Kalp ve Dil Terbiyesi ve İlahi Hesap Vereceğimiz kaydında Kitabı Kerim'imiz bütün sahifeleri ve diğer Tevrat, Zebur, İncil'i içine almak suretiyle en müstesna Kitabı Kerim'dir. Mucizesi Kuran'ın kendisine indirildiği ve bütün aleme de o vasıtayla yayılan Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizle insani kamil, insani kamil demek bütün isimlerin, sıfatların, fiillerin…
Kitabı Kerim'imiz bütün sahifeleri ve diğer Tevrat, Zebur, İncil'i içine almak suretiyle en müstesna Kitabı Kerim'dir. Mucizesi Kuran'ın kendisine indirildiği ve bütün aleme de o vasıtayla yayılan Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizle insani kamil, insani kamil demek bütün isimlerin, sıfatların, fiillerin tecellile tecellilerine mazhardır. Artık onun tarifi yok. Onu Allah sevmiştir. Bize peygamber olarak göndermiştir. Sonsuz hamdolsun, şükürler olsun. Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. Küfran-ı nimette bulunur da şükretmezseniz azabım şiddetlidir. Bizim şükredeceğimiz nimetler pek çoktur. Tarifi yok. Lokman suresinde geçen Lokman suresinde geçen Rabbimizin esane ayeti celile bir bütünlük içerisinde onun için hiç ayırmak istemedim. Rabbimiz elem teral görmediniz mi? Hiç şu beyin damarlarınızı açıp da tefekkür dalgalarını çalıştırmadınız mı?
Allah sizi için göklerdeki ve yerdekini hizmetkar kılmış. Ne demek yedi kat yer yedi kat sema ve içerisindekiler saymakla bitmez Allah'ın nimeti hep bunları hizmetinize vermiştir. Önemli önemine binaen kaydettim. İnşallah bulduğunda size gösteririm. Allah'ımızın bu kadar ikramının karşısında bizim ne kadar şükürsüz olduğumuz ortaya çıkıyor şükredenler müstesna. Üzerinize açık ve gizli nimetlerimi bol bol tamamlamakla size, size kainatı hizmetinize vermiştir Cenabı hak. Burada kaydettiğim şu, ayet-i kerimeyi bitirelim. Bununla beraber insanların içinde kimisi de var ki ne bir ilme, ne bir mürşide, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor. Tabii burada tercüme ancak bu kadar oluyor. Yoksa vela kitabi münir dindiği zaman zaten cahiliye devri. Her şey mübah, her türlü hakaret yapılıyor. Zalim zulmediyor, halk, hukuk hiçbir şey yok.
Kitabı münih Kuran Azimüşşan gelince bu beyinlerdeki karanlıkları tamamen kaldırmıştır. Ne yapmıştır? Atalarımızdan devraldığımız din demelerini Rabbimiz atalarımız yanlış yolda olsa da mı buyurarak ilahi kitaba, Rabbimize ve resulüne çağırmıştır. Daha diğerlerine kıyas ederiz, aile hayatı yok zaten. Bak şimdi sanki devrimizi anlatıyoruz. Hani bir yabancı ülkede dahil böyle bir cenaze diyelim. Cenaze gazetelerde, nelerle üzeri örtülmüş. Kaldırıyor gazeteyi, a, bu babammış diyor. İşte alakası bu kadar bunların. Çünkü cahiliye devri. Eğer Kuran-ı Azimüşşan'a gönül verilse de ilahi kitabın nurundan aydınlansa ne yapardı? Cenabı hakktaki hususu beraber zikrediyor. Allah'a ve resulüne itaati bunun yanında da bir rü'l-vali deyin, anne, o diye geçin. Mi? Anne, anne ve babaya itaati, anne ve babaya itaati der, ha babammış. İtahat etmem gerekir, dir. Vesair hususlar da hep bu şekildedir.
Kalp ve Dil Terbiyesi ve İlahi Hesap Vereceğimiz ne anlatıyor?
