Kalp Yumuşaklığı ve Zikirullah ile Manevi Arınması
Kalp Yumuşaklığı ve Zikirullah ile Manevi Arınması kaydında Vesair, mahlukat var, hırsızlar var, içeri girmesin diye. Yoksa asıl olan nedir? Bahçeye girip o meyveleri taplar. O nimete mazhariyettir, Hiç şüphesiz. Ezan verir, öyle vuruyormuş. Bu nedir? Bahçenin duvarı şeriattır. Şer'i esaslar tam olmazsa bu hakikati aliyeden bir şenme derler, bir koku dahi alamazsınız diye. Şeriat sağlam olursan…
Kalp Yumuşaklığı ve Zikirullah ile Manevi Arınması ne anlatıyor?
Kalp Yumuşaklığı ve Zikirullah ile Manevi Arınması kaydında Vesair, mahlukat var, hırsızlar var, içeri girmesin diye. Yoksa asıl olan nedir? Bahçeye girip o meyveleri taplar. O nimete mazhariyettir, Hiç şüphesiz. Ezan verir, öyle vuruyormuş. Bu nedir? Bahçenin duvarı şeriattır. Şer'i esaslar tam olmazsa bu hakikati aliyeden bir şenme derler, bir koku dahi alamazsınız diye. Şeriat sağlam olursan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Vesair, mahlukat var, hırsızlar var, içeri girmesin diye. Yoksa asıl olan nedir? Bahçeye girip o meyveleri taplar. O nimete mazhariyettir, Hiç şüphesiz. Ezan verir, öyle vuruyormuş. Bu nedir? Bahçenin duvarı şeriattır. Şer'i esaslar tam olmazsa bu hakikati aliyeden bir şenme derler, bir koku dahi alamazsınız diye. Şeriat sağlam olursan tarikat-ı aliyyeden istimallerimiz çok fazlalaşır. Bunu iyice gönlümüze yerleştireceğiz biz. Şimdi tek tek ele alınmaz da şeriat deyince her şeyi bitirir. Şeriat nedir şeriat? İki kapak arasındaki altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiyedir bu. Şeriat nedir? Dinimizin dinimizin iyi, bunu kaydediyor musunuz bak bu. Şehirden söylüyorum, kaynak eserlerden söylüyorum bunu Allah'ımızın ismiyle. Bizzat bizden müşahede ettiğimiz yerlerden söylüyorum. Sözümüzde araya gitmez. Biz bir şeyi ifade etmeyiz ama söz büyük. Sözün değeri yüksek.
O zaman sohbet eden kimselersiniz bir gayet olsun mu muhakkak olmaz. Böyle bir sohbet, her sohbette üçer kişi var burada. Sohbetçi arkadaşların ellerinde kağıt kalem var mı? Olmazsa evet yemin ederim olmaz, böyle olmaz, böyle bir görüşme olmaz. Biz burada böyle bir şey bir konuşmaya gelmedik. Bir dahaktik. Böyle faydalanacağımız ifade edelim. Şimdi aşağıdaydık bak, İbrahim hocamız burada şimdi şey. Orada bir şükür mevzunu okudu. Şükür mevzu, yani bunu kitaplarda zor bulduk. Var mı kayıt edelim yani bizimki önü? Çünkü siz bu yaptığınız aynı efendimizin ashabının uygulamasıdır. Nebiliyetten efendilerimiz not aldırıyor malum, sadece Allah teala ve teala. Onlar da ne yapıyorlar? Diğerlerine duyuruyorlar, ta kabilelere duyuruyorlar. Çünkü çok muazzam bir çalışmanın bizim değil. Kıymetli insanların, kardeşlerimiz biz görev veriyoruz bunları zaten. Şu vazifeleri yapın diye. Ne görevlesindi?
Şu görevleyelim, istikamet. Istikamet, basiret, hikmet ve marifet. Şimdi bunları hazırlıyorlar, çalışıyorlar. Bunlar ilmi de bir çalışma. Ondan dolayı kıymetli gelişi güzelliği. Şimdi bunu bir tamamlayalım, ondan sonra başlayalım, olmayacak böyle. Keşke üniversiteden haber verseydik. Bazı balıklar alırdı. Konuşurdu, bizim gibi insan niye siz demiyorum, bizim gibi insan ne anlayacak? Bizim için hikayeler, bilmem filan anlatırdı ama arada öyle bir yere temas kuruyordu ki bir cümlemsine bir kitap yazılacak bir dilburun. Nedir mesela bunlardan birisi? Böyle abdestli tarif boyutu. Birinci hikayiş, emmare-i Şimdi bir anlaşmaya varalım. Şey, kağıt kaderimiz var mı? Bazı önemli yerleri, telefonları zaten kaydediyor. Boşa gitmesin. Şükürdür. Ayrıyeten şükrü icap ettirir. Mesela bir yere var dedik. Orada hayırlı kimselerle oturmak gerçekten şükrü icab eder muazzam bir haldir.
Nimet bu büyük bir şeydir. Efendim şimdi biz neyi dedik? Tabii birbirine karıştırmış koyduk. Şeriat dedik. Şeriat, iki kapak arasındaki bütün hükümlerdir. Şeriat nedir? Dinata, ibadet, ahlak Evet. Burada biz aşağıda da az bir görüşmüştük. Şimdi, rafamızı anlamda aynı zamanda sohbet eden kimselersiniz elhamdülillah. Bu sohbet izlerken, zikrederken zikrimizde bazı esaslar var. Çünkü sohbet ediyoruz gruplar halinde. Hem bir hal hem de bir makamdır şükür. Hem haldir, hem makamdır. Şimdi hal nedir, makam nedir? Bak bu tabirler önemli. Hal, tez geçen bir durumdur, tez geçen. Mesela Şeyh Şitri hazretlerine diyorlar, hallerini şimdi burada ait'e git dedi. Tez geçiyor. Bir an oluyor, inanıyor, tüntüyor, ne diyeyim uçacak gibi bir hal Allah'ımdan başka diyor, görünümde bir şey yok.
