Kalp Yakınlığı ve Ruh Arınması kaydında Malum yakınlık manasına bu yakınlık kalbi olan bir yakınlık. Cisim olarak mümkün değil zaten. Cisim olarak yakınlık kalben yakınlık hasıl olduğu zaman mesela insanın cismi eli. El, vücutta bir cisim hayra uzanır. İşte malum biliyorsunuz bu sıkıntıda oradaki kardeşlerini düşünerek ikramda bulunur, ihsanda bulunur, yardımda bulunur. Bu…
Malum yakınlık manasına bu yakınlık kalbi olan bir yakınlık. Cisim olarak mümkün değil zaten. Cisim olarak yakınlık kalben yakınlık hasıl olduğu zaman mesela insanın cismi eli. El, vücutta bir cisim hayra uzanır. İşte malum biliyorsunuz bu sıkıntıda oradaki kardeşlerini düşünerek ikramda bulunur, ihsanda bulunur, yardımda bulunur. Bu yakınlık gönülde hasıl olunca ayakta hep hayırlı yerleri arar. İbadet yerlerini, taat yerlerini. Mesela cenazeye iştirak ister. Bir hasta ise onun ziyaretine gider. İrşad için gider. Islah için gider. Nasihat için gider. Hep hayırlı yolda olur. Yeter ki kalp Cenabıhakk'a yakın olsun. Burada okumuştuk. Burayı kaybetmemek şartıyla Allah'ımızın kuluna olan yakınlığının ne derecede olduğunu, Rabbi Zülcelal'miz, Davut aleyhisselama vahiyle bildiriyor. Hayran kalmamak mümkün değil.
Derler ki, aziz ve Celilü'n Allah Celle Celalühü, Davut aleyhisselam'a şöyle vahyettim. Esenler'den Davut aleyhisselam'a olan vahyi çok duyarsınız. Davut aleyhisselam'a vahim çok geçer. Mühim bir peygamber. Ya Davud, ya Davud diye. Burada da öyle benden yüz çevirenler, onları nasıl beklediğimi, kendilerine nasıl rıfk ile muamele edeceğimi şefkatle ve günah işlemelerini, terk etmelerini ne kadar özlediğimi bir bilseler, Bana karşı o kadar iştiyak duyarlardı ki yani şevk, aşk, muhabbet duyarlardı ki Şevkten ölürlerdi. Aşkımdan mafsalları sökülürdü. Bu eklem birileri. Ey Davut, benden yüz çevirenlere bunu murad edince bir düşün ki bana yönelenlere neler irade etmem? Bu bir değişik şekli. Asıl diyeceğim şuydu. Bir malum sadır, kalp, huet bunlar ifade edilir. Kalbin içerisinde huet, gönül var. Ben buyuruyor Cenabı Hak onun da içindeyim. Onun da içindeyim.
Kulumun ne yapmışsa her şeyinden haberdarım. Yani Cenabı Hak bize bizden yakın. Bunda hiç şüphe yok zaten. Burada bizim endişemiz şu olacak. Bize bizden yakın olan kolumuza min habil-l verit can damarından. Yalnız bunu tefsirlere bakıldığı zaman habil-l verit damarını bu boyun kısmında gösterir. Ehli tahkike göre, hakikat ehillerine göre bu damar kalbin en yakınından geçen damardır ve bu damar aynen bir telsiz gibi. Bir telefon düşünecek olursak, eski telefonlara göre diyorum, ahize biri bizim elimizde. Mevla'yı Zülcelal'de bir diğeri. Böyle bir yakınlık var. Başka zaman da gelebilirdim. Şimdi, bir telefonun ucu insanda, telefonun bir ucu da Rabbi zülcelal'imizde. Yani bu hepimizde mevcut. Bize bizden yakın. Yunus Emre der ya bize bizden yakınsın. Görünmezsin hicab nedir?
