Tan yaptıklarınızla, içten geçirdiklerinizle bu Ayet-i Celile-i Cemil'nin nüzulünde Ashab-ı Cüzin efendilerimiz çok endişe ettiler. Dediler dışımıza sahip oluyoruz biz kötülük yapmamaya elimizden geldiği kadar gayret gösteriyoruz. Amma velakin kalbimize nasıl sahip olacağız, dediler. Şimdi elimize dikkat ediyoruz gözümüze de ayağımıza da isyana gitmemesi için. Kalbimizden geçenlere deyince ayet-i celîle nazil oldu. Taakatinizin üstünden mesul değilsiniz diye. Yalnız burada yine Allah'ın sevgili dostları bu hususta titremişlerdir ve hepimizin de dikkat etmesi gerekir. Çünkü Cenabı Hak, ta Ta gönüllerimizden, en gizli düşüncelerimize bile vakıftır Cenab-ı Hak. Kalbimizden vakıf görüyor, biliyor. Kalbin içinde gönül var, öyle buyuruluyor zaten. Gönlün içinde sır var. Ben daha bir onun derinliklerine vakıfım, biliyorum buyuruyor.
Yalnız burada bizi kurtaracak olan şu gönlünden geçen bir hususu yapmaya azmediyorsa o zaman hesaba çeki diyor kişiyi, içinden geçiyor ama yapmıyor onu ve bundan da pişman oluyorum. Neden diyor, benim kalbimde böyle kötü düşünceler var diyor, üzülüyor ona. Bundan mesul olmuyor bir noktada kişi ama eğer ona azmediyorsa bunu yapacağım diye bir niyet varsa kasıt denir buna bu tehlike. Fakat Allah'ımızın sevgili kulları Muhyiddin Arabi Hazretleri gibi mübarek insanlar kendilerini bu noktada hesaba çekmişler. Demişler ki gönlümüzden böyle bir şey geçmesin. Şöyle sınıflayalım bunu. Bir, azalarımızda kötülük yapmıyoruz. Diyelim ki gözümüzle harama bakmıyoruz. Bir ikincisi kalbimizden geçiyor, ondan dolayı istiğfar ediyoruz. Estağfurullah, gönül senin mekanındır Ya Rabbi, neden bu düşünceler benim kalbimden bitmiyor diye sızlanmamız gerekiyor.
Çaresiz kaldığımızda çaremiz Rabbimiz, Celle Celalühü. Burada, Üstadımız şöyle bir sınıflama yapıyor Urema-i Kiram'mız bir Şeytandan gelir düşünce, iki Nefisten gelir, üç İnsanlardan gelir, Dört. Melekten gelir. Bir de Rabbımızdan düşünceler gelir. Bu, Şeytana Lai'nin vermiş olduğu düşünce üzerinde duruyor ve buyuruyor ki Artık son günlerimizde meydana gelen, kötülükleri saymaya gerek yok. Küfürle emri der. Ve şirk, şirkle yalnız şirk konusu çok önemli şirk dendiği zaman bu inkar manasına değil, Allah'ı Celle Celalü kabul etmeme değil bunu müşrikler bile, Ebu Cehiller bile, zamanındaki onun benzerleri bile bizim yaratanımız Allah diyorlardı. Had, şaşırılan nokta şu, esammül. Yaratışta kabul ediyorlar. Allah bizi yarattı diyorlar, celle celalühü ama hüküm hususunda kabul etmiyor. Allah yarattı ama diyor Celle Celalühü, geri yanına insana ait. İşte burada yanılıyor.