Bak bir bakıyoruz, az sonra işleyişiyor, bu halde ama bu seccademiz üzerinde Allah'ımıza olan aşk ve muhabbet ticarette de aynı, ziraatte de aynı. İnsani böyle beşeri alakalarımızda da ev ile olan işlerimizde de eğer bu ilahi sevgi kaybolmuyorsa buna bakan, kaybolmuyor. Osaf suresinde geçer kaybeder, inceleniyoruz. En ziyade bu şükür peygamberlerde tecelli etmiştir. Efendimizden alalım aleyhisselatu vesselam. Şimdi efendimizin bir edebi, edebi. Aişe annemiz de diyor ki, ya Aişe müsaade eder misin, Rabbime ibadette bulunuyor? Bak, aile hususunda güzel geçme en güzel örnek. Ya Aişe müsaade eder misin? Rabbime ibadete bunu. Aişe annemiz seninle olmaktan ayrılmak istemem. Allah efendimiz nasıl arzu ederseniz diyor. Mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılıyor. Bak bunu hatırlayalım, unutmayalım. Şimdi efendimiz ne yapıyormuş? Değer Türk namazı ona vermiştin. Nasıl diyeyim?
O peygamberimiz için. Saim Allahü teala. Bütün peygamberler şefaatini bekliyor. Bilhassa on iki peygamber, on iki peygamber ona ümmet olmak üzere Rabbimize müracaatatta bulunuyor. İsa aleyhisselamın yeryüzüne dinişi siz bırakın, İsa gelmeyecek mi bilmem ne, bırakın bunları sapsatır. Mihlal Aleyhisselam diyebilirsin bunlara niye kafa veriyorsun? Vermeyin kafa. Biz ehli sünnet ve cemaat görüşü üzerindeyiz. Onlar kimisi şifa kimisi selefin kimisi bir başka kafa. Yolunda şüphe etmeyin. Geldi mi gelecek mi hesabını yapmayın. Bizim elhamdülillah yolumuzda bunlar tek tek secdeden geldiği zaman, geldiği demine gittiği zaman gitti dediler, onların bir tereddüt olmasın, bizim ihbarımız rahat bir ismi ihbarımız her şeyiyle olunan bir cemaat seçilmiş bir cemaat.
Allah'ım razı olsun hamd olsun, eben nuranna tırze İşte o Şam ı Şerif'te Ermenilerin çok olduğunu, ayaklarından tutup tutup şekil indireceğiz, oralara bizlere oturacağız anlatırdı bunu. Niye geliyor İsa aleyhisselam? Efendimize ümmet olmak için geldi satın anlatacağız. Şimdi Mehdi aleyhisselam var, İsa aleyhisselam var, İsa aleyhisselam peygamber olmasına rağmen MİT aleyhisselama öncülük tanıyor. Neden tanıyor? Sen diyor efendimizin soyundansın, peygamberimizin torunlarındansın, siz geçin diyor. Asıl bir salih, basit bir şey. Şimdi çeşitli rivayetler var. İsa Aleyhisselam bir nehrin kenarında. O nehrin kenarında bir taş bölüyor ama taş dikkatini çekmiş. Taş dikkatini çekmiş. Burada şöyle bir taşın üzerine bırakmış. Artık haber günü, o gidiş yaprak, yeşil yaprak şunu söylemiş. Ben Allah'ın resulüne, Allah'a, ruhaniyetini de nefret eder, misal.
Efendim, aleyhissalatü vesselam efendimiz namaza kalkıyor, mübarek kalem saadeti şişinceye kadar kılıyor. Aişe annemiz diyor münafıkların barışlanmasına rağmen. Niye mübarek ayaklarınız şişinceye kadar saatte bulunuyorsunuz? Rabbime şüpheden bir kul olmayayım mı? Şüphe ile hang arasındaki ince çizgiye girmek serip, eve düzeltin. Nasıl ses duyulmuyor mu diye eve? Duyulmuyorum abiye. Duyulmuyorum, duyuldu. Ya düzeldi, şimdi Kelimenin yapısı olarak, evet, Allah'ımızın verdiği nimetlerin, küfrün tarifi bu, Allah'ımızın geleceği, verdiği nimetlerin kulunun dilinde övü ve itiraf. Bak Allah'ımızın verdiği nimetlerin kulunun dilinde övü ve itiraf. Allah olsun yarabbim. Kalbinde şehadet ve muhabbet, kalbinde şehadet ve muhabbet. O nimete girmenin bunun üzerine, bir de o nimeti verene karşı bir muhabbet. Uzunlarında da emirlerine itaat ve inkıat olarak gözükmesidir. Yaklaştırayım. Yaklaştırayım.
