Hallede beni kah edeceği zaman gözlerin de kapatmış böyle. Birisi rüyasını da soruyor. Efendim gözümüzü niye kapatalım? Herkes açardı. Rabbim'ımı bölenene kadar açmam dedim ve şimdi muradıma nail oldum demiş. Gözümüzü bu dünyada açalım. Allah aşkına gaflet perdesini bir kandıralım. Doktorumuz ne Doktorunuz ne kadar burada ya? Kalp bir muzkayat parçası. Han'ın taklidine vesile olan vasfasını görür ama benim dilim kalp o değil. Kalbin üzerinde gönül Gümünün içinde Süveydai-i Yarun noktası var. Yüz bir B gibi, yüz bir B gibi. Muhrip şerhleri işittiğin zaman manipüle koyar, vurdun mu gözüne yaş gelir. Yani burada kırık şeylerde tesirli söz sözlü oldu mu, gözüne yaş getiren bir sure iddia etti, yer var. Oraya kırıldı mu? Gönül dediğimiz, alemi emirden olduğuna göre alemi halktan değermiş. Alem-i halktan olsaydı et olacağız. Bu alemi emirden göze bürüneyen bir haldır.
Onun için mutlaka şu der zikreden, lümul beraber olursa zikrin olacak. Size direktif olarak vereyim. Üstadımızdan aldığımı naklediğim Aşantır gibi gene. Böyle gaflet ile Allah Allah, on bin lisan bir şey yapmaz, tesir yapmaz. Aldığın bin, iki bin, üç bin neyse, kalbini, dilini, dilini, ulağını bir edeceğiz. Yani tapasına baktın ki taklit geldi, böyle baş yerinde anlar diye vazgeçme getiriyor. Olmaz bunun tersiyle. İlle bu gönül hatırında olacak, tutacaksın. Hatırın ve gömrün olur, süreydayi deruni olursa Allah hatırında olur o zaman. O daima Allah'ı kılmayacak bir madde var orada. Büyük de onu yazdı birçok. Necip Fazıl Kalbimi çekti. Kalbim üzerinde bile Lefsai Celal yazdı. Hepimiz gördünüz. Geçen EMA bir kardeşimiz EMA. Gözü görmez. Kocasından soruyor. Mealiye gönderdim ben, kalp levhası. Şöyle elim inen diyor gösterme a diyor. Eliyle diziyor, şuraya Elif diyor.
Şurayı göster, lem'ler bunlar diyor. Şura hi diyor. Hocası geliyor, hanım gelmiş ki, mutlular gibi ağlıyor. Ne oldum? Diyor. O Lefza I Celal'ı varmak işaretle, e ana, yahu biz göz önünde görüyoruz. Yani, ana böyle diyor. Fotoğrafını görüyor, yani resmini görüyoruz, kalbi çekiyorlar. Çekiyorlar. Nefssa I Celal'ı kalbinin üzerinde Elif ile, iki lem ile hile hatırlayınca, kalp başlamıştı havluyla verip, Allah, Allah, Allah, Allah geliyor. Duyarsın. Kalp zikreder ya, sen duyarsın. Duymak hissi var çünkü bir şeyden korkarsan, kopuşmuşsan nasıl kalbin çarpar, öyle küt küt eder, onun gibi duyuyoruz sana. Ondan sonra azıcık hafifleşir. Hafifleşince zararı mı olur? Daha oyunlaşır. Kelvin halinden, işimizde kabiliyetli insanlar var, kelvin halinden tenkül haline döner ve tarifleri tiz tiz değiştirmenin manası yok deristağzımız.
İyi ki bir kefeni yaktın mı şöyle kefeni, veyahut da kömürü bir acı tütün gelir. Ondan sonra alaf olur. Kefen de herhangi bir yakacaklar, öyle alaf olur. Bu ikisi de vazife göremez. Bu ikisi de tehlikeli hali. Ya şey oldu kaldı, kentinleştirerek kömür oldu mu? Kahve ne pişireceğin zaman diyor efendimiz sende, elin yenmez da etmez bir soluktay pişer. Kalbi ilk zikrederken eğer soy bilmesinin altı rabıta, tayyi çok yaparsa bakar. Baktığı zaman bile Taif devşirmez. Ondan sonra acelelere yetmez. Üstadına duymam bunu. Ondan sonra o acıdan sonra küt küt küt küt küt küt o Süveydai Diyarı'nun sana duyuracak şekilde Allah'tır. Celle, Celle, Celle. Öyle dıştan bağırma, çizilme olmaz bizim talep. Yani kendi kulağını duyacak kadar. Kadar. Allah, Allah, Allah, Allah, buyuralım gelin kalbimize. Yani dilimiz, kalbimiz, kulağımız biraz. Allah, Allah, Allah. Bir kimsenin dili Allah der.
Kalbi de Allah derse benim diyor Allah yardımcısı mi okulumu? Halim meleklere bile doyurmam ben onu. Yarın huzur-i ilahiyeye gelince o letaiflerin çalıştığı, bütün sevaplar yazılmış, mizana konuluyor, her vazife bitmiş, günah ağır geliyor diyor. Allah'ımız benim dindimde bunun bir ameli var. Meleklerin de duymadığı hatip zikir yaptı, iki. Gümrük Allah'ı zikretti. Bir tecrini koydu ama dünyaya kalktı diyorlar. Hepiniz Allah diyoruz. Elhamdülillah, nasıl bir fark değil. Dilimin döndüğü kadar ama söken sizsiniz bu