Kalp Selimi ve Manevi Arınma Yolları kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bakara suresinde altmış Araf suresinde de yüz altmış kolayca çıkarılır. Bakara suresinde altmış Araf suresinde yüz altmış Bu Ayet-i Celilelerde Musa Aleyhisselam'dan kavminin su istediğinde Cenabı Hakk'ın vahyi haber verilmektedir. Musa Aleyhisselam başlı başına…
Kalp Selimi ve Manevi Arınma Yolları ne anlatıyor?
Kalp Selimi ve Manevi Arınma Yolları kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bakara suresinde altmış Araf suresinde de yüz altmış kolayca çıkarılır. Bakara suresinde altmış Araf suresinde yüz altmış Bu Ayet-i Celilelerde Musa Aleyhisselam'dan kavminin su istediğinde Cenabı Hakk'ın vahyi haber verilmektedir. Musa Aleyhisselam başlı başına…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bakara suresinde altmış Araf suresinde de yüz altmış kolayca çıkarılır. Bakara suresinde altmış Araf suresinde yüz altmış Bu Ayet-i Celilelerde Musa Aleyhisselam'dan kavminin su istediğinde Cenabı Hakk'ın vahyi haber verilmektedir. Musa Aleyhisselam başlı başına işlenmesi gereken olan hadisesi işlenmesi icap eden ve ders alınacak çok mühim bir görevdir. Çünkü dört yüz sene Firavunla mücadelesi var. Öyle dile kolay bu. Firavun hiçbir zaman, hiçbir zaman Musa Peygamberimizin peşini bırakmamıştır. Hiçbir zaman. Ne zaman fırsat buldu o zaman girdi. Ne zaman fırsat buldu o zaman müdahale etti. Taha suresinde görürsünüz.
Taha suresinde Koskoca Musa Peygamberimiz, Allah'ımızdan vahiy alan Musa Peygamberimiz az bir ayrılınca, az bir ayrılınca Samiri'nin Cebrail Aleyhisselam'ın ayağının altından bir toprak almak suretiyle Altunları, gümüşleri kıymetli eşyayı bir araya getirerek erittirdi, ondan bir buzağı yaptı. Ondan bir ses çıktı, ona taptırmaya çalıştı. Samiri'nin İsrailoğullarını Samiri'nin İsrailoğullarının görmeyip de kendisinin gördüğü ve izinden bir avuç toprak aldığı iddia ettiği elçi, Hazreti Hz. Musa'nın huzuruna gelen Cebrail Aleyhisselam idi. Samiri onun atının bastığı yerlerin yeşerdiğini görmüş, izinin toprağından bir avuç alıp ateşe atmıştı. Ayeti mecazi manada Allah'ın ilham ettiği ilmi böyle kullandım şeklinde anlamakta mümkündür.
Burada demek istediğim Allah'ımızdan haber getiren Musa Peygamber'e değil de Samiri'nin böyle bir aldatmasına inanıp insanların gittiğini, insanların zaafını söylemek istiyorum. Nefsimize esir olmak suretiyle ne kadar büyük bir yanlışlıkla yapılmaktadır. Arz ettiğim gibi Musa'nın kavmi çok mühim. Mücadelesi çok önemlidir. Şimdi tih çölü var. Çöl deyince susuzdur. İşte bundan dolayı da Cenabı Hak ashable Burada da Ebu Cehil'in Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'a, öne bir karşı çıkışı onun getirmiş olduğu ilahi emirlere muhalefetini görmekteyiz. Cennet ehlinin hali haber verilirken, Cennet ehli haber veriliyor. Kıyametin hali ondan sonra da cehennem yararının durumları, acı akıbeti, ondan sonra müminlerin durumları anlatılırken burada bir hakikati vurgulamak istiyorum size.