Canım. Kimkileri Allah'ın izniyle. Bu arkadaki arkadaşlar bir isim ulaşmıyoruz. Geliyor değil mi ses geliyor? Geliyor efendim. Evet efendim. Hayatına hayatına yansımasıdır, şükrün beş esası vardır. Bunlar şükredenin nimetleri verene şükür ifadesi olarak, bak şükredenin, nimetleri verene şükür ifadesi olarak boyun eğmesi, hem de tüm nimetleri boyun eğmesi, onu gereği gibi sevmesi Allah'ın verdiği nimetlerin yüceliğini itina etmesi, onu gereği gibi dövmesi ve Allah'ın sevmediği amelleri kesinlikle işlememesidir. Güneydi Bağdadi'nin beyanına göre, Kaddesallahu sirra belki burada bilmeyecek şunu anlatayım bir. Güneydi Bağdadi Hazretlerinin şimdi büyüklerimizin bazı meclisleri kurmuş toplanıyorlar, bazen bir araya geliyorlar. Bir konu mesela şükür böyle dört yüz tane alim varmış o zamanın, ilim dervabı kimseler. Hepsi şükür hakkında konuşuyor.
Cüneyd-i Bağdadi hazretleri de o zaman sekiz yaşlarında. Demişler ki biz de şu çocuğa soralım, şükür hakkında ne diyecek? Onun fikrini almak da değil bu. Soralım diyorlar. Soruyorlar, buyurmuş ki şükür Allah'ın verdiği nimetlerle ona isyan etmemek. Böyle bir demez dört yüz alim ayağa kalkmış. Ey ariflerin gözünün nuru ne güzel söyledin demişler. Cüneydi Bağdadi hazretlerinin ünlü halleri var. Mesela intihalinde, intihalinde gözünü, gözünü böyle açık bıraktığını Allahu alem yanlışsa düzeltin, açık bıraktığını yummak istediklerinde yumamıyorlarmış. Bizi görünmeyince gözünü yummaz diye ibadet etmiş yani. Hakikaten bir daha geliyor ve Allah'ımıza çok yakın. Anlatamıyor muyum? Allah'ımız bile Kuran-ı Kerim'de o yakınlığı ifade ederken daha yukarıdan alacağız. Bize kalırsa büyüklerimizden duyduğum kadarıyla sütün içerisindeki yağı gibi eğdi. Haydi yağı sütün içerisinden ayır, ayıramaz.
Hani bu ifade edilemiyor, mümkün değil ve o yakınlık gözünde de yakın, kalbinde de yakın, kulağında da yakın, bütün hücrelerinde yakın zaten vücut orctorun kaldı. Güneydi Bağdadi'nin beyanına göre şükür insanın kendini bizzat nimete ehil görmemesidir yani bu nimete ben layık değilim, demesin. Şimdi bir tarih eve giriyorum, akşam da yakındı, eve girdiğimde, eve girdiğimde evin bir başladığını hissettim ama biiznillahi teala ve bir başkalaşmış, bir sessizlik ama ruhani bir sessizliğin olduğunu biiznillahi teala hissediyorum. Şimdi bize dediler ki, işte üstadımıza gelen manevi irtibatı gördün mü veya duydun mü? Hiç bizde bozulma olmadı. Yani insan böyle bir şeyi duyduğu zaman şaşkınlık ifade sundu. Hiç. Çünkü benim evim inanmış. Şeytan da inanmış. Böyle geniş ve bir teslimiyet değil o. Durum olamaz. Sonra oturduk. Deminimiz hazretleri Peygamberimiz hatırıma geldikçe halin değişiyor dedi.
Ona ait bir kitap istedi. Biz de Hayrettin Karaman hocamızın, peygamberimizin örnek ahlakı diye bir kitap. Ondan okumaya başladım. Sonra buyurdular ki, burayı diyemem, yani bu kadar bir mütevazi dinle senden, o söylediğini kim dayanmazlar. Ona? Bak şunu itiraf etti, layık değildik ama Allah'ımız lütfildi. Zaten biz biz biz Zerrelere bir düşünemiz yok ki. Şimdi şükrü nasıl tahrik etmiş? İnsanın kendini bizatihi nimete ehil görmemesidir. Herkesin şükrü de konumuna ve marifetine göredir. Şu namaz kılıçlarımızda bile, niye göredir? Kalbi halimize göre. Mesela bilmel yakin var, aynel yakin var, hakkal yakin var, şeriatimiz var, tarikat var, marifet var, hakikat var. Bunlar nedir? Kalbin haline göredir. İyi bir rabıta, iyi bir zikir, iyi bir muhasebe, kendimizi tam teslim etme Mevla'mıza onunla, başka türlü olmaz o.
0 an yani bizim gibi insanlar sistemini, yedikleri ve içtikleri ve bedenine kuvvet veren şeyler nedeniyle şükreder. Nedir? Sığhal buldum, afiyet buldum elhamdülillah der. Havas, seçkinler ise tevhide erişmesi, iman nimetine kavuşması ve kalbin azığı mahiyetindeki manevi özellikler için şükredelim. İbrahim bin Ethem Hazretleri buyuruyor ki, dünyada insanlar hiçbir şey tatmadan çekip giriyor. Aman efendim sabah güzel kahvaltı yaptık, öğlen yakındır ama akşama yakın yine yedik. Hayır hayır buyuruyor. Marifetullah'tır. Zaten bunu atsa ona ihtiyaç duymaz. Yani birkaç lokma yeter buyuruyor ya, Aleyhisselam efendimiz bu. Efendimiz hazretlerine, siz vurmayın de bu ilmi iç, ağır bu. Böyle süt içiyormuş, on beş gün yemediklerini anlatır dedi ise. Yeme diye bir şey olmuyor diyor.
