız. Bir yemeğini yiyin, doyamazsınız. Demek bir dua var. Bir duaya mazhar olur. O küçücük mutfağa Allah'ımızın bir bereketidir, doyuruyor. Soruyorum üstadımızın maaşı var mıydı? Maaşı da yok, emeklisi de yok. Bir tanesi demiş ki efendim senin geçim nereden, Neden sen geçimini mürşrü-i kamilimizin? Boş boğazlık yapacakken, sen ne vermişsin? İşine ne vermişsin? Gücüne ne versin?
Sen gelin işine bak, kendi gücüne bak. Efendim işleriniz ne oldu? Bunu soracağım. Benim kalbim yıllar evvel intisap ettim, genç olmama rağmen, bir defa olsun harekete geçmedi bunu soralım. Sen ne karış, Sana ne? Sen Ümmet-i Muhammed'in ıslahına, irşadına, acaba hangi mertebedeyiz burada nefsin mertebeleri var. Neredeyiz onu düşünelim acaba hangi sıfattayız diye. Müstahzı Alimiz tek tek soruyor ikramlarda, ihsanlarda bulunuyor için cömertlik bunlarda. Biz Üstadımızın üstadında da gördüğümüz şeker tabağını, şeker tabağını mübarek ellerini alıyor. Avuçlarının aldığı kadar mübarek avuçları da çok bereketliydi. Üstazımızın üstadının çok bereketliydi, tutar, alttan da Tutar, alttan da dökülmesin diye bir elini tutarak cibi aktarırdı. Böyle mübarek eliyle ayırır, cibleri aktarır. Kahveler ikram ediyor. Diyorlar ki üstadım sizin huzurunuzda şimdi ayak ayak üstüne attığımıza bakmasın.
Çay, bir kahve içerken haya ediyoruz. Böyle çayın sesinden bile üstadımızı incitiyor muyuz deyince şeker ikram ediyor. Öyle bir cömert ki şu Niğdenin, Niğde'ye yakın. Çamar diye doğru, Elmalı diye bir köyü var, şeyhler köyü. Oradaki Hüseyin ebende hazretlerine tahinler, reçeller, yiyecekler, içecekleri bilir dedi. Kimsenin haberi yok. Ta Adana'nın, Ozan'dan Mehmet Savur mübarek zata yiyecekler, içecekler, harçlıklar gönderdi. Şam-ı Şerif'te okuyan öğrencilerin bize diyor, her ay belki her ay diyemem de, zaman zaman diyor harçlıklar gelirdi. Ya bu nur nereden geliyor değildik diyor. Nereden geliyor bu harçlıklar bize. Anamızdan gelmiyor, babamızdan gelmiyor, akrabamızdan gelmiyor. Meğer diyor Sami Efendi Hazretleri Kattesallahu sırra oradaki öğrencilerin listesini çıkartmış, onu gönderilmişti. Yani bunu demeye ihtiyaç duyurmamak lazım. Böyle bir araştırmamız lazım.
Bakacağız göreceğiz kim ne durumda Allah'ımız bundan razı oluyor. Esseha cömertlik. Bize de bu güzel evsaf zuhur etsin diye, şu mübarek Cuma gününde yalvarıyoruz Rabbimize ne güzel bak. Bu koyunlar kuzular kesmek değilmiş. Bir soğuk suyla ikram etmek. Bir şekeri de verirken büyüklerimizin huzurunda görüyordum, egalli üç derlerdi. Yani en az üç derlerdi. Yani üç alın geri yanını serbest diyorlardı. Bu şekilde bir cömertlik İbrahim Aleyhisselam da zuhur ediyor. Cenabı hak cümlemizi yolunda daim ve kaim diyoruz. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Kamil Müminin Özellikleri ve İlahi Güzellikler | Mihmandar