Kalp Selimi ve Kardeşlikte Hüsnü Zan kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Başta mümin kul, kardeşlerin de zahir olan, kardeşlerin de zuhur eden kusuruna bakmaz. Bunu izah edecek. Kardeşlerinden bir hata meydana geliyorsa ona bakmaz. Geçen kusurunu da nazari itibara işte şu zaman şöyle yaptı, bu zaman şöyle yaptı, onu da dillendirip durmaz.…
Kalp Selimi ve Kardeşlikte Hüsnü Zan ne anlatıyor?
Kalp Selimi ve Kardeşlikte Hüsnü Zan kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Başta mümin kul, kardeşlerin de zahir olan, kardeşlerin de zuhur eden kusuruna bakmaz. Bunu izah edecek. Kardeşlerinden bir hata meydana geliyorsa ona bakmaz. Geçen kusurunu da nazari itibara işte şu zaman şöyle yaptı, bu zaman şöyle yaptı, onu da dillendirip durmaz.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Başta mümin kul, kardeşlerin de zahir olan, kardeşlerin de zuhur eden kusuruna bakmaz. Bunu izah edecek. Kardeşlerinden bir hata meydana geliyorsa ona bakmaz. Geçen kusurunu da nazari itibara işte şu zaman şöyle yaptı, bu zaman şöyle yaptı, onu da dillendirip durmaz. Eğer kardeşlerinin böyle bir huzuruna nazar edip çok görürse kardeşlerinin düştüğü vartaya kendisinin de düşme ihtimali var. Diyor, o adam sonra hayır diyor, şu zaman işte, bu zaman bunu yaptın diyorsa o zaman diyor kendisinin aynı tehlikeye düşme ihtimali vardır. Alikler demiş ki, her fakir ki insanların ayıbından biri kendisine keşif olursa, öyle olan keşif şehit amindir. Hep kusurları görünmeye başlıyorsa, o şeytani bir görüntüdür demiştir.
Bir kimse insanların kusuruna nazar eder de onu maamili seyyiede bulduğuna hamlederse, o kimsenin nefbi az olur, sırrı da harap olur. Şimdi insanların kusuruna bakarak onu derinleştirmeye başlayacak olursak diyor, o kimsenin iç alemini harap olur, bir fayda da elde edemez. Kardeşlerine karşı müminin, Cenabı Hak'tan kendisine bir fütuhat olduğunu, Cenabı Hak'tan kendisine bir fütuhat olduğu vakitte nefsine ve kardeşlerine infak etmek, burada çok önemli bir ifade vardır. Şimdi rabıta halinde veya murakabe halinde, bu rabıta halinde iken veya Evrad Eski Halini okurken büyük bir has kulda meydana geçmiş. Gönlünde büyük bir zevk var. O zevki diyor, kardeşlerinin kalplerini gözünün önüne alıyor. Onlara aktarmaya çalışır biiznillahi'den. O zaman daha çok Allah'ın yardımda bulun, o manevi bir infakta bulununca Rabbimiz kalp ve kalp ama buna nail olursa, öyle ki doyumsuz ilahi zevke nail olmuş.
Onu diyor kardeşlerine, bilelim. Kardeşin eline karşı hayırlı vakitlerde seher vakti, Seher vakti, Cuma Geceleri, Bayram ve kadir gecesi gibi, geçtiğimiz bayram, kandiller ve beraat geceleri gibi. Bu misilli gecelerde, kardeşlerle ikaz etmek demektir. Daha yeni bir kardeşimiz zaten. Çok Hint, gürüsün. Biz rivayet gecesiydi. Recep-i Şerif'in değil, perşembe, cühe. Dualar ve Zikirler kitabının en hatta fotokopisini yapmış. Ama bu kendi Allah'ımızın gönlüne verdiği nur ile yapıyor. Bak arkadaşlara dağıtıyor. Gönül bir yardımcı olman, hepinizin cebinde dili onları var, mesajlar var, çileri uyandırırsınız demek istiyor. Size layık olan artık ömrünüz geçip gidiyor. Hep birbirlerimiz ikaz ederiz. Daha yaş mı genç, yaş mı genç? Genç olan da gidiyor. Yaşlı olan da gidiyor. İstesek de gidiyoruz, istemesek de gidiyoruz. İnsek istemez. Söylemer, kimse arzu etmez.