Her şeyde hüküm Allah'ın. Her şeyde. Ve şek, şüphe içerisinde. Allah'ımızın artık vereceği cezadır. Ondan sonra hükmü ilahidir. Bunlar da ne de düzgün bir tavır içerisinde değil. Şeytandan bir dürtü diye geçer Kuran-ı Kerim'de esenle. Şunu bilelim şeytan çok güçlü. Nefis çok azgın. Bunu yenebilmek, Mevlana'mızın bir sözü var. Şehevi arzusunu ve gazabını yenen peygamberlik damarı üzeredir, buyuruyor. Çok azgın. Fakat insan, bunların hepsinden güçlüdür. Şimdi, silah var düşmanın. Bunun yanında Rabbimizin koruması da var, çok güçlü koruması. İşte biz burayı terk etmeyeceğiz. Yoksa şeytan her şeyi yaptırır, nefis yaptırır. Fakat öyle bir güç nitetmiş ki Cenab-ı Hak bunu Esad El-Bid-i Hazretleri iki kesek bir taşa bela buyuruyor. Kesek dediği o tarlaların, bağın, bahçenin o toprağın çamurlaşmış ve sertleşmiş kısmı. Bir taşa bela çünkü iki tane o.
Bununla şunu kastediyor, buyuruyor ki nefis ve şeytan o keseye benzetiyor, aklı da taşa benzetiyor ama akıl yerine göre gaflet edebilir. Ondan dolayı bir yardımcı alın, bir güç alın, bir kuvvet alın. Bunu da aleyhissalatu vesselam, benimizin gözüm uyur fakat kalbim uymaz buyuruyor. Bu ruhaniyet, bu, bu Allah'ın dostlarının ruhaniyetidir. Sığının buyuruyor. Biiznillahi Teala deyin, sığının yoksa o bizi esir almaz. Bir güç, bir kuvvet onun için rabıta yapılıyor. Onun için asıl murakabe. Zaten rabıta murakabeye götürür, buralara sığınacağız. E, işte kendimizi kurtarırız boş sütunlar. Şeytani olan düşünceler günah işlediği zaman onunla seviniyor. Çok şeyler anlatırım da beyinlerimiz bulanır, iyi olmazdı. Biz o olumsuzlukları hiç konuşmayalım. Biz burayı bir eczane kabul edelim. Bize böyle düşünceler geliyor. Nasıl kurtulacağız? O ilaçlarımızı alalım tedaviye anında başlayalım.
Ve tesvifu bitt-Tevbe. Ve tesvifi bitt-Tevbe Tövbe de geciktirir. İşte siz uğraşırsınız, haydi kardeşim, ıslah olalım. Yok, daha benim gencim, yaşım var, bilmem ne demek. Bunlar. Yine şeytanın aldatması. Dünya ve ahirette diyor, mahveder insanı. Bu gibi düşünceler ahh eder. Yine Abdülkadir Geylani Hazretleri, Allah'tan gelen düşünceleri ifade buyuruyor. Bir hitaptır. Ta iç alemine gelir diyor. Allah tarafından gönle gelir. Tabi bu ona sığındığımız zaman, döndüğümüz zaman bunun işareti nedir? Vela yeczibu ile su hataya, günaha, isyanı, katiyen dönmez. Belviridü ile ziyade-i ilmin ve beyanın. Bu artık Allah'ımızı tanımaya, daha da bir ileriye, onu tanıma Esma-i ilahiyyesini bilir. Onu hayata nasıl geçireceğiz diye düşünür. İsimlerinde, sıfatlarında, fiillerinde bunlar boşuna değil, Allah'ımızın kitabında Kuran Azimüşşan canlıdır ve hayattadır zaten. Hayatta olanları uyarmak için inmiştir.
Yine burada ilahi düşünceyi şu şekilde de ele almışlar. Allah'ımızdan gelen gönle ilahi düşünceler kendiliğinden doğar. Çünkü biz ona yöneldiğimiz zaman hayırlı, güzel duygular artık baş göstermeye başlar. Zuhur eder. Nasıl ki böyle baharda kış geçmiş, dondurucu soğuklar yok, o güneşin tesiriyle, suların coşmasıyla, toprakların işlenmesiyle ne yapıyor? Tabiat canlanıyor. Artık gönlümüzde gözümüzden yaşlar akarsa, kalbimize ilahi nurlar doğarsa ve ona yönelecek olursak, artık döndüm sana geliyorum Ya Rabbi diyecek olursak, o zaman Rabbimiz Celle Celalühu bizim gönlümüze gönlümüze öyle bir nur ihsan eder ki bu, ona yakın olanların ve huzur içerisinde olanların halidir. Biz döndüğümüz hemen Cenab-ı Hakk bir karış gelene bir zira altmış santim diye ifade ederler. Şu dirseğimizden parmağımızın en uç kısmına kadar hesap edilir.
