Kalp Terbiyesi ve Ruh Arınması kaydında Bu cemiyette hem de kendi yaşantımızda, ev hayatımızda, ticari hayatta her türlü yaşantımızın alanında biz hem iyi haller görüyoruz hem de uygunsuz tavırlar müşahede ediyoruz ve düşünüyor insan acaba bu cemiyetin bozulmasının sebebi nedir? Bu cemiyet neden bu hale geldi? Halbuki bizim atamız Adem Aleyhisselam bir peygamberdir. Hepiniz…
Bu cemiyette hem de kendi yaşantımızda, ev hayatımızda, ticari hayatta her türlü yaşantımızın alanında biz hem iyi haller görüyoruz hem de uygunsuz tavırlar müşahede ediyoruz ve düşünüyor insan acaba bu cemiyetin bozulmasının sebebi nedir? Bu cemiyet neden bu hale geldi? Halbuki bizim atamız Adem Aleyhisselam bir peygamberdir. Hepiniz Adem'den aleyhisselam, o da topraktandır diye buyuruluyor. Sonra ruhumuzun babası Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz. Böyle güzel değerler varken Kuran-ı Azimüşşan gibi bir Kitabı Kerim bizim Peygamberimize inmişken sallallahu teala aleyhi ve sellem, bu kadar enbiya, evliya, ulema, meşayık aynı zamanda sulaha, salihler, sadıklar varken neden biz bu hale geliyoruz? Hani sevilmeyen bir hal arz ediyoruz. Bunu düşündüm ve şu hatırıma geldi. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, insanoğlunun, insanoğlunun göğsünde bir et parçası var.
Bu salih olursa bütün vücut salih olur. Bu bozulursa bütün vücut bozulur. Aynen bir ülkenin başkenti gibi. Eğer başkentte oturan kimse zalimse en ücra yerlere kadar zulmünü icra ediyor ve gösteriyor. Eğer salih olursa o salah hali, o düzgünlük hali her tarafa yayılıyor. Aynen bunun gibi. Kalbimizde büyüklerimizin ifadesini söyleyeyim burada. Efendimiz Hazretleri iman baş vekil olursa diye buyururdu. İşte güzel ahlak da onun bakanları gibi olursa o zaman beden ülkesi de bütün dünya, dünyada salaha erer. Yok eğer Allah korusun küfür hakim olursa, şirk hakim olursa, ismini hiç demek istemiyorum, İblis. O ve onun avaneleri, kötü ahlak, onların baş, bakanı, bakanları gibi bunlar bulunursa tabii her taraf bozulacaktır. Burada kalp hakkında Ebubekir El Verrak Hazretleri. Ebubekir El Verrak Hazretleri velilerin de terbiyesiyle meşgul olan bir kimse. Olur mu yani velilerin bir terbiyesi?
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar. Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyem de ne güzel oldu. Bu Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a risalet ve nübüvvet ölçüsü içerisinde. Allah'ın öyle kulları olur ki edebini, erkanını Halıkı Lemyezev'den alır. Mümkün mü? Elbette mümkündür. Çünkü rahmanın has kulları diye buyruluyor. Bunlar nasıl eğitiliyor? Bunların okuluydu, ondan sonra masasıydı, sırasıydı, defteriydi, kitabıydı, ne oluyor? Bunların mektebi, sırası Emir Buhari Hazretleri'nin sözüdür. Ulemai Kiram karşısına oturdu, dedi ki öyle şeyhlik ne yapamaz. Bizim bazı sorularımız var. O sorularımıza cevap verirse, hepsini cevaplayıp da onların hayran kaldığında şunu söyler. Babam ifadesini kullanırmış, tevazuundan dolayı. Babam bir kimsenin medresesi arşı azam, hocası fakri alem Salli Allahu Teala Aleyhisselam.
Olursa ondan bu güzellikler, ondan bu ilim, bir fan, hikmet, marifet zuhur etmez midir? İşte bu. Bunların masası da sırası da defteri de kitabı da bu. Emir Sultan'ın, Kaktüsallahu Sırra, hulefası var, halifeleri. Onlardan bir tanesi de Ali dededir. Mesela bu altı yaşında. Hocası, annesi bunu Kuran kursuna vermiş. Fakat üç ay olmuş hiçbir şey öğrenemiyor. Nihayet hocası annesine gelmiş, demiş ki, anne bu yavru hiçbir şey öğrenemiyor. Bir Elif bağ cüzünü bile talim ettiremedik. Bununla beraber olanlar Kuran-ı Kerim'e geçtiler. Şimdi okuyorlar. Belki hıfzlara başladılar. Bunun böyle hayatı böyle geçmesin. Bir işe verin bunu. Sanayide kaportacın olur, ne olur, bir yerde çalışsın deyince ana öyle bir samimi ki evladım Kuran yolunda gitsin ve gelsin. Bu samimiyetinin neticesi hadise çok uzun. İki melek onu büyük bir huzura götürür.
