Kalp Terbiyesi ve Ruh Arınması kaydında Fıkıhta bir usul vardır, mutlaka vardır. Tarikatı aliyyenin de usul kitabı diyebilir. Behçetüsseniyye adap risalesidir. Bunu Sami Efendi hazretleri Kayseri ve Ankara'da bulunan aynı zamanda ilim ehli bizzat on iki yaşından beri ilimle meşgul. Zannederim Suriye'de ve Mısır'da bu gibi yerlerde ilim tahsil etmiş. Sami Efendi Hazretleri…
Kalp Terbiyesi ve Ruh Arınması kaydında Fıkıhta bir usul vardır, mutlaka vardır. Tarikatı aliyyenin de usul kitabı diyebilir. Behçetüsseniyye adap risalesidir. Bunu Sami Efendi hazretleri Kayseri ve Ankara'da bulunan aynı zamanda ilim ehli bizzat on iki yaşından beri ilimle meşgul. Zannederim Suriye'de ve Mısır'da bu gibi yerlerde ilim tahsil etmiş. Sami Efendi Hazretleri…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Fıkıhta bir usul vardır, mutlaka vardır. Tarikatı aliyyenin de usul kitabı diyebilir. Behçetüsseniyye adap risalesidir. Bunu Sami Efendi hazretleri Kayseri ve Ankara'da bulunan aynı zamanda ilim ehli bizzat on iki yaşından beri ilimle meşgul. Zannederim Suriye'de ve Mısır'da bu gibi yerlerde ilim tahsil etmiş. Sami Efendi Hazretleri buyurmuşlar ki adap risalesi okuyun. Benim diyormuş odam, artık salon mudur neyse, kitaplarla dolu. Buyurmuş ki adap risalesi oku. Arapçaya çok alışkın olduğu için Türkçeyi pek okumak istemiyor okusa bile. Tat almıyor, lezzet almıyor. Etraftaki Sami Efendimizin seçkin evlatlarından bir araştırmaya girmiş. Demiş ki siz de bu Şam-ı Şerif baskılı o zaman öyle çıkmıştı. Ada Risalesi varsa ondan okuyun. Türkçe kitapları okuyamıyorum. Osmanlıca da olsa ondan okuyayım diye. Her okuyuşta değişir, buyrulur. Yalnız aslını bozulmamamız gerekir, bozulmaması lazım.
Bunu Hasan Hocamız da Rahmetullahi Abdülkadir Adap risalesinde kalp hakkında, yoksa bizim okuyacağımız ayet celle Bakara suresinde altmış birinci ayet-i celile, bu ta yillardan beri bizi meşgul eder. Acaba bundan maksat nedir? Gaye nedir? Cenabı hak bu misalleri niçin veriyor bize diyordum. Kalp bu adap Risalesi açılınca oradan başlamak istiyorum. Kalp, kalp iman, haşyet, inabe, zikir, takva ve selamet mahalli olma bakımından ayeti kerimelerde hususen zikredilmiştir. Biz ulaşacağımız yerlere maddi olan mekanlara ayaklarımızla gideriz, Sonra vasıtalarla gideriz. Bu vasıtalar olsun. Diğerlerini demeye gerek yok. Hava yoluyla gidilir. Fakat ruhi ve manevi olan diyelim ki melekut alemi, ceberut alemi, lahut alemi. Şimdi biz bunun hiçbirisini anlamıyoruz. Ama olsun ama bunlar mevcut. Bunun yanında Cenabı hakk'ın sıfatları var. Mesela esma-i ilahiye sıfatları var.
Yok esma-i ilahiye tecellisi var. Bunun yanında sıfatlarının sıfatı sübutiye diyoruz ya, hayat elim, Semi basar diye devam eden, bunun tecellileri var. Efal-i ilahiyyenin tecellisi var. Zati tecelliler var. Bunun yanında anlatılır bize ilmel yakinin yanında aynel yakin, hakkal yakin, şeriat, bunun yanında tarikat marifet hakikat bunlara yolculuk gönülle olur. Gönül ayaklarıyla olur. Öyle şu zahiri ayaklarımızla olmaz. Gönül ayaklarıyla, kalp ayaklarıyla oralara gidilir. Efendimiz aleyhissalatü vesselamın Miraç hadisesi artık bunun açık misalidir. Gerek beden gerek ruh ile yapmıştır. Her hususta böyle. Çok güzel bir sıralama yapılmış kalbin bunları taşıdığını. Buradan biz anlıyoruz ki demek ki gönül buradaki güzelliklere bakınca selamet yeri buyruluyor. Ayet-i celilede verilmiş Eshable. O gündeki ne mal faide verir ne oğullar. Ancak kalbi selim ile gelenler müstesna. Essavi billah.