Yani ruhen nasıl doluyorsa, şeye sormuşlar Adanalı Hasan edindi bize, Hasan efendimizi hakkında ne dersiniz deyince ne diyeyim demişim. Ana evliya, baba evliya, kendi de evliya, ne sözü? Ve ancak bir süt içebildiğin ediliyordu. Yani ruhani gıda ile ona ihtiyaç duyuyor. Efendimizin mübarek sözü var ya sallallahu aleyhi ve sellem Rabbimiz katında yedirilir ve içerilirim. Havas denilendir ise kalbin azığı mahiyetindeki manevi düzelttikleri için şudur. Burada Kuran-ı Kerim'de konuş. Bu Lokman suresinde, Lokman suresinde. Yirmi ikinci ayetin celile diyorum ama yirminciymiş. Yirminci ayet celsede de bu maneviyi kıskanlatır, Risale-i Nur. Elen teram, görmezler mi, bilmezler mi, duymazlar, anlamazlar mı? Ennallah'a şüphesiz Mevlai Zülcelalimiz, bunu derken ikisi arasında kim diyeceksiniz, dersiniz. Her şey sizin emrinize verilmiştir. Nasıl ona şükredilmez, han verilmez, bolluk yapılmaz?
Şu hatırıma çok geliyor, onu diyeyim. Hemen geldi gönlüme. Şu ev hayatımıza çok dikkat edelim. Efendimizin ev hayatına dönsün. Bak büyüklerimiz kalmazlar evde. Onlar gelirler. Şeriatsizlik gördükleri zaman girmezler. Geçinmeyiz. Ehlinden bari demişler. Allah'ımızın zahiri ve batıni nimetler. Zahiri nedir? İşte önümüzdeki su, yediğimiz dışlığımız. Manevi nedir? Necidilerdir, nimetlerdir. Bundan dolayı Allah'a şükrederler. Şayet insanlar şükrü yukarıda tanımlanan, tanımlanan biçimde anlarlar ve hayatlarında bir makam haline getirebilirlerse, yüce Allah nimetini arttırır. Bak makam haline getirirse, işte bir an şükrediliyor. Ondan sonra da başkasında daha neler var, bu neyse ki? Yersek olmaz. Ne olacak? Hamdolsun. Hiç gelişemeyenler var, hiç bulamayanlar var. Biz sıcak evlerde yatarken, parklarda yatanlar var.
Görmüş müdür İstanbul'da da bu yeraltı caminin, bazen yürüyor, üç saate var, bu çocuk kıymetini, kapının ağzına yatmış. Şimdi böyle pek çok, bir değil, beş Bu insanları görerek, yükseğe göz dikmemek. Efendimiz, Ebu Zerre'nin Zufaari radıyallahu anha yedi tane tavsiyesi var. Altı mu olsa gerek? Allah'ın emri yedi diye hatırlıyorum, atılır. Orada buyuruyor ki Dünyevi yönden yani hadis-i şerif de değiştirdim yalnız. Oradaki olanın bir bölümü diğeri başka izle. Şimdi dünyevi olarak kendinizden aşağı olana bakın. Ne yapıyor şimdi? Telefon. Bu yeni çıkan telefon o deyip ona imreniyoruz. Arabamızda da öyle, her şeyde öyle. Yani nasıl olacak da biz hayvaniyetten kurtaracağız düşüncesi olacak. Bu mübarek bir zat vardı Konya'da. Birden de geldi. Birkaç böyle sevgili insanlarla da görüştüm onları. Biz bilemiyoruz ama onlar tanıyorlar birkaç tanesinde. Gülsüm.
Onlardan birinin evi Ashab'ın evi gibi birkaç tanesinde. Böyle yer evlere, topla ama halleri yokmıştır. Şunu diyecektim, üstad-ı ailemizi bir yere Konya'da davet etmişler, ismini veremem. Çünkü adam hayattadır Allahu alem. Yalnız böyle devlet konukları deniyor ya, onların gelip gittiği yer. Üst lazımımız da çok sevimli, trilisk de burada kalsa diye kalmamış. İlk bahaneyle gönüllerini rencide etmeden şu bizim kalmış ve evler var. Şöyle üstüne toprak atar mısın orada kaldı efendimiz. Biliyorum. Öyle hiçbir meyli yok bunların. Bir meyletmezler zaten zaten bunların gönülleriyle şükür. Eğer biz nimet bizde makam haline gelirse esame, Rabbinizin eğer şükrederseniz elbette size nimetimi arttıracağım, şayet nankörlük giderseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir buyurarak herkesi uyardığını insanlara hatırlar.
Ayet eğer insanlar nimetin kadrini bilmelerini amellerine yansıtarak, ortaya koyacak olurlarsa tam bir teslimiyetle Allah'ın yasalarına boyun eğerlerse, Allah da verdiği nimetlerini arttırır mesajını vermektedir. Zikir ile şükür arasında ne ilgi var? Böyle başladık zaten. Biz seccade üzerinde zikrediyoruz, böyle bir hazırlıklar halinde zikrediyoruz ya, evet zikrediyoruz. Bu zikremizde alacağımız ders nedir? Çünkü bizi fikirler nelerdir öyle? Sandalyelerin üzerinde diz ağrının müsbete akım lazım. Özel o gün için gusül abdesti eğer vücutta bir rahatsızlık yoksa alınır ve o gün daha çok dikkat edilir. Böyle münzeviyle bir hayat yaşarlar, şiddetlere bile girdi. Zikir ile şükür arasındaki ilginin olduğunun, olduğu malumdur. Hazreti Musa Aleyhisselam, yarabbim bana birçok nimetler verdin, bana delalet etki sana daha çok şükredeyim.
