Kayseri Ulemmasından kıymetli bir zat. Ziyaretini büyüklerimizin cuma günleri yapıyorlar. Cuma günü ziyaretine gelmişler. Fatih Efendi hazretlerinde bir müberhal var. Böyle gamlı ve kederli. Sormuşlar efendim, bu gamınız, bu kederiniz, bu endişeniz nedir, neden mahsunsünüz deyince bir ağlamış. Ondan sonra da yakaza hali, uykuyla uyanıklık hali. Bir müddet durduktan sonra tebessümle uyanmış. Demiş ki ben her cuma iki cihan güneşini bizzat açıktan görüyordum Sailallahüteala vessellem. Ama bugün göremedim. Acaba hangi sünneti ben terk ettim ki? Göremedim diye düşünüyordum. Ondan dolayı gamlı ve kederliydim Allah'ımız lütfetti diyor. Sünnet. Hiyezühtü fitdünya. Sünnet yok manasında malum. Dünyaya gönlümüzü kaptırmamak. Yoksa dünya dinin kıvamı. Ayaklatılması beş şeyiyle, birisi de zenginlerin cömertliğiyle. Fakat gönülümüze o muhabbeti girdirmemek. Gemiyi delmemek.
Gemi denizde seyrüsefer yaparken delindiği zaman içine su alır ve gemi katar. Kalbimize nefsani arzu ve istekler eğer yer yaparsa, bunlar işgal ederse, diyelim ki dünya muhabbeti biz o zaman o gemiyi delmiş oluruz. Ne olur? Ruhen ve manen Allah'ımız korusun, batışı hasıl. Bu sebeple dünyayı kalbimize koymamak, Elde caiz, kesede caiz, kasada caiz, Abdülkadir Divan efendimizin ifadesine göre kalpte la'ya cüz caiz değildir buyuruluyor. Bu yakınımızda Kuddus veli hazretleri var. Büyük veli. Bu bağda bahçede çalışırmış. Müridandan bir kısmı, işte bu efendi hazretleri postunda otursa, işte dergahında, hangi hafta, zaviyede neyse, otursa da böyle dünya işleviyle meşgul olmasa biz çalışırız diye gönüllerine geliyor. Bağ ve bahçe işleriyle meşgul. Bağlarını işte bahçesini belliyor. O bel küreğiyle toprağı şöyle bir eşeliyor. Ondan sonra arkaya doğru atıyor. Attığında altınlar da görünüyor.
Diyor ki evladım Allah'ın izniyle Abdurrahman Bin Avuf gibi, radiyallahu anh. Dünya bizim için hiçbir şey değil. Ama güzel örnek olmak için, Rasulullah'ın sünneti seniyyesini takip için, çünkü Rasulullah daha hali sabavetinde, çocuk ifadesini kullanamam peygamberimize, Sadenallah olacak bize. Halis sabavetinde evinde kaldığı Ebu Talib yediğim, içtiğim helal olsun diye onun hayvanlarını otlatıyor. Daha sonra malumunuz iki defa Şam-ı Şerife, ticaret yapıyorlar. Sihirli seferde bulunuyorlar. Zaten bütün cihat içerisinde. Farklı kainatın diyor sünneti Muhammediyesine uymak için bunu yapıyoruz diyor. Mesela Sami Bendi Hazretleri seksen yaşını geçmiş. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Ama geliyor Tahtakale'de nalburiye mağazasında orada defter tutuyor. Son zamanlarında hane-i saadetlerine getiriyorlar, orada bu işleri görüyor. Burada ne demek istiyor? İhvanımız çalışsın.
Hazreti Dağı ne güzel kol elinin emeğini yer. Elinin emeğini yesin ihvanımız diye bunu yapıyorlar. Bizim mürşid-i kamilimizin dişleri döküldü levha yaza yaza. Onunla rızıklarını, bağını, bahçesini temin ettiler. Fakri kainata öyle var oluyorlar ki Sallallahü Aleyhi ve Sellem, her hususta şu sağ baş parmağını sol elinin ayasını böyle götürerek konuşuyordu. Ve buyuruyordu ki Resulullah böyle konuşurdu diyerek onu takip ediyor, her hususta. Demek ki kemalat efendimiz aleyhissalatü vesselamın sünneti Muhammediyesine uymaktan ileri geliyor. Bizim için en büyük huzur budur. İçfet. Ve sehavetün nefs, böyle cömert. Cömertlik sadece insanın cebinden olmaz. Bir tebessümü en güzel cömertliktir, bir tebessüm. Ondan sonra diyelim ki bir ihtiyacını muhtaç olan kimsenin giderebilmek, halinde tavrında, konuşmasında, görüşmesinde her şeyinde cömert olmak, sadece cep olarak da değil.