Biz bundan anlıyoruz ki kalp selim olan bunu izah ederken Arifanı ilahi şöyle bir izahta bulunmuşlar, ne incinen ne de inciten kalp. Buna dedem Şeyh Musa Efendimiz Hazretleri kendisi ilim ehli bir kişi, dermiş ki incitmemek kolay. Bunu yapabiliriz. İncitmemeye çalışırız ama incinmemek elde değil. Diyor ki otuz sene olmuş, kırk sene olmuş bir söz duymuş. O söz hala devam ediyor. Kırgınım diyor. Kırgınım dedi, belki önemsiz bir söz. Bak ne kadar dedem Rahmetullahi Ali Hazretleri güzel söylemiş. İncitmemek elde ama incinmemek kolay buyurmuş, zor buyurmuş. Bunun misalleri çok, misalleri çok. Biz geçelim onu. Tertemiz bir gönül, arınmış bir gönül, selim olan bir kalp. Artık küfür, nifak, şirk, büyük günah, küçük günah, masiva, katiyen, kötülüklerin hiçbirisi bulunmaz, nur gibi bir kalp diyelim biz. Böyle bir kalbe kim giydirilmez? Böyle bir kalbe hasetlik giydirilmez.
Böyle bir kalbe katiyen Rabbimizin razı olmadığı hellu riş denir, bu manaları ifadeler zaten söylediklerimiz, bunu ifadeler, onlar bulunmaz. Çünkü müminin döndü A'raf suresinde belirtildiği üzere Esanı ve nezana mafi sudur him min rilli, ilahil ayesakallahülam. Cenabı hak onların kalplerinden kin, kibir, hasetlik bunları kaldırmıştır. Sonra kalp için ne buyuruyor? Onlar Allah'ın takva için kalplerini imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük mükafat vardır. Esselam. Kerim. Yanlış okumadık inşallah. Allah'ımız takva için gönüllerini arındırmıştır. Yukarıdan alayım isterseniz. Biz ilk evvela Türkçesini söylüyoruz mahalini, ondan sonra da Arapçasını okuyoruz. Gönlümüze aynen bir arı gibi arı çiçeklere konduğu zaman her bir çiçekten bir bal alıp peteğe onu indiriyor.
Okuduğumuz ayetlerden de eğer kalp varsa oraya da gelecek zaten, gönlümüze her Ayet-i Celileden bir nur binsin istiyoruz inşallah. Yine kalp hakkında, Gaf suresinde otuz yedinci Ayet-i Celile'yi almışlar. Esselamü. Şüphesiz ki bunda kalbi olan yahut kendisi huzur içinde olarak kulak veren kimseler için elbette bir öğüt vardır. Bunu müfessirini izam efendilerimiz bilhassa marifet ehli kimseler şu şekilde bir izah getiriyorlar. Diyorlar ki hayvanlar içgüdüleriyle hareket ederler. Yani aklıyla hareket etmez. Desen ki işte korona denen bir rahatsızlık var. Bu virüse aman bulaşma, insanlardan şöyle bir uzak dur. Hayvanlarla işte bir buçuk veya iki metrelik mesafen olsun, temizliğe de dikkat et, bunu bilmez o. Çok aklı yok. Fakat bu hayvana biz uğraşsak böyle akilla hareket gitmeyi, akilla hareket etmeyi bin sene haber versek anlamaz. Yine aynen bildiğini yapar.