Kalp ve Dil Terbiyesi ve İlahi Hesap Vereceğimiz kaydında Kitabı Kerim'imiz bütün sahifeleri ve diğer Tevrat, Zebur, İncil'i içine almak suretiyle en müstesna Kitabı Kerim'dir. Mucizesi Kuran'ın kendisine indirildiği ve bütün aleme de o vasıtayla yayılan Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizle insani kamil, insani kamil demek bütün isimlerin, sıfatların, fiillerin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yok çünkü anlatacağız hep cahiliye devri. Ne ana belli ne baba belli, ne evlat, her şey birbirine karışmış vaziyette. Kitabı kerimimizle alem aydınlanmıştır. Rabbimiz bununla beraber insanların içinde kimisi de var ki ne bir ilme ne bir mürşide ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksın. Allah hakkında mücadele ediyor. Bilgisi yok, anladığı yok, gördüğü yok. Bilgisi şu. Şimdi de aynen onlar bizim ayetlerimizi yalanladılar, ve tekberu anha, kibir ettiler. Kibirlerinden dolayı, benliklerinden dolayı Allah'ımızın getirmiş olduğu Kuran-ı Kerim'le bildirmiş olduğu hakikatleri örtbas ettiler. Aynı, şimdi hep kibirlerinden dolayı, benliklerinden dolayı büyük bir enaniyetin içerisinde Eğer şükrederseniz nimetimi arttırırım. Çünkü biz burada kitabı kerimimizin müstesna bir kitap olduğunu, anlaşılması öyle kolay değil ancak ruhani antenlerin, irfan antenlerinin çalıştırılmasıyla mümkün.
Ruhani güçlerin harekete geçmesiyle, yoksa maddi olan şu beyinle anlaşılamaz. Ruhani cihetiyle daha bir derine, daha bir derinine girer. Yani imanda yakine erince, ibadette ihsana, ahlakta ahlakı Muhammediyeye verince ancak anlaşılabilir, aksi halde mümkün değildir. Bilinemez ve çözülemez, hep zahirde kalmaz. Çünkü kitabı kerimimiz daha izah edilmiş değildir. Yedi batın, yetmiş batın daha iç manaları vardı. Yalnız makasıdır. Şer şer'a uymak ve diğer ayeti celîvellerle de örtüşmesi lazım. Hadis-i şeriflere sahih olan Hadis-i şeriflere muvafık düşecek. Bunu söylemekten gayemiz böyle müstesna bir kitap ve efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın tarifi mümkün değildir. Bunlardan dolayı şükredeceğiz. Şükrümüz nedir? Kuran-ı Kerim'in emrine uymaktır. Efendimizin sünneti seniyyesine riayettir. Evliyaullah'ın edebi içerisinde olmaktır. Şimdi iki hususa dikkat çekiliyor hadis-i şeriflerde.
Birisi dil, birisi de namus. Bütün hatalar dil ve namus. Bunlardan meydana geldiği için kelam çok önemli. Zünnu-nu Mısri Hazretleri, Kaddafi Allahü sırra, Bakın, Zünnu Mısri Hazretleri konuşunca irfanına göre konuşuyor tabii, buyuruyor ki bizim asıl riayet edeceğimiz şu dört kelamdır. Hubbü'l Celil, Rabbi Zülcelal'imize sevgi. Böyle basit olmaz o. Bu belli aşamalardan geçmek suretiyle. Şimdi biz Lokman suresinde yirminci ayet celleye baktığımızda semavat-ı arz insanoğlunun hizmetinde kaydettiğimi okuyun. Rabbimiz buyuruyor ki ey ademoğlu, ben seni zatın için yarattım. Zatıma kulluk yapman için yarattım. Yasin-i Şerif'te geçer ya. Bana ibadet et, bana taatte bul. Dosdoğru yolu seçin, eğri yollara girmeyin. İnsanı ben zatım için. Diğer bütün mahlukatı ve kulluk vazifeni en güzel şekilde yapman için sana hizmet tebezdin buyuruyor. Bunun aşaması nedir? Bir kere birbirimizi Allah için sevmek.