Cennet ehlinin, cennet ehlinin yüksek koltuklarda oturduğu fiha sürurun merfua öyle ki o koltukların artık la teşbih ve la temsili deriz ya cennetin kıymetini, cennetin nimetini burayla ölçmek mümkün değil. Ana karnında çocuğun yediğiyle bu dünyadaki yiyecekler arasındaki fark gibidir. Çok yüksek bir cennet, zaten ifade buyruluyor, fi cennetin Aliye diye buyurur Mevla-yı Zülcelal'imiz. Yüce bir cennettedirler. Tabi izah-ı çok nüzul. İşte bu cennette koltuklara oturacaklar, çok yüksek. Yıldızlar gibi diyorum yüksekliği. Ve ekvebun mevdua önlerine de sehpalar konuyor anlayacağımız şekilde o dolu dolu bardaklar, bu ikramen, ikramın üstünlüğü ile haber veriliyor bu ifade ile. Bunu duyan Ebu Cehil dedi ki bu nasıl olacak, çok yüksek kira adamın ayağı nasıl yetişecek deyince Mevlamız Onların devenin yaratılışına bakmazlar mı? O günde en kıymetli vasıta bu.
Eğer asansör olsaydı daha ne çıkacağını bilmiyoruz ama onunla misal verilirdi. Deveyi bir çocuk yularından tuttuğu zaman istediği yere götürebiliyor. Ve sonra deveyi yere inmesini temin ediyor, oturmasını temin ediyor. Deve boylu boslu bir hayvandır. Sonra yükseliyor. Bununla misal veriyor Cenabı Hak. Nasıl ki deveyi siz yere oturttuğunuzda tekrar kalkışında ne kadar yüksek oluyor diye ona artık cevaben ifade buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz. Daha pek çok öyle bir itirazı var ki mesela cehennem ehlinin yiyeceği yemek haber veriliyor. Öyle bir yiyecek ki ne onları doyuruyor ne de aç bırakıyor. O zaman da develerin çok taze iken yemiş oldukları bir ot tiyesi. Dedik ki biz bunu develerimize yediriyoruz. Nasıl oluyor da cehennem ehli dariyye denen bir ottan yiyorlar diyor. Allah Allah. O zaman Mevla yüc celalimiz Ne doyuruyor ne onları da aç bırakıyor diye.
Yani Ebu Cehil tıynetinde her tipin fırsatları kolladığını demek istiyorum. Ondan dolayı Müminin, Efendimizin buyurduğu gibi Hadis-i Şerif'te Mümin akıllıdır. Mümin çok zekidir. Günün olaylarını çok iyi bilir. Bugün de meydana gelen hadiseleri çok iyi bilir. Ona göre de, o hadiselere göre de çareler bulan bir kimsedir. Çok uyanıktır. El-Müminuk keyyisuh Mümin zekidir. Yalnız buradaki ifade akıllıdır buyuruyor. Mümin akıllıdır. Çünkü zeka bir küfür ehlinden de olur. Aklınızın ermeyeceği çok büyük gelişimleri de temin eder teknik açıdan. Bunun yanında akıl, akıl, Allah'ımızı ve Resulünü bilen ve yolundan giren kimselerde olur. Eğer zekanın yanında akıl da bulunabilecek olursa o zaman vahyin tesiri altında hakikatleri daha iyi görür. Şimdi, öyle ki Mümin çok zekidir. İç gözleri açıktır ve ileriyi de görebilen kimsedir. Bugün diyorum ya teknik ne kadar ilerlemişse onda geri kalmamıştır.
Çok iyi takip eden kimselerdir. Mesela ben sadece bir misal vereceğim size müminin zeki olmasına, akıllı olmasına, zamanında en önemli hadise ne ise onları bilmesine teknolojide minyatürleşme devri diye söylediğimiz nano teknoloji. Dünya, insanın tüm yaşamını etkileyecek kadar büyük yeni bir teknolojik devrimin eşiğinde. Nano teknoloji adı verilen ve atomlar veya molekülleri tek tek alıp hassas şekilde birleştirerek her istenen ürünü elde etmek olarak tanımlayabileceğimiz bu teknolojinin temeli doğadaki atomik dizilimi taklit etme ilkesine dayanıyor. Öyle bir teknoloji ki, nerede kullanılabilecek mesela bunlar. Bunlar çok iyi hissediyor. Birçok bilim dalını kapsamasına karşın, tıp alanında oldukça çarpıcı gelişmelere imkan tanıyacaktır. Bundan on beş-yirmi sene önce ışınlarla tedaviyi bilir miydik? Kansız ameliyatlar geliştiriliyor. Daha ötesi neler olacağını bilmiyoruz.
