Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Kırk yıl ben gönlümü gözetlerim demek tefekkür içerisinde düşünüyor. Kırk yıl gönlümün gözetleyicisiyim. Şimdi kendisine kendilerini gözetliyorlar. Ölçüp biçiyorlar, tartıyorlar. Kalbimizde Allah'ın sevgisi ne kadar? Habibinin sevgisi ehlullahın muhabbeti ne kadar? Akşam ve sabah tartılmıyor muyuz? Belki daha fazla. Kilom nereye çıktı? Kilo acaba kaç kıran düştü diye ölçüp biçiyoruz. Onu ölçüp biçtiğimiz kadar hiç gönlümüzü de ölçüp biçtik mi? Gözümüzü de ölçüp biçtik mi? Allah'ın kullarına hizmetteki tembelliğimizi de ölçüp biçtik mi? Zamanımızdan arta kalan bir vakitte onu da başkalarına havale etmek suretiyle bizim ne hale düştüğümüzü ölçtük, biçtik mi? Acaba mürşid-i kamilimizin gecelerini bu ümmet nasıl kurtulacak diye uykusuz kaldığını da tefekkür ettik mi?
O yudum yudum içtiği sularda bize yapmış olduğu şunlar isyandan kurtulsun diye gösterdiği gayreti hiç tefekkür ettik mi? Bayezid kırk yıl gönlümün gözetleticisin, gözetleyicisi bir gün gönlüme baktım. Gönlümde şirk zünnarı var. Zünnar küfre alamet bir işarettir. Bir kuşaktır. Burada Bayezid'i Bistami ne kastediyor? Bu itikadi yönündeki şirk değil. Şeyh suresindeki son ayetlere baktığımız zaman buluruz orada. Yapmış olduğu ibadetle saatte bir başkasına da yer vermek şirk ortak koşmak demek. Bir olan Allah'a taat yaparken bir başkasını kastetmek demek rüya. Burada Bayezid-i İslami Hazretlerinin şirk ifadesi şudur. Mevlayı Zülcelal'in dışında bir sevgiye iltifat var mı? Cüneydi Bağdadi hazretleri bir gün koştu, taştı dedi ki herhalde ibadet ve taatim tamam oldu. Cenabı hak tarafından bir ses geldi. Zünnarı kuşanasın ya günü diye. Üç gün başını secdeden kaldırmadı.
Bunlar zehirle pişen aşıyı yutan kimseler. Şu kış günü için yapmış olduğumuz hazırlık ona göstermiş olduğumuz gayret kadar ahiret işlerimize de güldükten sonraki hayat için de bir çaba gösterdik. Mevla'yı zülcelal'in dışındaki sevgilere iltifattan dolayı bu sözü söylemiştir. Öyle yaşamış ki, vera'ı ele alırken, vera'ı Allah korkusunu celle celalü ulemai kiramımız şöyle bir tasnifte bulunur. Haramlardan kaçınmak, şüphelilerden kaçınmak, helalde bile dikkatli olmak, Mevla'nın muhabbetinin dışındakileri atmak. Bunların seviyeleri bu. O. 0 zaman ne yapacağız? Bunlara imreneceğiz. Ey imrenenler asıl bunlara imrenin buyuruyor Cenabı hak. Devir o zaman değil bilmem falan düşüncesiyle nefsinizi siz hesaba çekmemezlik yapmayın. Bakın Bayezid-i Bistami Hazretleri çünkü sözü ondan başlattığımız için Bayezid-i Bistami Hazretleri'nden misaller vermeye kalktığımız için ifade ediyorum.
Dediler ki ya Bayezid Allah yolunda celle celalühü sana en ağır gelen nedir? Sana ne geldi en ağırık? Ben bunu diyemem. Bu bir sırdır buyurdu. O zaman ya Bayezid Allah'ın yolunda sana en kolay gelen nedir? Bir gün nefsimi taate davet ettim ibadete. Oysa tembellik gösterdi yapmadığından değil az bir geri kaldı. Bir sene çok arzu ettiğim bir nimeti tatmadın. Ey nefis sen bana bunu mu yaptın? Demek ki sen üstlenir ve kuvvetlenirsen, istediğin gibi yersen, yemeğin üzerini ararsan, Giymenin en güzelini ararsan. İstirahatın en güzelini ararsan beni sen öyle belalara sokarsın ki daha sen güçlenip kuvvetlenip benim ruh hayatımı kirletmeden ben seni ezeceğim dedi. Bir sene çok arzu ettiği nimeti takmadı. Ve böyle bayezid oldu ve çok hikmetli sözler söyledi. O hikmetli sözler bu tavrından ileri geldi. Ve baktığı her eşyadan ibret aldı.