Allah için sevmenin ölçüsü iyilik ve takvada beraber olmak ve bu odur Galil müminlerin birbirleri arasında sevgiyi hasıl edip kafirlere buğz kendi arasında şefkati temin etmesidir ve buğz çok kötü bir sıfattır. İnsanın gönlünü karartan bir haldir. Buus. Ve ittibautenzil kitabı kerimimize tam manasıyla uymak ve havfüttahvil, bu da şu demek. Mesela bir devre çok iyi gidiyoruz. Gerçekten kendimizden de memnun oluyoruz. Diyoruz ki namazdaki aşkım, muhabbetim, sonra gece taahhütlerim, mesai görevlerim içim yanarak, gözüm ağlayarak böyle aşkla şevkle yapıyorum. Bu halin değişmesinden çekinmek. Halimizin bir öncesinden diğerinin daha güzel olması, daha iyiye doğru gitmesi. Bu nasıl olacak? Bu elbette ki keseyi delmemekle olacak. Kese delinirse mesela eski cüzdanlar keseye bozuk paralar konuyor, delinirse düşmeye başlıyor. Bir kap diyelim. Kap delinecek olursa içinde su barındırmıyor.
O zaman gönül kabımızı muhafaza itmekle alakalıdır ve halin değişmesinden korkuyor. Dedi ki ya Resulallah kurtuluş ne ile olur. Gal. Aman ha, dilin hakkı bulursun. Dilin yine Yasin-i Şerif'te geçer. Kul halini anlatmayınca Cenabı hak ağzına mühür vurup elleri ve ayakları yaptıklarını ne yapıyor? Konuşuyor. Yani taşları konuşturan Allah bizi konuşturuyor diyorlar. Diline sahip ol, yarın mesul olacağın bir duruma düşme. Biz bu Hadis-i Şerifleri, dille alakalı olan Hadis-i Şerifleri okuduk. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam buyuruyor ki yanlış söz edildiği zaman uygunsuz kelamlar yetmiş bin kulaç cehenneme doğru iniyor. Yetmiş bin sene de deniyor. Hatta dili böyle kilometrelerce mi diyeyim, nasıl diyeyim fersah diye geçiyor, dili arkasına doğru uzuyor, insanlar dillerine basıyor. Çok ağır. Allah'ımız muhafaza buyursun. Ve evinde oturmayı da yeyle. Niye evinde oturuyor?
Eğer yapacağı bir hizmet yoksa çünkü bir kimlik ister. Şöyle bakıldığı zaman insanın gönlünün ısınması gerekir. Gördüğü zaman tiksinme değil. Gördüğü zaman bağrına basacak gibi bir hal olacak. Eğer bir hizmeti yoksa bunda da muvaffak değilse evinde otur. Çünkü Hadis-i Şeriflerde Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bir kimse eğer insanların içerisine karışıp da faydası oluyorsa evinde oturandan daha hayırlı diye geçiyor. Çünkü faydası var, insanlığa faydası var. Hatanı da ağla buyurdu. Ve anlatıyorlardı. Şimdi faiz yok, kötülükler yok. Böyle sohbet halkasında çok ağladıklarını. Böyle yersiz konuşmuyor. Gerektiğinde sükut ediyor. Bu büyük insanların, kamil insanların halidir. Tekrar söyleyeyim. Bu hayırlı kimselerin halidir. Yerinde sükut ediyor. Konuşurken de yerinde konuşuyor. Tam icap ediyor, konuşması gerekiyor. Orada konuşuyor. Bu da en güzel hasretlerden birisidir.