Uzmanların görüşüne göre gelecekte mikroskobik robotlar vücudun dolaşım sistemine girerek hücre seviyesinde onarım yapıp hastalıkları iyileştirebilecek nano algılayıcıları insan vücudundaki hastalıkları çok önceden saptayarak erken tedavi olanağı tanıyacaktır. Bu sadece tıpta, tıp alanındaki faydaları ifade edilmektedir. Sonra gelişmeler öyle bir sonuç veriyor ki hayatı etkilemesi tüm insanlık için kırkten değişim ve dönüşümleri beraberinde getirecek bu gelişmelerin olası sonuçları üzerinde herkesin düşünmesi gerekmektedir. Nano gelecekte herkes kendi bilgisayarına temel tüketim maddelerini üretmesi için emir verebilecek evin bir köşesinde çalışan nano bu sürüleri de istediğiniz malzemeyi, etrafımızda serbestçe dolaşmakta olan atomları toplayıp işleyerek üretecektir. Öyle olacak ki ahir zamana aynı zamanda nano teknolojisinden işaretler de var.
Son dönem anlamına gelir ve İslam'a göre kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak bir dönem ifade eder. Kuran-ı Kerim'deki işaretler ve Peygamberimiz hadislerindeki detaylı açıklamalar bir araya getirildiğinde ortaya önemli bir sonuç çıkmaktadır. Ayet-i Hadisler ahir zamanın iki safalı olduğunu göstermektedir. Birinci devre dünyanın maddi ve manevi sorunlarla dolu olduğu bir dönem. Bunun ardından gelecek ikinci devre ise oldukça kıymetli Kuran ahlakının her alanda üstün hayatın yaşanacağı çağdır. Dünyanın sona ermesiyle birlikte çok hızlı bir sosyal çöküş içine girmesiyle de Kıyamet saatinin gelişi beklenmektedir. Efendimiz bazı hadisleri şöyledir Muhakkak ki o zaman da mal çoğalıp su gibi akacak da hiç kimse tenezzül edip kabul etmeyecektir.
Benim ümmetim o devirde öyle bir huzur bulacak ki o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır Yer yemişini, gıda ürünlerini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklanmayacak, vermemezlik etmeyecektir, saklamayacak. Malda o gün çok birikmiş olacaktır. Sünen, İbn-i Mace, Ramuz El-Ehaddis ve diğer hadis kitaplarını geçmektedir. Nano teknolojide beklenen gelişmeler maddi bolluğun yaşanacağı müjdelenen bu döneme işaret ediyor da olabilir. İşte bunlarda çok geri kalmamak, daha ilerisini görebilecek bir anlayışa kalp gözlerinin açılması icap eder. Peygamberlerimizle sıfatları ifade edilirken bir sıfatı da fetanettir, akıllılıktır. Çok ileri bir görüş sahibidir. Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın mübarek Hadis-i Şerifleri daha anlaşılmış değildir. Tıbbı Nebi diyoruz. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın tıbba dair o kadar sözleri var ki. Yine bir tanesini söyleyeyim.
Buyuruyor ki Cüzzamdan siz aslandan kaçar gibi kaçın. Neden Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Aslandan kaçar gibi kaçın diye söylediğini araştırıyorlar. Mikroskobun altında inceliyorlar, bakıyorlar ki bunun aslan mikrobunun aslan şeklinde olduğu müşahede ediliyor. Bitmez ve tükenmez. Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam ve diğer Peygamberan-ı İzamın peşinde, her peygamberin peşinde bir kafir var. Bir de münafık vardır. Ona varis olan El Olema ve Rahatatü'l Enbiya Alimler, nebilerin varisleridir. Onların da mutlak inkarcıları vardır ve hakikatleri örtbas etmeye çalışan iki yüzlüler de bulunmaktadır. Ama öyle bir güzel ahlaka sahiptirler ki Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz kafirler için yapmış olduğu duada Allahüme hidayetler bilmiyorlar da bunlar onun için yapıyorlar diye güzel ahlakını ifade eden yaşantısıdır Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in.
