Şimdi Allah'ımız Tevrat'ın İncil'i Zebur'u hep Kuran'ı Azimüşşan'da toplanmıştır. Hepsi Kuran-ı Kerim'de. Kuran-ı Kerim'de Fatiha-i Şerife'nin içerisinde toplanmış. Fatiha'yı da Cenabı hak besmelenin içinde. Besmeleyi de de kardeşimizi sunmamın sebebi şu. Var burada. Buna bayi insaf derler. Bu yapışma manasına da gelir. Yapışma manasına da gelir. Bay-i insan, şimdi Ur ile Allah arasında Celle Celalühü bir bağ demek. Şöyle düşünelim. Ananın karnında çocuk göbek bağıyla göbek bağıyla hayatını idame ettiriyor. Bizim hem maddi hem manevi göbek bağımız besmelenin altındaki on nokta. Bunun için demişlerdir ki el aynü muttatun, keser her şeyi. İlim bir noktadır. Cahiller onu çoğaltıyor. Cahil mi şimdi? Cilt cilt kitaplar hazırlamışlar. Bütün kütüphaneler dolu. Ondan deyin. Şimdi Allah'ımız kalplerine nur verince, ben size Furkan suresinde çıkarabilirsem yirmi beşinci ayet celife. Çekti.
Onlar bununla yürüdüğü için o noktayı çözmüş onlar. Mesela mürşidimiz buyuruyor ki bir gün mektebim yok. Bir gün mektebim yok. Şimdi öyle bir mektebin müdavimi ki zaten gerek yok, mektebe gerek yok. Alacağı yerden almış ilahi kaynaklar istifade etmiş. Ne yapmış onlar? Onlar şu okuyacağım ayeti celilenin esrarına erişmiş. Ondan dolayı. Bulamadım biraz uğraştırır. Eğer sizi görmezsam şuradan hemen bakayım, bakayım inşallah. Çok önemlidir onun için. Hiç unutmayacağımız bir husus. Bu bir nokta nasıl onlarda? Evet, nasıl bir ufuk açmış? Buradaymış. İşte bu. Onlardaki yani bu ayet tecellinin esrarına girmişler. Yani bizi de zaten ulaştırmak istediklerini o noktalar. Oraya iliştirmek istiyorlar. Evrad, Ezker yalnız Nakşi yolunu akrap yol ifade etmişler. Allah'ımıza çok tiz kavuşturan yol. Öyle olmasının sebebi bu kalbi olan taatler, ruhani olan taatler.
Mesela biz bedenen yaptık taatimizi ama Allah'ımız bedenen buyurmuyor ki. Haşim buyuruyor ama. Mesela. Bak bu haşyetli. Diğer bütün taatlerde öleceğimiz o. Genel ifade edersek genel ifade edecek olursa o şudur. Cibril hadisindeki ihsan, Rabbimizi görür gibi ibadet etmek. İşte bunu elde etmişler. Bunu elde edince elde edince Allah'ın izniyle o fabrikanın ürettiği malların değer ve kıymeti ölçülemiyor. Neden ölçülemiyor? Bir dilimizle yaptığımızda ne var? Bira on var. Bira on. Galben yaparsa yedi yüz var. Bir de içinde öyle bir muhabbet var ki doyamıyor. Nasıl tarif edeyim? Bunun İbn Rece ve Hanbel'i var sizde var. İkinci şekilde. Onun son bölümünde aşkı ilahiyi ele alır. Bir bölümünde alır. Orada nene tabirini kullanır. Yani ilahi aşktan böyle bir şaşkınlık gibi bir hal. Kendilerini muhafaza eden bir de bir de önündeki muhabbetle yapıyor. Bazen misal aldım burada. Burada aldım.
O muhabbet olmasa bunu yapamaz, mümkün değil. O muhabbetle yapıyor zaten. Adım tabii düşündüm insan düşünüyor. Stres bir hal yaşadıkları. Fudayl bin Hayal der ki, çoğu kere geceleri oturur fıkıh müzakere ederdik. Çoğu kere sabah ezan okunduğunda kadar kalkmazdık demiş. Bu cihette de bunların şehitleri ve gayretleri hususunda almıştım buraya. Ubeydullah bin Abdullah, Patizullah'ın sırrı. Diyor ki İbni Mes'ud Kuran'ı üç gecede hatmine, gündüz okumasından da çok az istifade ederdi. Okumasından da çok az istifade ederdi. Temimet ed-Dari bir rekatta Kuran'ın tümünü okurdu. Bir rekatta. Bunu niye yapıyor? Mesela Sami Efendi Hazretleri Hudde sallahu sırura üst ağzımızın üstazı, şerifte buyurmuş ki bana iki rekatta Kuran-ı Kerim'i kim hadneler? Bulmuşlar. Bu Kütahya tarafında mü güldelere dava olmuş? Son halini bilemiyorum. Bu yakın tarihe kadar kıymetli bir insan olduğu söyleniyor.
