Şeriat saadet-i dünyeviye ve uhreviyenin cemisini mütekefildir. Şer-i şerif bütün dünya ve ahiretin saadetinin hepsini kendisinde toplamıştır. Amma tarikat ve hakikat de şeriata hadimdirler. Tarikat ve hakikati tahsil etmek şeriatı tekmil içindir, başka bir şey değildir buyurmuş hüsnımız. Amma sufiyenin esnayı tarikta, izhar ettikleri ahval ve mevacit ve maarif makasıtan değildir. Belki evham ve hayalattan ibarettir. Zira kalp hakkında buyurdu ki kalbin selameti, Sivas'e ademi iltifatıdır. Allah'ın gayrı hiçbir şeye iltifat etmemektir, Celle Celalühü. Kalbin ilacında, ilacında kalbi tathir edenin birincisi, bu okuduğum eser adap Risalesinin ilk baskısı. Ondan dolayı cümlelerde bazı düşüklükler olabiliyor. Fatih ilk baskı olduğu için çok da bereketli, çok da nurlu. Masivanın muhabbetini kalpten ihraç eder. Kalbin temizliğinin birinci işareti budur diyor.
Cenabı hakk'ın dışındaki muhabbeti çıkarır, Bu çıkarmak öyle kolay değil. Şimdi siz de aynı durumdasınız. Böyle elektrik yandığı için lamba ışık olduğundan, hiçbir karanlıktan eser yok. Bu imanın yakin haline gelir ve tasdik durumunda bulunursa kalpte imanın nuru vuracak, elbette ki zulmet kalmayacaktır. İbadet ve taatimizde de öyle. Ondaki ihlasımız, ihsanımız, takva hali, ibadet ve taat, bilhassa rabıta-ı Şerife döneminde isek rabıta da ve murakabede kalpte hiçbir bulanıklık diye bir şey kalmaz, tamamen temizlenir biiznillahi Teala ama tam manasıyla yaparsak. Kalbin ilacı diyor, birincisi masivanın kalpten ikracıdır. Cenabı hakk'ın dışındaki düşüncelerin çıkması için İmam Şafii Hazretleri buyuruyor, işte kendisini hak ile meşgul eden kimse batılla alakası kalmaz. Eğer batilla meşgul olursa hakikatten bir eser kalmaz, dediği gibi.
İkincisi de, Mütabatı Muhammed Mustafa Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellemdir. Usul için iki tarik vardır. Birisi cezbe, biri dahi süluktür. Biri tezkiye, diğeri tasfiyedir. Burada çok önemli bir yere işaret ediyor. Onu da inşallah dualarınızda söylemeye çalışırız. Sulukten evvel olan cezbe, şimdi süluk biliyorsunuz beş letaif alemi emirden, bir de yaratılışımızla alakalı olan su, hava, ateş, toprak ve nefis. Eğer diyor sülükten evvel olan cezbe tezkiyeden evvel olan tasfiye gaye değildir diyor. Çok önemli bir şey söyleyecek. Süluk tamam olduktan sonra bu vazifeler yerine geldikten sonra vücut tamamen zikri külle, zikre, zikri sultanı ile nura nail olduktan sonra cezbe diyor sahih olur. Yoksa ilk andaki değildir, ona vecit, teveccüh derler. Bir coşkunluktur, kendinden geçmedir, kabına sığamaz. Bunu şöyle izah ediyorlar. Bir cezvenin içerisindeki su hemen kaynar ve taşar.
Ama bir kazan olduğu zaman içine dökülür, bunun gibi. Cezbeden ve seyri fillahta olan tezkiyenin husulünden sonra olan tasfiye makasıd bir matroptandır. Eğer diyor sülükten sonra olursa cezbe doğrudur. Seyri fillahta olan tezkiyenin husulünde, şimdi Allah'ımızda yok olma, yani varlığını onda tamamen eritme, bu şu demek, Allah'ın Resulü'nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne emretmişse onu tutmak, neden nehyetmişse ondan kaçınmaktır Esselamü'l-ü ve ma atakümur resul, fehuzuhu ve mana hakkum anhu fenteu. Seyri fillahtan evvel diyor tezkiye olmaz. Seyri fillahtan sonra diyor tasfiye meydana gelir, tezkiye nefsin kötülüklerinden arınmak, tasfiye ise kalbin nurla dolmasıdır. Burada bir hatırayı size nakletmek istiyorum. Kayseri'ye teşrif etti Mürşid-i Kamil'imiz, bak onun için bir odanın hazırlanması gerekiyor. Sordum ev sahibine bir oda var mı, müsait var dedi.