Musa Peygamberimiz dediğiniz zaman bitmesi ve tükenmesi mümkün değil. Anlatmakla bitiremezsiniz. Bir hadiseye işaret etmek istiyorum. O da Bakara Suresi'nde altmış. Ayet-i Celilede ashabına ve ilisteska musalik kavmi Musa aleyhisselam, çölde kavmi için su istemişti. Şimdi çöl hayatı suyun çok kıt olduğu ve iklim olarak da gündüzleri çok sıcak, geceleri de soğuktur. Bundan dolayı Cenabı Hak onun vasıtasını da o günde en önemli vasıta devedir. Deveyi ona göre halk etmiştir diye Raşiye Suresi'nde Ayet-i Celile'ye işaret etmiş olduk. Devenin kumda yürüyor, ayağı öyle tırnaklı değil. Tırnaklı olsa yürüyemeyecektir. Deve hakikaten çölde de çok koşan bir hayvandır. Ayağı top gibidir ve çöl tipisine karşı da Mevla-yı Zülcelal'imiz öyle bir Halikül Lemiycem ki üç tane perde halk buyurmuştur. Artık fırtinanın şiddetine göre birini indiriyor, sonra ikincisini sonra üçüncüsünü bu şekilde koruyor.
Susuz olduğu için de suyun çok az bulunduğu bir yer olması hasebiyle onun sırtında hörkücü diyoruz biz, o on günlük suyla depolayabiliyor ve ona göre de su ihtiyacını gideriyor. İşte Tih Çölü'nde suyun da çok az bulunduğu bir yer bundan dolayı Musa aleyhisselam çölde kavmi için su istemişti. Biz de Musa aleyhisselama vahyettik, Hasan'ı taşa vur dedik. Birçok tefsirlerde anlatılır. Bir taş Musa Peygamberimizle konuşur. Efendimizin mübarek hayatında çokça görürsünüz bunu. Taş konuşur. Der ki Ya Musa ben sana ileride lazım olabilirim. Musa alır onu bir torbanın içerisine bırakırım. Der ki taş beni torbanın içerisinde bırakma, dışarı çıkar. Halık-ı Lemgezen o taşa sen asanı vur. Asa cennetten Adem ile beraber yeryüzüne inmiştir. Şuayb ' a geçmiş, oradan da Musa Peygamberimize devredilmiştir. Asanı taşa vur. Asasını taşa vurduğu zaman on iki tane su fışkırmıştır. Araf Suresi'nde yüz altmış.
Ayet-i Celile'ye baktığımız zaman Biz İsrailoğulları'nı oymaklar halinde on iki kabileye ayırdık. Şimdi İshak aleyhisselam'dan gelen kimselere verilen ad, Sırp'tır. Torun manasına gelir. İsmail Peygamberimizden gelenlere de kavim denmektedir. On iki kabileye ayırdık denmesiyle Yakub Aleyhisselam'ın on iki oğlu var. Her birisinin on iki oğlundan zuhur ettiği de ifade edilmektedir. Kavmi kendisinden su isteyince, Asanı taşa vur diye vahyettik asıl bunu demek istiyorum. Orada penfecerat fışkırdı. Burada ise Bu suyun yavaş yavaş yavaş çıkıp sonra da çoğalması manasına gelmektedir. On iki tane göz açıldı, pınar akmaya başladı. Buradan hareket edecek olursak Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın Cenabı Hak mübarek parmaklarından Belki zamanın ölçülü olması hasebiyle diğer zamanda anlatmaya çalışırım Rabbimizin izniyle. Gönlünden akan suları da inşallah haber vermeye gayret ederiz.
Gadalime külli unasinasin meşrebum Burada bir kabile değil de insanlar denmektedir. Bu da birçok insanların müracaat ettiğini, sonra her kabine içeceği yeri belledi. Sayının çokluğu ifade edilmektedir burada. Sonra çöl çok sıcak olduğu için Cenabı Hak başlarına bir gölge. Öyle ki bulut nereye giderlerse onları takip ediyor. Taştaki sır taşa asasını vurduğu zaman on iki pınar açılıyor ve taşı nereye götürürlerse oradan da bu suyu temin edebiliyorlar. Sonra Cenabı Hak kudret helvası ve bıldırcın etinden ikramlarda bulunuyor. Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin. Ama onlar emirlerimizi dinlememekle bize değil kendilerine zulmediyorlardı. Bakara Suresindeki Ayet-i Celilede de Sonra her kabile içeceği suyun yerini de çok iyi biliyorlar. Kul ve la ta'tev fil ardi müfsidin. Sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin dedik. Mevlamızın rızkını yeyip de yanlışlık yapmayın.
