Bismillahirrahmanirrahim. Sadır, sadır kelimesinin kalp ile murad edildiği haber verilir. Sadır dendiği zaman kalp deniyor. Es-Sailbillah. Nefekim Cenab-ı Hak Allah'ın göğsünü İslam'a açtığı kimse Es'arübillah, Gale Rabbişrahli sadri Rabbim, göğsüme genişlik ver, Es'arü ve huhsile ma fi'sudul. Ve kalplerde olan şeyler saçılıp ortaya döküldüğünde. Esailübilne. Allah Celle Celalühu, gözlerin hain bakışını, göğüslerin gizleyeceği her şeyi bilir, buyurmuştur. Zaten namazda da bu Hakk'a dair Ayet-ül Leler geçti, ashab-ül İster gizleyin ister açığa vurun ister ortalıkta yapın isterse en gizli bildiğiniz yerlerde yapın hiç şüphesiz Cenab-ı Hak göğüslerden geçen, kalplerden geçen, gönüllerden geçen en gizli düşünceye vakıftır, buyuruyor. Amanna ve saddakna. Amanna ve saddakna. Bazen de bu kelime ile içinde kalbin bulunduğu o mekan kastedilir.
Sadır dendiği zaman sadır, Bazen de sadırın içerisinde kalp diye de geçmiş. Fakat hakikat şudur ki gözler kör olması fakat sinelerin içindeki kalpler kör olur. Hakikat şudur ki gözler kör olmaz. Fakat sinelerin içindeki kalpler kör olur. Alimler aklın yerinin kalp mi yoksa beyin mi olduğu hususunda ihtilaf etmişler. Aklın yerinin. Kalp mi yoksa beyin mi olduğu hususunda fikirler beyan etmişler? Zaten Kuran-ı Azimüşşan'da şu dört kelime geçer. Sadır, kalp, feed ve lüb kelimeleri. Bunları niye söylüyoruz biz? Bunlar hep murakebeye işaret eder. Her an Rabbimizin bizi gözetlediğini, amenna vasaddına ama o gözettiğinin farkında olmamız için. Sadır, şu döş diyoruz ya sadır, İslam'ın karargahıdır. Nitekim Cenab-ı Hak esemrine Allah'ın göğsünü İslam'la açtığı kimse Kalp imanın karargahıdır. Sadır göç İslam'ın karargahıdır. Demek ki demek ki kalp de imanın karargahıdır. Eshabne.
Nitekim Cenabı Allah, fakat Allah Celle Celalühu size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsledi, buyurmuştur. Gönül, fü'at marifetullahın karargahıdır. Allah'ımızı tanimanın karargahıdır, Risale-i Nur. Ma kezebel fü'atü maraa. Nitekim Cenab-ı Hak onun gördüğünü kalp yalana çıkarmadı. Es sahibiyle. Zaten Kuran-ı Kerim'de de namazda bu ayet-i celile-i cemileler geçti. Göz, kulak Rabbimiz bunları zikretti. Beled suresinde de geçer. Tabi bunlara riayet etmemiz hususunda ve çünkü kulak, göz ve kalp bunların her biri bundan mesuldür. Lüp ise tevhidin karargahıdır. Nitekim Cenab-ı Hak, esemri, innema yetekkaru ulul elbab, sakıllahüladi. Ancak lüp, halis akıl sahipleri öğüt alır, buyrulmuştur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki, Allah Teala'nın öyle kulları vardır ki, kalpleri güneşten daha parlak, fiilleri amelleri peygamberlerin amelleri gibidir. Yani kerametleri vardır.