Kalp Terbiyesi ve Ruh Arınması kaydında Bu cemiyette hem de kendi yaşantımızda, ev hayatımızda, ticari hayatta her türlü yaşantımızın alanında biz hem iyi haller görüyoruz hem de uygunsuz tavırlar müşahede ediyoruz ve düşünüyor insan acaba bu cemiyetin bozulmasının sebebi nedir? Bu cemiyet neden bu hale geldi? Halbuki bizim atamız Adem Aleyhisselam bir peygamberdir. Hepiniz…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Dediler ki evlat seni öyle bir huzura götürüyoruz ki şu edeplere dikkat et. Efendimizin huzuruna varır, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sadece bir eliftir ve gönderirler. Anasına der ki ana Kuran-ı Kerim'i okuyayım mı? Fatiha'dan başlayıp nas de bitireyim mi? Anne tefsirini de yapayım mı? Efendimizin bir elif demesi, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Üstatımızın biliyorsunuz yakınlarından birine damadı Mahmut Efendi'ye, derler ki Mahmut beni bütün hocalar dinliyor. Mesela Tahir hocamızı biliyorum. Üstadımız geldiğinde de ayağa kalkardı, ayrılırken de ayağa kalkardı. Şu sözünü hiç unutmam. Sultan, sultan gördü böyle. Ziyaretçilerine öyle demiş. Dünya ayakta duruyorsa Hacı Hasan Efendi gibi kimseler sayesinde ayakta duruyor. Böyle kendisini ispatlamıştır. Bilirsiniz Kayseri'de dilimde derya İbrahim Mekan hocamız ayaklarına kapanıyordu. Tahir hocamızı biliyorsunuz.
Daha çok devrin müftüleri, o zaman ama müstesna. Şimdikilere de ilminden dolayı saygımız var tabii. Diyorlar ki biz ilmimizi ta dışarılarda bırakıp öyle onun huzuruna oturuyoruz diye. Alimi sen bildiğini unut nadan ol diye de bir şiir vardı onların huzurunda. Onlar orada, hani beyinlerini açıp da Mürşid-i Kamilimiz ilim doldurmuyor. Huzurun da alacaklarını alıyorlar. Kayseri'den bir doktor gelirdi. Üstadımızın yaşlarıyla hemen hemen aynıydı. Yani isim vermiyorum. Derdi ki efendim sohbetinizde neşve var, neşve. Biz akümüzü dolduruyoruz, bir ay yetiyor, tekrar geliyoruz. Nedendi onlar diyor Mahmut oğlum nedendi? Bak gelip dinliyorlar. Neden efendim deyince harflerin talimini bana Resulullah yaptırdı diyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Hey Rabbim, bunlar neden böyle oldu?
Şimdi Ebubekir Velrak Hazretleri gerçekten müstesna bir Allah'ın bilim, irfan, hikmet, marifet verdiği bir kimsedir. Allah'ın sevgili kullarının en büyüklerindendir, dünya ile ilgisi yok, bu olmaz zaten. Neden olmaz? Diyelim ki, diyelim ki adam en yüksek bir makamda bir Reis-i Cumhur, Reis-i Cumhur kalkıp da bir okulun hademesi olmaz. Allah ona payeyi lütt etmiş o ikramda bulunmuş. Bunlar marifetullah'ta yükseldikçe yükselmiş. Bu halden dolayı onların gözüne Rabbimizin dışında olan bütün ne varsa her şey çok basit görünür. Bir buğday tanesi kadar kalplerinde yer işgal etmez onların. Cennete anlatsanız, der ki Cemalullah varken bana cennetten anlatma dediler, yoksa cenneti küçük gördüklerinde neden değil? Büyüklerimizden bizzat öne buyurur. Elimizde, eser elimizde İmamı Askalani. Hazretlerinin bize diyor cennetin bile tadı yok. Eğer Cemalullah olmasa diyorlar.