Çünkü gönül Allah'ın zikriyle nuruyla parlayınca göze de ışık geldi. Ev elektrikle aydınlanınca nasıl ki pencerelerinden ışık saçılıyorsa onun da halk devinde iman nuru irfan nuru tecellilerin nuru parladıkça gözünden de öyle bir nur cereyan etti ki onur dile bakın şu ibretli sözleri söyledi eşyaya bakınca. Ben bakıyorum bir kadın haize hali üç gün en çok on gün. En uzun zamanı on gün. Gün. Eğer ziyade olacak olursa alışılığa gelen günde üç gün, beş gün, yedi gün. Bu ta ilk günlerinden beri mutak bir vakittir. Artık özür halidir o. Her vakit için abdest alıp namaz kılar. Bakıyorum dedi bir kadın haize halinde üç gün kirli oluyor. Eğer on günse en nihayeti on gün kirli on gün kirli, ondan sonra temizleniyor, temizleniyor ve park oluyor. On günden sonra park oluyor. Ey nefis, ben bakıyorum sana yirmi yıldan otuz yıldan beri park olmadın, temiz olmadın. Bakın şu düşüncesine.
Yirmi yıl diyor, yirmi yıl. Ey nefis ben sana bakıyorum bir kadının üç gün. En nihayet on gün kirli bir hali oluyor. Ve temizleniyor, rahat oluyor. Ey nefsim sen yirmi ve otuz yıldır bakıyorum daha temizlenmedin Yirmi yıl, otuz yıl oldu da kalp zikri tecelli etmedi. Ruhum zikretmedi. Sırrım zikretmedi. Olmadı. Dinimin vazifelerini yaparken takva esası benim hayatımın hiçbir tarafından da geçmedi diye kendisini hesaba çekti. İbret aldı. Zehirle pişen aşı yuttu. Nerede ne yemek yiyeceğiz diye onu aramadı. İnsanların zenginini insanların şahıs olarak düzenlerini seçip fakirini bir geri bırakmadı. Fakir bir yoksuldur diye ona iltifatsızlıkta bulunmadı. Allah'ımızın kuludur diye şefkat ve merhamet kanatlarını gerdik. Cenabı hakeli müminin Allah'ın yarattıklarını engin görmedi. Bir diğerlerini evine beş davet ederken onlara iltifatsız bulunmadı.
Sofrasında Resulullah gibi onlar SAV iki sofra olsa fakir ve yoksulun sofrasına otururdu. Riyazet, takva, ilim ve hikmetle süslendiler. Ebül Hasan'ı Harakani Sırrı Hazretleri. Bizi diyor güzelleştiren riyazattır. İstediğimizi konuşmadık. İstenileni konuştuk. O zaruri olan kelamı da fazla uzatmadım. Çünkü amel defterimize yersiz bir satırın bir kelamın geçmesini hiç arzu etmedik. Mevlayı Zülcelal'den korktuk. Emrine son derece saygıyla yapıştık. İlme önem verdik. Evimizi adeta bir mektep haline getirdik. Kuran okunmayan ev kalmadı. Dini meselelerimizi hep öğrenmeye çalıştık. Ve sonra son derece zikrullah'a verdiğimiz ehemmiyetle hiç hak diyen verdiğimiz söze muhalefet etmeden aldığımız evrak ve ezkara Rabbim beni hiçbir zaman unutmazken vermiş olduğu hava ile unutmazken bir an kesilsin alemde hayat biter. Şu güneş ışığını eğer vermeyecek olsa canlı kalmaz.