Yani yerini, yurdunu bilmek. Ebu Ali Et-Tekka Hazretlerinin sözü bu, Hak karşısında süput eden dilsiz şeytandır. Hakkı ifade edilecek. Araf Suresi iki yüz dördüncü ayeti celile. Ve ve Huriye'l-kuren, Kuran-ı Azimüşşan okunduğu zaman, Kuran'ı dinleyiniz. Susunuz ki siz merhamet edilesiniz. Esanı. Ahkaf Suresi'nde yirmi dokuzuncu Ayet celle. Bu cinler Kuran-ı Azimüşşan'ı dinlemeye geliyorlar. Rabbimiz Kuran'ı dinleme hazır olunca birbirlerine susun dediler. Burada dilimize sahip olmak Kuran-ı Azimüşşan'a saygı duyma hususunda, esalnem. Taha suresinde yüz sekizinci ayet içinde esenler. Rahman'ın heybetinden Celle Celalühu sesler kısılmıştır. Artık fısıltıdan başka bir ses işitmez. Şimdi ne yapacağız biz bunu? Rahman'ın heybetinden. Allah'ımızın yarattıkları varlıklardaki esrarı seyrederse kişi elbette ki haşyet içerisinde, büyük bir saygı içerisinde olur.
Eğer mahlukattaki sırrı görebilirsek. Mesela bir sudaki letafeti müşahede edebilirsek. Çok. Bitmez tükenmez Allah'ımızın sırları. Bir sinek anlatılıyor ne kadar kalbi olduğu, ne kadar gözlerinin olduğu tarifi yok. Bir sinek bu nihayet. Eğer Rahman'ın heybetinden, eğer o heybeti eğer gönlümüzde taşıyabilirsek, o heybeti bilebilirsek zaten işin en önemli noktası bu. Hani Arifani İlahi ile bizim aramızdaki fark da bu. Onlar bunu görüyorlar. Rabbimizin azamet-i ilahiyyesini seyrettiği için tabi büyük bir saygı içerisindeler. Bunun tarifi olmaz zaten. Hikmet ehilleri hikmete nasıl varis oluyorlar, hikmete nasıl erişiyorlar, bu bir eşyadaki sırdır tabii. Bir sunti ve tefekkür, bir sunt sükut ile ve tefekkür etmek suretiyle. Sunt-u sır, sükut gitmenin sırrı nedir? Terkul iştigali bil madi vel müstakbel. Şimdi geçmişiyle meşgul olmuyor. Geleceğe de kafasını takmıyor.
Bulunduğu hali en güzel şekilde geçirmeye gayret ediyor. Sükutun sırrı budur buyuruyor. Terkü'l iştigal bilmadi vel müstakbel. Böyle geçmişi unutuyor, geleceğe de bel bağlamıyor. Bulunduğu hali dinimizin emrine göre geçirince zaten geçmiş de güzelleşiyor, gelecekti. Muaz bin Ceben radıyallahu anh, insanlarla konuşurken az kelam edin. Çünkü kendini bilmez bir kimse olursa sizi ateşe sürükler Allah korusun. Çünkü hiç olmadık sözleri konuşur. Rabbimizle kelam ne demek Kuran-ı Kerim okumak. Rabbimizle kelam ne demek? Yalvarmak, yakarmak, dua etmek, insanları hayra çağırmak. İbni Mesud Radıyallahu Anh dili hapsetmekten daha uygun bir şey yoktur. Yoksa ulu orta konuşur Allah korusun. Dilin iffeti nedir? Suntuh, sükut etmesidir. Sukut nedir? Lisenül hilm, Hilmiyetin dili sükuttur demiş. Ve sonra şöyle tamamlıyor. Suntul avam, bizim gibi insanların sükuneti nedir? Bir el sine diyeyim.