Bize bizden yakınsın ama bu seni göstermeyen, senin ilhamat-ı ilahiye gibi tecelliler gibi varidat manevi doğuşlar gibi bunlardan diyor bizi mahrum kılan nedir diyor. Bu nefsimizin arzuları ve istekleri. Biz buraya rahat etmek için de gelmedik. Bura darul belva'dir yani bela ve musibet evi demek. Hani burada eza, burada cefa ama bu nefsimize yapılan eza ve cefanın öyle bir ruhumuzda güzelliği var ki bu yaşanan bir hal. Bize bizden yakın ama biz neden uzağız? Buraya bir bakalım. Kısmetimizde varmış. Gurbun min haytul mesafe ve ve muhalim. Öyle işte iki günlük yol, bir saatlik yol, bir dakikalık, dakikalık bunun gibi değil diyor. Siz bunu kilometreler gibi, metreler gibi, santimler gibi, milimetrik bir ölçümlerle nelerle bunu ifade edemezsiniz diyor. Bu böyle değil. Bunu nasıl anlarız biz? Allah'ımız habibine vahiyde bulunuyor. Ayet-i cellenin üst kısmında Habibine yaklaştı da yaklaştı.
Kalp Yakınlığı ve Ruh Arınması kaydında Malum yakınlık manasına bu yakınlık kalbi olan bir yakınlık. Cisim olarak mümkün değil zaten. Cisim olarak yakınlık kalben yakınlık hasıl olduğu zaman mesela insanın cismi eli. El, vücutta bir cisim hayra uzanır. İşte malum biliyorsunuz bu sıkıntıda oradaki kardeşlerini düşünerek ikramda bulunur, ihsanda bulunur, yardımda bulunur. Bu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Allahü'sü gene Kabe kavseyni ev etna. Bunu zaten izah edemiyorlar. Ediyorlar işte bir yay aralığı kadar diyorlar. Sonra iki kaş arası diyorlar. En sonunda da Allahu alem mübi muradli. Bu yakınlık öyle maddi hesaplamalarla ifade edilen bir husus değildir. Şöyle düşünsek nasıl olur? İmamı Azam'a Rahmetullahi dediler ki, Allah'ımızın yakınlığını bize izah et. Böyle bir süt getirin dedi. Getirdiler. Bunun içerisindeki yağı bulun dedi. Dediler yağ iman bunun içerisindeki yağı biz gösteremeyiz. Sütün her noktasında bir yağ. Esselam. Ve hu ve makum eynemakuntum. Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir. İmam-ı Ali efendimizin de bu hususta sözü var ama çok güzel bir cevap veriyor. İmam-ı Ali oluşuna göre, efendimizin damadı oluşuna göre, ilmin kapısı oluşuna göre bir cevap veriyor. Ne diyor? İşte Cenabı Hakk'ı göster deyince olmadığı yeri söyleyin diyor.
Ancak bu o mübarek ağızlardan duyulur. Her yerde hazır ve nazır Mevla'mızın. İşte bu mahluk yolun gerekliliği bu. Hatta ifade ederken, ilmül gal, bigur bir rab demişler. Alimül kalb, bir gur bir rab. Kalbin Cenabıhakk'a yakınlığını kişinin bilmesidir. Biz mesela olanlarımız müstesna. Murakabe hali diyelim. Murakabe hali. İri kat semayı yok biliyor. Kalbini arşı ağzıma açıyor. Şimdi bunu yaparken bu açtığında Cenabı hakk'ın yakınlığını hissetmek onda öyle bir esrar meydana geliyor. Öyle bir pencereler, öyle bir maden, öyle bir hazine açılıyor ki tarifi yok. İlahi hazineler açılıyor. Onun için Meşşai Zam Efendilerimizden bu boyun kemiğinin dışarıda çıkmış vaziyette olanları var. Neden? O gönül alemine diyor eğile, eğile kalplerinin üzerine o kemik çıkmış vaziyette. Ne kadar bir zevk, ne kadar bir ilahi feyze nail oluyorsa. Daha çok da Allah'ımızın bu yakınlık ilmidir.