Allahu Teala bu isteyen şöyle cevap vermesin, beni daha çok zikret. Şimdi sikr-i daimde bunu kaydedersiniz. İmamı Rabbani hazretlerinin bir ifadesi var. Her zaman Allah Allah ya bu gözüküyor. Evet yapacağız da mesela işinin gücüne giriyor, işini gücünü yaparken ya Rabbi rızkım helal olsun, bu vesileyle ben de başkalarına hizmet edebileyim dinimize davamıza hatta hizmet versek bu da zikir eder diye çok güzel izah eder mektup altında. Evet efendim. Zikrettiğin zaman şut etmiş olursun, eğer beni unutursan nankörlük girersin, zikirle şukun alakasını en iyi bilen efendimiz aleyhisselatu vesselam çok sevdiği Muaz bin Cebel'e her namazın arkasında şu duayı yapmasını tavsiye buyurmuştur. Ey Rabbim seni gereği gibi zikretmek, nimetlerine karşı sana şükretmek veren güzel şekilde ibadet edebilmem için bana yardım et. Allahum ve aynni alarik ve zikrike ve şükrke ve Buna devam ettirelim.
Her Müslümanın ideali efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem yaptığı yönlendirme dahilinde zikreden birdir, şükreden bir hal ve imanını korumada veya ahiret işlerinde kendisine yardım edecek bir hanıma sahip olmak olmalıdır. Evet şunu anlatmış Rahmetullahi aleyh, şimdi o zamanki vasıtalarla haber veriyor. Eğer buyurmuş kişi tek başına olursa tek aklı araba gibi olur. Yok eğer hanımı da zikirli olursa ama tam manasıyla öyle, Hatice anamız gibi radiyallahu anh, Aişe annemiz gibi radiyallahu anh, Rabiatü'r, Rabiatü'r, Rabiatü'r, Hacı Fatma annemiz gibi, Behice annemiz gibi, üstadımızın zevci-i muhteremeleri gerçek anne, Meryem validemiz gibi olursa, Öyle dünyevi nimetler, işte bir nişandaydık, bir köyündeydik, birileri şöyle giymiş benim yok. Ondan sonra başkalarının evindeydik neydi o tabaklar neler, O mutfakların eşyası, rezalet döşemeler, o perdeler böyle giyecek olursa bu değil.
Olmaz zaten. Efendim zikreden o eğer buyurmuş hanımı da evraklı, eşkarı da gerçek bir müriyet olursa, mesela benim lazım bizi zat dinlemedi. Böyle kendisi bizim geniş bir odamız var. Sohbetler orada yapardı zaten. Ne diyeyim? Misafir odası gibi işte. Bir de odalar hep birbirine açılıyor. Usulın açılıyor. Orada bunu kendi kendine konuşuyor. Dedi ki üç tane hanım kardeşiniz var dedi. Kendi elinle konuşuyor. Eteklerine basıyorum dedi, uçacaklar dedi. Demek ki Allah'ım esam eder. Allah'ı zikreden erkek ve kadınlar bekliyor. Biz bunlara değil de asla dönmeye çalışacağız. Zikreden Müslümana sema ehli de gıpta eder. İmrenir dedik. Gıpta beğendiğimiz ve örnek aldığımız kimseyle aynileşme arzusudur. Gıpta böyle bir hasetlik bir ayrı, o istememe, o razı olmama, onun da olacağını ben de olmalıydı düşünceleri, gıpta öyle değil.
Mesela iki kişiye insan gıptailer buyuruluyor ya iki kişide hasretlik yok buyuruluyor. Birisine Cenabı hak ilim lütf etmiş, o ilim sayesinde bizim gibi insanları aydınlatmaya çalışıyor. Birisine de mallık etmiş, Allah yolunda sarf ediyor bunun yanında. Bu tespitimiz aynı türden varlıklar olan insanlar içindir. İnsan ile melek ontolojik anlamda birbirlerinden farklıdırlar. İnsanın yaratılışının hikmetini merak eden melekler, Müslümanların dini emirleri yaşama hususundaki iştiyak ve kararlılıklarını görünce işin aslını öğrenecekler ve insanın yaratılışının sebebini kavrayacaklardır. Meleklerin Müslümanların güzel amellerine, sevinçlerini haber veren şu hadis oldukça manidardır. Şimdi bu otuzuncu ayet celleye geçer.
Mutlak suresinin hemen baş tarafta melekler dedi ya kan dökecek, fesat çıkaracak kimselerini ne için halk ettin, biz seni takdis ediyoruz, tesbih ediyoruz diyorlar ya bunu da bu hilafetin iki şeklime. Birisi umumiydi, birisi hususiydi. Umumi olan bizim gibi insandır. Allah'ın namına, hükümlerini yerine getirmek için hususi olanlar o seçilmiş. Onu Allah'ımız ezeli alemde seçmiş, mi? Seçmiş, onlar mürşidi kamillerimiz, zamanı. Yeryüzünü karıştıracak, kan dökecek kimselerimi. Biz seni hamdediyor, tesbih ediyor, sonra takdiste bulunuyoruz. Ey meleklerim sizin bilmediklerinizi ben biliyorum buyuruyor. İnsanlara da isimlerin hepsini Adem'e öğretiyor müstesna bir nimet artık. Evet, Müslümanların dini yemizler yaşama hususunda işleyememek aralıklarını görünce işin aslını öğrenecekler ve insanın yaratılışının sebebini avlayacaklardır.