Buna gelişen bir kimse dünyaya değer verir mi? Cennet bile öyle, cennetten anlatsan yoruluyor. Ahmet bin Hanbel Hazretleri ahbil ni anillah diyor Bişr-i Hafiye yalın ayak gezen bir zat. Bu hile değil, bak noktalı değil. Hile olunca noktasız yalın ayak demek. Allah'ımızın nurunu müşahede ettiği için yalın ayak geziyor. Medine'de de tanıyorum böyle bir kimseyi, yalın ayak gezdiğini. Bunlar bu irfana ermiş kişi derler bilmediğinin cahilidir. Mesela itiraz olur, o halde olmayınca olur. Bu nasıl bir şey? Mesela biz Seyit Burhanettin Hazretlerini okumuştum. Onu anlattım biiznillahi teala. Namaz kıldırıyor. Yalnız rükuda secdede çok kalıyor. Cemaate demiş ki bak benim namaz kıldırışımı gördünüz. Secdeden kalkamıyorum bazen. Durdukça duruyorum. Bir imam bulun kendinize. Deyince hayır, biz senden başkasının arkasında kılmayız demişler. Bir gün namaz kıldırırken Allah deyip yere düşer.
Kendisine gelince sebebi sorulur. Kuran'ı indirenin sadasını duydum der. Ne kadar itiraz edersen et. Bizim kıymetli bir kardeşimiz huzurunda otururken efendim bu ilim neredendir? Bu ilmi ben rahlenin önünde otururken şu bildiğiniz hocalardan değil, sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizden aldım der. Biz bunu istiyoruz. Yani çırpındığımız bu. Yani bu nimete inelim, bu nimete kavuşalım. Ebu Bekir Velrak Hazretleri'ni okuyunca kendimizden geçmememiz mümkün değil. Neden? Buyuruyor ki, şimdi hayatını uzun boylu anlatmaya gerek yok. Kendisi Müsned sahibi Ebu Abbas Tirmizi'nin dayısıydı. Ahmet bin Hadrevey ve Muhammed bin Ali hakimiyet Tirmizi gibi büyük alim ve evliyanın ders ve sohbetlerinde bulunmuş. İlimde kendisine erişilecek gibi değil. Diyor ki ben diyor amel defterim verildi, baktım ki öyle bir veli ki bu zat velileri yetiştiriyor.
Baktım ki diyor orada amel defterimi elime alınca simsiyah oluverdi defter diyor. Nasıl düşünmeyiz, nasıl etmeyiz. Sonra Cenabı hak bir hata işledin, ben onu gizlemiştim. Gizlemiştim o hatayı. Yine de gizliyorum deyince nurlanmaya başlamış. Kendisi söylüyor. Şu kabristanda diyor ölenlerin ancak diyor onda biri, onda biri imanla gitmiştir, diğeri tehlike diyor. Nasıl korkulmaz? Hep bunda hatırıma şu geldi okuduğumda, burada hasır hoca diye kıymetli bir kimse varmış. O hayvanına biner, bineğe diyeyim, düzgün bir kelime olsun. Heybesinin birisine kefenini korumuş. Böyle müttaki. O mahallesinde üstadımızın, bak üstadımızın diyorum, Yani değeri mahallenin de kasabanın da sultanımız demek istiyorum. Ahmet Özkan Konya'da, Mevlana'mızın böyle senei devriyesinde Konya, Mevlana, Mevlana, Konya deyişini hiç unutmam. Yani memleketimiz, şu dünya onlarla tatlanmıştır. Yoksa ne olacak?
Bak bizim çok hocalarımız var. Profesördür vesairdir, sağ olsunlar, var olsunlar severdik biz onları, imanlarını ama gelir üstadımızın dizinin dibine otururduk. Neşemiz ondaydı. Onunla görüşen okul arkadaşlarımız var. Gerçekten ne tat almışsa hala o zevk ile duruyor ve pek çok hizmetler ediyordur. İnsanlar, bak alimler peşinde pek dolaşmıyor. Aşıklar peşinde dolaşıyor. Görüyorum. Hep bunları arıyorlar. Onlarla oturup kalkmak onların gönüllerine Cenabı hakk'ın indirmiş olduğu nurdan, ilimden istifade etmeye çalışıyor. Hep bunlar görülüyor. Kendisi heybesinin bir gözüne kefenini koyuyor. Buraya geldiğinde, üstadımızın mahallesine geldiğinde yaz günüymüş. İşte bu mevsimler, artık haziranın yirmi birinde, gecenin en uzun günleri ya, böyle bir vakit de gelmiş. Herhalde biraz konuşmuşlar. Demiş ki yatacak olursam uyur kalırım, namaz geçerim. Bir köşeye şöyle bükülmüş. Sabahı bekliyor.