İbrahim bin Ethem Hazretleri'ne bir asi gelmişti. Ondan öğüt istediğinde vermiş olduğu nasihatler çok manidar. Birisi şu buyurdular ki Madem ki isyan edeceksin tuğyan edeceksin, yanlış muamelelere Uluhiye muhalefette bulunacaksın, ona uymayacaksın, karşı çıkacaksın, o zaman verdiği rızıktan yeme deyince o kimse dedi ki Ondan başka kim rızık verebilir ki? İkram edenlerin de gönüllerine ikram duygusunu, şefkat ve merhameti de veren Allah'tır Celle Celalü demiştir. Şimdi azgınlığı ifade etmek için söylüyorum, Cenab-ı Hak korusun. Musa aleyhisselam çölde kavmi için su istemişti ve biz ona değneğinle taşa vur dedikten sonraki ayet-i celiline Hani siz verilen nimetlere karşılık ey Musa bir tek yemekle yetinemeyiz. Bakın şimdi Bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden sebzesinden, salatalığından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın dediniz. Mi istiyorsunuz?
Allah size bu Ayet-i Celden hareketle imanı lütfetmişse, irtidat edip de siz kafir mi olacaksınız? Allah'ımız size İslam nimetini vermişse, ondan sonra da dönüp başka bir milletten mi olacaksınız? Allah'ımız size ihsan ölçüsü içerisinde ibadet edebilecek yolu lütfettiği halde, siz gerisin geriye dönüp de nankör mü olacaksınız? Allah'ımız size her türlü nimetini vermişken maddi ve manevi, espa aleykum namahahu vahiraten ve batına hem maddi nimet hem de manevi nimetleri lütfetmişken siz ibadet ve taat mahallinin yerine isyan yerlerini mi seçeceksiniz? Çoluğunuzu çocuğunuzu perişan edip de kahvehanelerde, kumar başlarında helak mı olacaksınız? Siz, siz insanların irşad ve ıslahı dururken başta nefsimiz, etrafımız, çoluğumuz, çocuğumuz insanları ifsad etmek suretiyle iyinin yerine kötüyü mü tercih edeceksiniz? O halde şehre inin zira istedikleriniz sizin için orada var.
Ve bu ribet aleyhimuz zillettu velmeskene ve beubihova bin minallah. İşte bu hadiseden sonra üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Öyle bir damga vuruldu ki biz ifade ediyorduk, bugün Hadis-i Şerif'te de gördüm Sararır Emri ilahiye Efendimiz aleyhissalatu vesselama ve yollarını izleyen insanlara muhalefete şu yaptığı doğru mu, bu ettiği doğru mu demeye başlayacak olursa o zaman başta sararır, sonra morarır, sonra da kararır. Biz üzerlerine bu gibi nimetleri inkarlarından dolayı ve nüvelerini, teslimiyet nüvelerini bozmalarından dolayı üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibetler onların başına Allah'ın ayetlerini inkara devam etmeleri haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi Bu öyle bir kavim ki, bu millet öyle bir millet ki Peygamberlerini öldüren millettir.
Değil ki bir başkasının hakkını gözetecek, onu koruyacak mümkün değildir. Allah'ımız dilerse müstesna, bunların hepsi sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir. Beni İsrail'e alçaklık ve yoksulluk bankasının vurulmasına sebep olarak, hakkı inkar etmeleri ve onu söyleyen peygamberleri acımasızca öldürmeleri gösterilmiştir. Şuayb Aleyhisselam, Zekeriya Aleyhisselam, Yahya Aleyhisselam gibi pek çok peygamberleri öldürmüşlerdir. Halıku Lemyezen bu iki Ayet-i Celile'de Ya Musa, Sen asanı taşa vur, ondan on iki tane de pınar fışkıracak buyurmasına Müfessirin-i Izam şu manaları yükler. Sıralamak istiyorum yetiştiremeyeceğim için birincisi Tevhid İkincisi Ubudiyet, Pınarın Üçüncüsü İhlas Dördüncüsü sıdk, doğruluk Beşincisi Tevazu Altıncısı rıza. Haktan gelen her şeye boyun eğmek. Yedincisi Vekal. Bu kalbin itminanıdır. Kalbin huzurudur.