Onlar Allah katında şehitler mertebesindedirler. Biz müminler olarak istiğfar da okuyoruz, tevhid de salatü selam da, ölüm tefekkürü yapıyoruz, rabıtalar, murakebeler vesair Kuran-ı Kerim kıraati buna benzer. Bunları ne için yapıyoruz? Bunlardan gaye ne? Bir maksadı anlatılır bunun. Kalpte, Süveyda-i derun diye bir nokta. İnşallah yeri gelince arz edilir. Bu siyah nokta demek. Bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur, buyuruluyor ya. Asıl o nokta. Siyah bir nokta, o noktayı nurlandırmak için rabıta da, aynen bir büyüteç gibi güneşe tutulduğu zaman o ışıkları süzüyor. Hangi eşyaya tutarsa onu cayır cayır yapıyor. İslam Efendi Hazretleri'ne demişler Efendim, kalplerimizde yanmalar oluyor, kötü ahlak kesiliyor buyurmuş. Kötü ahlak yanıyor. Umbarek yola boşuna girilmiyor. Bir maksadı var, bir gayesi var bizi bize tanıtmak için.
O siyah nokta aydınlanıyor ki, gözü görmeyen insan ne bilecek? Nerede yürüdüğünü, nerede gezdiğini, evet belki bilir ama o yer nasıldır, rengi nedir, şekli nedir, şemail nedir, biçimi nedir bunu bilmez. Bir ama vardı en çok endişe ettiğim renkler derdi. Görmüyorum derdi. Acaba bu renkler nasıl? Yeşil diyorlar o nasıl? Beyaz diyorlar o nasıl? Bak görmüyorum. Kalp gözleri onun daha eşitti. Yine o Allah'ımızın mümin olanlar cemalini ilk görecek olanlar ama olanlar. Yani bir nimet aynı zamanda. Ama kalbin körlüğü her şeyden belirir. Bir Emevi azgını efendimizin mübarek soyundan, Allahu alem akrabalarından, İbni Abbas radıyallahu anh hüma'ya soruyor. Diyor ki bu Beni Haşim soyuna ne oluyor? Bunlar ömürlerinin son anlarında hep gözleri görmez oluyor. O da diyor ki Behey, Emevi şakisi azgını. Size de ne oluyor ki? Sizin de gönül gözleriniz kır oluyordu. Açılırsa ne olur?
O kalpteki nokta melekut alemini görür, bilmiyoruz ki. Ceberut alemini görür. Lahut alemini görür. Hiç öteye gitmeye lüzum yok. Eşyanın sırrını görür. Esair bilde. Bunlar Kuran'ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir? Bu Gaf suresindeki ayet-i celileyi şu şekilde izah etmişler. İnşallah okuyacağımız bu ayet-i celileyi. Diyorlar ki hayvana yolda geçerken dense ki çünkü hayvan içgüdüsüyle hareket eder. Onda akıl yok. Aklı olsa mesul olur zaten, sorumlu olur. Bak şuradan geçiyorsun. Kalender Camii gibi mübarek bir cami. Rasulullah'ın emriyle yapılan sallallahu teala aleyhi ve sellem bir cami. Şu önünden geçiyorsun. İçeri gir de bir iki rekat namaz kıl. Hayvan ne bilsin Kalender Camii'ni ve kıymetini, değerini. Hayvan çünkü. Deseniz ki bak yolu temiz tutalım. Yolu kirletmek doğru değil. Şuradan insanlar geçiyor. Buraya gübre yapma. Bunu bilmez. Hayvan çünkü.
Bak oraya buraya da uzanıyorsun. Başkasının bağı bahçesi. Gerçi bu hırsızlığı yapmadıysan bilmez. Çünkü içgüdüsüyle hareket ediyor. Akıl yok. Fikir yok. İrade yok. Şimdi buna kalksanız, akıllı olmayı bin sene anlatsak bir türlü hayvan anlamaz o. Aynen diyorlar bunun gibi gönül olarak gönül olarak irfana sahip, hikmete sahip müttaki, mukarrep bir kul. Gönlü tevhid ile dolmuş. Tevhidin esrarıyla dolmuş. Ilmi ledün yerine göre Allah'tan gelen bir ilme mazhar, irfan sahibi böyle bir kimseyle aklım vardır diyen, kimse aynen verilen misale benzer. Ona bin sene anlatsanız, bak kardeşim, gönülde de gözler var. O gözler açıldığı zaman Kuran-ı Azimüşşan'daki esrarı görürsün. Bir huruf-u mukattaadaki diyor efendilerimizden mübarek bir zat Bana sırrı açıldı, altın da deryalar yatıyor, diyor. Bir elif, lam, mim. Anlatamam, diyor. İşte bu yönü açık olan kimseler yeni yine namazda okundu.