Bu gönül ehli irfan ehli kimselerle bizim gibi insanlar arasındaki fark da buna benzer. Gel işte şu meseleleri irfan gözlüğüyle, hikmet gözlüğüyle, takva gözlüğüyle görelim desek kalbi bu noktada olmayan, bunlara meyletmeyen bir kimse kabul etmez. Der ki akıl bunu icap ettiriyor, der geçer. Yahu akıl derken burada kalbi olan kimseler, kalbinde nur olan insanlar ashabına. Kalbine nur verdiği kimselerde olmayanlar bir olur mu? Gel bunu biz marifetullah ölçüsü içerisinde görelim. Gerçek manada hakkal yakin olarak görelim. Ne kadar anlatsak zor. Biz bunu anlayamayız. Çünkü o bezde tarağımız olmadığı için buyuruyor ki şüphesiz ki bunda kalbi olan, bunda kalbi olan demek mesela baktığında da, duyduğunda da, yürüdüğünde, artık ne olursa olsun taatlerinde de ibadetlerinde hep bu hal ile yapabilmek, gönülle yapabilmek beden yaparken kalbinde iştiraki buna işaret buyuruluyor.
Yine artık ayeti celileden sonra vermeye çalışayım Rabbimizin lütuf ve keremiyle, ikinci sahifenin alt kısmında geçer. Beş tane özellik vardır. Oradan şunu kaydetmişler. İşte size vaat olunan cennettir ki Allah'ın taatine dönen onun ahkamına riayet eden, ne kadar güzel söylüyor ama, işte size vaat olunan cennettir ki Allah'ın taatine dönen yani isyana dönmüyor, kötülüğe dönmüyor, hep ibadete dönüyor. Mesela ticaret işiyle meşgulüz, ticaretimiz var, sanatımız var. O sanatımızda bütün yiyeceğimizin, içeceğimizin helal olmasını tefekkür etmek, düşünmek aman ha helal yiyelim, helal yedirelim, kazanalım Allah için harama gitmeden helal yolları da sarf edelim düşüncesiyle yapmak buna bir dönüşün işaretidir. Onun ahkamına riayet eden, artık koymuş olduğu esaslara, esamına ve ma ta kimen resulü fakuzü Allah'ın resulü size neyi emretmişse onu alın işte hüküm.
Ve mana hakum anmü fentehu neden sakındırmışsa ondan da kasının. Bir advaü'l beyan diye hatırlıyorum. Ayeti celileleri yine ayeti celilelerle izah eder. Hadis-i Şerif'te pek çok daha belki gelecektir burada. Allah'ın taatine dönen onun ahkamına riayet eden ona göre gaybte olan Rahman'dan haşyet duyan bir kalp ile gelen kimselere hastır anlayış biliş kavrayış buyuruyor. Tekrar yine Burada sadece gönülle alakalı olan kısımlarını almış. Cenabıhakk'a imanı size sevdirdi. Ne büyük lütuf bu. Allah'ımız lütfetmese mümkün mü? Cenabı hak kulunun nasıl hareket edeceğini biliyor zaten. Allah'ımızın bize imanı sevdirmesi sadece bununla kayıtlı kalınmaz. İmanın gereği ne ise inandığımız ve nasıl inanmamız gerekirse ona o şekilde teslim olmamız, bağlanmamız, kalben ona yönelmemiz sadece bunu deyip geçmekle olmaz, İnanmakla emrolunduğumuz bütün görevler. Nedir o görevler? İşte Kuran-ı Kerim önümüzde.
Altı bin altı yüz altmış altı ayeti celile hepsi mevcut. Tırnak kesiminden devlet idaresine kadar her şey mevcut. Evet, ve onu kalplerinizde süsledi. Allah korusun kalbin dünyayı da süslemesi var. Şeytanın iva aldatması onunla da süslenmesi var. Nefsin hevası var, arzu ve istekleri var. Onun da onunla da süslenebilir Allah korusun. Yani yok olacak bir gün bitecek olan şu dünya ile evimizde barkımızda arabamızla vesairleriyle evin artık eşyasıdır. Onlarla neyle de kalbimize Cenabı hak korusun? Kirletebiliriz. Kirlettirmesin Cenabı hak. Onun için imanı sevdirdi. Bu bir büyük lütuftur İhsan'dır ve onu kalplerinizde de süsledi elhamdülillah. Biz asıl süsümüzü bu olarak bileceğiz. İşte elbisem güzel mi bilmem filan mı ayakkabım mı derken hiç unutmayacağımız bir hakikat var. Asıl hayırlı olan libasü't-takva, takva elbisesidir. Yiyeceğimiz içeceğimiz işte ikram ediliyor.