Dillerimizi uygun sözlerden kurtarmaktır ve suntul arifin, ariflerin sükutu nedir? Gönüllerinin hakkın dışına çıkmamasıdır. Şimdi biz izahlara dalmıyoruz. Böyle mesela birisi söz konuşuyor, diğeri böyle gülmelere, nillere. Bunları hiç açmıyorum, gerek de yok. Biz haklı söyleyelim. Elimizden geldiği kadar riayet edelim. Ve sontu'l muhebbin, muhabbet ehillerinin sükutu nedir? Bir kere gönüllerinin havatir dediği yersiz düşüncelerden muhafazası ama bunun ötesinde ifadeler vardır. Çünkü arifler kalplerini, kalplerini muhafaza ediyorlar. Bunlar ise gönüllerinden geçenlere dikkat ediyorlar. Bu Muhyiddin Arabi Hazretlerinin muhasebesinde var. Mesela yatmadan önce Muhyiddin Arabi hazretleri bunu düşünürmüş. Acaba diliyle yaptığı bey, zaten dili zikrullah'tır. Bunun dışında kalbimden acaba yersiz bir duygu, bir düşünce hasıl oldu mu diye bunu düşünür ve tövbe ve istiğfar edermiş bundan dolayı.
Bak ne kadar fark ediyor. Çünkü bunlar, Şimdi söylediği her sözü amelinden bilecek olursa, mesela ne olacak işte konuştuk, vaktimiz de güzel geçti değil de böyle konuştuğu sözlerin hak olmasına dikkat ediyor. Neden dolayı? Çünkü, Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Bunu bilince, yani yanında bulunan Kiramen Katibin bunları düşününce galne kelam sözünde dikkatli oluyor. Boş konuşmamaya çalışıyor. Konuşurken ancak gerekli sözleri söylüyor. Ancak gerekli olan sözleri, gereksiz sözleri konuşmuyor. Kendisini muhafaza ediyor ve koruyor. Bu konuda az da olsa hadis-i şerifler var, az da olsa. Cenabı halkın ziyade sevdiği amel lisanı mala yani, malayani boş sözler, faydasız. Bunlardan hususiyle kizip, yalan, gıybet, seb, yani kötü söz söylemek, şet, bu da ona benzer, gibi ment edilen hususlardan kendisini korumaktır.
Efdalü sadaka hıfzullisen, sadakanın efdali mala yani haram olan sözlerden lisanı hıfzeylemek, muhafaza etmek, korumaktır. Beni Adem'in başına gelen günahların ek serisi lisanındandır. Yani efendimizin birisinin vefatından sonra onun hakkında sözler söylüyorlardı. Ne biliyorsunuz buyurdu. Haydi boş kelamlar etmişse. Selametini isteyen kimse sond ve sükutu iltizam etsin. Selametini arzu edenler lisanlarını hıfzeylesinler, korusunlar. Malayani'den, sükutiden zat, mehali ki tarihinden hem dünyada hem de ahirette helak olmaktan korunur, muhafaza olur. Şimdi bizim geçmişlerimiz bu gibi hadis-i şerifler hep ezberlerinde olurdu. Bak kısaca hadis-i şerifler. Bunun gibi. Sükut ahlakı hamidenin, güzel ahlakın başıdır. Nutka, nutka lüzumu şer'i olmazsa sükut ulemayı tezyin eder. Yani konuşması icap etmeyen bir yerde sükut etmesi onun için bir ilahi süztür. Cahiller için ise ayıplarını öğretir.
Çünkü ne konuşsa yanlış konuşur. Mesela bir şeye şahit olmuştun, birisi dedi ki Allah'ımızın dedi gönlü kırılır. Efendimiz dedi katiyen böyle deme, Allah için gönül ıtlakı olmaz buyurdu. Allah'ımız hiçbir şeye benzemez. Bunun gibi. Malayani'den sükut ibadetlerin efdalidir. Oruçlunun sükut etmesi tespihun, tespih sevabıdır ve uykusu ibadettir ve duası kabuldur ve ameline de kat kat mükafat verilir. Şu hadis-i şerif hepsi birbirinden güzel önemli. Hikmet ondur. Dokuzu uzlette, yani insanların içerisine böyle günahlı, isyanlı meclislerde bulunmamak, diğer biri de sund ve sükut'tur. Yani mala yani'den boş konuşmaktan lisanını hıfz eylemektir. Bu son kelam bize yeterli. Sözlerinin bir amel olduğunu, yazıldığını, çizildiğini ne yaparsa büyük ve küçük ne varsa hepsinin yazıldığını, kaydedildiğini bilirse boş konuşmaz. Dikkat eder. Ancak zaruret miktarı konuşur.