İki rekatta bir Kuran-ı Kerim'i halletmiş. Bunu neden yapmış? Bunu yapı sebebi kalbinde ilahi muhabbet uyanmış. Bununla yapıyor. Mesela biz bir an muhabbetliyiz, ondan sonra değişiyor. Kararlı gidemiyoruz. Onlarda bu hal olmamış. Şeyh Şimdiye Hazretleri var. Hal nedir diyor orada. Şimdi buradaydı gitti diyor. Yani geçer. Bir bakın yana, döne, kendinden geçer. Ondan sonra tam aksır. İşte bu hal. Bunun geçmemesi makam olacak. Bu Saffat suresinde alıyorlar. Şimdi diyorlar ki peygamberlerin yok meleklerin işte melekler haşa haşa Allah'ın kızları diyorlar. Daha başka melekleri bir şekillere gezdiriyorlar. Onun için ölünür ki melekler bir maamdadır. Yani Kiramen Katibin'i var. Bu sağ ve solda amellerimizi yazan. Ondan sonra kabirde olan var. Melekler var. Daha görevli olan var. Yağmurla alakalı var. Ecelle alakalı vesaire. Var.
Kuran azim müşşan'ın hani ayet celdelerin gelişi bununla alakalı olan Cibril Aleyhisselam buradan alarak ehlullah hiç boşa kurşun sıkılıyor. Hep yaptıkları on ikide. Bunun sebebini burada okuyacağım sabah. Biraz mütalaa ettim dualarımızda. Şöyle namlular çok doğru. Namlu tüzük. Mesela Efendimiz buyuruyor Nebi-i Ekrem. Dil doğru olunca kalp doğru oluyor. Kalp doğru olunca iman doğru. İman hakiki oluyor. İşte bu bunu elde etmişler, ondan dolayı hedefini şaşmıyor ve bir de konuştukların ya ayeti hadis olur. Üstadımızın anneleri tabii o zaman yine mektep var, ne medrese var, bir de tam inkilap devresi. Efendimiz de okuyamamış. Dedem çok istemiş, çok zekisin demiş. Hatta Tahir hocamız da demiş. Hasan Efendi demiş, şu iki ay, iki ay seni Allah'ın izniyle demiş bu sarf, nahil bunda demiş şey yaparız. Çünkü efendimizin okuduğu bir yer var. Bu alakalı olduğu kimseler var.
Ondan dolayı sormadan yapmaz onlar. Yapmaz. Şimdi burayı elde edince biiznillahi teala hareketlerde düştüm. Şimdi Üstad Hazretleri anneleri okumamış etmemiş. Yalnız kadınlara sohbet ediyor. Öyle sohbet edilmiş ki, öyle onların biiznillahi tane kötü halden iyi hale dönmesine sebep olurmuş. Yani kalpten gelen sözler söylüyorlar. Babaları da ilim ehli. Esaade Erbili Hazretleri bölünmediği halde onu Mustafa Efendi kayınpederimize de selam edelim diyor. Hiç görüşmemiş. Burada ilim ehlimizi atılmış. Bir hastalığa yakalanmış. O da boğazında bir rahatsızlığı sığara içmesini söylemişler. Nasıl dikkat etmiş? Öğrenci okutuyorum diye böyle paçaya doğru üflenmiş, böyle misvetler, karanfiller alır. Dermiş Şimdi bizim hareketimiz başkalarına delil olmasın diye. Böyle nihayet edelim ki kimse. Demiş ki bir gün şahit olmuş kelimelerinin sohbetine, kızım demiş ben seni okutmadım. Biliyorum.
Fakat sendeki bu ilim nedir? Demiş. Demiş. Allah tarafından düzgün olduğu için konuştuğu ya ayet meal oluyor ya hadisi şerif mahalleleri oluyor. Öyle olan ulemai kiramız var bizim. Mesela Abdülaziz Et-teba Hazretleri. Müfessirliler ona soru soruyor. Mesela mesela ben onları Şeyba-Nirayi var. Patates Allah'ın Resulü ondan soruyorlar. Şimdi şurayı diyeyim de size hadiseyi nakledeyim, Allah izin verirse. Buradan da göstersem çok iyiydi. Hep şarta bağlı. Baktım hep şarta bağlı. Ey iman şerefiyle şerefi yap olan müminle. Şimdi düşünüyorum. Şimdiki konuşanlarımızı da biliyorum. Müstesnaları var tabii. Çok çok güzel böyle ilmi esaslarla ilerlemiş kimseleri görüyorum. Zaten ilim demek ilim haysiyeti olan bir meslekte ilerlemek demektir ama ilim haysiyeti olacak. Faydası ilim olmayacak. O ilimde derinleşeceğim. Diye geçer. İlim de derinleşen, onların şartları var tabii.