Böyle bulmuşlar bunlar Mevla'yı. Dermiş imanıma dua edin, imanıma dua edin. Üstatımızı hatırlamamız lazım. Esad Erbili Hazretleri'nden anlatırlar. İki mahvoldu buyuruyor. Esad Erbili Hazretleri iki ay gönlüme iman korkusu girdi. Dua edin buyuruyor. Hele bir sözü var, hepimizi düşündürür. Kelime-i tevhidi okumaya alışıyorum. Bu ne demek? Kelime-i tevhidi bilmiyor mu? Bilmez olur mu? O kelime-i tevhidin şuhud olmasını söylüyor. Evet. Böyle bir ilim ehli ve Hızır Aleyhisselam'ı çok istiyor. Hızır Aleyhisselam'la görüşmek istiyor. Bu görüşmesini de söyleyeyim isterseniz. Bunların ilimlerini bir kere o kaynaklardan almış. Şimdi dışarıdan doldurma ile suyundan istifade ettiğimiz kuyular da var. Ne kadar doldurduysak o kadar su çıkar. Ama bu içinden kaynıyor, içinden kaynıyor. Hızır Aleyhisselam'ın ilmine Musa Aleyhisselam hayran kaldı. Bak üç tane esrar gösterdi ona.
Eğer sabretseydin diyor binlerce gösterecektim diyor. Gerçekten şuna kani olalım. Biz Yunus Emre diyor ya okudum bildim deme. Gerçekten, yemin etmeyeyim alışkın değilim. Gerçekten çok doğru söylemişim. Okudum bildim deme. Benim en çok hayret ettiğim şu olurdu. Bazı bilenlerin üstadımız konuşurken ellerini şöyle bir şakağına mı götürür diyeyim böyle düşünür. Buna çok hayret verdim. Ya sen otur oturduğun yerde bir kere onun hocasıken, onun talimi nereden dinleyelim de istifa edelim onu, hangi kalıba koyacaksınız? Şimdi kantarlar var. Kantarlarda odun tartılır. Kalkıp da odun tartılan kantarda altın ölçülmez. Altunun kendine mahsus terazisi vardır. Mevla ona değer vermiş. Bunların tarifi yok. Onun için, Cenabı hak benden başkasını, başkası onları tanıyamaz buyuruyor. Allah'ımız tanımama belasını vermesin bize. Tanımama belası. O nedir? Zahirini görür, dışını görür.
İç alemi gösterir mi bize? Haber verir mi? Onda hep sükut ederler. Bize bir kimse gelirdi bu şarkışlar tarafından. Sonra Ankara'ya niye geldiler? Orada vazife yaptılar. Sami Efendimiz de üstadımızın görüşmesinde o kimsenin sözü geçti. Bak ne dediler? Telsizimiz dediler o zat için. Aralarındaki kendilerine mahsus bir konuşma. Şahit oldum orada telsizimiz diye. Bize geldi, bu zat hiç namazda elini dizlerine koyamazdı. Artık nasıl bir hal ise hep yukarıda tutardı. Efendimiz mani olunca diyor, efendim siz bu hali bilirsiniz, gelin mani olmayın. Bu Medine-i Münevvere'ye girerken arabayı kullanıyor, minibüsle giriyorlar. Gireceği zaman ellerini kaldırmış böyle. Kaldırmış. Hep bağrışıyorlar aman abi aman abi, eller havada. Araba geliyor. Daha ötesi var bunların. Yok değil, bunlar afaki değil, bunlar hakikidir. Gel bunlara kulak verelim de insan olmanın yolunu bulalım biz.
Yazık yani, insanlığa yazık. Bu hale getirmeye Evliyaullah'ın şu manevi neşesini onlar da tassın, biz de tadalım. Bunlar ilim ehli insanlardır, irfan ehli insanlardır. Okumadığımız kitap yok ama onların efendim varırım ama ben ilim ehliyim, ilimden mahrum kalırım. Bunları da çok gördüm, işi gücü rast kesin hepsini. Hepsinin işi gücü rast kesin ne güzel insanlar inşallah. O ilim hakiki olunca Arifani İlahinin de kadri kıymetini bilir hale gelirler. Nasıl olur? İmamı Azam'ın rahmetullahi aleyh Şeybanı Rayiye iltifatı gibi bir çobandır nihayet. Mezhep imamlarından müracaat edenler var. Diyorum ya, Bişr-i Hafiye Ahmet bin Hanbel Hazretleri ah bir nianillah, bana Allah'tan haber ver ya pişir diyor. Bak istediğine bak. Şimdi insanların arasına girelim. Ne konuşurlar? Ne konuşacak? Biraz yağış olmuyor.