Böyle Beytullah'taydı bir kıymetli kimse. Sonra öğrendim. Birisi tanışmak isteyince oturuyor Beytullah'a bakıyor ama. Şöyle yaptı, elini diline doğru götürdü. Sonra da Beytullah'ı işaret etti. Dedi ki bak kimin huzurundayız? Her zaman biz Rabbimizin huzurundayız çünkü siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir celle celaluhu. Ve o Cenabı hak mutlak duyuyor ve mutlak görüyor. Bunu bilen bir kimse tabii yanlış yapmaz ve boş konuşmuyordu. Hatta İbni Abbas Radıyallahu Anhüma Hazretleri tek Mekke'de mücavir olmamış, oturmamış Çünkü gönülden geçenler de kaydoluyor diye. Böyle dikkat etmişler. Yalnız bu gönülden geçenlerin kaydı bu hasık sebebiyle olur. Çünkü Rabbimiz bize Al-i İman Suresi değil, Bakara Suresi olacak. Bakara Suresi'nde Mevla-yı Zülcelal'imiz son ayetlerde sana. Rabbi Zülcelal'imiz Hep göklerdeki ve yerdeki Rabbi Zülcelal'imize aittir.
Siz içinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder ve Cenabı hak her şeye gücü eder. Bir kardeşimizdi sabah kahvaltısında. Bir kimseyi işaret etti görüşüyor musunuz diye. Onun da telefonunu kaydetmişim. Görüştüğümde bu Ayet-i celileyi okudu, birkaç Ayet-i celileyi okudu. Onlardan birisi de budur. Dedi bizi bizi sızlatmaktadır bu Ayet-i celille. Çünkü ister açıklasanız, gizleseniz de, paçağa vursanız da açıktan konuşsanız da, gizleseniz de, innehu alimun bidat-i sudur. Cenabı hak ta göğüslerinizdeki, içinizdeki en hafi düşüncelere mutlak alimdir, bilmektedir, görmektedir. Burada içimizden geçenlerden hesaba çekilmeyi şu şekilde izah etmişler tefsirlerde, kastı derse diyor. Yok kastı yok, gönlünden geçiyor, Kalbini Cenabıhakk'a arz ediyor. Ya Rabbi ben gönlüme baş gelemiyorum. Kalbimi muhafaza et ya Rabbi.
Bana hata işletme diyor. Yalvarıyor ama, camdan tutuyor. Sonra temkin halini alınca artık kolaylaşır. Diyoruz ya rayların üzerine vagonları koyunca girer. Bu da mutmainne sıfatı olmadıkça mümkün değildir. Biz ona doğru yol alacağız. Mutmainne sıfatı tamamen kötülüklerin terk edildiği. Eğer gönlünde böyle bir düşünce olmazsak kötü bir düşünce geçiyor ama Allah'ımıza yalvarıyor. Ya Rab ben kendime baş gelemiyorum, sen beni koru Ya Rab diyor yalvarıyor gözyaşlarıylama. Fakat o geçeni yapmayı murat ettiği zaman, o kötülüğü yapmak istediği zaman bundan dolayı hesaba çekilir. Çok baktım Ayet celililere ve tefsirlere bu şekilde gördüm. Dedi ki aman ha gönlümüzden geçenlere de dikkat edelim. Şimdi dilimize sahip olacağız, kalbimize de sahip olacağız. Bu yeter bize. Dilimize sahip olacağız, gönlümüzden geçenlere de sahip olacağız.
Bu sahip olma evrak ve ezkarımıza da son derece riayet dolu ve büyüklerimizin eserlerini okuyacağız. Velhamdülillahi rabbil alemin el facia.