Kalp Terbiyesi ve Manevi Gelişim kaydında Böyle elleri mis gibi kokarmış, mübarek zaten. Elleri mis gibi kokarmış. Deneme bayağı bir yardımcı olmuş. Bu aşağı şey var. Karamanlı, sokağı var. Orada üstadımızla geçerken demiş Hasan efendi babamla geçerken buradan bir güzel koku hissederdim. Seninle acaba demiş bu kokuyu alabilecek miyim? O kokuyu almışlar manevi bir koku. Orada bir…
Böyle elleri mis gibi kokarmış, mübarek zaten. Elleri mis gibi kokarmış. Deneme bayağı bir yardımcı olmuş. Bu aşağı şey var. Karamanlı, sokağı var. Orada üstadımızla geçerken demiş Hasan efendi babamla geçerken buradan bir güzel koku hissederdim. Seninle acaba demiş bu kokuyu alabilecek miyim? O kokuyu almışlar manevi bir koku. Orada bir evliyaullah varmış. O karamanı sokar. Tabii siz bilmezsiniz. Nasıl tarif etsem acaba? Bilemezsiniz. Orta Uran niye varmadı? Şimdi, orada boynu eğri bir Evliyaullah varmış. Boynu bükükmüş o velinin. Onun manevi bir kokusu gelirmiş. Bunu deyince şu hatırımı erdi. Bir kabir, Bir kabir. O kabrin taşı her zaman eğri dururmuş. Demişler, o taş niye eğri durur? Halbuki düzgün böyle buyururlar taşı. Neye, o evliyaullahın hayatta da başlığıyla bir tarafa eğikmiş. Demek ki, onların halleri eşyaya da yansıyabiliyor. Eşya da ondan etkilenebiliyor.
Dedem rahmetli vali hazretleri, kırk beş gün kadar, Esad El-Dildiği Hazretlerinin Kelami dergahında kalıyor. Sonra o Kelami dergahı bu Hoca Mustafa Paşa'nın O dergahlar dokuz yüz yirmi beşte kapanınca, dergahlar kapandı. Filafet kaldırıldı. O bazı inkilatlar bu, kıyafet inkilap bilmem ne filan. Onlar şeye geçmişler, Eventöy'de Ziya Paşa Köşkü diye Ziya Paşa'nın hızı, Behice annemiz çok müstesna bir annemizmiş. Yani anlatmakla bitiremem. Şurada size bu Sami efendimizin okumuş olduğu eserden bir bölüm var, gönülle alakalı. Onu okuyayım diyorsunuz. Böyle annemizin eski evler de böyle betonle değil, tavla betonle değil herhalde. O tahtadan, tahtalar nasıl sergiliverelim ki bunu böyle ağaçtan bunlar ne derler, ne derler, ahşap bir bina. Ahşap bina. Annemiz yukarıda yürürken o tahtaların böyle gıcırtısı duyururmuş. O gıcırtısından ihvan bol feyiz alırmış. Öyle bir anneymiş o.
Hani bunu hiç garip görmeyeli, yani bizim başta nefsim olarak bunları yaşayamadığımız için bize garip gelir. Tahtiğe basacak da tahta cızır diyecek. Aşağıdan feyiz alınacak. Bu bize garip gelir daha. Şimdi bu annemiz Esad Erbil'i hazretleri Erbil'den, Erbil biliyorsunuz, Irak. Irak'tan şeye geldiler, İstanbul'a. Onlar kendi eliyle gelmez. Kendi eliyle de gitmez. Onlar hep Hızır Aleyhisselam'la alakalı, ricalü'l-uvaip'le alakalı, yaptıkları işe, şu niye şöyle oldu, bu niye böyle, şunu niye itti denmez. Onlar seçilmiş kimseler. Allah'ını seçmiş ve onların tabii etrafını anlatmakla bitiremeyiz biz. Kimlerin bulunduğunu. Bize bir zat gelirdi Kayseri'den. Böyle ayakkabısını çevirmek için çıktık. Hacap kullanacağımız var. Dedi ki efendimizin dedi yanında oturanı gördünüz mü biz bir şey görmedik. Dedik ki efendimiz oturduk sohbet buyururlar. Dedi ki yanında oturan dedi Hızır aleyhisselam dedi.