Hep bekliyor ikram eden. Acaba teşekkür edecek mi diye. Allah için yapılanda bu düşünce olmaz. Biz ne ile midelerimizi bu yiyecekle doldururken, gönül midemizi de marifetullah ile İbrahim bin Ethem hazretlerinin buyurduğu gibi marifetullah ile doyurmaktır. Füyuzat-ı ilahiye ile duyurmak, varidat-ı ilahiye ile duyurmak, ah o füyuzat-ı ilahiye kalbimize girse. Şimdi diyoruz ki yağışlar yok, ne olacak diyoruz. Mesela barajlar korumaya başlıyor. Bunların sebeplerinden birisi veren önemlisi gözümüzün koruması. Kalbimizin ilahi hazlarla neş'e duymayıp ibadet ve taatin zevkinden uzak, şehevi arzularla dolmasından dolayı, menyette villah yecallehu makrace, Cenabı haktan tam manasıyla korku hasıl olmayınca bize de kurtuluş mümkün olmuyor. Onlar o kimselerdir ki, ayeti celleyi hüküm esamul iman, işte bizim en çok çalışacağımız ve gerçekleştirmek için uğrayacağımız konu bu.
Allah'ımız kalplerine imanı yazdı buyuruyor. Yazı buzun üzerine de yazılabilir, suyun üzerine de yazılabilir, mermere de kazılabilir. Öyle bir iman yazılacak ki kalbimize marifetün fil kalp, kalbimizde Allahu Zülcelal'i tanıyabilmek, onun nimetlerini bilebilmek, kalbin bunları hissedebilmesi, duyabilmesi, kalbe imanın yazınıp tat ve lezzetinin alınması. Evet, bu şekilde izah etmiş. Sonra biz okuduğumuz ayet-i celileye geçebiliriz. Bir daha ayet-i celile zikretmiş burada müellif hazretleri, rahmetullahi Eshamri. Bu da Kehf suresinde on sekizinci ayeti celle. Kalbimi kalbini zikrimizden gafil kıldığımız kimseye itaat etme. Yani onların yollarına gitme. Terk edin anlamına deyin. Selam verirsiniz. Selam veririz, hal ve hatır sorarız ama lahubali olma durumuna girmeyiz.
Çok kıymetli Sami Efendi Hazretlerinin evlatlarından Adanalı Hasan Efendi, onu bazı yerlere davet ederlermiş, gönül gözü gören bir kimse. Orada haram hissettiğinde dermiş ki ben oruçluyum. Ben oruçluyum dermiş. Niye? Oruçluyum demesinin sebebi şu, insan dinleyenlerden güç alır, kuvvet alır. Şimdi oruçluyum demesi ben böyle haram yemekleri yemeye oruçluyum anlamına söylüyor. Niyetliyim diyor. Ben haram yememeye şüpheli taamlar yememeye niyetliyim şeklinde ifade ediyor. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız kimseye itaat etme. Yani gönlümüzde bir imanın da tadı, ibadetin de tadı. Füyuzatı ilahiye dedik ya biz onun gönle yağması, gönlün arınması durulması temizlenmesi kalbin verimli bir hale gelip yapılan saatler sanki bir tohum gibi kabul edecek olursa atıldığı zaman onun meyveye durmasıdır.
Selefi Salihin Allah'tan gayrı ne varsa cümlesinden alakalarını keserek kendilerini onunla meşgul olmaktan alıkoyacak şeylerden tecrit ederek kalplerini muhabbetle doldururlardı. Rabiatü'l Adeviyye annemiz buyuruyor ki insanlar Allah'tan kopup dünyaya daldılar. İşte bugünkü halimiz. Bazen soruyorum, diyorum ki oturup kalktığımız kimseler hiç ahiretten konuşurlar mı? Yok diyorlar. Çok sordum böyle. Hiç dedim o taraftan anlatılır mı? Eskiden böyle vaizleri neyi çok dinlerlerdi? Pek radyoda azdı. O görsel cihaz olmadığı gibi o da azdı. Yani o vasıtayla bu FM dalgalarıyla, neleriyle verilmiyordu? Camilerde dinlerlerdi. Hocalarımızı dinlerler. Gelirler mahallelerine, onu etrafındaki insanlara akşam misafirleri olursa anlatırlardı. Şimdi böyle oldukça efendim Rabbimizin sevmediği bir hal arz ediyor. Buraya kaydettim, Allah'ımız neyi sever diye fırsat bulursam söylerim.