Bu kadar nimet bahşeden Cenabıhakk'a karşı ben nasıl nankör olurum diye ibadet ve taatteki gösterdiği gaye ve çaba ile Cenabı hak hikmet nuruyla onlara bahşişte bulundu. Gönülleri böyle aydınlandı. Ve bu evsafta olan insanlar iki kısma ayrıldılar. Birisi Allah'ımızın muhabbetinde yok oldu. Onda Mevla'nın dışında hiçbir hareket zuhur etmedi. Her hareketi Mevla'yı cellatin emrine muvafık düşünürdü. Böyle olunca halkı irşad ve ıslaha başladılar. O zaman bizim halimiz ne olacak? Biz kime yol göstereceğiz? Biz başta dini emirlere saygısızlık gösterdikten sonra kim bize itimat edecek? Kim bizim sözümüzü sohbetimizi dinleyip de ıslahla irşat olacak? İkinci bir zümre riyazetiyle takvasıyla ilim ve hikmet nuruyla nurlandıktan sonra ona vasıl oldular. Halkaları dönmediler. Cenabı hak cümlemizi şefaatlerine mazhar kılsın.
Velhasıl zehirle pişen aşı yıkmak suretiyle cennet nimetleriyle daha dünyada iken marifet nimetiyle nimetlendiler. Bazı rahatsızlıklar da deniyor ki tedavi ayakta yapılmıştır. Böyle fazla bir sıkıntı yok. Kimileri için şimdi biraz istirahat etmesi gerekir hastanemizde bir hafta kadar kalsın bir kontrolümüzden geçsin. Eğer hastalık çok şiddetliyse yoğun bakıma alalım diyorlar. Eğer gafil hallerimiz varsa dilimizde ne de gözümüzde ve hayatımızda çalışmalarımızda ayakta bir tedavi gibi biraz gayret ve çaba ile belki kurtulabiliriz. Ama dilerse. Neden belki diyoruz? Bunun sebebi Cenabı hak bize Tahrim suresinde eğer isterse Cenabı hak dilerse bağışlıyor. Hem de tövbe-i nasuh bir daha kötülüğü işlememek üzere ah dedi, gayret edip, ceh dedi, çaba gösterirsin. Dilerse. Öyle bir çabamız neticesi dilerse bağışlar. Şimdi öyle oluyor ki bazen bile bile hatalara giriyoruz.
Bile bile hata ve isyana giriyoruz. Bazen düzeliyoruz. Tekrar yine kötülüğe bulaşıyoruz. Gözümüz harama bakmasın diyoruz, başkasının namusuna çok rahat bakın. Allah korusun başka hallere neredeyse dönülecek gibi bir durum meydana geliyor. Biraz daha istiğfarımızı arttırarak tevhidimizi salatü selamımızı ölüm tefekkürümüzü, rabıtanızı ve zikrimizi çoğaltmamız gerek. Çünkü bizim istirahat etmemiz gerekir. Ruhumuzun dinlenmesi gerekir ibadet ve taahhütle. Biz biraz hastanede kalacağız. Daha çok gayret gösterileceğiz. Yok eğer kötülüğü işleyip amelimiz de Allah korusun kabul olunmama durumuna gidecek bir durum olursa yoğun bakıma alınmamız gerekir. İşte Bayezid'in nefsimi ibadet ve saate teşvik ettim, tembellik gösterdi, ben de bir yıl ona istediğini vermedim dediği gibi.
Onun bunun iltifatlarına hiç kanmadan onun bunun bizim menhedişlerine, dövüşlerine, senalarına hiç iltifat etmeden, iltifatı ben Rabbimden bekliyorum, iltifatı ben habibinden bekliyor bekliyorum diye. Kuran azimüşşan'a tam teslim olup Ashabı Kiram'ın yaşadığı gibi bir ayeti celile'yi yaşamadıktan sonra ikinci bir ayete geçmedikleri gibi. Efendimizin sünnet semiyeleri hususunda azami gayret gösterdikleri gibi kendimizi yoğun bir bakıma alırsak inşallah kurtuluşa doğru gideriz. Çünkü onun rahmeti hesap edilecek gibi değildir. Ve rahmeti şey onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. O bizden bir dönüş bekliyor. Yeter ki kulum bana dönsün buyur diyor. Az bir dönüşle onun lütuf rahmet ve mafirel kapısını açması tarihte sığmaz.