Bu düşünceleri yine Abdülkadir Geylani Hazretleri şu şekilde de anlatmış. Gönül alemine doğar, buyruluyor. Allah Allah. Eğer diyor, Rabbimizin razı olmadığı haller olacak olursa o şeytandan gelir. Nefis tarafından da gelir. Allah tarafından da gelir. Bu bizim yönelmemize bakar. Ne tarafa yönelirsek o taraf kuvvet bulur. Çünkü Cenab-ı Hak bizi iki yola kıla uzlamıştır. Hem Dehir Suresi'nde geçer, hem de Beled Suresi'nde geçer. Bizi iki yola kılavuzlamış. Biri hak, biri batıl. Yürüme bize ait. Hep akıl garibiyani Efendimiz ifade buyurmuş, Allah tarafından çok güzel düşüncelere sahip. Diyor, ben bundan sonra azmedeceğim. Şeytanı değil, rahmani razı edeceğim, diyor. Ne o, diyor. Ondan sonra etrafını düşünüyor. Evladın düşünüyor. Akrabasını düşünüyor. İnsanları düşünüyor. Hakiri, yoksulu Hep güzel düşünceler gelmeye başlıyor artık.
Dedik ya yağmur yağdığı zaman güneşte vurduğunda ziyasını ne oluyor? O zaman yeşermeye başlıyor. Meyvelerde bir olgunluk hasıl oluyor. Aynen onun gibi. Eğer Allah'tan gelirse o düşünceler ilhamdır. Şimdi vahiy peygamberlere Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla gelir. Rabbi Zülcelal'imiz kuluna öyle bir ikramda bulunuyor ki çünkü ikram sahibi Cenab-ı Hak. Zülcelal yü'l-ikram ne yapıyor? Halikımıza muhabbet hasıl olduğu zaman, hühve ilhamun Rabbımızdan çok güzel haller zuhur etmeye başlıyor. Bu anlatmakla bitmez bu. Ve ilahe kene min kubbeli şeytan tarafından gelirse fühve'l vesves bu kötü düşünceler. Karun ve karışık düşünceler. Nefis tarafından gelirse, aynı. Allah tarafından gelirse. Bunu şöyle düşünelim. Her şey bir bedelin karşılığı. Kendiliğinden olmaz o. Biz, Allah'ımıza yönelince oluyor. Biz gayret gösterince o fazlasıyla zaten ikram olduk. Bu, hak tarafından bir düşüncedir.
Melek tarafından geldiği zaman o da ilmi esaslara uygun. Bu, şu demek. Şer'i şerife dinimize muhatap hareketleri gözetmeye başlar. Şeytan tarafından gelirse o da, yedduru ilel maasi. İsyana götürür. Daha da bir azgınlaştırır. .Nefis tarafından gelirse o da hayvani duyguları insanı sürükler. Abdülvanni en neblusu, Gaddesallahu Sırri Hazretleri bu düşünceleri beşe ayırıyor. Zaten ekseriyetler beş madde halinde ifade ediyorlar. Haturum min gebeeleşşeytan. Şeytan tarafından gelen düşünceler, Şeytan tarafından düşünce gelir, kalbimize hakim olursa, öyle ki, kalbe hakim oldu mu, aynen bir devletin başkentini ele geçirmek gibi bir hallolur. O başkenti ele geçirince idareye de, diyelim zalim birisi oturmuşsa, vilayetlere de, illere de, ilçelere de, mahallelere de hep aynı fikri, aynı düşünceyi aşılayacaktır. Kalbimizde iman oturur, onu da ibadetle güçlendirirsek o müstesna.