Gariya suresi. Çok genç bir kimse ama gönlü açık. Kalbiyle irfana ermiş. İhsana ermiş. Bir kimseye diyor ki, ne olur bana bir dua edin. Ben Kuran-ı Kerim'i hatmetmek istiyorum. Ama Karia suresine gelince bayılıyorum. Geçeyim buradan daha öteye. Zaten az kaldı Kuran-ı Kerim'den. Yok. Ne zaman gezsem Karia Suresine oradaki kıyametin dehşetini anlatan ayet-i celileler beni kendimden geçiriyor. İşte bu gönül sahibi bir insan. Akıl. Ben aklı bilirim. Başka bir şey bilmem. Akıl mı evvel yaratıldı yoksa vahiy mi? Aklı yaratan kim? Cenabı Hak. Akıl ne kadar vahiy ilahiyeye muvafıksa o nispette değer kazanır. Allah'ımızın kitabına uygunluğu nispetinde akıl akıldır. Yoksa akıl olamaz. Böyle bir kimseye de akıl, akıl deyip duran kimseye de bu gönül aleminden, o ruhun aleminden, sırrın aleminden haber verirsen anlamaz. Çünkü o bizde tarahı olmayınca zor olur. Bunun için Cenabı Hak, es sahibillam.
Doğrusu bunda kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene öğütler var, dersler var. Hadis-i şerifte Cenabı Hak buyuruyor. İşte bizim bu yönü çalıştırmamız gerekiyor. Buna haber veriyor. Kuran-ı Kerim bunu haber veriyor. Hadis-i şerifle Allah'ımız Allah'ımız bir kula hayır murat ederse Allah'ımızdan talep ederiz. Ne nimet vermiş Cenabı Hak? Neler ihsan etmiş? Bu bakımdan, mürşid-i kamillerin kapısında diyor, Esad-i El-Bidi Hazretleri, gam değilmiş hamdı olmak seyri gül şenden cüda. Neşre varıyadın da derler gül feda bülbül feda. Şimdi şeyh-ı asırdan duydum şu yolda bir nida. Dergehi piri mugande hakima yol Esad'a. O zaman idrak edersin rütbe I Bala nedir? Bunu Elmalılı Hamdi Yazır hocamız bir müfessir, o söylüyor. Es'ad-i Erbili Hazretlerinin iki mısrağını bir beyte, üç mısra daha eklemiş. Asrın şeyhi diyor Es'ad-i Erbili Hazretleri'ne.
Mürşid-i Kamilin diyor, kapısında toz toprak ol ki o zaman anlarsın bunları diyor. Bu toz toprak olmak, onların söylemiş olduğu esaslara dikkat edin. Evradımızı almışız, ezkarımızı almışız, iki günü denk olan zarardadır. Daha bir ileriye, daha bir ileriye adın nefsimizin mertebesini geçmeye çünkü Allah'ımızın huzuruna nefsimiz burada ne haldeyse orada da o halde olacağız. Allah korusun haydi emmaredeyiz. Allah korusun. Nefis ne emrediyor onu tutuyoruz. Diyelim ki çok yüksek makamlarda bu da bazen konuşuluyor. Burada çok önemli olan bir husus var. İşte seyri küsülüğü'ü tamamladık, murakabe ehliyiz, artık bizim ihtiyacımız yok, bu çok yanlış. Her an biz Cenabıhakk'a muhtacız. Bir yol göstereceği mutlak muhtacız biz. Çünkü şeytan denen mel'un marifetullah'da yedi yüzüncü dereceye kadar geliyor. Yedi yüzüncü dereceye kadar. Sapıttırmak için her yolu deniyor.