Eğer dünya sevgisinden kurtulsalardı buyuruyor rabyatü'l Adeviyye annemiz onların kalpleri melekut aleminde cevelan edip hiçbir yerde bulunmayan faydelerle döneceklerdi. Bu ne demek? Bir gün, faiziydi, İslami Efendimiz otururken ruhu kendisinden çıkmış. Ben demiş bir yolculuğa giriyorum. Döndükten sonra demiş ki sana iki tane hediye getirdim. Burada diyor ki melekut aleminde Cevelaniler uçardı ve birçok faydalarla da dönerdi. Sana diyor muhabbet ve rıza gibi iki tane hediye getirdim diyor Allah'ımızın muhabbeti ve rıza hali. Hiçbir kul yoktur ki başında iki gözü bulunduğu gibi kalbinde de iki gözü bulunmasın. Baş gözleriyle dünya işlerini, kalp gözleriyle de ahiret işini görür. Mesela biz de Zikrullah'ta olalım, biz de hayırlı meclislerde olalım. İşte işin çok. Şu işimi bir bitireyim. Allah'ımız böyle buyurmuyor. Esselamü, ricalün la tuhüm ticaretun vela beyona zikrillah.
Ne bir ticaret ne de bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Geçen anlatacaktım. Diğer mevzular girdiği için anlatamadım. Şimdi Rabbimiz lütfederse anlatmak istiyorum. Bir hanımanneyi ziyarete gittik biz. Yalnız kalmadık orada. Zaten yaşlı. Hatırını sormak için yillarca rahatsızlık içerisinde vardık. Öyle bir edep gördük ki yaşlı olmasına rağmen torunlarına dedi ki hemen benim örtümü getirin. Örtüsünü getirdiler. Onun içerisinde oturdu. Sami Efendi Hazretlerinin kelimei muhteremeleri annemiz bir apartmanları var. Kendileri oturuyor. Aşağıda da işte damadıdır, torunlarıdır. Aşağı hata ineceği zaman çarı'nı istiyor. Anne diyorlar senin bu evlatların, torunların hayır hayır Allah'ımızdan haya ederim diyor. Evet, bize şunu anlattı. Ben diyor Hacı Hasan Efendimi ziyaret ettim. Buyurmuşlar ki kızım, sen de Evrad ve Ezkarını al.
Zaten onu biliyorsunuz, kadınları devamlı kendisinden uzak tuttuğu malum. Ben diyordum ki diyor işte işimi gücümü bitireyim, işte kızın evlenmesi işte vesaire dünyevi işlerimiz. Hacasen efendimizden ders alayım. Buyurmuşlar ki evladım düşün, bir sürü var, koyun sürüsü var. Başında çobanı var. Bunun yanında o sürüyü muhafaza için köpekler var. Fakat bir koç var ki o yalnız dağlarda otluyor. Ne kadar koç olsa bile kurt onu yer. Çünkü önünde bir çobanı yok yok vesaire. Evrad ve ezkar almak suretiyle kalbini muhafaza et buyurmuşlar. Böyle anlattım ama onun anlatışı çok güzeldi. Bizzat yaşadığı için söylüyordu. Halid bin Sa'dan rahmetullah aleyh der ki hiçbir kul yoktur ki başında iki gözü bulunduğu gibi kalbinde de iki gözü bulunmasın. Baş gözleriyle dünya işlerini kalp gözleriyle de ahiret işini görür.
Allah bir kulun hayrını murat ettiği zaman o kulun kalp gözlerini açar ve Allah'ın ona gaybte vaat ettiği şeyi görür. Eğer Allah onun için başka bir şey murat ederse onları olduğu gibi bırakır demiş. Bizim bir hac seferimizde, hatırlarım Karadeniz'i ismini vermek istemiyorum, mahcup düşer belki duyunca. Niye verdi diyebilir. Böyle dua etti. Duasında bir söz şu şekilde geçti. Dedi ki biz dedi Efendimiz aleyhisselatu vesselamı görseydik yaşantımız böyle olmazdı dedi. Yani görmüyoruz dedi. Onu bir görsek hayatımıza istikamet veririz ve düzelmeler başlar diye ifade etmişti. Kalplerin üzerinde kilitler mi takılı ayeti celile kıtal suresinde geçiyor. Kalplerin üzerinde kilitler mi takılı ayetini okudu. Ahmet bin Hadraveyh'tir ki kalpler kaplar gibidir. Hak ile dolduğu zaman Hakk'ın nurları bütün azayı, cevariyi nurlandırır.