Yağışlar olsa da şu ekinlerimiz, işte diktiklerimiz genişse, bu sene meyveler şöyle, ondan sonra ticari hususlarımız, oradan hastalıklar konuşulur, konuşulmaz diğer konuşulur ama manevi hastalıklarımızdan konuşan çıkmaz. Hep oradan buradan, boş. Altı boş çözer. Efendimiz aleyhissalatü vesselam mübarek hayatında Ashabı Kiram'dan biri vefat edince onu senaya kalkanlara buyurdu ki, boş konuştuğu sözlerden acaba nasıl kurtaracak kendini diye buyuruyor. Düşündürüyor tabii bizi. Hepimizi düşündürüyor bu. Ancak bunu biz arz ettiğim gibi velileri de yetiştiren Ebu Bekirir ve rock gibi kimselerin sohbetiyle olur zikriyle. Ne yapalım, nerede bulacağız? Rabıtasını yapalım. Üstadımızın rabıtasıyla inşallah Allahutaala zaten Cenabı Hak'tan isteniyor. O yolla gelişmeye gayret edelim. Ancak böyle olur. Yetişenlerin hepsi öyle bak, mezhepte, mezhep imamlarımız öyle. Mezhepte müçtehid olanlarımız öyle.
Bu adap Risalesine bakarsak, orada mesela Hanbeli mezhebinde olan birçok alimler bu güzel yolla alakaları var. E, görüşeceğimiz konuya geçelim biz. Ebubekir Elverrak Hazretleri ne buyuruyor? Elvin altı hali vardır. Dedik ya biz gönül iyi olursa işlerimiz de iyi oluyor. Bakıyorsun evdeki hayat da güzel oluyor. Bir kadının dahi yemeği pişirmesi bile tatlı oluyor. Üstadımızın anneleri onu çok sena ederlermiş. Eğer bir yemek hazırlayacak olursa tadına doyamazlarmış. Şimdiki gibi tatlandırıcılar, et suları bilmem filan yok. O baharat çeşitleri bilmem filan hepsi hazırlanmış bir şekilde bir kapta ondan neden attığı yok. Bismillahirrahmanirrahim diyor. Ben annemizi gördüm. Validemizi gördüm. Şöyle bir çömlek. Üç buçuk sene, öyle büyük de değil, bir çömlek. Üç buçuk sene yağı oradan temin etmiş, yarısını da satmış. Gözlerimle gördüm.
Bismillahirrahmanirrahim, benim elim değil Fatıma annemizin eli diye. Hala o doğuda ihvanlarımızdan vefat et bunlar. Anlatırlardı, o annemizin o çorbası neydi diye, o şehriye çorbası, neydi o annemizin yaptığı çorbadaki tat ve lezzet diye, gerçekten? Tadını ve lezzetini onun gönlündeki aşk ve muhabbet temin ediyor. Biz bir yere gittik. Hocaları davet etmişler, biz de bulunduk. Biz de dedik ki orada yeneceği için fazla yemeyelim. O zaten ikramını görmüş olalım. Kabul yani haya ettiğim için söyleyemiyorum bazı sözleri. Yani biz neyiz ki demek istiyorum. Oturduk, az bir ekmeğin ucundan aldık, karnımız doydu, yemenin imkanı yok. Çünkü iş bozuk, iş bozuk. Ticari hayat bozuk ve rızık da temiz olmayınca yiyemiyor insan. Bizim Mürşid-i Kamilimiz benim karnım bilir buyurdu yiyecekleri, içecekleri. Bir gün bir davet ettiler. Davet ettiklerinde davet edilen eve değil de başka eve giriverdi.
Görüşüyorlar bir sıcak suların bulunduğu yer. Yine demiyorum böyle bir kimse belli olur diye. Efendimiz zahiren duymuyor ama konuşuyorlar. Tabaklar o günde işte. Kayık tabak olacak. İstanbul usulü yemek vereceğiz, konuşuyorlar. Üstadımız Hazretleri geldi. Sohbetini müteakip tabii yemek hazırlanmış. Çok konuştular ama şöyle hazırlanacak, böyle hazırlanacak, direkt yürüdüler. Hemen önüne geçse, efendim yemek hazır yemem. Ondan sonra, efendim siz bir lokma alın da biz teberrüken devam almadı. Çok böyle. Bir yerde dondurma ikramı ederler, bunu Tayfur abimiz çok iyi bilir. Böyle onu geçtikten sonra derhal atmış. Efendim niye? Faiz var buyurmuş. Ankara'dan bir evladı üstadımızın kendisini bu kasabadan şeye götürecek, Ankara'ya gelmiş. Aksaray'da da bir mola verilmiş, ikram edecekler Üstad Hazretleri'ne. Benim de diyor karnım aç.