O zaman efendimizin duası olur sallallahu teala aleyhi ve sellem, Ya Rabbi elime nur ver, ayağıma nur ver, üzüme nur ver, kulağıma nur ver, buyuruyor. Şimdi bu lamba bile, bu elektrik bile yanınca karanlıktan eser yok. Kalbimizde o ilahi ışıklar, tövbenin ışığı, istiğfarın ışığı, tevhidin ışığı vurduğu zaman o zulümat karanlıklardan bir eser kalmaz. Nur üzerine nur olur. Eğer şeytandan gelirse, kötü düşünceler, dalalet, azgınlık, fitne kafayı gönlü karmakarışık bir hale getirir. İsyanı emreder. Ve hatırun min kebeli nefs. Nefis tarafından bir düşünce gelirse kalbe, vehiye le teemuru illa bissu, o ancak kötülüğü aşılar kalbimize. Zaten şeytan dindiği zaman Hann Nas'tır. Hann Nas kendisini göstermez. Oraya tohumu atar bize isyan tohumunu, nefse de onu yaptırır. Bunlar ortak hareket ederler zaten. Ve haturum miyel min ve belil halp. İnsanlar tarafından gelirse o zaman o da tamağa götürür.
Böyle dünyaya aşırı bir hırs. Dünyanın dışında hiçbir şey düşündürmez. Ahireti neye hatıra getirmez? Ve hatırun ilahi, ilahi düşünce olursa ancak ibadet ve taati insanın kalbine düşürür. Melek tarafından gelirse, ve ledi yahhüs sual taat ibadetlere insanı sevk eder. Diyelim biz şimdi sabah namazına geldik. Neden geldik? Çünkü Allah tarafından bizim kalbimize nur doğdu, onunla geldik. Diyelim, Evrad Ezkar okuyoruz. O Allah'ımız tarafından gelen bir ihsan, ikramdır o ve bunlar bizim hiç dünyevi işlerimize mani olmaz. O işlerimiz de ibadete dönüşmeye başlar. Nimet rahmete dönüşür. Nasus'ta çalışıyoruz. Burada bir faiz dinledin. Çok güzel de bir müftüymüş. Onu memleketinden de kılavuzlarken, halk sevgiyle de kılavuzlarmış. Bu revaz etti. Ağzında şunu anlattı. Dedi ki, bak dedi, herkes yürüyor dedi. Ama bize hep söz söylüyor. Bir gün.
Bir kimse var ki, o işine yürürken ben daha bir varlık sahibi olsam, bir başkası çok ileri gitti, ben onu geçsem, böyle de tamah olur, küs olur. Bu da caiz bir hareket değildir. Başkasının elinden nimetin gitmesini ister gibi bir hal. Bir kimse daha var ki o da aynı yürüyor. Onunla parkı değil ama giderken Allah'ım rızkımı helalinden lütfet. Çünkü yavrularımızın azma sebebi de haram lokmadan ileri gelir. Bu bizim tavrımızla çok alakalı. O dedi ecre nail olur, bir diğeri o mükafattan mahrum diye. Melek tarafından gelirse taate ve yer gabufil hayrat hayırlı işlere gönlü dönmeye başlar. İsyandan ve kötülüklerden kaçar. Melek tarafından geldiği zaman o artık Allah'ın yolunda adım atarken seyir ve süluk denir. Seyir yürümek demek. Süluk bir mesleke dahil olmak demek. Diyelim ki okula girmek nedir? Sülük. Seyir nedir? Sınıfları geçmektir. Sülük nedir?
Diyelim ki İrfan mektebine girmiş, ihsan mektebine girmiş, ben de Rabbımı bulmak istiyorum düşüncesi içerisine dalmış ve bunun eğitimini gösteren kuruma bağlanmış. Sihir nedir? Bu kurumda Kuran-ı Kerim'de nefsin yedi mertebesi var, onu geçmeye çalışıyor. Çünkü biz Allah'ımızın huzuruna burada ne haldeysek orada da aynı değişen hiçbir şey yok. Burada ilşad ve ıslah olmuşsa, burada mutmainne, burada raziye, burada merziye, orada da aynı halde olur. Bu artık şiirdir. Indel bidayeti evin nihaye. Başından sonuna kadar bu şekilde giderim. Bir de nefsin arzuları vardır. O arzulardan doğan düşünceler de şudur. Cehalet. Bilmediği halde bilir gibi hareket edin. Bana göre şöyle, bir diğeri diyor, bana göre, böyle Bence ve senceler üretilir. Öyle değil. Eğer biz Allah'ımıza yönelirsek celle celalühü, o zaman cehalet kalkar acaba bu hususta Rabbim ne buyuruyor?
