Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Başta nedamet ediyoruz kalpte bir pişmanlık ikinci olarak ikla tamamen hatayı gönlümüzden sürüp çıkarıyoruz. Bazen çokça da duyuyoruz bu kanser rahatsızlıkları. Cenabı Hak bütün Ümmeti Muhammed'e şifalar ihsan buyursun. Eğer bir kalıntı varsa tekrar nüksediyor ve hastalık her tarafı kaplıyor. Yav tedavi oldum, bende bir şey yok. Geçti desek dahi, eğer zerresi varsa vücudu kaplıyor ve diğer rahatsızlıklarda olduğu gibi. Diyorlar ki doktorlar ilacı tamamen kullanın, yapmayın böyle tam kullanın. Bir tane içiyor, diyelim ki boğazında böyle bademciklerde şişmeler var, elinde ayağında dökülmeler var dizlerinde, göğsünde ve sırtında bir halsizlik, bir antibiyotik işte almış, geçiyor, tamam diyor kullanmama gerek yok. Şöyle üç beş saat devam ettikten sonra tekrar başlıyor.
Demek ki biz namaz ilacımızı, oruç ilacımızı, hac ve zekat ilacımızı, tebliğ ve davet ilacımızı, Allah'ın kullarına hizmet ilacımızı hiçbir zaman terk etmeden ilim ilacımızı, irfan ilacımızı, aşk ve muhabbet ilacımızı terk etmeden varidat İlahiye ve tecelliler ilaçlarını ne yapacağız? Bir iznna iteala devam edeceğiz, terk etmeyeceğiz. Yav ben tamamen kurtuldum. Eshable veabudur rabbek hatta hey tekel yakin. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadette bulun. Bir kısım insanlar cahilce hareketlerle biz yakine erdek artık taate gerek yok demeleri ne kadar yanlıştır. Burada bakacağımız Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gelmiş ve geçmiş bütün günahları affolmasına rağmen ne yapıyor? Taatten hiçbir zaman vazgeçmiyor ve mübarek ayakları şişinceye kadar namazda bulunuyor. Eşrefzade Rumi biliyorsunuz. Kendisi saatte bulunurken, böyle bir ışık o ışığın içerisinden ses gelir.
Der ki, Eşrefzade kulum taatlerin kabul olmuştur yapmaya gerek yok derhal elini o ışığa doğru veya karanlık neyse atar ve sıkar avcundan sesler gelir beni bırak diye bırakma ey melun. Es gelmiş ve geçmiş bütün günahları ve susuz nimetler ikram edilmiş ve gönlüne huzur iniyor. Buna rağmen bir an taatten vazgeçmezken, ben mi ibadet ve taatten artık azade olacağım ey melun der. Demek ki biz Allah'ımızın emirlerine Kitabı kelime ve Habibullah'a baktığımız zaman kurtuluruz, yolundan gidenlere baktığımız zaman kurtuluruz. Şunu çok derdim, aman ha şuna buna bakarak hareket değil, üst nazarımıza bakarak hareket edelim, yanlış yapmayalım. Çünkü Rabbimiz bize riayet edeceğimiz esaslar bildiriliyor. Nebiler, sıddıklar, çiçekler ve Salimler bize yol gösteriyor. Onun dışında işte falanı gördüm, şöyle yaptı, filanı gördüm, böyle yaptı. Hayır, hayır.
Rasulullah'tan icazetini alan Salli Allahu Teala Aleyhisselam, kimseler de alaka kurmak suretiyle onların hareketlerine bakarak büyüklerimizin buyurduğu gibi Ehlullah'ın diyor hayatından on sahife olsun okuyun, okudukça iflas ettiğinizi anlayacaksınız. Diyeceksiniz ki, bir İmamı Azam neden böyle yapmış. İki sürü birbirine karışmış, çobanı çağırır. Bir koyun ne kadar yaşar? Altı sene veya yedi sene. Altı veya yedi sene et yememiş. Neden? İki sürü birbirine karışmış. Belki içerisinde yanlış bir karışım olur, haram girer diye yememiştir. Daha anlatmakla bitmez. Bir gün arabaya bindim. Bir zat köylü kendisi, nereden olursa olsun. Dedi ki ben develde işte Sarıkaya gibi bir yer oradanım dedin. Götürürken konuşmaya başladı. Dedi ki ben takvayı şu şekilde anlıyorum. Takva şüpheli olanlardan kaçmaktır.
Köylü amca bakıyorsun konuştuğu çok değişik ve ben dedi iki şeye aşığım birisi Cenab-ı Hak'kın beni sevmesi, benim de onu sevmem. Baktım çok derin taraf öykünü, işte Tevbeyi şöyle yapılacak, Tevhit şöyle okunacak diye çok güzel bir tarzda ifade eder bilirsiniz. O zaman der ki bir deliden öyle bir söz çıktı ki defterü divan'a sığmaz diye çok böyle. Mahir İz hocamız Ahmed ile Ahad arasında bir Mim farkı var. Bunu diyor çıkaramadım, dağdaki bir meczubine sordum, dedi ki diyor işte nedir bu deyince o muhabbetin Mimidir dedi. Hayran kalmamak mümkün. Üstadımızın dertleştiği iki kimse vardı. Birisi ton baktı hacı camide, bende bir tanesi de ilçede. O bize şunu anlattı, derdim ki Cemul Cem makamını üstadımız hiç anlatır mıydı acaba? Bir duydum ama mübarek dilinden, dedi ki Cemul Cem duydum ama mübarek dilinden. Dedi ki Cemul Cem makamını bizimle görüşürdü. Kimse onu beğenmez.
Eğer bir davet olsa sofrasını oturtmazdı. Gezse kabul etmezler hemen burunlarını bir kısım kimseler çevirir. Neden geldi diyeceği kişidir. Hiç belli olmaz. Demek ki takva o amcanın dediği gibi şüpheli olanlardan kaçmak. Benim dedi işte babam İslam tarihinden okurdu, oradan maluma sahip oldum, gönlüme geliyor. Acaba hangi üniversiteleri bitirdi, hangi? Artık doktora tezlerini verdi, doçent mi oldu, profesör mü oldu, nerede bir kürsüsü var, ne kürsüsü, ne doçentlik tezi, ne vesairesi, o alacağı tizleri de göreceği okulu da, medreseyi de, üstadında müşahade etmiştir. Emir Sultan Hazretlerinin dediği gibi kendisine hayran kaldıklarında babamdır. Tevazuundan dolayı bir çocuğa dahi babamdır. Bir kimsenin Medresesi, arşı, azam, hocası, fakr-i alem Sallallahü Aleyhi ve Sellem olunca ona güç yeter mi diye. Biz hemen sıralayalım. Birincisi gönüldeki nedamet, ikincisi hatayı tamamen atmak.
Hastalıklar diyoruz ya az bir belirtisi olacak olsa ne olur? Hemen tekrar nüks eder. Onun için ilacımızı tam kullanacağız. Evrad ve ezkarımızı her zaman kullanacağız. Eğer seherde yapamıyorsak gündüz yapacağız, yirmi dört saat içerisinde yapacağız ama terk etmeyeceğiz. Muhabbetimizi de terk etmeyeceğiz aşkımızı da. Bağlandı bendim gidemem Gayri'ye. İkincisi de Asim. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim değildir. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.