İhlas sahibi, muhlas, Allah'ımızın emirlerini bilen, ona canı gönülden gönül veren kimselere ilişmesi mümkün değil. Çünkü Ezabi El-Bide Hazretleri benim ihvanımın diyor, semtinden de geçemez. Efendim böyle diyorsunuz ama şeytanın oyuncağı olan kimseler de var. Onlar dikkat etmeyen, söz dinlemeyen kimselerdir diyor. Böyle murakabeler de dese, seyri süluku, tamamladın da dese, öyle hallere şahit olunuyor ki, Allah'ımız korusun. Demek ki nefsimizin mertebelerini geçememişiz. Yapmış olduğumuz evrad ve ezkar bizde tesir edecek. Bunun için diyorlar, aman istiğfarı okurken Allah'ımıza dönüp tövbe ederken tövbe nedendir diyorlar. Pişmanlık duyun diyorlar. Kalbimizde bir pişmanlık duyun. Ben bu hatayı neden yaptım ya Rabbi, diye bir sızlanın diyor. Bir avlayın. Yerine göre bir feryadı figan koparın ki nefsimizin mertebelerini geçmek için yol alalım.
Bir tevhidi okuduğumuzda hayatımızın her anını tevhid süslesin. La ilahe illallah dediğimiz zaman hükmü Allah'a vererek her ne yaparsak ticaretimizde olur, ziraatimizde olur, her şey. Bir telefon alın onda da olur. Bir vasıta alın onda da olur. Her şeyde. Bir ev alın, işini geliştirin. Hep bunlarda tevhidin hakimiyeti önemli. Ben bu işi yapıyorum ama bu işim Allah'ımın emrine muvafık mı değil mi? Bir kere bu dünya işlerimizin burada kalacağını, biz yapmış olduğumuz amelle Rabbimizin huzuruna varacağımızı tevhidle tefekkür edeceğiz, düşüneceğiz. O zaman olur bu. Sallatü Vesselam'ı okurken Efendimizin ruhaniyeti ile bir araya gelebilmek. Böyle geçilir nefsin mertebeleri yoksa ne olacağız? Bir ölüm tefekkürü dendiği zaman uyku basmaz. Öyle yaparlarmış ki yıkayıcının ellerinin vücuduna temasını bile duyacak halde, duyacak halde olurmuş. Öyle okuyorlar. Öyle tefekkür ediyorlar.
Rabıta da rabıta demek aynileşmek demek. Aynileşmek demek şu zaten herkes de aynileşilemez. Fena fillah olmuş. Nefsinin artık hitap edilen nefis haline gelmiş. Mutmainne haline gelmiş. Ötelerin ötesine geçmiş. Bu halde onun ahlakıyla ahlaklanıyor. Öyle bir şey ki Gerçek, hakikat ehli. Böyle Rabbimize erişmiş ulema-i kiramın yollarını izleyin ki onlar dünya ve ahirette size ışıktır, buyuruyor. Zaten onun hedefi peygamberimize ulaştırmak, o sohbetlerde duyardık. Son derece dikkat eden bir müridin, sadık olan müridin onların gerisinde aleyhissalatu vesselam efendimize o müridini takdim etti. Yani iş boşuna değil, çok önemli bir yoldayız. Nerelere takdim ediyorlar bizim? Kabul olunmamız için. Ondan diyorum, Necip Fazıl diyor ya, üstazı için, bastığın yerleri taş taş öperim diyor. Bu taşları öpme anlamına değil de, böyle bir canı gönülden bir teslimiyet, bir bağlılık.