İşte levha yazıyorlar Huzur Ya Rab diye asıl manası olur mu? Sekizincisi Seha, cömertlik. Dokuzuncu Pınar, yakin, onuncusu Akıl Pınarı, on birincisi Muhabbet, on ikinci Pınar ise üns demişlerdir. Tevhide en güzel anlamı veren Cürcani Rahmetullah Ali çok güzel ifade etmiştir ama çok güzel. Zat'ını Mevla-yı Zülcelal'i akilla tasavvur olunan her şeyden uzak tutmak. Daha bu anlam kadar görmedim. Bu anlam kadar güzelini görmedim. Zat'ını akilla tasavvur olunan hayal edilebilecek her şeyden uzak tutmak. Nebi Ekrem Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin Sen kendini nasıl vasf ediyorsan, sen öylesin dediği gibi çünkü onu, Zümer Suresi'nde geçer, bir de diğer baştaki surelerde geçmektedir. Onlar Cenabı Hakk'ı hakkıyla takdir edemediler. Mümkün değildir tabi. Akilla tasavvur olunan her şeyden onu uzak tutmak. Furkan Suresi'ni incelersiniz, bunun yanında İsra Suresine bakarsınız.
İsra Suresi'nin son iki ayeti çok önemli. Son iki ayeti çok önemli. Cenabı Hakk'ın yüce kudretini gösterir. Burada Eshabübillah De ki İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır. Namazında yüksek sesle okuma. Onda sesini fazla da kısma. İkisinin arası bir yol tut. Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamdederim. Ve kebbirhu tekbira, Onun şanını yücelt. Mevla-yı Zülcelal'imizin eşsiz sıfatı ne güzel haber verilmekte İsra Suresi'nin son ayetlerinde. Bu ayetten geçip İhlas Suresine baktığımız zaman sadece meal olarak veriyorum ashabüne Allah'ın dostlarından biri der ki Her zaman bu sureyi okumak isterim namazlarda. İhlas, samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak, esaslarını sırf Allah rızası için uygulamak anlamına gelmektedir. De ki O Allah birdir.
Diyorum ya izahına gitmiyorum. Dediler ya Allah'ın haşa tunçtan mıdır, altundan mıdır, gümüşten midir, nedendir dediklerinde Allah Samed'tir. O hiçbir şeye muhtaç değil ama biz ona her an muhtacız. O doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur. Samed sıfatı hiçbir şeye muhtaç olmayan, aksine her şeyin kendisine muhtaç olan anlamını arz etmiştik. Tevhid zatını akilla tasavvur olunan her şeyden uzak tutmak. Mücessme Allah'ımıza el isnat eder, göz isnat eder, ayak isnat eder, kulak isnat eder. Bunlardan uzak. Katiyyem. Allah'ımız zatında da işsiz, sıfatlarında da işsizdir. Siz misafirinize iki gün, üç gün, en çok zaten misafirim üç gündür, ikramda bulunursunuz ama ondan sonra da gözüne bakarsınız yerine göre. Ne zaman gidecek diye. Cenabı Hak bize öyle bir sofra sermiş ki, şu yeryüzüne öyle bir sofra sermiş, hiçbir zaman suyu tükenmez. Sebzesi tükenmez.
Ekmeği tükenmez, aşı tükenmez, her türlü nimetini yağdırmakta, vermektedir, ihsan etmektedir. Çıkın gidin de demiyor gerek inanan gerek inanmayan herkese lütfunu esirgemiyor Mevla-yı Zülcelal'imiz hiç anlatmakla biter mi? Akilla tasavvuru mümkün değildir zaten. Tevhidin iki anlamını vermek istiyorum. Birincisi Kusudi kulun iradesini Hak Teala'nın iradesinde eritmesidir. Görünüşte bütün Mevla'nın görünmesi, yapmış olduğu bütün harekette onun emirleri görünüyor. Şuudi olanı vecd halinde, kendinden geçmiş. Artık onu bize öğretmeye çalışırlar. Öyle ki biz bunu dilimizle okurken kalbimize indirmeye çalışırlar. Ona nefis bat denir. Nefesi göbeğin altına almak suretiyle nefessiz La ilahe illallah dinmesi. İşte bulan vecd halidir. Kendisinden geçmiş coşkunluk durumudur. Hatta Teala'dan gayrı her şeyi terk etmektir. Yiyeceğini, içeceğini, evini, barkını değil o.