Kalp Terbiyesi ve Manevi Gelişim kaydında Böyle elleri mis gibi kokarmış, mübarek zaten. Elleri mis gibi kokarmış. Deneme bayağı bir yardımcı olmuş. Bu aşağı şey var. Karamanlı, sokağı var. Orada üstadımızla geçerken demiş Hasan efendi babamla geçerken buradan bir güzel koku hissederdim. Seninle acaba demiş bu kokuyu alabilecek miyim? O kokuyu almışlar manevi bir koku. Orada bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bazen bu Zitullah'ta geçiyor ya, Hızır yanında görünür şeyhim diye. Tabii bu gözü olanlar için. Zaten bunlardan mahrum olsak dünya bitmiştir, Allah korusun dünya bitmiş. Bunların hürmetini ayakta duruyor. Hadislerle bunu ifade ederiz. Kuran-ı Kerim'de ayetler, itiraz kesmesin kimsenin gününe. Şu söylediklerim hep ayet hadis meali. Oradan alana. Gelmesin. Bu sıkıntı verir insana. Şimdi Kuran-ı Kerim'de iki yerde geçeriz. İki, yormayın yani. Bu ikinci cüzde bir kısmının hürmetine diğerlerinin üzerinden Cenabı hak bela ve musibeti kaldırıyor. Ayet Celle bu. İkinci cüzde baktığımız zaman görürsünüz. Hadisi şerifte var. Aleyhissalatü Vesselam verilmiş. Son zamanda buyuruyor insanların değeri kalmayacak. Böyle Allah koşusuymuş, gözyaşıymış, kalpteki bir neden bunlar diyor yok. Olmayacak. Allah'ımız da diyor rahmet nazarıyla bakmayacak diyor.
Eğer rahmet nazarıyla bakarsa hayırlı kimseler, hayırlı kimseler hürmetine Cenabı hak, Cenabı hak onların hürmetine, rahmet nazarıyla bakıyor. Şimdi Esad Erbili Hazretleri Irak'tan Erbil'den İstanbul'a geliyoruz. İstanbul'da bir otelin balkonunda diğer bir yere nasıl olduysa nazar buyurmuş. Onların nazarları Onlar Allah'ın nuruyla bakarlar. Onun için eğer karşıda alıcıda da bir iş varsa, alabilecek kuvvet varsa etkisini yapar. Bu Kayseri'de Naim amca diye birisi vardı. Kendisi hocaydı. Naim hoca diyor. Evinde bulunduk, bize bir hadiseyi nakletti. Sami efendimiz hazretleri Kayseri'yi teşvik etmiş. Orada, reşha diye Allahu alem bir yere misafir olmuş. Velev sahibine buyurmuş ki, böyle fazla bir yemek yapmayın, yapmayın, bir pilav olsun yeter buyurmuş. Yanında işte salatası vesaire. Buradan diyor oturuyoruz. Otururken Sami Efendi hazretleriyle böyle kapı diyor açılacak diyor belli.
Kapı açılacak. Benim diyor gönlüme geldi. Kapı açıldığında eğer Sami Efendi hazretleri o cihete bakarsa o gelene en azından ilim verilir diye görünüme geldi diyor. İçeriye diyor, onu biz tanıyoruz, bizim hocamızdı o. Şimdi isim vermek iyi olmadığı için demiyor. İçeri girdi diyor. Sami Efendi hazretleri gayri ihtiyacı kapılarını içeri girince nazar bulmuşlar. O kimse diyor kafası çalışmayan bir öğrenciydi. Çok kısa zamanda hafız oldu diyor. Bir nazar. Üstadımız hazretleri birisine hafız oğlum diyor. Hafız oğlum deyince diyor, ben diyor hafız değilim ki diyor. Anlatsam bitmez. Hafız değilim diyor. Altı sahifeyi günde ezberler döndü diyor. Bu evliyaullah'ın nazarı bize olmaz mı? Hepimizin rabıtası var. Rabıta da olmaz olur mu? Konya'da bir amca üstadımızın çok hoşuna gider. Oradaki görevli der ki efendim onu size anlatayım ben. Yaşıca da bir zat.