Böyle şahsında zaten huyun tarifi gönle tamamen yerleşip kolaylıkla yapılan, yani zorlanıyor. Diyelim ki güzel bir huy, tevazu hali. Tevazu halini yaparken bunda zorlanmıyorum. Gönlünden geliyor, içinden geliyor. Böyle bir hale girmektir ve nasihatü'l halk, insanlara da güzel nasihat etmek. Yine büyüklerimizden bilakis misal olsun o zaman daha iyi anlıyoruz. Hem de onlar anıldı mı Allah'ın rahmeti yağar. Şu gönüllerimiz o rahmeti ilahiye ile ıslansın. Doktor diyor ki İslam-ı Ben hazretlerine, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a fazla konuşmayın. On beş dakika ileri gitmeyin. Rahatsızlığınız nükseder. Bundan sıkıntı duyarsınız. Öğüne giydiği halde iki saat bölüşmüş. Sonra bir baş ağrısı meydana gelmiş. Hastayım demiyor. Hiçbir zaman bu tabiri kullanmamış. Hastayım dememiş. Halinden ve mahaldinden anlamışlar. Mesela mübarek gözüne katarakt gelmiş. Hiç hastayım deme yok.
Yalnız böyle yürürken, adım atarken, ondan sonra çaya şekeri atarken, dışına düşüyor. Efendim bir doktora müracaat edilsin mi? Siz bilirsiniz diyor. Hastayım demiyor. Ve gelen doktor da irşad oluyor, ıslah oluyor haline bakar. Bu nasıl bir kimsedir. Anlatmakla bitiremeyiz. Böyle emeğini hiç esirgemiyor. Kendilerini feda etmişler zat. Bu dinimiz için, bu iman için, bu İslam için, bu Kuran için feda olmuş onlar. Ben mürşidi Kamilimizde de gördüm. Şu ilim. Beni çok rahat konuşur, görüşür. Fakat ondan sonra yatağa zor düşerdi. Doktorlar getirilirdi. Fakat konuşurken Allah'ımızın kullarını konuşurken, çünkü burada sünnete haber verirken nasihatü'l halk buyuruyor. İnsanlara nasihat tip gibi delikanlı gibi. Bir gün bir yere gitmek icap etti. Bir tüp bulunması icap ediyordu. O tüpü bulmak için ayrıldı. Fatih üstadımız hazretleri yerinde yoktu. Sağa bakıyoruz, sola bakıyoruz yok.
Meğer bir yere oturur, başına da toplanmışlar onlara nasihat etti. İstanbul'da bir doktora verildi. Böyle münasebetsiz tavırlar vardı. Kadınlar neler. Allah'ımızın kulu dedi boş bırakmaz. Onlara, daha biz çok gençtik. Sizden daha bir. Şu Ayet-i Celileyi oku desem. Soru Bak. Allah'ımıza kulluk yapmamızı, ondan sonra anne ve babaya ikramı, onlara böyle canı gönülden de dinledi. Konuştuk bırakmıyordu böyle. Böyle bir zorlamadan, çok rahat bir şekilde bunlar hep bize rabıta dindiği zaman asıl bugünleridir bize. Mesela büyüklerimizin en mühim özelliklerini burada dedi zaten. Veshavetün nefs. Çok cömert oluyorlar. Bir gün nasıl olduysa efendimiz hazretleri dedi ki fazla üstüme gelmeyin, her şeyimi feda ederim. Çünkü Allah'ımıza öyle bir teslim olmuş, Rabbımızdan öyle bir nimete mazhar ki dünya gözlerinde hiç mesabesinde. Sünnet hususunda asnüssünne, sünnetin aslı nedir?
Kendi şahsına, kendi işidir, gücüdür, dünyevi konulardır. Hep bunlarda ailevi konu olur, şahsi meseleler olur, cemiyetle ilgili olur, ticaretle alakalı olur. Hepsinde Allah'ın ve resulünün sözü geçerlidir. Mesela oturur konuşur görüşürüz. Ne deriz? Sence ve benzeler üretilir. İşte bana göre böyle. Bir diğeri şuna göre deyip öyle değil. Bunlar Allah'ımız ne buyuruyor Celle Celalü Habib-i Kibriya ne buyuruyor? Hep ona dikkat ediyorlar. Acaba bu hususta peygamberimizin sözü nedir? Bu fıkıhta çok önemli. Sabit bin Muaz radiyallahu anh Yemen'e vali tayin ediliyor. Bu çok geçer. Malum bir haziye ama çokça söylenir öneminden dolayı. Efendimiz buyuruyor, Sallallahü teala, Yemen'e gideceksin. Önüne meseleler getirilecek. Ne yapacaksın ya Muaz? Allah'ın kitabına müracaat edecek. Haydi orada bulamadın. Resulullah'ın sünnetine bakacaksın. Orada da bulamadım.