Bizi bizden daha iyi biliyor. Onun ilmi hiçbir şey onun ilmini kuşatamaz. Vesihat. Külle şey, ilmi her şeyi kuşatmıştır Cenabı Hak'kın. Her şeyi onun gözetim altında zaten. Şu bizim vücudumuzda bir kanın devri, sonra diyelim ki ki ki kipriğimizi böyle hareket ettiriyoruz. Hep Allah'ımızın kün, kün, ol emriyle, Allah'ımızın Kün, ol emriyle. Şu damardaki dedik ya kanın devri her şey olmaz. Kudretidir. Allah'ımızın fazlı, rahmeti, ikramı, ihsanı bunu gönül bilir zaten. Bu dile gelen bir husus değil. Bunu ancak nasıl anlarız? Sami Efendi Hazretlerine diyorlar ki efendim biz Adana'da sizin de bulunduk. Huzurumuza geldiğimiz zaman siz sohbetten ziyade böyle mübarek gözlerinizi yumardınız, biz de alacağımızı alırdık. Bu İstanbul'a gelince mümkün olmadı. Neden diyorlar. Böyle yakınlarından bunu yaşayan kimselerden. Buyuruyor ki Adana'dayken kalbiniz dünya muhabbetiyle dolu değildi.
Safiyet vardı. Böyle gönüllerde bir durulluk vardı. Fakat burada ise gönüllere Rabbimizin razı olmadığı duygular girince biz bunu izah etmek mecburiyetinde kalıyoruz diyor. Anlatmak mecburiyetinde oluyoruz. Bu şuna benzer. Diyelim ki çok güzel bir bahçe. İçi meyve dolu bir bahçe. İçi meyve dolu bir bahçe. O bahçeyi ne yaparız biz? Bahçenin ihata var görürüz. Onunla koruruz. Neden? Çünkü hayvanat girecek vesaire, manup. Girip de bahçedeki gülü çiçeği, meyveyi yok etmesin diye. Şeriat nedir? Şeriat gönül bahçesini muhafaza etmek, korumak için sanki bahçenin bir duvarı gibidir. Asıl önemli olan bu. Ondan sonra tarikat-ı Aliye'de de mellem yedeblem yaref tatmayan bilmez. O ilahi tat ve lezzetleri alır. Şunu unutamam. Böyle Ankara'da Sami Efendi Hazretlerinin Mustafa Erbil Bey diye rahmetullahi aleyh çok güzel bir evladı vardı. Bu belki ilim ehli değildi. O olabilir. İrfan ehliydi.
İlim onun içine nakş olur zaten. Yaş itibariyle de biraz üstadımızda fazla. Bu bir kanser rahatsızlığı oldu. Bunu ziyaret etmek istedi efendimiz. Haber gönderdiğinde o kimseye diyor ki bak diyor, öyle bir insanı benim ayağıma getirmeyin. Bu olacak bir şey değil. Hasta haliyle geldi. Biz daha imam hatipteyim. Bak konuştukları gönlümde bir iznila iteala. Orada etrafında da kimseler var. Şunu anlattı. Biz dedi tarikat-ı aliyyenin ocağının üzerinde değiliz dedi. Biz tarikat-ı aliyyenin ocağının üzerinde değiliz dedi. Ocağının üzerinde. Öyle olduğu halde dedi kenarındayız. O sıcaklığından beri istifade ediyoruz. Şöyle rabıtamızda ne de böyle bir demlenebilse. Bak çay yapıyoruz. Yaptığımız çaylarda deniyor ki daha içine çırpmemiş, çırpmemiş. Bu tat vermez. Şöyle bir en az on dakikayı geçmesi lazım diyoruz. Geçince böyle bir tekreliği olur onun. Tavşan kandilleri de. Öyle bir tat olur.
Lezzet olur. Yani rabıta da beş dakika rabıta, on dakika rabıta ile yürümüyor bu. O ilahi ışığı depolamamız gerekiyor içimize. Arınmamız bu şekilde. Bunu canı gönülden böyle doya doya yapacağız ki bu nimetler bahşolunsun. Bu bunu ifade etti. Dedi ki ancak dedi biz bunun sıcaklığını hissedebiliyoruz. Buna da şükür dedi efendimiz Hazretleri. İstifa edersen ne olur? Mesela dedem Rahmetullah Ali Hazretleri öyle tutmuş ki o da aynen bağda bahçede çalışan bir kimse evinin geçimi için. Beş günde bütün seyri sülökünü tamamlıyor. Beş gün içerisinde. Yani onunla bizim aramızda bir fark yok. Aynı ama ciddi. Ve bunun yanında dünyevi işlerini terk etmiş de değil belki daha çok çalışıyor. Söz sözü açar da buraları konuşamayız. Bir kabiliyet var zaten. Hepimizde Cenabı Hak lütt etmiş bunu içimizde var. Mürşid-i kamillerin görevi aslında şudur. İnsanda meknuz olan bir güç var. Bir kuvvet var.