Meleklerin Müslümanların güzel amellerine sevinçlerine haber veren şu hadisi şerif maindirdır. Müslüman bir şahıs mescide namaz ve Allah'ın zikri için yerleşince, Allah'ımızı zikir için yerleşince ehli dahi melekler kendilerine gelen diğer meleklere onların bu durumlarını sevinçle haber verirler. Biliyorsunuz ya şimdi sabahla ikindi vaktinde ne vardır? Nöbet değişimi vardır. Allah'ımız zaten diğer hadis-i şeriflerde var çokça. Rabbi Zülcelal'imiz de bunlara karşı hani kan dökecek, tesadüflanacak kimseler diyordunuz, ibadet ve taatteler diye de onlara karşı iktidarlar bulunuyor Mevla'mız. Allah'ımızı çok zikreden kişinin kendisi ne olur? Zikir olur. Olur. Allah'ımızı çok zikreden kişinin kendisi zikir olur. Bak zikir tarifi bazen duyuyor mu o yanlış. Mesela geçen gün akşam zikredildi, O zikredildi dediği kimse anıldı demek çok fena insanlar. Zikir hayırlı insanlar için konuştu.
İşte sizin zikriniz geçti, bahsiniz geçti derken hayırlı insanların zikir kelimesi azgınlar için kullanılmaz. Zikir bir hatırlatma ve hatırlatma eylemidir, hatırlatma eylemidir. Hatırlamazla hatırlatma eylemidir. Belki bir vet hususu burada söyleyebiliriz. Bu anlamda bütün varlıklar işitene, görene ve anlayabilene bir zikirdir. Bazı insanlar evlenindeki bu zikri her an fark ederler, bazıları ise bakar, kır olarak hayatlarını yiyip içerek tüketirler. Seyrani hepsi oraya gelmiş, şelaleye gelmiş. Gösterelim gözü de. Köylülere sormuş, bu ne diyor demiş bu şelaleye? Su akar göz bakar demiş. Halbuki Allah'ım sizi zikir ediyor. Bazı insanlar bu zikri park edenler, bazıları da hayatlarını yiyip içerek tüketirler, hayatlarının amacı midelerinin tatmin etmektir.
Elbette böyle bir hayat insanların hayatı olamaz ama düşüşlerinin farkında olmayan ve vahye karşı inkarcı bir tutum sergileyen kişilerin hayatı da maalesef olur. Bütün peygamberler insanlığı bu düşüşten zikir vahiyle çıkarmak için gelmişlerdir, insanlığı her türlü düşükten ve ideolojik kavram, kararmadan kurtarmak Allah'ın mutlak velayetini sokuyor. Çok önemli, yani biz zikir dediğimiz zaman aynı zamanda bizim itikatımız, ibadetimiz, ahlakımız, fikrimiz, düşüncemiz, idaremiz, her içtiğini içerisine alır. Esselam. Allah diyor, iman edenlerin velisidir. Nedir? Dostudur, yardımcısıdır. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Hadi bunu belki ayet celilerin devamı izah edecek. Küfürlerden velileri ise küfredenlerin velileri yardımcıları ise tağuttur. Tağut ne demek? Tava fiilinden sınırı aşan demek. Mesela Allah'ımıza inanacağı yerde alıp şirke düşer denir, azmış.
Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar, işte onlar cehennem ehlidirler orada sürekli olarak kalacaklardır. Başlık çerçevesinde düşünürsek insanın marifeti ile zikrinin yoğunluğu arasında doğru orantı vardır. Marifeti olmayanların hayatında zikir olmaz. Onun için bakarız adap Risalesi başında diyor. Ey marifetullah'a talip olan kişi Allah'ımızı tanımaya Celle Celalühü. Zikre karşı savaş verirler, muhalefetin zirvedeki temsilcileri olan peygamberler, mesela Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ı en çok tanıyanınız benim, en çok korkanınız da benim. Yani tanıttığı nispette korku meydana geliyor şüphesiz. Talep suresinin onuncu ayeti buna işaret eder. Ayetin sonundaki zikir kavramının efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu söyleyenler, izlerinin ispatı için aynı surenin on birinci ayetindeki rasule kelimesinin sizden bedel olduğunu savunmuşlardır.
Kendisine zikir vahyedilen, Rasulullah'ın bizzat kendisi de zikirdir. Elbette Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yasakları hatırlanacaktır. Bütün bunları kapsayacak şekilde peygamberimiz şöyle buyurmuştur sallallahu aleyhi ve sellem insanlardan öyleleri vardır ki Allah Teala'yı zikretmenin anahtarıdırlar, gördüğü zaman kendinden geçirirler. Onlar görüldükleri zaman Allah hazırlanır. Ne demek Allah'ımızın hatırlanması? Ahiret amellerine döner. Ona daha çok yönelin. Efendimiz görüldüğünde nasıl ki sallallahu aleyhi onu gönderen Allahu Teala hatıra gelirse sürekli Allah'ı zikrederek örnek bir hayat yaşayan ve zikrin bütün anlamlarını hayatlarına sindiren insanlar görüldüğü zaman da Allah'ın azameti ve dini hatıra gelir. Hayra anahtar olan bu kişilere efendimiz şöyle tanımlar onları, Allah katında hayrın ve şehrin hazineleri vardır. Bu hazinelerin anahtarları insanlardır.