Yalnız diyor sohbet esnasında mutfaktaki yemeğin kokuları burnuma geldi diyor. Oh derim diyor. İyice bir karnımı doyuracağım derim diyor. Geliyor diyor etlerin, nelerin, pilavların kokusu. Fuat diyor, Efendi Hazretleri hiç iltifat etmedi. Haydi gidelim demiş. Benim karnım aç diyor. Araba da buyurmuş ki şoförumuzun karnı aç, şu pastalardan verin. Ben diyor, pastayla neyle doymam diyor. İlla yağlı, börekli, böyle yemekler olacak. Durdum durdum, dayanamadım diyor. Efendim o kadar güzel yemekler hazırladılar ben. Neden yemediniz? Oğlum kerametimi benim ortaya atma dedi diyor. O yemeği hazırlayan haize idi. Nasıl yiyebiliriz demiş. Efendim, böyle dedi diyor. Kendisini Adana'da Mükremin Efendi ruhu şad olsun, davet etmiş. Tabii Ramazan-ı Şerif, çorbalar vesaire yiyecekler gelecek. Bakmış, önüne peynir, zeytin, reçel, o günlerde çok kıymetli.
Böyle olmasına rağmen buyurmuş ki Mükremin, hani davet ettin çorba vesair, türler yok. Efendim Sami Efendimiz Hazretleri hanımınız uygun bir halde değilse yemeğinden yemeyin çünkü kalbiniz kararabilir. Onun için kendi elinizle tevekkül edin, yiyin. Detayiflerinize mani olur diyor. Ebu Beklinin İlberrak hazretlerini anlatmak bu demek işte. Hızır aleyhisselam demiştik. Yanıyor Hızır aleyhisselamı göreyim diye. Kabristana çok girermiş. Kabristana çok gider, gitmiş kabristana. Kabristana giderken kendisi bir yüzle Kuran-ı Kerim okuyor. Orada Muğ gibi bir zatı görüyor, konuşuyorlar böyle, konuşuyorlar. Yalnız o insan çok hoşuna gidiyor. Aslında onların bir kokusu da gelir. Burunlarına gelir daha. Konuşmadan önce o belli olur zaten. O belli olur. Efendim siz kimsiniz? Sen Hızır'ı aramıyor muydun ben? İşte buyur aleyhisselamı. Yalnız bir cüz Kuran-ı Kerim okuman gerekirdi, onu unuttun diyor.
Anlatmakla bitmez Allah'ımızın yüce velisi. Kalbin altı hali var buyuruyor. Hayatün, mevtun, sıhhatün, segamun, yakavatün ve nevmün. Nev uyku hali, yakada uyanıklık, segam hastalık hali, sıhhat hali, yani sağlam, ölüm, ölür bir kalp ve hayat bulan kalptir. Kalbin hayatı nedir? Elhude, hidayettir. Baza suresinin ilk ayeti nedir? Baza suresinde ilk ayet Esselamna. Müttakilere yol gösterecek olan kitabı kerim. Mesela biz Ramazan-ı Şerif'ten okuduk, ondan sonra bir bıkma diyelim. İnşallah olmaz da bir bıkma hali. Böyle el ayak kalkmıyor gibi, okunacak, yeter, bugün de iki sayfa yeter. Bu neden oluyor? Bu tabii kalbimizin halinden olur da, eğer hidayete ermemişsek, ermemişsek bize her şey zor gelir. Bak yirmi liraya kadar teravih namazını kıldık diyelim. Yatsı namaz da zor gelir. Sünnetini nasıl kılacağım, nasıl edeceğim diye. Ama hidayete ermiş bir kimse ise doyamaz o. İşte bu.
Bizim asıl erişmeye gayret göstereceğimiz bu. Buna mani olan nedir? Eğer bulabilirsem size bir hususu göstermek istiyorum. Neden böyle oluyor? Biz neden bu nimetlerden mahrumuz derseniz, onu araştırdım. Mani olan bize bu gibi nimetlerden mahrumiyetimize sebep olan dilimizdir. Yoksa gerçekten bazen ibadet ve taatli olanlarımız var, fakat zevk alamıyorum diyor. Bunu çokça duyuyorlar bize. Efendim zevk alamıyoruz, hani ne dersimizden ne zikrimizden bir tat yok. O tadın olmaması şu dilimizdir o bizim. Bunun için özellikle aldım hadisi şerifleri ve galen nebiyu sallallahu teala aleyhi ve sellem essuntu seyyüdü'l ahlak. Ahlakın efendisi sükuttür. Allahu Zülcelal'in azabından bizi koruyacak ve ahlakımızı güzelleştirecek. Hikmetin, hikmetin esaslarından ve bu yolun en önemli kaidelerinden birisi bizim riyazatımıza, nefsimizin ısrarı için çalışmalarımıza yardımcı olacak nedir? Sükuttur, değil.