O gücü kuvveti ortaya çıkarıyor. Bizim halimiz ne? Bizim halimiz böyle bir dağ. Dağın yüzüne ekin ekmişiz. Yerine göre fasulyeler olabilir. Nohut da olabilir. Ekmişiz. Bununla biz geçimimizi temin etmeye çalışıyoruz. Ama dağın altında maden var. Biz tarlayla o toprakla meşgul olup duruyoruz. Evet buna da şükür ama velakin toprağı kazdığımız zaman o dağın derinliklerinde madenler var. Biz alemi emirden diye buyurulan o madenler yüzünde değil. Bak kalp diyoruz. Kalp göğsümüzdedir. Ruh diyoruz. İlmi Cenabı Hakk'a ait içimizdedir. Zaten bedenin görevi onu misafir etmektir. Sır öyle. İsminden de belli. Hafi öyle. Ahha öyle. Hep içimizde dışta bir şey yok. Yani ne Çin'de ne Yemen'de ne ararsan içinde ara diyor da güzel bir beyitte hep içte mevcut. Bunu ortaya çıkarmaya çalışıyor. Uğraştı. Bir ömür uğraştılar biliyorum. Bunu nasıl ortaya çıkaracağız diye gayret gösterdi, anlattı.
Ondan sonra yazılar yazdı zahiri, batıni şifa tarifi diye. Kalbin dahi soldan işler, sağ çalışır işte olur üçler vesaire diye güzel güzel beyitlerinde de ifade etti. Bunu niye böyle yaptı? Esrande. Allah bizi karanlıklardan nura çıkartmak ister. Bizi küfrün, şirkin, nifakın, büyük günahın, küçük günahın bilhassa masivanın Allah'tan gayrı düşünceleri tamamen kaldırmak. Yoksa Rabbimizin gönlümüze vermiş olduğu o bu gözler kır olmaz ama kalp gözler kır olur derken o bir ayinedir o. 0 ayine nerelere tutuluyor? O ayine görünmeyen alemlere tutuluyor ve orayı gösteriyor. O zaman da hali hayret meydana geliyor. Şaşıp kalıyor. Ancak düşünüyor böyle Allah'ım bu nimetten mahrum etme diye ona erişmişler. Vurmuşlar. Evet. Yani Allah'ımızın fazlı Kuran-ı Kerim'de geçer. Hucurat suresinde geçer. Hadid suresinde geçer. Daha birçok surelerde geçer. Ayet cellesi bilhassa çok önemli.
Cenabı Hak dilediği kimselere lütfediyor. İhsan ediyor. Tül gurbi minallahu Teala. Bu Allah'ımıza yakınlığın alameti nedir? Bir kere bize yakın olan nefsin arzu ve isteklerinden uzaklaşacağız ki bu konuyu ele almış olabilelim. Olsun. Bu da imrenmemiz babında olacak. Keşke biz de bunu yaşasak dediğimizde yine bir nedamet duygusu, yine bir adım atmış gibi oluruz inşallah. Bir kere nefsi yanımıza yaklaştırmayacağız arzu ve istiklal. Şeytan hiç etrafımızda gezmeyecek. Zaten bütün kötülükler bunlardan meydana gelir. Bazı yazılar görüyorum güzel yazıyorlar. Mesela Fatiha suresinde Ya Rabbi Yehudu ve Nasara'nın dalalete gitmiş şaşırmış kimselerin yolunda kılma. Diğer bütün diğer bütün felaket olan, bela olan, insanlığı yoldan çıkaran hususlar nedir? Bu ikisinin elinin altından çıkıyor. Yehud ve Nasara'dan çıkıyor. İşte biz bunu güncelleştirelim edindiği zaman bu esası korumak mecburiyetindeyiz.