Batıl ile dolduğu zaman da batılın zulmeti bütün cevariyi yani azaları karartır diyor. Burada İmamı Şafii Hazretleri burada geçmiyor da bir mübarek sözünde öyle nakil buyuruyorlar. Eğer hak ile meşgul olursanız batıl sizi istila edemez diyor. Siz rabıtalı olursunuz, zikirli olursunuz, kötü bir düşünce geleceği zaman hemen istiğfardı salatü selamdı tevhiddi bununla meşgul olursanız batıl sizin gönlünüze giremez demek istiyor. Evet, kalbe arız olan havatırı defedip bunun salahını ibadetlerden başka medar olacak hiçbir şey yoktur. Sehl bin Abdullah buyurur ki içinde Allah'ın sevmediği bulunan bir kalbe nurun girmesi haramdır. Zünnun-u Mısri kalbin bir saatlik salahı, temizliğini muhafaza edebilmesi için edebilmesi insü cinnin ibadetinden efdaldir. İçinde resim ve heykel bulunan bir eve melek girmezken içinde Allah'tan gayrı evsafı bulunan kalbe hakkın şevahidi nasıl olur da girer?
Hazreti Ömer Radıyallahu Anh'ın evladı Hazreti Abdullah devesini satarken kendisine satmasaydın daha iyi olmaz mı denildiğinde kalbimin bir şubesini meşgul ettiği için onu satmam lazım. Ben kalbimin Allah'tan başkasıyla meşgul olmasını istemem dedi. Bu ayeti celileye geçelim. Es-Salihbillah. Siz ise şöyle demiştiniz ey Musa aleyhisselam, biz böyle bir çeşit yemeğe sabredip katlanamayacağız. Yedikleri tam şu, yedikleri tam bıldırcın eti, kudret helvası. Böyle olduğu halde diyorlar ki biz buna katlanamayacağız. Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın. Bir tanesi, üstadımız anlattı, iki ay diyor benimle bulundu, bilemediğiniz için diyorum bunu. Hatırlasanız bile söylemezdim çünkü hatırlayamazsınız da bizi. İki ay diyor yanımızda ibadet ve taatle bulundu, boynunu Mevla'ya büktü. Ondan sonra değişti diyor.
Beni görmedi diyor, sözünü işitiyorum. Yahu ne gıybet var. Ne dedikodu var. Bir şey söylesen gıybet deyip ağzını kapattı bunaldım demiş. İşte bunu ifade ediyor. Bu gibi halleri. Böyle zikir meclislerinden neden haz almıyor? Zikredenleri de sevmiyor. Çünkü artık azaların şekli değişmiş. Mesela bu misali vermekten çekinmeme rağmen biraz daha edepli bir tarzı ifade ederek, tarza büründürerek söylemek istiyorum. Bazı uygunsuz yiyecekleri tadanlar var. Uygunsuz yiyecekleri tadıyor. Eğer insanın gagası değişecek olursa öyle olur. Kalp gagamız zikrullah'tan uzak olursa sohbetten zikirden murakabeden rabıtadan hayırlı meclislerden hayırlı insanlardan inşallah kurtuluruz. O hayırlı zümreyle beraber olmaya gayret ederiz. Bunu Mevlana'mız da anlatıyor. Bir tanesi bayılmış düşmüş. Bunu ayıtmak için güller, çiçekler, menekşeler artık neyse en güzel kokularla burnuna temas ettiriyorlar ayılsın diye.