Abdülkadir Geylani Hazretleri buyuruyor ki, yaptığınız bir işi adet kabilinden yapmayın. Onların dedelerinden de beri bu mekana gidilir gelinirdi demeyin, diyor. Ben bu sayede nefsimin zulmünden nasıl kurtulabilirim? Ruhumu nasıl canlandırabilirim? Çünkü ruh kalbin nefsin esaretinden kurtulması için çaba gösteriyor. Biz kalbimizi sicinden, cezaevinden kurtarmaya çalışacağız. O sicin, nefsin esareti altında kalmasıdır kalbin. Ondan kurtarılması gerekiyor. Çünkü yol Allah'ımıza gönülden bulunuyor. Onu izah ediyor burada zaten. Allah'ımız bir kimsenin kalbini böyle İslam'ı açtığı zaman yakin, kesin inanç meydana geliyor. Bu tabakat kitaplarında da geçiyor. Diyorlar Sufyani Sevri Hazretlerine, efendim çok gençsiniz böyle saçlarınız sakallarınız birden ağırdı. Böyle yaşlı şeklini aldınız. Neden böyle oldu? Bellerinizde büküldü sizin. Arkadaşlarınız hep dip diri ayakta.
Diyor ki benim hocam vardı. Hocam son nefeste kelime-i tevhidi okuyamadı. Bunu gören Süfyan'ın diyor, beli nasıl doğrulabilir? Görüyor musunuz imanın yakin olmasını kesin bir inanç. Es'ad-i İrmîdi Hazretleri iki ay oldu. İman derdi içime girdi, ne olacağım dua edin, diyor. Kalpler dört kısımdır. Biz burada artık huzura eren kalp, bundan olmaya gayret edeceğiz. Bunu bilmezsek, insan hedefini tayin etmezse yürüyemez. Hedefi bir tayin edeceğiz. Allah'ımız kitabı keriminde hep hedefler tayin ediyor bize. Örnek olarak birisi, din Allah'ın oluncaya kadar mücadele edin. İşte gazze. O gazze basit bir yer değil ora. Şimdi imanla küfrün mücadelesi, orada bir avuç dediğimiz Müslüman öyle cihad ediyor ki bu hepimizin üzerine vazife olan en önemli bir görevi icra ediyorlar. Ya hak hakim oldu ya da Allah korusun. Çaba bu, gayret bu.
Filistin öyle Arabistanmış, ondan sonra Filistin'e ait bir yermiş Gazze. Böyle değil. Hep ümmet-i Muhammed'in geri ora. Artık mücadele son. Çok güzel bir idareciyiz. Şunu derdi. Başınız gözünüz yarılmadan gelin yahu. Nasıl başımızı gözümüzü yarmayacağız, saflarımızın belirlendiği zamandır şimdi. Ya hak ya batıl. Bir üçüncüsü yok. Kalbin, fesidün bozulmuş kalp, bu kafir kalbi. Böyle hiç anlamaz. Ne desem duymaz. Böyle bir kalp münafık kalbi. Huzura eren bir kalp vardır. Bu mümin kalbi. Mutmain, huzura Bir de selim bir kalp. Bu da muhabbet ehlinin kalbidir. Bunlar mahbu'b, sevilen Rabbimizin güzide kullarıdır. Mücadelenin ne kadar mühim olduğunu siz hep görüyorsunuz zaten. Bakın mücahitler ne diyor. Yani cihat sadece Filistin'de üç beş diyemem, onlar mübarek insanlar. Zaten kaza namazı olanı içerisine almıyor. Tüm Sünneti Muhammediye'ye son derece dikkatli.
Belki hepimiz çiğnenecek, belki hepimiz öleceğiz ama asla İslam'ı çiğnetmeyeceğiz. La galibe illallah. Velhamdülillahi Rabbil Alemin, El Fatiha.