O evradına kalkan rabıtasında, muratefesinde aleyhissalatu vesselam benden teşrif bul diyor. Öyle bir algı ki, yani bu bizim için olmaz değil. Bunlar yakın da değil. Siz yakın olursunuz Allah'ın izniyle. Sizin üzerinize hiçbir söz getirmiyorum. Kendi şahsıma alıyorum biz uzağız. Yoksa siz Allah'ın izniyle yakınsınız. Şimdi bu bizim kasabanın köylerinden birinde ye köyde bizi. Oradan Mehmet amca, Mehmet Bendi, ismini de vereyim onu. İstanbul'da ziyarete girecek Sami efendimizi. Üstadımız buyuruyor ki, Mehmet Efendi eğer tahta kalede nalburiye mağazasında defter tutuyorlar Samirendi Hazretleri, orada görüşürsen teveccühe mazhar olmazsın çünkü işi olduğu için. Eğer hanesini de ziyareti versin, teveccühe mazhar olursun. O tabii cami gönülden istiyor bir teveccühüne evliyaullah'ın nail olayım diye. O bin sene çalışsak biz onu elde edemeyiz. O tevevçürün nuru müstesna tabi.
Nereden alacağız bunu? Bunu efendimiz aleyhisselatu vesselam benim sadrımda ne varsa onu subd eğitim sadrına verdim buyuruyor. İnşallah bunu başka bir zaman efendim şuraya kafama yatmadı derseniz görüşelim. Şurada buluşalım biraz. Okuyacağım inşallah. Şimdi Tahtakale'de görüşmüş hanesinde bulunmayınca, tireçoya mazhar olmadım diye burada gözyaşlarıyla evrak krizkardım. Tam rabıta anında gözü yumuluyken Sami Efendi Hazretleri içeri giriyor, arkasında kule fası, böyle biraz da elbise giymişler, Böyle ameliyata mahsus, yanında ameliyatta asistanların bulunduğu gibi ellerinde yerine göre bıçakların şarkı bezleri ameliyata mahsus girmişler. Bu amcanın gönlünü yarmışlar. İçindeki yaramaz halleri kaldırmışlar. Bir iznine nur ile doldurmuşlar bayılmış, düşmüş. Efendim şimdi yok mu vay. Daha anlatırım biraz daha böyle gezsek gitsek başka zaman da gelinir. Mesela kafanız esti. Bir aşk tuttu sizi.
Gelirsiniz bize gerek yok. Burada oturursunuz, güzel evrak, eskare yaparsınız, zikredersiniz. Açık en azından sabaha kadar açık. Yaparsınız buyuruyor. Elhamdülillah başka zaman gibi değil. Şimdi Allah'ım böyle bir rahatlık lütfetti, ihsan etti. İnsanlık kurtulsun diye bütün yetkililer çırpınıyor şimdi. Çocukların ahlakı bozuluyor diye. İnternetlerde vesairelerde, bura ayrı bir konu başka zaman nasip olursa işleriz onu. Öyle olan kimselerin haneti ruhiyesini bir sohbette, bir vesileyle anlatılmıştır. Neyse ben, şimdi Behice annemiz, Behice annemiz Esadi Erbili Hazretleri Erbil'den gelmiş. Esadi Erbili Sultanımız upbu ağızdandır. Böyle bir nazar gitmiş, nasıl olduysa. Kendinden geçmiş, daha yavruymuş. Hemen bunu doktora niye götürmüşler? Demiş ki baba beni doktora götürmeyin. Benim doktorum karşıda mübarek bir zattı demiş. Hali anlatmakla bitmez. Müstesine.
Dergahta Esra-ı Erbili Hazretleri, dirgahın tam hizmetçileri var. Dirgaha peynir alınacak, zeytin alınacak, helva alınacak, pirinç alınacak. Ne bileyim? Ona mahsus nohut alınacak, fasulyesi alınacak. Helvası alınacak, her şeyi alınacak. Eti ekmeği vesairesi. Esad El birliği Hazretleri bu hizmeti görene diyor şu kadar peynir, şu kadar zeytin lazım. Dışarı çıktığında bakıyor ki bir fayton geliyor. Fayton geliyor. Bakıyor Behice annemiz üzerinde eşyayı indiriyorlar. İndirdiklerinde aynen Esadi Elbili Hazretleri'nin şu kadar yiyecek dediği gibi kilosuyla, sıramı ile her şeyi. Esadi Elbili Hazretleri soruyor. Nedir bu behicanız? Efendim siz demediniz mi şu kadar malzeme alınacak diye? Efendim bu zor değil. İlla her şey şu cep telefonuyla olmaz.