Herkes toplanmış nasıl ayrılacak diye ellerini ayaklarını sallıyorlar, mümkün değil. Onu tanıyan birisi şöyle bir bakmış, Avucunun içerisinde bir şeyler sıkıştırmış. Burnuna koklatmış. Kendine gelmiş. Demişler ki sen Hızır mısın? İlyas mısın? Danyal mısın nesin sen? Ben ne Hızır'ım ne İlyas neden? Danial. Yalnız bu da bahçe bir adam. Geri temizlemekle meşgul o pis kokuların içerisinde. Gül bahçesinin yanından geçerken geçerken o kokuya tahammül edemedi. Avucumun içerisindeki bir gübredir demiş. Bak, aslını yine söylemiyorum. Şimdi elhamdülillah Allah'a hamd ediyoruz ki biz Kuran-ı Kerim'in kokusunu almak istiyoruz. Onun için eğer hafızsak en az günde bir cüz. Yoksa yine bir cüz okumaya gayret ederiz. Çünkü bizim meşgul olduğumuz işler boş işler çok zaman alıyor.
Biz hep böyle aman ha kardeşlerimizin yapsın yerine getirsinler diye azalta azalta azalta bir türlü kullandığımız ilaç bizi tedavi etmiyor. Ondan dolayı artırmamız gerekiyor. Dozajını artıracağız ilacın. Zikrullah'ın yapmışsa bir daha yapacağız. Kuran-ı Kerim okuyacağız. Hep hayırlı işlerden meşgul olacağız. Batıllardan uzak olacağız. Kalp aynamız parlasın ve cilalansın. Yoksa böyle kalacağız. Böyle hayırlı meclislerden daralan, bunalan kimseler aynen bu misale benziyor. Biz diyor, kudret helvası, bıldırcın eti bunlar Allah'ımızın büyük bir lütuf ve ihsanı. Bundan usandık diyorlar soğan istiyor, sarımsak istiyor. Demek ki ibadet ve taatin yerine kakleti tercih etmek bunun anlamıdır. O zaman Dediler ki Rabbine yalvar da bize yerin bitirdiklerinden bakla acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın.
Şöyle bir diz çöküp, istiğfar-ı şerifi okurken yüzlerimiz ıslansa, kalplerimiz nedamet duysa, tevhidin hazzını atsak, salatü selam ile Efendimizi bulsak iyi olmaz mı? Essahna. O zaman Musa Aleyhisselam siz hayırlı olanı şu değersiz şeylerle mi değişmek istiyorsunuz? Öyleyse Mısır'a girin, inin yani şehre demek istiyor. Zira orada kendiniz için istediğiniz vardır demişti. Çünkü Yahudiler Mısır'daki kölelik hayatını ve ahlaksızlık ortamını özlemekteydi. Allah muhafaza buyursun. Bu nedenle onların üzerine horluk ve yoksulluk damgası vurulmuş ve Allah'tan bir gazaba uğramışlardı. Bu kuşkusuz Allah'ın ayetlerini inkar ve nankörlük etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. Yine bu belaları isyan gitmelerinden ve sınır çiğnemelerinden dolayı yani Allah'ımızın koymuş olduğu esasları çiğnemelerinden dolayı hak etmişlerdi buyruluyor.
Rabbimiz yine ayeti celilelerde sonra, hayır ey insanlar, doğrusu siz çabucak gelip geçeni seviyorsunuz, ahireti ise bir yana bırakıyorsunuz. İmam Gazali Rahmetullahi El-Bari Hazretleri bir alem sizi buyuruyor helaka götüren hataların başı dünya muhabbetidir. Ne güzel söylemişler, el karda gönül yarda. Ve rasu esbabı necatihuve asıl kurtuluşumuzu temin edecek olan da yani boş. Mesela çokça yaşayan hayat süren kimseler bakın vefat ettiği zaman bir nefes. Hayat bir nefes. Ne gelmiş ne gitmiş. Bir tip gidiyor hayal bu alem aldatıcı dünya aldatır. Çünkü yeşildir ve tatlıdır buyruluyor. Eğer siz huzur istiyorsanız, Allah ile buluşmak istiyorsanız, bu dünyada da olur da biz geçelim artık. İlla bitahsili muhabbeti yyivel-ünsibih fitdünya. Şu dünya bizim için Esrar Elbillah Hazretleri buyurduğu gibi buyuruyor ki dünya muhteremdir. Çünkü biz bu dünya vesilesiyle ahireti kazanacağız.