Şimdi, intebte guullah, eğer Allah'tan korkarsanız şart. Şimdi korku ne diyor? Bu değil işte. Güzel bu güzel. Buradan olacak, gönülde. Burada o korku gönülde olursa Allah'ın izniyle Rabbimizin razı olacağı ameller oluyor. Dış da değil, hep işte. Allah'ımız hakkı, batıldan ayırt edecek nur ihsan ediyor. Onun da o bir noktayı çözmeleri o. Bir nokta ama nur olmuş biiznillahi Teala. Şimdi size bir şey anlatacağım. Bilim şuydu. Bunu gösterebilirim. Sabah da okudum ama çok hayran kaldım. Sünemi'den çok çok İnsan düşünüyor tabii. Kendini mütalaa ediyorsun. Ya Rabbi ben niye böyle niye? Bu gerçekleri yakalayamıyorum diyorsun. Şimdi bir tevbe var, bir de inabe var. Tevbe bedende. İnabe gönülden Allah'a dönüş. Şimdi bu yaşanmayınca olmuyor. Yaşayan kimse bunu gönülden Allah'a dönüşü. Nasıl olur? Nasıl olur? Rahip emirlerinin üzerine vakonu korur. O gayrı gider.
Bu nefsaniyette nefsimizin içimizdeki hazzında eğer nefis böyle bir şehevi hayvani duygulara bir meyil varsa yapmasak bile gönülde olmaz ama o tamamen sökülmüş. Mesela ben efendimizden şunu duydum. Dedi ki bana dedi dünyanın en güzel kızını, nikahilerini deseler istemem. Ne deseler istemem? Allah'tan başka. Sahi. Böyle olduğu zaman Bir kere nefsiyle Cenabıhakk'a dönmüş mutmain olmuş. Yani kötülükten bir nefsinde bir şey yok öyle. Bak Konya'dan geldiniz, Konya'dan misal. Efendimizin orada kendi eliyle yetiştirdiği bir kimse. Ne ispatı ne hep efendimizden öğrendik, biliyorum. Sonra oldu bir muhal ama hatırlama bir kimse. O zaman her şeyimiz bozuk. Muhal. Senin kime muhalif Onun yanına varayım demiş. Onun gelmesi lazım. Biliyorum. Önümü dedi bize yokladın dedi. Hiç dedim zerre kadar bir püriniz yok dedi. İşte, ben ona şöyle ratfi dedim, Ezkar mi verdim bilmem filan.
İşte böyle bir dönüş yapmış. O baktığında dönüş zaten Artık Rabbimizin emirlerine son derece dikkatli ve taati. Şimdi şunu yakalarsak iyi olur. Nefsin nefsin inabe rabbımıza dönmesi, rabbımızın taatleriyle, emirleriyle artık ona dönmüş, yerine getiriyor Biz ne kadar. Ve şimdi bir de kalbin Allah'a yönelmesi. İşte mühim olan bu. Muhabbetle dediğimizde işte bedenle yaptığımızda biri ol, kalple yaptığımızda bile geliyoruz ama o muhabbetle yaparsak ona l yüzen. Onun artık hesabı yok, tartılamıyorum. Şimdi nimete inelim. Gideceğine şu dünya sınırlı, vakit her şey. Evet, sorumlu bir dünya. Şey, Allah'tan gayriden gönüllü tamamen kurtulmuş. Dedemin şiirinde var. Ben Sivas'i sevmesem diyor mesela. Bunu bu işte. Allah'tan gayrı diyor benim gönlümde yok, ben Sivas'yı sevmesem, ondan gayrı diyor. Kalbime de koymasam, gayri sevda bilmesem rehberimden dönmez. İşte bu.
Bu bizim tabii kasabaların olanlar olduğu için konuşamıyorum. Diyorum ki bir vebaldir efendimizin şu şiirleri ezberimiz dost. İnanın o dersleri tarih ediyorlar, hayran falan insan ya. Bir nefis dersinin, alın dolduğunu, nefsin darbesinin olacağını, rabıtayla ancak halloldu ne güzel ifade buyurmuş. Ve devamül zikir. Hatta bir şey söylemiştim. İnsan olmanın hususiyetin ortaya koymuş. Ruhuyla da diyor Allah'tan başka onun yüce kudretini düşünmeden başka bir şey kalmıyor içinde. Ondan başkasını hatırlamıyorum. Hatırla gel. Dua verin Cenabı Hak.