Gönül telefonlarıyla unutur, Bir araya geliyorsak, oturuyorsak, sohbetimiz zikrimiz diyorsak bu antenleri çalıştırmak için Allah'ımızın insana verdiği nimet bambaşkadır. Şu hadisi kutsi kafi. Son bölümü İmam-ı Gazali'den, Rahmetullah aleyh. Cenabı hak beni ne yer aldı, nesime aldı? Kamil müminin kalbi aldı buyuruyor. Bu ne büyük bir nimet. Bu ne büyük bir ihsan. Şimdi telefonlar dedik ya, telefon, ashab suresi. Bu evradımız, ezkarımız işte riayet ettiğimiz zaman bak kış günü geceler çok uzun. Asıl bunlarla meşgul olacağız. Asıl bu işle uğraşın buyruluyor. Bu damar damarı Efendi Hazretleri'nin izahına göre kalbin yakınından geçen damar Rabbimizle alaka vuran damar. Öyle şu bu da değil. Şu bu dediğimiz bu evirtat zümresi bu vesaire. Gelin burayı biz kapatalım, şu konuya geçelim. Bu birinci annemizi deyivereyim. Bu bitmez ve tükenmez. Bu damar Cenabı hak'la alaka kuran.
Bir gün mertebebim yok diyen üstadımızın kürsülerdeki coşması o. Medreseler bitirmeyen Esad-ı erbili yok. Sami bende Hazretlerinin ilmine ulema kiramın hayran kaldığı halde bu. Abdülaziz et-Debba Hazretlerinin hiç okumadığı halde müfessirini izamın dizinin dibine oturduğu ilimdir o. Mezhep imamlarının Şeybanür rayi çobanın bir çobanın mürşid-i kamil dizinin dibine okutup da ders almış olduğu kimselerdeki ilimdir o. Allah'ımız bizi şu dünyadan efendimizin dediği gibi hain yayı Konya'yı anlamadan geçip giriyoruz dediğinde bu. Onu diyordu bize. Hain yayı Konya'yı anlamadan geçip giriyoruz dedi. Efendimiz öyle boş bir kimse değildi. Dünya işlerinde levhalar yazarak rızkını temin etti. Onu pazarlamak suretiyle. Sami Efendi Hazretleri seksen yaşını geçiyordu, defter tutuyordu. İşim gücüm çok olduğu için yapamıyoruz. Bu kitaplarda çok güzel geçiyor.
Süleyman Aleyhisselam bir padişah olmasına rağmen bir devlet miydi? Bir an Allah'tan gafil değildi diye. Behice annemiz bitmez o. Allah'ımız aynen arz ettiğimiz gibi hablül veli damarıyla vahiy bitmiştir ama efendimiz aleyhisselatu vesselam hatemül enbiya. Ne demek hatemül enbiya ne demek? Nebilerin sonuncusu hayır efendim. Bütün enbiyanın gönlündeki ilim maden olarak kaynak olarak ondadır. Bu onlardan duyduklarımız. Aleyhisselatu Vesselam efendimiz Emir Buhari Hazretlerinin hulefakasından Ali dede ona bir hedef deyişiyle bütün Kuran-ı Kerim'in tefsirini yapıyor. Bu ayrı. O hazır, veli damarı Cenabı Hak'la alaka Kuran damar. Efendim neden çalışmıyor? Siz bazen yaylalar oluyor, dağlar oluyor. Gidiyoruz, telefon bir sürü çekmiyor. Ya bu telefon çekerdi, çekmiyor bu telefon. Ulaşamıyoruz. Niye? Dağ vardı onun için. Bu nefsimizin, nefsin heva, arzu ve istek dağları kalkmayınca mümkün değil.
Bayicir Bistamin haddesallahu sırra dedi ya Rab ben sana nasıl ulaşabilirim, dedi lilanü. Ya bayezid nefsani arzularını bırak. Nefsani arzularını bırak ve gel buyur. Yani her şey bir bedel karşılığıdır. Büyüklerimizden duyduğumuz bizim de nefsimiz vardı derlerdi. Ama nefsimize muhalefet ettik. Arzu ettiğimiz gibi yemeler, arzu ettiğimiz gibi giymeler, arzu ettiğimiz gibi gezmeler, bunlarla mecazi zor. Ne istiyor? Bir gayret. Bu hususta bize Sami Efendi Hazretlerinin kalpte alakalı Eşhedü's-Sallahu Sırra kalple alakalı Eşhedü's-Semi adlı eserde bu gönül aleminin açılıp da bu gibi nuraniyete mazhariyet için şunu ifade ediyorlar. Halbin iman, haşyet, inabe, zikir, takva ve selamete tahsis edilmesi babında çok ayeti kerimeler gelmiştir. Bunlardan bir kısmı okuyalım, Risale. Allah onların kalplerine imanı yazmıştır. Daha İlahil ayet. Allahü Teala imanı size sevdirdi, onu kalbinizden süsledim.