Hayra anahtar, şerre kilit olan insanlara ne mutlu. Hayra kilit, şerre de anahtar olan kimselere yazıklar olsun. Insanlar her an şekil halinde bu kişilerin yanında daha kontrollayacaklar, hareketlerine düzen verirler, sözlerine daha dikkatli sözlerini sarf ederler. Bütün bunlar zikrin kişide meydana getirdiği olumlu değişimin sonuçlarıdır. Kimse şunu anlattı bize. Anlattı mı? Anlattı mı? Hava diyor, pırt bir kişdi diyor. Bu nasıl oldu diyor. Tabii araştırıyorum ya, Sami Efendi hazretlerimizi buldu diyor. İnanın o anda değiştir diyor. Ne öfkesi kalktı, ne sinirli kalktı diyor. Diyor. Bir başkalık meydana geldi diyor. Böyle herkes seviyor ki ben bu yeni mahallede, yok saha bir yeri yeni mahalle değil, saha bir yerde bir kardeşimiz Sami efendimizi ziyarete gitti ama bayağı oturmuş. Şöyle saatlerce anlattığına göre Kuran-ı Kerim'den müstahazı halimiz konuşmuşlar.
Kuran-ı Kerim'in üstünlüğünü okumanın pezailinden neden? Oturmuş böyle o günkü ihbarlar da müstesna ama. Şöyle geriden bakarken kalplerini çizmiyormuş. Indirecek. Damadın yanına durmuyor. Tahiyyatlar selam verir verilmez. Üste ağzımızı söylerim. Ezimetre geriden gel dedi. Efendimle görüşüyorum diyor. Yani bir hafta değiştirdiler insan. Bizim eski kaplar da şimdi olmaz. Bakır kapları kalaylatırlar, Nişadır diye bir madde atarlar. O nişatırı attın mı İbni yıl ayna gibi olur o kaplar. Yani gönlümüze aslında müşrik-i kamil der biz nişadırı aç. Hata işlemesek, yani işlemler olmaz da, fililerde, ondan sonra elektronik aletler, bilmem planlar, fikrciler vesaireler. Onlar çok şeyimiz bozuyor. Şu yemelerimiz, içmelerimiz, dizimlerimiz, uşamlarımız, ailevi hayatımız, konuşma görüşmelerimiz dikkat etsek, atıyorlar o nişadere.
Çünkü bize İmamı Gazali rahmetullahi ibare hazretleri buyuruyor ki, o mürşid-i kamillerden almış olduğunuz dersler sizin müşikatı nübüvvettir. Nübüvvet nurundandır. Aman ha onu geliştirin. Bazı cihatarlar tarlalara buğday yatırırlar. Eğer mücadele edilmezse otlar bunu olduğu gibi sarar. Sarar büyütmez. Biz bir taraftan da mücadele edeceğiz. İnşallah sohbetlerimizin amacı bu olmaz. Orada güzelce istifade edip faydalanacağız. Tabii insanda bambaşka harfler meydana yeter bunları görmek Allah'a akıl. Şeyi de gördük, Sami efendimizin torunun düğünücüp hepsi yaşayan insanlar. Mesela Newşehir'den sadece bir görev, Kırşehir'den bir görev, Afyon'dan bir görevli, Trabzon'dan bir önemli, öyle istediler. Üstadımıza da demişler ki, ona hizmet eden birisinin da olması lazım. O, demişler iki tane davetiye bu kim dedikleri nereden bu kim diyorlar? Görüldüğü zaman Allah hatıra geliyor.
Allah'ımız hadisi kuside celle celalühü kulum bana nafilelerle yaklaşır, gören gözüm, işiten kulağın havralayan eli, yürüyen ayağı alırım buyuruyor. O burada Cemil babayı ziyaret etmiştim de elini öpmek isteyince bu Allah'ın evi dedi. Meczup bir zat nasip edeceksin dedi. O zaman Celal o hatırıma gelmişti zaten. Hadisi Putin, Bunlar Mevla'nın aşığı kimselere. Eğer biz Rabbimize iyi yönelecek olursak, kalbimiz yumuşar, uzak kalacak olursak, kalbimizle katılaşır, sohbetten, fikirden, murakemeden uzak kaldıkça şu bahçeleri görüyoruz. İşlenmediği zaman dağa dönüyor, daha zor. Yani işlenmesi gerekiyor, sulanması gerekiyor, gübrelenmesi her şeyin ihtiyacı, neyse verilmesi için bunun gibi. Kuran haktan ayrıldıktan sonra, Kuran azimüşşan, haktan ayrıldıktan sonra İsrailoğullarının kalplerinin katılaşmasını bize şöyle haber vermiştir.
Bunu, İslami efendimiz hazretlerinin mübarek dilinden çok duydum. Bir okuyuş şekli vardı, bizim gibi böyle değil. Yani faydalı olan anlamış şekilde. Bütün bunlardan sonra kalpleriniz katılaştı kaya gibi, hatta daha sert oldu. Çünkü unutmayın öyle kayalar var ki içinden ırmaklar fışkırır, öylesi de var ki yarıldığında içinden su çıkar. Allah korkusundan yerinden kopup aşağı yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir. Allah'ın yermiş olduğu hal katılığını Efendimiz şekalet bedbahtlık saymış ve şöyle buyurmuştur dört şey bedbahtlık alameti geliyor. Bunlar gözyaşlarını koruması, kalbin katılaşması, uzun emelli olmak ve dünyaya karşı aşırı hırstır. Bazı büyüklerimiz, ayağının azlığı da kalp katılığının sebepleri arasından saymışlardır. Yani Rabbimizi zikretmeyen hiçbir şey yok. Size Said I Nursi, abdestallahü sırra üst ağzımızdan bir boz.