Yehud ve Nasara'dır. Ondan sonra ben burada ismini anlatmak istemiyorum. Siz daha iyi bilirsiniz. Onlar buradan zuhur ediyor. Aynen bunun gibi nefsin arzu ve istekleri, Allah'ımızın razı olmadığı o duygular nereden meydana geliyor? Şeytan ve nefis. Bunları alt etmemiz gerekiyor. Olmayınca mümkün değil. Çünkü buradaki husussel onu işaret ediyor. Terkül hal. Nedir terkül hal? Şimdi yemek yememiz bizim haram değil. Ondan sonra uyumamız da haram değil. Konuşmamız da haram değil. Hep bunlarda ölçülü olmak, nefsani arzuya gitmemek, belli bir yerde durmaktır. Bunu görürdüm. Büyüklerimizde görürdüm. Böyle araştırma şeklinde olmaz inşallah. Böyle bakardım. Onların da güzel konuşmaları olur. Latifeleri de olurdu. Fakat şunu hissederdim. Bir noktada dururlardı. Görürdüm yani hayatlarında. Çünkü geleninde, gideninde, ondan sonra oturup kalktığı kimselere de değişik kimseler geliyor herkese.
Bu hurbiyet halini, muhabbet halini, rıza halini anlatmıyor ki. Durumlarımıza göre anlatıyor. En çok üzerinde durduğu taharet mevzuydu. Bunun üzerinde dururdu. Sonra Efendimiz çok elhamdülillah birikimli bir mürşid-i kamil. Kaynağı çok. Müstesna bitmeyen bir kaynak var. Bir gayri memnun Rabbimiz tarafından ama gerekli olanları verirdi. Bu ilaçlarda da görüyoruz biz tıpta. Öyle fazla bazı ülkeler var. Bu ilaç, sanayi çok önemli zaten. En mühim hususlardan birisi bu. Bununla neler yapılıyor? Ne oyunlar oynanıyor? Mesela böyle bazı ülkelerde çok fazla ilaç vermezler. Hatta hep nebati ilaçlara dönüyorlar. Çünkü o ilaç şehirliyor. O ilaç dediğimiz şudur. İnsanın yapısında mevcut olan hastalık bu. Su, hava, ateş, toprak. Bunların dozajını ayarlamaktır. Bunların yapısının bozulması insanda hastalık meydana getiriyor.
Mesela tıbbu Nebi dediğimizde bunun yanında İslam esaslarına uygun, böyle tababet üzerine çalışan kimselerimizin en fazla üzerinde durduğu nokta budur. Hani öyle fazla ilaçlar değil. Burada büyüklerimiz de bize ilaç verirken mesela bakıyoruz seksen yıl sohbetinde Sami Efendi Hazretleri deveul kalbi hamsetün. Bunu anlattı. Demek ki sıkıntımız buymuş. Bu beş esası saydı da saydı. Bunun yanında konular yok mu? İşte okuyorsunuz. O yazmış olduğu o mübarek eserler. Mürşid-i kamilimizde de öyle. Çünkü görürdüm. Onlar için böyle bir kitap defter açma pek olmaz. Alıyor karşısına. İnsanların ruhuna hitap ediyor. Mesela gelmişti bir grup. Kendi istirahathanesine çekilince dedi ki benim dedi şu kadar sorum var dedi. Birisini cevaplamadı dedi. Böyle dir demez istirahat ettiği odadan çıktı geldi. Bak adamın ismini de tanıyorum. Celal ettim. Celal ettim o dediğini biliyorum dedi. O şu mesele dedi.