Ümmetin seçkinlerini, maluma sahibi kimseleri toplayacağım, öyle karar vereceğim deyince, Nebi Ekrem Efendimiz Allah'ımıza hamdediyor. Onun görüşü, arzusu isteği üzerine olmasından dolayı Mevlamıza şükranda buluyor. La mütdelil abdil mümin minselasi sünen. Mümine gereken şu üç hususdur. Sünnetullah ve sünnetul enbiya ve sünnetul evliya. Ve sünnetullah, nedir sünnetullah? Hiyekitmanüs sır. Serimi vermemektir ve sünneti rasül sallallahu teala isim, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sünneti müdaratül halk. İnsanları en güzel şekilde idare etmek. Daha sonra ve sünnetü'l evliya velilerin hareket, tavır ve yaşantıları vermiş oldukları söze sadaka. Zaten zipullahın yapmasındaki yapmamızdaki gaye de budur. Allah'ımıza ruhlar aleminde verdiğimiz ahdin unutulmaması. Çünkü unutmanın zıddı nedir? Hatırlamaktır. Hatırlamanın Arapça'da anlamı zikirdir.
Bundan dolayı Allah dediğimizde celle celaluhu, la ilahe illallah dediğimizde, salatü selamıı okuduğumuzda ölüm tefekküründe rabıtada zikrullahtan bu lakabede gaye o ahdi sıcak tutmak, o ahdi korumak, muhafaza etmek, hatırlamaktır Ve sabrı filbe se ve sa'yveddarra gerek güçlük zamanında gerekse rahatlık anında sünneti Muhammediyeye uygun hareket etmektir. Biz bunu neden ele aldık? Sünneti seniyye dedik. Bizim için üç esas var. Birisi nedir? Kuraldır. İnsan kuralsız olmaz. Bir yolda gelişin bile kuralları var. Bir yemekte kurallar var. İnsanlar ile münasebetimizde var. Her hususta var. O zaman bizim kuralımız ne olacak? Allah'ın kitabı olacak. Burada mühim olan nedir? Yol. Yolda nedir? İstinamdır ve bunun yanında bir de lider. Vakf-ı kainat sallallahu teala aleyhi ve sellem. Kuran, Kuran azimüşşan, buradan da birkaç kelamla tamamlayalım.
El Kuran, Hablullahi beynallahi ve beyne ibadi, mentemezsekebihi nece, Allah ile celle celalühü kul arasındaki bağdır. Zaten Kuran azimüşşan Fatiha'nın içerisinde derzolunmuş. Evet toplanmış. Fatiha suresi de besmelenin içerisinde. Besmele de o bağ nokta. Bak buna bayi il-sak dediler. Bu Allah ile kul arasındaki alakadar ve bütün ve bütün esas bu noktanın içerisindedir. Bunu ulema-i kiramımızı ele alırken, hadteki Süvey-i Dahai Devun'la misal verirler. Şimdi bizim gözümüz, hepsi böldüğü yok. Gözümüzdeki toplu başı kadar bir hız bebeğidir. Gören odur. Kalpten öldü. Diğeri vücudumuza kanı pompalamayı temin eden bir et parçasıdır. Fakat buradaki süveydayi derun denen essayla İmanın yazıldığı noktadır. Cenabı Hak'a muhabbettir. Cenabı Hak'a ünsiyettir. Allah'ımızın cemalinin seyridir vesaire. Neden Süheyla deniyor derseniz, bu siyah nokta demek. İstitası, siyah nokta.
Bu siyah nokta diyorlar ki bize mürşitlerimiz aman ha rabıtanız dersinizin rüknu azamı olsun. Mesela en az yirmi dakika rabıtanızı yapın. Yapın ki o nokta nurlansın. Oraya ilahi nur rabıta sebebiyle vura vura vura nur haline getiriyor. O zaman bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur, kalp gözleri açılıyor. Murakabesinde bütün oraya yükleniliyor. Nuri ilahi oraya aks etmek suretiyle ayine temizlenmiş oluyor. Bazen böyle bir su diyelim, bir bardak su. Bursu çok bulanık, çamurlu simsiyah bir su. Bunun üzerine biz temiz su döküyoruz. Devamlı döke döke döke o siyahlık artık beyazlığa doğru dönmeye başlıyor. Ondan sonra da tamamen su berrak bir ağaca geliyor. Biz ibadetimizle, taatimizle yalnız ibadetteki iki esası unutmayacağız. Birisinin niyetimiz, ikincisi de ihlasımız. Buna dikkat edeceğiz. Vesair taatlerimizle ne olacak? Kalbimizdeki o nefsani kir ve paslar temizlenmiş olacak.
Devamlı. Çünkü tozlanıyor. Kalp çok hassas. Allah'ımızın öyle bir nimeti ki onun tertemiz olması gerekiyor. Temiz et gönül evini dost gelecek, kondurmaya buyurulmuştur. Bu uzun harita. Şimdi zamanınızı almakta istemeyiz. Cenabı Hak yolumuzu istikamet üzere bu yolda devamını cümlemize nasipiyet sahibi etsin.