Malum Van'da, Erek Dağları'nda hep ibaret de bu çok da oturduğu için tırnakları nedeni çürümeye yüzmüş. Molla sefer her zaman onu yağlıyor, şey yapıyor. Bir gün demiş ki Molla, efendim biraz istirahat edin demiş. Diyeceksiniz gündüzünü bölüyorum. O da buyurmuş ki Molla demiş, fakir de çok istirahati verirsin. Bir talebesini böldüm Ankara'da. Çok muazzam bir fikrim, ne terbiyeyi böyle. Dedim ki ben dedi çok genciydim. Said Nursi hazretleri görmüş evladım sen gençsin. Şu an kabul oldu. Dünya varlığını göstermiş, baktım diyor bir takınya, bu ağaçtan takınya var ya, o bir de diyor postu vardı, bir esti vardı, başka bir şey görmedim diyor. Ağlamış demiş ki evladım bunlar yüzünden Allah'ım beni mesut tutar mı deyip ağlıyormuş. Saili Nurseyi bizim sultanımız mürşidimiz devrinin müceddidi o. Esadı Elbili hazretlerinin halifesidir. Hep şahitlik şart bunlar.
Kızmıyorum da dayanamadı böyle onu, Müceliğine dayanamadım ben. Allah kız yanındaki kıymeti müstesna olduğu için biraz siz şükrettin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Müslümanlar, onu anlatayım, Van'da ulema bir araya gelmiş Said Nursi Hazretleri istiyorlar. Ona da bir ağacın dibine çok güzel bir minder atmışlar, efendi Hazretleri gelmiş semaveri yapmışlar, az bir oturmuş hemen kalkmış efendim buyurun niye kalktınız demiş ki minderi nereye serdiniz biliyor musunuz? Popların üzerine serdiniz Allah'ımızı zikretmeyen hiçbir varlık yok. Bu otlar Allah'ı zikrediyor zikrine mani mi oluyor? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Müslümanlar kalp katılığı gibi bir hastalığa karşı uyarmış ve gitmiştir. Kalp katılığının bireysel zararları ile beraber ümmet adına toplumsal zararlar da vardır.
Şimdi kalp katılığı İslam'a davette başarısızlığı doğuran ve Müslümanların küçülmesini sağlayan etkenlerden birisi zayıfmıştı Şimdi kalbimiz katıldukça sohbete gelmiyorlar, oturmuyorlar, telefonlarını arıyorum. Gönülden telefonla mürşit camilerimizi arayalım. Allah'ımızı öyle bir kelime var ki kalbimize çok yakın olan hablül melik damarıyla Rabbimizle alaka bıraksak oturamaz evinde. Yani bunları da biz arz etmeyelim kusurları kendimize kullanın. Böyle kötü bir derde kapılmamak için Resul-i Ekrem Mü'muz şu uyarıyı yapar, Allah'ı zikretmenin dışında çok konuşmayı, çok konuşma kalbi katılaştırır. Allah'tan en uzak kimseninse kalpleri katı kişilerdir. Halbuki Allah'ın veli kullarının derileri zikirden dolayı yumuşar ve Terri nüculuğdu hümekulubum iladibillah. Gözleri, yaşlı, kalpleri zikrullahla mutmain olur.
Kalbi katılaşmamak ve onu cezada verilmek için gereksiz, niteliksiz kalabalıklara karışmamak, uzun emelli olmamak, Allah'tan başkasına mutlaka geleceği anlamda bağlanmamak, mideyi şişirmemek ve aşırı uykudan kaçınmak esastır. Burada şunu belirtmekte yarar vardır. İnsanın yediklerinin ve içtiklerinin kalbinin yumuşaklığı ve katılığı ile ilgisi vardır. Bir şey anlatacağımı söylüyor Allah'ın. Bilinmeli ki haramlar ve şüpheli yiyeceklerle kalbi katılaştırır. Gözlerin yaşı kurutur, merhamet uygular yok eder. Bu sebeple Müslümanlar gittiklerine ve disiplinlerine dikkat etmedilerler. Faizin ve türlerinin etkin olduğu siyasi ortamda yaşayan Müslümanlar sistem devam ettikçe zikrinullah'tan da gereği gibi yararlanır. İstenen dönüşümü yaşayamazlar, okunan zikirler faiz sistemini değiştirecek ruh ve gücü de Müslümanlara kazandırılmalıdır. Yalnız ihvan belli oluyor.
Bizim bu şeyde bir, direvinde asker hocamız vardı, İbrahim Tunur diye. Ben de kongreye gittim. Çok önemli değil mi? Balık girdi diyor. İkinci bir daha yedir diyor. Bir daha yedir diyor. Bir daha yedir diyor. Meyhanamızı bölüyorsunuz, görüyor, Şems Tebrizi'ye, Şems diyor bugün kağıdı kalenin eline alınla iki lokma kaçırmış, kaçırmışım diyor. İnşallah dikkat ederiz, riayet ederiz. Tabii yemeyecekliğimizi yiyeceğiz ama midemizi daha arızalıyken kalkarsak o sıhhat açısından diyoruz, ruhen de yiyoruz. Zaten gece yapmanın anlamı odur. Sıhhat olarak mesela akşam diyordu bize Sami Efendimiz Caddesi'in dostları, ilk torbayla geçiştirin, salatayla geçiştirin, fazla yağ ile yemeyin ki, harfleriniz
Kaynak: Genel
Kalp Yumuşaklığı ve Zikirullah ile Manevi… | Mihmandar