Açmıyorum bak. Çünkü yanlış anlamalara sebebiyet vermememiz gerekir. Tamamdı. Mesela bizim bir amcamız vardı. Doğu'dan gelirdi. Cebine yazmış soracağı sorular. Yani bu Evliyaullah için gayet kolay. Allah'ın izniyle diyorum. Bütün dedi yazdım dedi. Hepsini olduğu gibi cevapladı. Sormama da hiç gerek kalmadı dedi. Bazen de göstermez. Şahit olduklarımız var. İstedi ama göstermedim diyor. Bunun meraklısı değil o. Bizim ıslahımızı istiyor. İrşadımız istiyor. Biz onları rahatlatacaksak ceplerini dolduralım. Ondan sonra her şeyiyle bunu istemez onlar. Düşünürler bunlar. Acaba helal mi? Haram mı? Mesela hazırlamışlar elli beşteki vaazlarında kadınlar biz demişler Efendi Hazretlerine şöyle bir ikramda bulunacağız. Kürsüde feryada başlamış. O vereceklerinde kocalarının hakkı var. Yavrularının hakkı var. Almıyorum diyor. Onlar bu hayatları. Nur gibi bir hayat var onlarda. İstedikleri nedir?
Efendimiz hazretleri de mesela anlatıldı. Dört tane düşmanımız var. Nefis şeytan, dünya ve şeytan sıfatlı insanlar. Çünkü cevabımız bu bizim. Düşündüğümüz zaman öyle. Mesela burada çok güzel oturuyoruz, tad alıyoruz, haz duyuyoruz inşallah ama çıktığımızda işte birkaç gün sonra değişiyor. Neden? Meclis değişiyor da onun için bulunduğumuz meclis. Uygunsuz bir meclis. Halbuki onlardan ayrılın demiyorlar. Gönül alacak kadar. Ama bir oradan, bir buradan şunun şu hali, bunun bu hali onlar bizi berbat ediyor zaten. Öldürüyor. Alamatul gurbi minallah selesin terku hal. Böyle mübah olan. Yani yapıldığı zaman haram değil. Bunlarda bile itinalı oluyor. Dikkatli oluyor. Nefsine fırsat vermiyor. İbadetine, taatine yöneliyor. Vel gıyamu bilhak. Mesela diyelim ki umreler yapılıyor. Haclar yapılıyor. Çok güzel. Tabii yapılacak. Yani biz umreyi her dakika yapacağız. Her saniye yapacağız.
İşte orada gittim. Öyle bir fikirler meydana geliyor ki bu var ama biz işleriniz böyle istediğimiz gibi. Ondan sonra gideriz bir tuhaf yaparız. Hepsi affulur gider. Düşünmemiz gerekir. Çünkü umulur ki Cenabı Hak bağışlar buyuruyor. O da tevbeyi, nasuh. Bir daha işlememek üzere yapılan tevbedir. Vel bi'l-emübillah, Allah'ımızın emrine muvafık şekilde vazifelerimizi yerine getirmek. Ve tevavu lillahi fiil halk. İnsanlara karşı da şefkatli, merhametli bulmadı. Alametü'l gur. Cenabıhakk'a yakınlığın alameti, işareti nedir? İnsan ister bunu. Mesela oluyor. Ben nasılım? Ben ne haldeyim diye. Bunu dedem çok güzel tespit buyurmuş rahmetullahi ilim ehli bir kimse. Buyuruyor ki ibadet ve taate muhabbetiniz çoğalıyorsa, kötülüklerden de nefret ediyorsanız korkmayın. Allah korkusu galip geliyorsa buyuruyor. Alametul Gur. Mevla'ya yakının işareti. Allahu Teala'nın dışında ne varsa ondan kurtulmak.
Yani bu evi barkı işi gücü terk edip de bir kapalı alanda dar bir mekanda oturma anlamına değil bu. Gönülden bunları çıkarmaktır. Inşallah bunları Cenabı Hak tattırsın Celal nuru, Cemal nuru, azamet nuru, Azameti kibriya bunlara imreneceğiz. Olmaz mı bu bir yerde? Olur. Olur ama iyi tutmakla olur. Allah'ımıza yakınlık makamının en alt seviyesi nedir? Bu murakabeyi de ifade eder. Şehid bin Abdullah hazretleri buyuruyor. Cenabı Hak'tan utanmak. Bu kadar nimet, bu kadar ikram, bu kadar ihsan bir azametini düşündüğümüz zaman Cenabı Hak'kın insan tabii ki hayatı uyar. Kim o bir kere? Huzuruna durduğumuz kim? Allah'ın Resulü bile sallallahu aleyhi ve sellem huzuru ilahide altı tane ter döküyor. Altı damla. Allah'ımız onun terini bile boşa salmıyor. Dördünden hulefai raşidi. Beşincisinden pirinç. Altıncısından gül. Efendim.