Bir de sevdiği bir kimse vardı, cezbeli bir kimseydi o. Hatta Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Allah'u sırrı üstadımızı ondan sorarmış, herkesten sormuyor. Böyle belli şahıslardan soruyor. Mesela İzmir'de olduğunu hatırlıyorum, askeriyeden bizzat ona sormuş, Hasan Efendi ile görüşüyor musunuz? Efendim, çok arzu ediyorum ama nasip olmadı. Herhalde himmetler olmalı ki Ankara'ya gelmiş, bakıyor bir arabaya binmeye çalışıyorlar, nereye deyince, işte Hacı Hasan Efendi geldi Gölbaşı'nda deyince cezvelenmiş, Allah diye bağırmaya başlamış. Gelmiş, görüşmüş, hususi özel kimselerden soruyor Sami Efendi Hazretleri üstadımızı, onlardan bir tanesi Talas'ta Hafız diye Mehmet Efendi çok kıymetli bir insandı. Onu da seviyor, onu hemen yanına aldım. Çok sevindim, mesur oldu böyle bir dostu da görünce.
O da dedi ki efendim dedi, biz dedi, eskiden yanıyorduk, coşuyorduk, taşıyorduk, ne gecemiz, ne gündüzümüz bir şey yoktu. Şimdi ise bir şey var da bizde dedi. Üstadımız da o zaman kalbimiz cezve gibiydi, hemen taşıyordu. Şimdi Mehmet Efendi genişledi bir kazan gibi oldu, içine dökülüyor dedi. Bundan havf etmemenin yolu nedir? Şerifi uygun hareket etmek. Bunu anlaşıldı mı bilmem. Şimdi buyuruluyor ki sülukten evvel olan cezbe doğru değildir. Sülukten sonra olan cezbe, cezbe bağırmak değil zaten. Cezbe gönlün Cenabı Hakk'a çekilmesidir. Hatta bunu Konya'dan mübarek bir insandı, Hacıvi İszade Mustafa Efendi Hazretleri müncezip kelimesini kullanırmış. Rabbimiz sevdiği kulları zatına çekiyor. Bu hal diyor seyri sülükten sonra olur. Tezkiye ise diyor tezkiye bu nefsin arınmasıdır kötülüklerden, seyri fillahta olan, tezkiyenin husulünden sonra olan tasfiye makasıt ve matluptandır.
Ondan sonra diyor, şimdi zulümattan perdeler var malum, onlar geçiliyor, seyri fillahta ise nurdan perdeler aralanıyor. Ondan sonra Eshable nurun ala nur, nur üstüne nur oluyor, Eshable. Bu Tahrim suresinde baştan alacak olursak Şimdi belli bir noktalara gelince bu dualar öğretilir. Yoksa kendi başımıza yapmakla hasıl olmuyor. O noktaya gelince, bu yakın bir ilçemizde hocanın birisi zikir yaptırıyor, zikir yaptırırken la ilahe illallah derken la mevcuda illallah diyor. Bunu şimdi üstadımız zahiren gördüğü yok Hac Hasan efendimizin. Bizimle haber gönderdin. Dedi ki oğlum bu zata söyle, hali öyle La mevcude illallah diyecek durumda değil, söylemesin dedi. O hale gelir mi? O murakabelerde ehadiyetti, maiyyetti, akrabiyetti, muhabbetti, vahidiyetti. Bu vahidiyeti anlatamıyorlar. Konya'dan mübarek bir kimseydi, Osman Karabulut hocamız, bu vahidiyeti dedi anlatamayız dedi.
Anlatırmaz, bu noktalara geldiğinde zaten şeyhi Kamil ona söyler, bu zikri yapın diye. Bu nurun ala nur ne derken, evet deriz biz bunu, dememiz de gerekir ama asıl onlar o noktaya geldiğinde halleri de değişir. Çünkü her an başka bir hal yaşamaya başlar, hatta makamlar elde ederler. Cenabı hak yollarından ayırmasın, ne diyelim? Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.