Habibi, Kibriya bu hususta nasıl bir tavsiyede bulunuyor bunlara bakar. Dur, bizim Kitabı Kerim bizim için geldi. Diyelim bir rızkın elde edilmesinde Kuran-ı Kerim'e bakar. İşte şöyle yaparsan daha varlıklı olursun, şöyle dersen zengin olursun. Bu düşüncelerden öte der ki acaba Rabbim bana ne buyuruyor. Bakar kitabı Kerim'e, Mevlamız Verdiğimiz rızıklardan helal yoldan kazanmak suretiyle hayatınızı devam ettirin, harama girmeyin. Her hususta ve tamah ve hubbet dünya aşırı bir hız ve dünya muhabbeti bu nefsin arzusunda. İnsan dünyaya çalışmaz mı? Elbette. Elbette gayret gösterilir. Çünkü dinimizin ayakta durması bile zenginlerin cömertliğiyledir. Allah'ımız Ganiyyun Anil Alemin'dir. Hani tamamen dünyadan soyutlamaz insanı. Daha da bir varlık sahibi de hatta mal ve mülk hususunda Bakara suresinde Cenabı Hak hayır ifadesinde bulunuyor. Yeter ki yolunda olalım.
Ashab-ı Güzin efendilerimizden birisi böyle bir kısmı dediler ki Ya Resulallah, bu zenginler Allah'ın yolunda infak ediyorlar, dağıtıyorlar, veriyorlar. Biz bir şey yapamıyoruz. Biz fakiriz. O zaman buyurdu otuz üç, süphanallah. Otuz üç, Elhamdülillah. Otuz üç, Allahu ekber. Bir de, La ilahe illallahu vahtehu la şerike lehu mül mülrehlamduhu ve la külli şeyin kadir. Böyle okursanız o zenginlerin infakının ecirine, mükafatına erişirsiniz. Sonra dediler ki, Ya Resulallah zenginler duymuş, onlar da okuyor. Bu Allah'ın lütfu buyurdu. O varlık Allah'ın bir lütfudur. Daha bir mükafata ilerler diye buyurdu. Hatırul yakin, böyle kesin bir inanç var. Bu nedir? Bu, imanın ruhudur. İlmin de ziyadeleşmesidir. Velilerde olur, sadıklarda olur, şehitlerde olur ve ırklarda olan bir haldir. O zaman biz ilaçlarımızla almak istiyoruz. Ne yapacağız? İlaçlarımızı alacağız. Çünkü kalbin üç hali var.
Abdurrahman es-Sülemi Hazretleri buyuruyor, Dünyaya bağlı olan kalp. Bunu derken misal şu hatırımıza geliyor Rabbimizin iznine. Bir yavru bakıyoruz, ana karnında göbek bağı ile rızkını temin ediyor. Cenabı hak lütfediyor, ihsan ediyor. Yani böyle bir bağ, böyle bir alaka bakıyorsunuz bir salik mürşid-i kamilin kalbinden Allah'ımızın nurunu izni ilahi ile almaya çalışıyor. Bir bağ bu. Kalbun mergutun bid' ekvan. Dünya, başka bir şey yok. Kalbi ona bağlı olan kimseler ve galbin merbutun bil esamyi ve sıfat. Allah'ımızın isim ve sıfatlarına bağlı bir gönül, o artık tarifi yok. Manen çok zengin. Ve galbin merbutun bilhab Allah'a bağlı olan bir kalp. Ne olur? Allah'a bağlı olacak olursa, kalp bağlı olursa, oraya füyuzati ilahiye manevi rüskunluk olur. Varidat derler kendiliğinden ilahi güzellikler oraya iner. Sonra isim olsun, sıfat olsun, zati olsun tecelliler oraya iner.
O tecelli bin senelik ibadet eder. İnşallah hayırlı tarafa gönüllerimizi teyit ettiririz. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.