Hayır sözde bile az konuşmak. Buraya Sami Efendi Hazretleri gelmişler, dedem buyurmuş ki Hasan Efendi evladım, onu Esad Erbili Efendimizden çok sever. Bazı gazellerinden, sözlerinden oku. Mesela La hali tayfun serafil kevni mintil Kaibedir. Aşk u ezcebem girifti goft. Ya heze edir. Sormam artık pire saki. Ayıe imana nedir? Leblerim söyler civanım, onca irana nedir? Gözlerin eyler işaret, nergisi şehla nedir? Bunun gibi söyle diyor. Bunun bir hatırası var bizde. Kayseri'den efendimiz Hazretleri'yle geliyoruz. Arkada oturuyorum. Birden hatıramla gelir. Hiç düşünmediğim bir şey. Bana dedim, bir ilahi okusa, ilahi de okuyamam zaten. Aman yarabbim, böyle bir günlüğüme geliverdim, bir ilahi oku desin. Derhal anında nasıl belli olmuş. Bir hizmet döndüler, oğlum bir ilahi oku. Okuyamam zaten. Aldım, bunları okumaya başladım Messadi Erbili Hazretleri'nin.
Ham değilmiş hamdi olmak seyri gülşenden cüda. Neşe var yadında derler gül feda bülbül feda. Şimdi şeyh-ı asırdan duydum şu yolda bir nida. Dergehi piri müvende, hakim payü'l esada, o zaman idrak edersin rütbe I bala nedir? Şu konuştuklarımızın hülasası bu ışık. Hamdi Yazır hocamız üç mısra daha üst kısmına eklemiş. Şeyhı asır diyor, asrın şeyhinden duydum. Mürşid-i kamilin kapısında toz toprak olmaz, olmaz bunlar diyor. Toz toprak mı olacağız? Edebiyle, erkani ile ahlaklanacağız demek bu. Yoksa bu toz toprak olmak değil. Yanlış anlaşılmasın. Allah'ın izniyle hep cevaplarını bunun şeri esaslara dayana dayana Allah'ımızın lütfuyla veririz. Dikkat edelim, bunlar zamanın kutupları, put bu alzam. Ey gönül aldanma yarın ahdine, peymanına, Aşık oldur ki kılar canın feda cananına. Meyli canan etmesin, her kim ki kıymaz canına. Sureti zibayı hayaldir aşkın. Giriyeu efkandadır zevki cefali aşkın.
Var ise pervanedir ancak zevki cefali aşkın. Devam eder. İla ahir-ı işi. Sami Efendi hazretlerine oku deyince, Hasan Efendi bu dönemde Lebak letaifler neler geçiliyor, bununla da meşgul olmayın, aman iç alemimize dönelim, böyle insani kamil olmanın yolunu tutalım. Zaten birkaç görüşmesinden sonra derhal hilafete onu layık görür. Daha askere gitmeden önce görür görmez. Zaten kalp gözleriyle müşahede ediyorlar. İmamı Gazali Rahmetullahil Barri bari size gereken buyuruyor, sükut. Ancak imkan nispetinde mecbur kaldığınız zaman. Sıddıy-i Azam radiyallahu anh efendimiz dilinin altına taş kurmuş. Uygunsuz bir kelime söyleyecek olursa bastırırmış. Çok almışım. Hemen okuyayım, geçeyim isterseniz. Yani hikmetler doğar. Gönlünde de dilinden de o akar. Ve gallilun failiu ama bunu uygulayan çok az. İzahları var. Ahlakın efendisidir sükut.
Evet, bu mizah hakkında aleyhissalatü vesselam efendimiz, ben de mizah, şaka kelimesini kullanamıyorum mu? Ne denecek sonra? İyi bir şey, söylensin. Mizah, söylediğim hep haktır buyuruyor. Mesela bir çocuğa denk gelmiş. Evladım deve yavrusuna binmeye hiç çekinmiyor musun? Ya Resulallah ne deve yavrusu? Üç yaşında. Üç yaşındaki deve de bir devenin yavrusu buyurmuş. Bunun gibi hak. Essabru nusul iman. Bir değişik. Demek ki önemli olanları hepsi önemli ve kaydediyorum ıslahımız için. Bak nefsim tabii. Velyakinu nul iman küllu, İmanda yakın hepsidir diyor. Allah. Ne güzel. Kelamlar söylemiş. Evliyaullah konuşsun yeter ki. Biz bunun hasreti içerisindeyiz. Bak okumuyor değiliz. Belki kitapları burada görüyorsunuz, bir kısmını görürsünüz. Hep böyle el yazması olanlar da var. Hep Arapça eserler. Tefsirlerin adedi belirsiz. Hadis-i Şerifler fıkha dair üstlenemezsin değil mi? Dolu.