Onun muhabbetinin dışında her şeyi terk etmiş, severse yavrusunu Allah'ın kulu, Resulü'nün ümmeti, malını mülkünü ben hiçbir şeye sahip değilken, onun vermiş olduğu zeka ile, akilla, onun vermiş olduğu güçle, kuvvetle temin ettim deyip yolunda harc etmeye gayret eder. İkinci Pınar ubudiyyettir. Bunun üzerinde çokça durulur. Birincisi ibadet, ikincisi ubudiyet, üçüncüsü de ubuddedir. İbadetin mahalli şu bedenimizdir. Ne yaparız? Mesela hacca girilecek dönem bu olduğu için ondan misal veriyorum ihramı giyiyoruz işte üzerimize bu bedenimizde tecelli ediyor. Ediyor. Sonra Beytullah'a varıyoruz, vücudumuzda dönüyoruz. Fakat ubudiyet dediğiniz zaman ubudiyet onun mahalli ruhtur. O nedir? Hükmüne rıza göstermektir, teslim olmaktır. Ubude dediğimizde mahalli sırdır, ibadeti Allah'a tazim ile yapmaktır. Mesela Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz ibadet ederken o sevgiyle ibadet ediyordu.
Büyük bir muhabbetle yapıyordu. Hz. Osman haya hayat duygusuyla yapıyordu. Hz. Ömer hay heybetle yapıyordu. Ondan dolayı zaten celallidir küfre karşı. Tüyleri elbisesinden çıkacak derecede Sıddık-ı Azam radiyallahu anh de ibadetini tazimle yapıyordu. Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam, Hz. Sıddık ne fazla namaz, ne fazla orucu ile değil kalbinin Allah'a olan Celle Celalühu, tazimiyle kemale ermiştir buyurmaktadır. Sonra kolluğumuzu yaparken ikinci pınar bu, nefsin arzularından geçmek, ikinci olarak temennilerle meşgul olmamak, işte ibadet edersem şöyle faydası olur dünyevi de faydam olur ne bileyim evliya diller, uçan olurum, kaçan olurum düşüncelerinden hep uzak Üçüncü olarak Rabbimizin emrine uyup vuslatla hürriyete ermektir. Tabi kavuştuğu zaman. Üçüncü pınar ihlastır. Belki yarısına varamayacak söyleyeceğim sonra izahını yapmaya gayret ederim.
Kalbi, safhasına keder verecek her şeyden kurtarmaktır. Çünkü kalp öyle bir merkez ki, kalp öyle bir Cenabı Hakk'ın muhabbet hanesidir. Öyle bir muhabbet yuvasına kiri pası girdirmemektir. Ve her an temizlemektir. Istiğfar ile, tevhid ile Kuran tilaveti ile Kuran-ı Kerim tilaveti ile Hadis-i Muhammediye Efendimizin Hadis-i Şeriflerini okumakla Sünnet-i Seniyyesine riayetle Helal yemekle, namazı huzurla kılmakla, Ehlullah ile beraber olmakla, kötülüklerden kaçmakla. Riyakirinden uzak, kendisini beğenmekten uzak, taatlerini başkasına duyurma düşüncelerinden geçerek, kalbi safhasına keder verecek hallerden kurtarmaktır. Allahü Teala ile kul arasında ihlas bir sırdır. Cenabı Hak ile kul arasında sırdır. Melek Anı bilmez ki taciz eder. Buraya kadar Pınarı zaten on ikisini söylemiştim.
İzah olarak Kafi Elhamdülillahi rabbil alemin Cenab-ı Hak gönlümüzden ve gözümüzden, kalbimizden, ruhumuzdan, sırrımızdan, bütün davranışlarımızda bu on iki pınarı kaynasın. İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi Selim sohbetini dinlediniz.