Iyi bir evrak ve ezkarımıza çökmek gerekiyor Çok iyi çalışmamız gerekiyor bu nasıl olacak derseniz çeviremiz iyi olacak bak Elhamdülillah güzel kimseler var Bunlara imrenenlerimiz var. Biz de böyle güzel kimselerden olsak diyenlerimiz var. Onlarla oturup böyle dünyevi meselelerimizi ahirete vesile olacak şekilde helal rızık talebiyle konuşur görüşürüz. Bunlardan da mütalaa ederiz. Bu çok güzel olur. Biz oturduğumuzda akşamları aslında bize çok yol göstermiş. Efendimiz diyordu Tezkilatül evliyayı getir. Şuradan üç tane evliyayı oku bize diye. Okuyordum. Böyle huzur içerisinde dinliyor. Allah'ımıza yakınlığın üç mertebesi vardır. Bir, Birincisi beden olarak yakınlık. Çok güzel sıralıyor ama. Bilmiyorum hayran kalmamak mümkün değil. Allah'ımıza yakınlıkta bir kere azalarımızın ne için yaratılmışsa onu o şekilde kullanmak.
Mesela gözümüzün Kuran'la meşgul olması, hayırlı eserlerle meşgul olması, ibretle bakması. Bir göz deyince göz Allah'ımızın cemaati için yaratılmıştır. Kirletilmez. Azalarımızla ibadet ve taatte bulunmaktır. Mesela kalp de bir azadır. Oraya Rabbimizin razı olacağı amellerle. Rabbimize bak kurbiyet diyoruz. Ona yakınlık. Şimdi bunları okuyunca insanda tembellik kalmaz. Daha bir aşk, daha bir muhabbet bunu nasıl sağlayacağız diye. Çünkü bunu söyleyen Ezzüddin bin Abdi Selam adap Risalesinde ismi çokça geçen, hem ulemai kiram hem de meşayıkı izamdan müstesna bir Allah'ın dostu. Bunlar hep Kuran-ı Kerim'den ehadisi Muhammediye den mülhem sözler ifade ediyorlar. Azalarımızın birinci yakınlık nedir? Rabbimizin emri doğrultusunda olmasıdır. Yoksa aza şikayet eder. Razı olmaz Cenabı hakk'ın da konuşacak azalarımız. Razı olmuyor. Allah'ım beni bunun için mi yarattın diyor.
Biz kul kulluk için yaratındık. İsyana azamız bile isyan ediyor. Neden böyle yapılıyor diye. Razı olmuyor. Çünkü her şey ona kul olarak gelecektir. Esani kurbül kalp. İkincisi kalbin Cenabıhakk'a yakınlığı. Onun için mevsimlik bir itaat değil. Her zaman itaat içinde olacağız. İşte bir zamanım vardı ki yanardım, coşardım, taşardım. O her zaman olacak. Bir tasdiki vel ime. İşte asıl insanlığımızın mihengi budur. Kalbimizin tasdik etmesidir. Yani dille ifade ederken kalbimizin de biiznillahi Teala bunu yaşamazdır. Ruhun Mevla'ya yakınlığı bir tahkiki velle ihsan. İhsan işte hadis-i şeriflerde gördüğümüz Cenabıhakk'ı görür gibi ibadet etmek. Kafayı bunlara göreceğiz. Falanın şu kadar sermayesi var. Falan şöyle iş kurmuş. Bilmem filan bunlar değil de biz ruhumuzun açacağı, ruhumuzun ilahi gelirlerini konuşacağız. Kalbimizin ilahi alemdeki istifadelerinden konuşacağız.