Siz iş gününde mesela iş gününde bir kimseyi sabah tutsanız yemek yiyorsunuz, diyorsunuz ki şöyle biraz daha oturalım, bir kahve de içeriz, bir sohbet edelim, onu öldürürsünüz. O saat sekizde artık hangi vakitse dükkanını iş yerine açacak, orada orada müşterilerin gelmesi suretiyle rızkını temin edecek yoksa ne evinde rahat edebilir ne gezmesinde ne dolaşmasında hiçbir şeyden haz alamaz. Hani ibretle gezmek suretiyle yalnız. Vela tahsiliu muhabbet illa bil marife, muhabbeti de diyor ancak Allah'ımızı tanımakla elde edersiniz. Vela tahsiliu'l marife illa bir devam edin. Allah'ımızı tanıma nimetini de ancak bir devamil fikir. Ve la tahsiliul marife illa bir devamil fikir. Tefekkür etmek düşünmek suretiyle. Ve la yahsilül üns, siz Allah ile dostluğu da ne ile temin edersiniz? Bil muhabbeti ve devamül zikir bir an yapıp bir an tepfeyh, yani bizim dünyamıza mani olacak hiçbir şey yok.
Neyse artık bir siz anlıyorsunuz bilirsiniz. Devamlı Rabbimizi zikir ve ona muhabbetle bu dostluk olur. Siz diyor bunu temin etmek isterseniz kalbinizi tamamen muhafaza edip ünsiyet, Allah ile dostluk ve muhabbetin temini ancak ne iledir? Kalbin Rabbi Zülcelal'imize sevgisi iledir. Dünya muhabbetini tamamen ikna ediyor zaten. Tamamen terk etmek, söküp atmakla mümkündür. Ve la yekavu delke illa bir terk ilidati dünya ve şehevatia. Eğer dünyanın şehevi arzu çok güçlü bir istek demek. Bu baş olma arzusu da olur. Ondan sonra dünyevi arzu da olur. Bir kadına olan ilgi ilgi de olur. Dünyanın geçici süslerine de olur. Bu da diyor. Bu da eğer bunu tamamen terk etmezseniz mümkün değildir ancak terk ile hasıl olur. Ve la yümkünü, terkül müştehiyat illa bir kamış şehavat, şehevi arzuları kaldırırsanız siz yapmış olduğunuz taatten de zevk duymaya başlarsınız.
Şimdi siz buyuruyor, siz buyuruyor şehevi arzu ile yanan bir kalp, yanan bir kimse eğer Allah korkusuyla yanacak olursa onu yok eder. Aynen şunun gibi, mesela ateşi suyun söndürmesi gibi Cenabı hakk'ın korkusu bir su olarak kabul edecek olursak o korku suyunu atmak suretiyle kurtulursunuz. Neye değer vereceğiz? Biz konuya daha yeni giriyoruz ama uzatmayacağım inşallah. Sizin beğenip böbürlendiğiniz mal ve çocuklar dünya hayatının geçici, çekici süsüdür. Sürekli baki kalacak ve yarar sağlayacak olan salih davranışlardır. Yani salih amellerdir diyor. Bu şekilde turşulara vermiş. Yani bizim öldükten sonra yanımızda, sağımızda, solumuzda, başımızda, ayak ucumuzda çünkü hadis-i şeriflere göre söylemeye çalışıyorum biiznna Teala, bulunacak olan nedir? Allah'ımızın razı olduğu amellerdir. Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır.
Salih ameller ümit ve temenni edilecek yüksek makamlar bakımından da daha hayırlıdır. Salih ameller buyuruyor. Artık riyas-ı kibr-i vucubenni hiçbirisi yok. Sırf Allah için niyeti de düzgün bu şekilde rızayı Mevla'yı kast ederek samimi bir tarzda yapmakla hazır olur. Gale caferüssadık rahmetullah aleyh el babiyetü saliyyat ve tevhit, bu da tevhitdir buyurmuş ve gale Yahya bin Muaz rahmetullah aleyh el babiyetü saliyyat hiye, nasihatül halk, İnsanlara Allah için düşmüş olduğumuz bataklıktan kurtarmak için yapılan nasihatlerdir demişlerdir. Daha burada Rabbimizin sevdiği ameller olarak ele aldığımız konu biraz mevzuyu değiştirecek. Cenabı hak yollarından ayırmasın Ehlullah'ın. Bizi kendisine muhib kullarından eylesin. Habibini 7 kullarından eylesin. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.