Daha esamile. Vaad olunan cennet, gaybı bir imanla Rahman Allah'tan çekinen, ona yönelen bir kalp getirenedir. Yine kalp hattında esanne. Nefsinin arzusuna uyardı ve her işi ölçü möç yok. Aşırılık olan kimseye itaat etme, kalbini Allah'tan gafil kıldığımız diye buyuruyor. Ve diğer ayeti celleler, bu kısmına kadar almış Üstad Hazretleri. Doğrusu bunda kalbi olana bir öğüt ve nasihat vardır. Yine gönülle alakalı olan şu Ayet-i celleyi de almışlar insanı. Bunlar Kuran'ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir? Şimdi burada gaye nedir? Bu kalbin kilidini açık, meletut ceberut, lahut alemine gitmektir. Bunlar neler varmış neler var. Böyle olursa ne yaparız? İnsan öldüğü zaman her şey bitiyor. Her şey bu dünya. Ve bunun üzerine Evliyaullah'ın sözlerini nakletmiş Üstadımız Hazretleri İbni Ömer şöyle anlatıldı. Onun bir devesi vardı. Sattı.
Kendisine şöyle dediler, onu satmasaydınız olmaz mıydı? Şu cevabı verdi, olurdu. Ama o kalbimde bir geri aldı. Kalbimin bir miktarına olsun onun uğramasını istemedim. Zünnunu Mısri Kaddesallahu Sırra, kalbim bir saatlik salahın insan ve cinin ibadetinden hayırlıdır. Melek bile heykel ve yaşayana benzeyen resim bulunan eve girmediğine göre Hak Teala'nın rasıplarından gayrını taşıyan bir kalbe onun müşahedesi nasıl nasip olunur? Halid bin Ma'dan şöyle anlattı. Her kulun yüzünde iki gözü vardır, onlarla dünya işlerine bakar, aynı şekilde kalbinde de iki gözü vardır, bunlarla da ahiret işlerine nazar eder. Sonra şöyle devam etti. Allahutaala bir kulu için hayır murad ederse onun kalbindeki iki gözünü açar. Onlarla gayb aleminden kendisine vaat ettiklerini gösterir. Ama bunun için bunun dışında bir muradı varsa onun onu haline terk eder. Sonra şu ayeti kerimeyi okudu.
Halbuki onların kalplerinde kat kat kilitler var. Ahmed-i Hadraveylhaddiselahü'l-hhaddiseullahi kalpler kaplara benzerler. Halkla dolduğu zaman artan nuru hislerden görünmeye başlar. Şayet batıl işlerde olursa o zaman da artan zulmet yine isterden görünmeye başlar. Ramiyatü'l Adeviyye annemiz Rahmetullah Aliha şöyle anlattı. İnsanlar kalplerini dünya ile meşgul ettiler. Eğer dünyayı bırakmış olsalardı melekut aleminde cevelan ederlerdi. Sonra o cevelan ettikleri alemden kendilerine faydalı zarif şeyler dönüp geri verirdi. Hars, şöyle anlattı. Kumun beliyyesi yani belası, musibeti, imtihanı kalbin Allahu Teala'ya karşı atıl kalmaz kalmasıdır. Bu atıl kalma sonunda kalbe gelen gaflet gelmeye başlar. Böylesi için Allahutaala şöyle buyurur. Zikrimizden yana kalbini gaflette kıldığımız kimseye uyma.
Geçmişte yaşayan büyük zatlar kalplerden oyalayan meşgul eden bağlayan yabancı şeyleri söküp atmak için çok ciddi çalışırlardı. Sebebi şuydu. Halt ne zaman oyalayıcı işlerden temizlenirse ancak o zaman yaratılış sebebi olan halının sevgisine geçer.