Bunları biliyor bize Üstad Hazretleri müslim. Şimdi kamillerimizi anlatıyorlar. İbni Acibe, müfessirine zam efendilerimizden. El gurbu ala selase meratibe. Allah'ımıza yakınlık üç noktadır. Yarın koyamayız mevzu. Mutlak işlenecek. İbadet ve taat ve Allah'ımızın razı olmadığı nefsani hallerden de uzaklaşacağız. Öyle bir özet demiş ki hayatımızı böyle bizim nasıl olması gerektiğini beyan ediyor. İbadet ve taat yapmak ve Rabbimize muhalif hiçbir hal ve yaşantı içinde olmamak. Ve grubun bir riyazıti vel mücehe de. İstediğimiz gibi yemeler, içmeler, giyimler, kuşamlar değil ve Riyaz'a siz bilirsiniz atın, katırın da nesi vardır? Bir eğitimi vardır. Yani azgın bir at ise onu belli bir eğitimden, belli bir aşamalardan geçer. Mesela gözlerini bağlarlar. Bizim eskiden gördüğümüz buydu. Üstüne avacıkler vururlar. Böyle döndürirlerdi. Yani ibadet ve taat yükleneceğiz.
Nefsimizin arzu ve isteklerini keseceğiz. Şeytana fırsat vermeyeceğiz ki düzelebilelim bir gayret istiyor. Her şey bir emeğin karşılığı olarak geliyor bize. Bu artık hiçbir perde koymamış, zulmani perdeleri yırtmış, ruhani perdeleri aralayarak Rabbimize adım atıyor. Sanki Mevlana'mızın dediği gibi ne zaman diyor ilahi aleme kanat çırpsam, adım atacak olsam bu Türkmen kocasının izini hep ileride görüyorum diyor. Yoğuns Emre. O da bir insandır. O da geçimini temin ediyor. O da çalışıyor. Sabahtan akşama kadar çalışıyor hem de. Ama Rabbımızdan bir an gafil değil. Ve Cenabıhakk'a vasıl olabilmek ve uru talibim. Bu mübarek yola imrenenlerin böyle ben de salihlerden olayım. Ben de bir ilahi eğitime tabi tutuluyum diyor. Çünkü mesela tıbba dair biz yüzlerce kitap okusak bir de doktor demezler. Ancak okuluna gireceğiz. Önümüzde bir kılavuz olacak.
O kılavuzun özelliği Lokman suresinde bildiriliyor zaten. Allahu Zülcelal'e tamamen dönmüş, hayırlı kimselerin, mesela hatırlıyorum büyüklerimizden, sana en güzel kızı nikah edelim deseler istemem. Sana şu kadar mal istemem. İlahi rızayı istiyorum diyordu büyüklerimiz. Tek murattımız Rabbimiz diyordu. Bunlara teslim olmak suretiyle bir ta, taatle bu yolun isteklisi, arzulu olanı ibadet ve taate yönelir. Ve gurbül müridin, müritler iradesini Rabbimize teslim eden kimseler. Bil mücahede. Aynen bir dağ düşünelim. Dağı aşacağız ki düz bir yola erişebilelim. O dağı aşıyorlar. Nefislerine fırsat vermeyerek. Arzu ve isteklerini tamamen terk ederek. Böyle bu kadarı da bizden olsun dersek şu serçe parmağımızı verdiğimizde elimizi koparır. Sonra kolumuz gider, vücudumuz gider. Ona hiçbir kapı açmamamız icap eder. Bir mücahede ve gurbülvasin Rabbü zülcelal'imize kavuşanlar da müşahededir.
Mesela yanıyor. Beytullah diyor yanıyor. İşte biraz sıkıldık da evdeki kardeşimizle dedik ki, şöyle iki gün olsun bir tatil yapalım. Bu şekilde değil. Yanarak. Öyle bir yanıyor ki gözünden akan yaş yüzünde izler meydana getiriyor. Yanık izleri meydana getiriyor. Böyle kabarıyor aşkından. Muhabbetinden. Böyle bir kimselerin Beytullah'a kavuşması gibi. Artık bu vasilin Allah'ımıza kavuşunca her şeye imanla tasarruf ediyor. Dünya gözünde tamamen küçülüyor. Uhrevi amellere meyil ediyor. Hep Mevla ile olmak istiyor. Sadece irşadımız ve zahımız için bulunuyorlar. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.