Kıyamete kadar yaşayayım isteyen insan. İnsanın tabiatı bu. Rabbimiz bu tabiatimizi bize Bir gülmeksiniz. Bir yaşlı adama bakarsınız, elbiselerde program edin. Ya doksanına gelmişim, insanda bu var, tabiatında var. Efendimiz bir çizgi çizdiler sallallahu aleyhi ve sellem. Böyle bir dikdörtgen şeklinde ecel buyurdular. Ortasından bir çizgi daha o dikdörtgeni çizmiş oldukları dikdörtgenin dışına çıktılar. Oraya da gelmez diye yazdılar. Daha ölüp de demeleri iten olmamış. Ya çocuğa daha, çocuğa şu hizmeti verecektik, şunu şöyle verecektik, bunu böyle yapacaktık, yazlık yaptıracaktık, araba alacaktık, daha işini bitirip de koyup güven olunur. Hep yarım kalmış. Ehlullah müstesna. Bu böyle. Ne güzel Efendimiz çizmiş bunu Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Siz ondan açıyorsunuz. Ama o gelecek, karşınıza mutlaka gelecek. Açıyı da gizliyi bilen Rabbimizin huzurunda duracaksınız.
Yapmış olduklarınıza hep haber verecek. Öyle olmasın, şu hayatın anlamı olur. Mu? Adamın bari gibi saatte bulunuyor mu? Yaptığımın gün karşılığını orada göreceğim. Yoksa hayatın anlamı kalmaz. O zaman hırsızsa hiç hak onu tanımaz. Zalim ise kimsenin namusunu hesap etmez. Her şeyi yıkar döker vur gider. İnsanın muhafaza eden ahiret düşüncesidir. Orada hesap vereceği Rabbimizin katılardır. Bunun için çocuklarına sarılır. Torunlarına sarılır. Aman ha ben gidiyorum asıl sizin bulunmanız lazım. Siz daha çok böyle bir yerlerde bulunacaksınız diye asıldır. Bu kırk seneden sonra zor. Kırk seneden sonra ağlamanın harikası olmaz. Kırk seneden başlarım. Değil mi? Bir yaşındayım. Daha ilgilendiren başlarım. Lazım olan bize, kardeşlerinden evvel uyanıp da nefsini ibadet yönünden onlardan efiptal görmemelidir. İşte ben iyice kalkıyordum. Arkadaşlar horum horum yatıyor demelemedir.
Çünkü uyuyan üzerine kalem cari değildir. Uyuyor, bir şey yazılmaz ama abdestli yeterse yazılır. Abdestli yatmışsa, uykuda değişik haller olsa bile, uykuda abdesti bozulacak olsa bile devamlı sevap yazılır. Bütün abdestli yatmıştır. Kendini ibadet ve saatte üstün görmemelidir. Her meşakkatli amelde, kardeşlerinden ileri gitmek. İşte birileri yapıyor, bize gerek yok dememek. Çünkü hepimiz görevli olduğumuz için olunuz çünkü. Hepimiz Rabbimize olunuz, hepimizin yapması, çalışması lazım. İşte birileri yapıyor, bize gerek yok, dinmeyecek. Biz de işin bir ucundan tutacağız. Ne gerekiyorsa? Ne haber belirliyorsun? Çünkü iş çok bitecek gibi değil. Hasta olan zamirdeki kimselere de hizmetten gaflet etmez. Şimdi dergahlar anlatıyor. Dergahlarda bazı hastalar oluyor. Siz bunu hastane olarak düşünün. Mesela bazı kurumlar ne yapıyorlar? Hastanedeki hastaları ziyaret ediyorlar.
İşte bunu belli bir zümre yapıyor. Demirler, hepimiz yapamayız. Hepimiz koşamaz. Kardeşim siz gidiyorsunuz, bu hizmetleri gidiyorsunuz. Hastalara bak bize ne düşer, biz ne yapalım? O zaman bu işi ukala bağlı. Git bize. Şimdi zaviye dediği, dergahlarda bazı hastalık olur, onlara bakılırmış. Sami Efendimiz Hazretleri Dergaha geldiğinde güç görev vermiş. Üstat Suresi'nin Salihiye-i İlahi Hazretleri güç vaziyet vermiş. Buyurmuş ki birisi bir lafı sen süpüreceksin. Bu hukuk mevzuu. Sonra bir değil de laftır. Sonra belli bir halleri var. Onun herhalde nefsinin daha olgunluğa erişmesi için yakın. Nefsinin kötülüklerini atıyor diyemem çünkü ayrılmıştır. Onun için söz duyamıyorum. Bu bizim için, bize gerek yok. Onlar nur üstüne nur olur. Şimdi dirgahı süpürecek bir beyin evladı olur. Ondan sonra çok zengin bir ailenin evladı. Kitaplarını bir başkalarına taş Şimdi hastalara bakacak.
Üç hizmeti var. Birisi dergahı süpürüyor. Dergahın temizliğiydi. İkincisi, yataklarını yapıyor dergahın. Üçüncüsü, hastalara farklılık. Bir gün Essa-i Erbil Alemin Hazretleri kontrol ederken dergahı, hastalara sormuş, ne yolundasınız? Efendim elhamdülillah, biz rahatsızız ama öyle bir hizmeti ve mübarek bir kimse var ki kimin gönlü ne arzu ediyorsa onu getirmiyor. Gönül alemi de çok zengin. Mesela bir hasta portakal can istedi onu, nar can istedi onu. Bu kadar da Allah'ımız ona manevi güç ümmet insan ayırmış. Onları getiriyor, altından alacak kadar hizmet etmiştir. Ve ne diyor hastalara da bakın, Bazısı bazısına zulüm edince mazlumu zalimin elinden halas etmek, mazluma sabır ile teselli etmek vazifemiz olmalıdır diyor. Bakıyorsunuz ki biri bir diğerinin hakkını gayret ediyor, hakaret etmiyor. O zaman diyor hakaret edene tavsiyede bulunmanız gerekir.
Zulme uğrayana da sabır tavsiyesinde bulunursunuz. Velhasıl arayı muhabbetleştirirsiniz. Yoksa bırakıp gidilecek olsa olduğu gibi kalır. Hepimiz bir hizmette olacağız. Hani benim bir arkadaşım vardı, onu on yıl önce görüyordum, şimdi göremiyorum deyip, gel hadi alaka. Bu kötü olur, başka kötü olur. Nasıl olacak bu? Nasıl alaka olacak? Efendimiz sorardı ki, sallallahu aleyhi ve sellem, sahabeden şu zatı göremiyorum. Sahabeden bu zatı birkaç gündür müşahede gidemiyorum. Neredeler ve sonra sabah olduğu zaman edep bu. Sorarlardı ve Hadis-i Şerif'ten alarak Müslim'inçisi, Edebil Müfret'te geçer bu. Efendimiz buyurdu ki bugün hasta ziyaret eden oldu mu Sıdhi gazam benzettim. Bir cenazede bulunan oldu mu, Ya Rasulallah ben bulundum, gerekli hizmetler de yaptım. Sırada Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hepsinde Sıdhi gazam çıktı. Sıddıyk olmamız lazım. Yoksa görünmez bu iş.
Tam bir sadefe. Efendimiz bu Uhud Muharebesi'nde buyurdular ya, elli tane okçuyu koydu, bunun üzerine çok durmuş. Sami Velimiz Hazretleri eserinde çok durmuş. Baktı, üç bir iştivar tekrarlıyor bunu. Buyurmuş ki, düşman üzerinizden geçse dahi burayı terk etmeyin. Siz düşmanın üzerinden geçseniz yine terk etmeyin. Bu size görev olarak belirtilmiştir. Bu görev verildi mi vazgeçilmez. Yokluğ, barbut. Sadakat ölürüm, ölürüm, bu vazifeyi yerine getiririm. Sahabe efendilerimiz hazretleri öyle yapmışım. Şimdi ne diyoruz? Zamanın hutbul, aktab oluşu, diyorum ya bak, yirmi üç yıl, en iyisi vali vali. O zamanın valisi, darül ruhunu bitirmiş, çok zeki. Hiçbir dersten daha dokuz almamış, on üzerinden. Sadece bir dersten dokuz almış. Hocasına da demiş ki hocam, benim hakkımın olması gerekir. Buyurmuşlar ki, evladım, doğrusunuz, ben bir not aşağı giderim. Bu kadar da zeki.
Adam zeki vehni ise, zeki vehni olan çok zeki olur, hiç uyuşuk olmaz. Çok utanıyorum da eğer ensel kalır olur. Ağır oturur, ağır kalkarsa olur. Belki sıhhat olarak duydu olabilir, rüşvet yapısı olarak ama pratiktir, Müminlere hizmette Allah'ımızın unlarına ne görev düşüyor deyip ateş gibi koşacağız. Bak sen ben gidiyorum buraya ama çocuğum yok burada. Şimdi Allah'ımız muhafaza buyursun. İnternetlerde, sahih yerlerde, internet kapelerde. Bu kadar değil mi neden? Neler olduğunu siz bilirsiniz. Vazifemiz çok ağır. Allah'ımız bizden soracak bunu. Hareket eden bize. İflazımız için önüne derlerdi, çocuğumu satın aldı derlerdi. Biz ne oluyorduk kendimizi hiç bırakmazdı. Hatta bunu küçük görürlerdi, niye böyle yapıyor, küçük çocuğun elinden tutup bırakmıyor diye. Sokağı terk etmezdi. Diyor. Bu aşağılık çarşıyı camii deriz, cami kibir, deverdi bu kasabadaki cami kibir. Üstadımız vaaz ediyor.
Vaazın ortasında bizi kaldırdı. Bir şey hazırladı, onu oku diyor. Bunu hiç hoş görmüyorlar. Takvim üstadımızın ufku çok geniş, çok geniş. Böyle alıştırıyorum. Sonra bırakmıyorum. Büyük mihtap. Mü, efendim uyuyacaksak arka müsait. Şimdi üstadımız bırakmıyor. Büyük mü hisseler de oturtuyor. Sami Efendi hazretlerine gittik, dikkatsiz Allah'ım sığın. Indirdik, efendim, zamanın şartlarından çok korkuyorum, fitnesinden çok korkuyorum. Yavruma bir ders yersiniz. Belki bize on bir istin var, on bir telif olmuyorsanız. Yakında kalır merdivenlerden inmeyen biter biter. Bir yanlışlık yapsak, hemen Sami efendimizi görürdük. Size göstereyim. Yusuf Suresi'nde Halid'e müjdelen bildiriyor. Şimdi Zeliha biliyorsunuz Yusuf Peygamberimize hücum ediyor. Aslında peygamberlerde kısmet olduğu için yani namusunu vurmak umum etmez ama meyleder endişesiyle burayı böyle yalın olarak ifade etmemek lazım.
Çok iyi bilmek. Fesahat ve belagat bilgimiz olması lazım. Yoksa yanlış verirsiniz dersiniz ki, Yusuf Peygamberde olan meyh olmaz. O peygamber olur. Olur mu öyle? Ama daha o zaman peygamber, hayır hayır. Allah'ımız onları seçmiştir. Seçilmiş olur. Olmaz olur. Derhal Yakup Peygamberimiz parmağını sırra güldü. Aman hayyan yusuf yaklaşmak. Bütün duvarlarda, sakın ha zinaya karib olmayın. İsra suresinde ifade edilirken, buyuruluyor ki zinaya yakın olmayın. Bu ne demek? Zinaya götürecek yollardan uzak olun. Samimumuz Hazretleri, Bektaşi Resulullah'ın sırra, Üstazınızı bir üstkaza gönderir. Onlarda birlik var, beraberlik var, muhabbet var. Şu okuduğum hem de aramızda bir sevgi olsun. Elhamdülillah siz birbirinizi sevdiğinize inanıyorum. İnanmazsanız, kalben insan birbirine yardımcı olmaz. İnanmasak dua ediniz kardeşim. Sonra sıkıntılı olduğunda yardıma koşmaz.
Dibiyle aman kardeşim şu hareketlerimize dikkat edelim. Yapmayalım. Dil korur. Elhamdülillah bunu yapan Hayırlı kimselersiniz. Elhamdülillah ya, elhamdülillah. Değil bu diğer kimselerde de münasebeti çok güzel korumuş. Bak uzatı demiyorum. Biz rencide gitmek istemeyiz, bir fitne çıkacak sözü sevmeyiz. Gönderiyorum, tatlı ayrılıyorum. Oraya vardığımda o zat diyor ki, Sami Efendi diyor, kardeşim uyuyacaksın arkada. Arkaya çekilin, alo arkaya çekilin, gece çekilin, her zaman girdiğin duyuyordur. Şimdi Üstadımız hazretleri var ya ziyaretine, Ben diyor Sami Efendi'yi hiç ziyaret etmem. O beni üç kere ziyaret etti. Allah'ım üç kere seni ziyaret etmiş. Bir kere su varmadım diyor. Üstadımızda da iade-i ziyaret vacip olmadı mı diyor. Yani bir ziyaret edemiyor ya, tekrar bir ziyarete bakıyorlar. Diyor Hasan Efendi, on beş yaşında bir kız geldi. Sihri sülukunu yaptırdık diyor. Nasıl diyeceğim buna?
Diyor ziyaret etmeye gitmediğiniz Sami Efendi Hazretleri seksen yaşında bir atılmayla görüşmüyoruz diyor. Böyle hassas efendim, çok hassas. Çok hassas. Kitabın dikkate verin. Bunun şer'i yolları var. Diyelim ki şurada kadın cemaati var diyelim. Toplu olursa, birkaç da erkek kardeşlerimiz bulunursa çünkü kadınlar da aleyhissalatü vesselam'ın en yüzden sohbet ister. Dinler ya Rasulallah hep sahada kardeşlerimize yapıyorsunuz. Biz de nasihat isteriz. Efendimiz onlara nasihat buyur. Bu yaylalara çok gidersiniz siz yaylalara. Bu çadırlarda bulunduğu yer malum pasaplarda orada çadırın içerisinde üstadımıza otururlar. Çadırın dışarısına, dışarine, kadınlar toplanıp onlara sokacak. Yani hiç kime etmez. İnanın bize yazmış olduğu o tavsiyeler, mesela üç tavsiyesi var bize. Aman baş olma, aman dostlarla alışveriş yapma, aman bir bu bizim için geçerli ama. Bir başkasını evlilik meselesine karışma.
Neler neler, neler neler yazmış. Buyurdular ki sana bir tane müktesiye mi olur buyurdular? Üç tane nasihat mi olur? Böyle hep korumaya çalışıyor. Biz de evlatlerimize inşallah sahip oluruz. Çünkü en güzel bizim malımız mülkümüz. Bak olduğu gibi kalacak malımız mülkümüz ama çocuğumuz hayırlı ameller yaptıkça ecir ve mükafat olacak. Şam-ı Şerif de bir hac vesilesiyle yorgunsunuz da ondan devam ediyor. Bir an Hatice bize. Şimdi Şam-ı Şerife gelmiş hacılar toplanmışlar. Kara yoluyla gidiyorlar. Orada da Türk talebeleri var. Türk talebeleri bugün diyor. Orada hocalar diyorlar ki buradaki talebelerin bir aşersi geçinmek bunun için eğer söylenen tuzlu bir kimse olursa Türkiye'de konuşsun bir para tıklayalım. Birisini kaldırıyorlar. O da üstadimizi görünce ben diyor konuşamam. Efendimiz kalsın. Konuşuyor tabii anlatıyorlar. Şöyle bir hadiseyle naklediyorlar.
Böyle kıymetli bir zatıymış velilerden bir kabrin kenarından geçiyor. Devriyaya da Cenabı Hakk'a bir halime müşahede etti. Adam ateş içinde yanıyor. İkinci bir geçtiğinde o kabir, nura kıydı. İşte ne oldu dün böyle ateş değdirince dün nur içindesin deyince benim bir çocuğum vardı ve enişte güldükten sonra ana serimden tutmuş bunu işte diyanetimizin çok güzel kursları var ya camilerde üç aşamalı devam ediyor tuttu, hadi dedim sen de kursa devam et dedi. Çocuk Bismillahirrahmanirrahim deyince benim ateş bir uğra döndü. Bir de istiazımızın kisinin istesin. O zaman da bilmem ne olur? Parayı akmaya başlamışlar, pilav gibi para gibi olmuş. Birisi av diyerek gelmiş, bir de ben bilememişim, olduğu gibi hac paramı atmışım içine, niye atmadık? Yapmış. Sonra Ulema-i Kiram muhabbet etmiş. Demişler ki, fazla demiyoruz Hasan Efendi, seksen gün kadar hazır değil mi? Seksen gün kadar misafirimiz var.
Bunlar hakkımız kabul etmiş. Onun için gönüllerde sevgisi olur. Halid'i dem gezen, hadis ötesi söyleyeceğim. Bir kulunu sevecek olursa Cebrail aleyhisselam'a ben bu kulumu seviyorum sen desin. O seni. Sonra meleklere sevdiriyor. Sonra yeryüzüne iniyor. Hepsini söylemiyor. Çünkü siz Allah'ım sizin sevgiyi bunlarsınız. Kalbini yoklasın. Eğer kardeşlerinden birine kalbinde bir tahayyül hadis olduysa, o tahayyülün izadeste çalışsın ve din kardeşine hayır zannetsin, suyu zannetmesin. Kardeşine içinde bir sıkıntı var. Onu gitsin. Kardeşim, böyle olacak diye açık bölük bölük her zaman indirdik. Gizleyin de içinde nefret içinde olmaktan sonra açık kalp ederken şöyle yapman lazım. Yapmam, doğru kardeşim. Demedi güzel güzel. Eğer böyle Çin'de o kardeşine karşı yanlış düşünceler varsa onu yok gitmeye çalışsın. Bu iyi olmaz çünkü büyük bir engeldir. O Çin, Çin kadar kötü bir fiil olamaz.
Çok kötü bir sıfattı bu. Onu diyor yok etsin. Böyle düzen zannetsin. Güzel zannetsin. İnşallah böyle mayın, iyileri de iyi olur. Benim yanlışlığımdan bunlar böyle oluyor. Ne diyelim? İsade etsin diyor çünkü engel olur. Dersimizdeki feyizimize mal olur. Gece baktığında kardeşleri için mağfiret ile duada bulunsun. Melek de siz kardeşimize arkadan dua ederseniz, melek de dermiş kimsenin yaptığı duanın bir misli de kardeş sana olsun diye Allah'ım, icramda bulunuyor. Yani sen kardeşine beş şekil dua ediyor isen bir misli Cenab-ı Hak sana ihsan etsin diye melekte dua etsin. Bir de kardeşlerinin mühim bir ihtiyaç ve hizmetlerini ifada nafile ibadeti üzerine takdim etsin. Şimdi mühim bir ihtiyacı var. Bir dairede var diyelim. Bir orumda var diyelim. Bir ihtiyacının giderilmesi gerekiyor. O da oralarında tanışıyor, yapabilecek durumda.
Böyle geldiğinde ya benim evladım var, daha bunu çekmedim demez. Derhal kardeşinin hizmetine kursun. İşte kuşluk namazımı kılacaktım demez. O hizmeti daha üstün tutsun. Yine edeplerden biri de kardeşini, hepsini edep üzerinde terzi etsin. Edepli olması için gayret etsin. Edep hakkında burada tafsilat vardır. Muvafık olana az da olsa kafi gelir ve buz olana ne kadar çok söylersen kafi gelmez. El-iyazübillahi teala. Eğer gönlü bir boğazda doluysa ona inkar etmez ve uğraşılmazdı. Uğraşmıyorum deyip durmuyor. İşte alınmıyor, daha da bir setleştirme, daha da bir düşman gitme. Sen ancak tembihisin. Neyse, zorlayıcı değilsin. İmamı Şafii Radıyallahu Teala'nın buyurdu ki, bir kimse din kardeşine gizlice nasihat ederse onun nasihati gayrı sorar. Gizli şey yapın. Gel kardeşim, şu yaptığın harekette olun değil. Bunu yapmak. Bak ticari noktada bunları yapıyorsun. Bu yanlış.
Bu Bu bizim dinimize çok büyük zararlar açar, imanımıza çok büyük zararlar açar, demeli. Eğer alemi nasihat ederse onun reisi etmiş olur. Aile olan, ait olan, buna ait olan vazifenin biri, biri de eğer kardeşini masiyette görürse nasihat etmedi. O masiyetten kurtarmaya hırs etmedi. Böyle bir kimse oldu. Tabii çok oluyor. Çok memnun oluyorum. Arkadaşlarım hepsi harekete geçti. Çok memnun oldum. Elhamdülillah bize sıra gelmedi, herkes her taraftan tuttu. Bunun bir nefis var içimizde, şeytanlar, aldattı. Aldatınca kardeşleri terk et derdi, hepsi tuttu. Elhamdülillah o da iyiliğe doğru gidiyorum, inşallah iyi olacağım demeye başlar. Hani bıraktığınız zaman hep öyle gider. Bazen de böyle bir Allah korusun mühürlu olur, sonra tesir etmez. Bu tehlike olur Allah Resulü. Hazreti Ömer'in Faruk radıyallahu teala'nın Şam-ı Şerif'te Allah için bir dostu vardı.
Şam'dan gelen bir kimseye, kardeşim neyle meşgul diye sorar. O da şeytanın kardeşi oldu deyince Hazreti Ömer radiyallahu anh o adamı azarladı. Söz, büyük günah işlemiş demiş. Hazreti Ömer, ona şunu yazmış, Yanlış olmuş. Şeditü'l İka. İlahirlahi Sarihallahü değil mi? İlahirahi sure. Derhal bunu yazdı. Bu mektubu okuyunca ağlanmış ve tevbeyi demiş. Ben demiş yanlış yaptım, dönüyorum demiş. Ebu'd-Devda radiyallahu anhın önünde ki eğer kardeşlerinizin hali değişirse hali değişti diye kardeşinizi terk etmeyin. Yani o gayrı gitti elden bilmeyin. Zira kardeşiniz bazen düşer, bazen da kalkar. Bazen gider, bazen kalkar. İbrahim Nufay buyurdu ki, alimin zerresini nasa söylemedim. Alim bir insan bir hata etmişse, işte siz bilmiyorsunuz ama onun şöyle bir durumu var demeyin. Bir kere bu sureden ikincide de terk edin. Yani alim bir insandır, bilen bir kimsedir.
Eğer bilen bir kişi ise diyor, genel hatasını anlar, tövbe eder, Cenab-ı Hakk'a yöneliyor. Ve burada bizim de bir tabirimiz için, onlara bakışımızın değişmemesi için çok yanlış olur. Eğer kardeşine bir afet olursa, o afette dinde olursa onu murakebe ile kardeşine riayet edip ihmal etmemeli. Şimdi murakabe ehli gönlünü arş-ı Azam'a açmış. Ar-ı Azam'a açmış olduğu bu kalp bile diyor, kardeşini korumaya çalışmak, devamlı korumalı. Kardeşine gelen beladan, kardeşlerini kurtarmaya gayret etmeli, kardeşlerinin dininde olan masiyeti, belaların en şiddetlisidir. Bu da bir hadise anlatılıyor. Kardeşlerden birisi heva arzu oldu diyor olan. Nefsinin arzusuna düştü. Diğer kardeşine dedi ki, ben milletlendim. Yani ben manen hasta oldum, günaha girdim. Eğer istersen Allah için olan kardeşliğimi bırakın. Bunu size bilgi anlatmaya çalışayım. Şimdi ikisi Allah için kardeş.
Birisi demiş mi, ben demiş eski huylarımı canım istiyorum. Kötülüklerden vazgeçmiştim ama onları hep arzu ediyorum şimdi. Ben tövbe etmiştim. Ben demiş, bırakın. Çünkü seni kötülenirsin. Bu yüzden töhmetlenirsin. İşte bak, arkadaşlık kötü oldu yine beraber dost oluyorlar deyip sana bir millete gelmesin. Bir inci hayır, ben terk etmem seni. Demiş. Fakat nefsine uymuş, kötülüğün peşine gitmiş. Diğer kardeşi, Allah'ım diyor, bu düzelinceye kadar ben giyip içmeyeceğim diyor. Böyle bir başka devam ettikten sonra, harbesi, yazarıyor ama Cenabı Hak'ta düzelmesi için, hoşnut gelmiş. Beni terk ettin mi demiş. Asla, estağfurullah demiş. Terk ettin olur mu terk eder mi? Ben demiş tövbe ettim. Tekrar seninle aynen yoldaş olarak devam edeceğiz demiş. Buradaki azmini, gayretini gösteriyor kardeşini. Terk etmemekteki güzel mahzun. Vaktaki kardeşinden o heva illeti zahir oldu.
Ondan sonra yemeye ve içmeye başladı. O kadar ezillermiş. Naklediliyor ki, seleften iki dosttan biri istikametten döndü. O birine dedi ki, bu kardeşlikten üzülmez misin? Bırakmıyor musun? Cevaben, kardeşlik böyle günde belli olur. Sen saatteyken tabi dostluğumuz devam eder ama sen yolunu şaşırınca asıl bize o zaman görev düşüyor, demiştir. Böyle yapmak, yapmak, uhuvvet kardeşlik hakkında layıktır ve vaciptir. Arif-i Şarani Hukukul İslam kitabında buyuruyor ki, kardeşlerin zennesi için, hatası için yetmiş kadar mazeret var. Mesela deniyor ki, şu adam böyle yanlışlık yapıyor, dibine, gerçek zaten. Şöyle yapayım. Sen diyor yetmiş tane özür olacaksın. Şundan dolayı, bundan dolayı yetmişe varmaz zaten. Ama gitmiş diyor nüzul. Kapısını açacaksın ama gusül bulmayacaksın. Sonunda yine kusur isnat eder bir halin olursa, kusuru kendine bulacaksın. Yine kardeşine diyor, bir usul isnat etmeyeceksin.
Musannif buyurdu ki, şimdi öyle bir zamanda bulunuyoruz ki, eğer bizden bir fiil yetmiş vecih sahiha muhtemel ve bir vecih de faside muhtemel olsa yetmiş sahih vecih atarlar da varit olan bir vecih alır var. Şimdi diyor ki, zamandayız ki, eğer bir gusül işlemişse onu usurdu derler, yetmiş özürle diyor terk ederler. Sultanül Enbiya sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri buyurdular ki, bir kul için Allah için dostluğa muvaffak olduysa, Cenabı Hak bu kimseye cennette bir derece ihsan eder. Allah için bir kardeşi var. O kardeşten dolayı ona Allah'ımız bir derece verir ama bunu çoğaltmış. Çoğaltıp Allah'a ne kadar çoğaptıysa o kadar derece verir. İbni Mübarek buyurdu ki mümin olan özür talebiler münafık gusül ayağı. Yani mümin bir kere özürünü mutereftirse ben şöyle hatalıyım, gusülluyum derim. Diğeri ise özürlüyüm demek şöyle diyorsun devamlı gusül arayın.
Devamlı gusül arayın. Haldun İyaz buyurdu ki asıl fütürden yani dostluk, iyilik, kardeşlik, kardeşinin zemnesini atfetmektir. Sorunu bağusamaktır. Sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz bir hadisinde buyurdular ki, kötü komşudan Allah'a sığınırız ki, hayır görürsen onu örten, şer görürsen onu da ihya eder. Hayır görürsen onu gizle, şer görürsen onu yayılmaya başlar. Bu kardeşlerimiz hakkında güzel zan. Kenzü'l-i Fifam'da şu şekilde bildirilmiş. Şerdi şerif dairesinde dinimizin ülküsü içerisinde hareket eden müminlere hüsnü zan güzel düşünmek, insanın güzel ibadetlerindendir. Hiç yorulmazsınız. İnsan güzel düşünceleri olduğu zaman, hiç yorulmadan ecir ve mükafata gelişir. Hüsn-ü zan, güzel düşünmenin farkında onun üstünde bir ibadetle Cenab-ı Allah'a ibadet bulunmamıştır. Bu çok üstün bir ibadettir. Cenab-ı Allah buyurdu ki, ben kulumun zannına göre hareket ederim.
İstediği gibi bana zannetsin. Hiç şüphe yoktur ki mutih itaatgah, muhabbetli olan kullar, hüsnü zandan güzel düşüncelerinden ve asi ve mücrim olanlar ise havf ve haşyetten variste olamazlar diyor. Müminler devamlı hüsnü zan içerisinde olurlar ama diyor asi ve mücrim olanlar derler. Allah'tan bu havaları icab eder çünkü büyük bir huzura duracağız. Müminlere hüsnü zan ibadetin birincilerindendir buyurmuş. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Amin. Efendimizin ruh tahribelerine ashabını, Peygamberımızın, firamızın bütün geçmişlerimizin ruhlarına el-Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.