Bunu böyle bir iftihar şeklinde söylemiyorum. Yani kitaplarla olmuyor. Biz kitapları deviriyoruz da onlar nefislerini devirmişler. Onu söylemek istiyorum. Bu mevzu hakkında bayağı uzun, bayağı uzun. Nasıl uyanacak ona bakalım biz. Kalbin hayatı hidayet üzere olmak, ölümü de dalalettir. Kalbin sıhhati temizliğidir. Kötülüklerden arınmasın, nefsani arzu ve isteklerden. Hastalığı nedir? Hiç. Önemsiz değerlere gönlü bağlamaktır. Uyanıklığı nedir? Zikirdir, zikirle uyanır. Uykusu nedir? Kalbin uykusuzluk gaflet halinde olmasıdır. Bunu olsun, iyileştirmeye gayret edelim. Hayatta olmasının kalbin sebebi nedir? Amel ve taate meylidir. Ölü olması hilafıdır. Sıhhatli olması ibadet ve taatten duyduğu hazdır. Hastalıklı olması bunun tersidir. Uyanıklığı, uyanıklığı, kulak ve gözdür. Kulağımızın hakkı duyması gözünü hakkı görmesidir. Bu şekilde bir husus daha almışım.
Eğer vakit çok geçmişse şey yapamam, söyleyemem. Yalnız burada çok önemli gördüğüm kardeşlerimiz zikir ehli diye düşünüyorum Allah'ımızı zikrederler. Şöyle bir kayıt gördüm. Dil ile yapılan zikir, dil ile yapılan zikir. Buna aşru emsaliya, bir de on misli mükafatlar. Eğer kalp ile olursa yedi yüz misli. Bir de kalbin Cenabıhakk'a muhabbeti temin edilmişse o ölçüye, tartıya gelmez. Bize ne gerekir? Bize gereken uzlettir. Uzlet böyle kendimizi şeytani bir hava, nefsani bir arzu ve istek ve halktan uzaklaşmaktır bir müddet. Velgio açlığı tercih etmektir ve Seher istediğimiz gibi nefsin arzu ettiği gibi uyumamaktır. Bir de bu açtığım yerlerden kalp hakkında tamamlanmadığını biliyorum. İmamı Cafer es Sadık Gatdesallahü sırrı Hazretleri kalp hakkında şunu ifade buyuruyor. Hüve makamul marife, kalp marifet makamıdır. Cenabı Hakk'ı tanıyan bir yerdir. Kalp nedir? Hüvel mümin.
Müminin, imanın merkezidir. Müvaşşid, tevhid ehlidir. İhlas, kalpte olur. Takva, kalpte olur. Sadece meal olarak diyorum. Hüvel vera, hakkımın korkusu Celle Celalü. Zühü dünyaya muhabbet etmemek, huvel mukin, kesin inanç. İrfan orada olur, amel orada olur. Huvel emir, o bir komutan gibidir. O ne derse azalar ona uyar. Bu şekilde ifade edilmiş. Daha pek çok, daha pek çok. Burada bu söylediğim Abdülkadir Geylani efendimiz, Hades Allahü Sırra, Ebu Talibül Mekki Hazretlerinin var. Haz, hazaneti min haze inil melekut, Melekut aleminin hazinelerinden bir hazinedir. Bir üstada göre de Allah'ımızın nazar ettiği bir yerdir. Zaten onlar Ondan başka bir yere de ne bakarlar ne de ederler. Cenabı hak şefaatlerine mazhar kılsın çok, onların sözleri, Ariflerin kalbi, zikrin mekanıdır.
Dünya ehlinin kalbi tamah, aşırı dünya hırsı, zahitlerin kalbi, tevekkül, Allah'ımıza teslimiyet Celle Celalühü, ona güven, ona dayanmak. Fukara, kalbinde Cenabıhakk'a karşı bir yokluk arz eden kimselerinki kanaattir gönlünde olan. Tevekkül ehillerinde rızadır. Bir devam eder. Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatü vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine, ehline ashabına, peygamberanizan ve piranizan, bütün geçmişlerimizin mümin, müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif.