Kalp Selimi ve İlahi Korku kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Halıku Lemyese Haşr Suresi'nin son sahifesinde şöyle buyuruyor, bu okuduğumuz ayet I celile, çok kısa bir ayet I celiletle. Yalnız, gördüğümüz arariyle bu kısa olan ayet I celilede iki defa Cenab-ı Hakk, kendisinden hakkıyla korkulmasını ifade buyuruyor. Çok güzel…
Kalp Selimi ve İlahi Korku kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Halıku Lemyese Haşr Suresi'nin son sahifesinde şöyle buyuruyor, bu okuduğumuz ayet I celile, çok kısa bir ayet I celiletle. Yalnız, gördüğümüz arariyle bu kısa olan ayet I celilede iki defa Cenab-ı Hakk, kendisinden hakkıyla korkulmasını ifade buyuruyor. Çok güzel…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Halıku Lemyese Haşr Suresi'nin son sahifesinde şöyle buyuruyor, bu okuduğumuz ayet I celile, çok kısa bir ayet I celiletle. Yalnız, gördüğümüz arariyle bu kısa olan ayet I celilede iki defa Cenab-ı Hakk, kendisinden hakkıyla korkulmasını ifade buyuruyor. Çok güzel bir tabir yaptı. Zaten ulema-i kiramımızın da tarifi budur. Ey iman edenler bunu geçmiş büyüklerimiz tekrar güzel beyan verirler. Ey iman şerefi ile şerefyab olan müminler, iman şerefi ile şereflenen müminler. Bunun gibi daha üstün bir şeref olamaz elbette. Çünkü ebedi bir şeref bizim için. Öyle bir günlük, on günlük, bir senelik, on senelik bir sürur değil. Ebedi bir sürur Çünkü küfür içerisinde olursa kişi, Cenabı Hak cümlemizi muhafaza buyursun. Ebedi azap da, ebedi azap da. Kalbinde zerre kadar imanı olan kimse hiç şüphesiz ebedi cennette olacaktır.
Beyhan çok güzel. Allah'ımızın emrini yerine getirip nehyi'nden, yasaklamış olduklarından kaçmak suretiyle ondan korkan müminler. Mesela sabah kalkıyor. Niye? Allah'ımızın emri. Ve sebbihuhu mükraten ve aslı ile sabah ve akşam Allah'ı zikredin diye buyuruluyor. İşte sabah namazımı yerine getireceğim, kılacağım diye Halidül Lem'un Yesevi'den titriyor. Emri ilahiye koşuyor. Allah korusun onun muhalifi bir hal olacak olursa onlar isyan olur. Öyle bir harekete düşmekten de hiç ve siz korkuyoruz. Taha Suresi'nde Mevla-yı Zülcelal beş vakit namazı müfessirlerin beyanı üzere şu şekilde bildirir. Bunu da arz etmek istiyorum. Korku beş vakit namazımızı yerine getirme hususunda. Çünkü biz namazımızı yerine getirirsek bütün taatleri yerine getirmiş oluyoruz. Hele hakkıyla yapabilecek olursak o zaman biz zekatı da veriyoruz. O zaman haccımızı da yapıyoruz.
O zaman tebligimizle yapıyoruz, davetimizi de yapıyoruz, çocuklarımızın ıslahına da koşuyoruz, bütün emrolunan ve Zaif-i ilahiyeyi bütün görevlerimizi yerine getiriyoruz. Çünkü namaz ibadetlerin başı olduğu için arz ediyorum. Çünkü namaz kılan bir insan hiç şüphesiz, eğer kıyamında dururken bir elif gibi durduğumuzu bilir. Dost doğru olacağız elif gibi dersek, bu ne demektir? İstikamet üzere yaşamak demelidir. Bu nebilere, sıddıklara, bütün peygamberlerimize, Allah'ımızın sadık kullarına, şehitlere ve salihlere uygun bir yaşantı demek. Onların yaşantısıyla bu acz ettiğimiz vazifeleri hiçbirsiz yerine getirmek suretiyle bunlar Allah'ın hayırlı, sevgili kullarından olmuşlardır. Bazen aslında münakaşasının hiç yapılmaması lazım. İşte namazın vakitlerini üç, işte öğle, ikindi, akşam gibi üç vakte indirmelere cevap olarak söylüyorum. Müfessirini izah. Bunun beş vakit olduğunu ifade buyuruyor.
Bir meseleler dahi Nebiyy-i Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimizin beş vakti eda etmesi, beş vakit de namazı eda etmesi, Ashab-ı Kiram'ın bu davranışı bizim için en güzel örnektir. Çünkü kendisi şer'i görevleri bize bildiriyor. Şari odur. Öyle bir Şari ki, şer'i emirleri bildirir ki, A'raf suresine baktığımızda Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın bakın resaille. Öyle bir peygamber ki, sallallahu aleyhi ve sellem, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi kendi kitaplarında buluyorlar zaten. İki cihan güneşi bütün evsafıyla Sallallahu Aleyhi ve Sellem hem Tevrat'ta hem de İncil'de bildiriliyor, geçiyor. Hatta mübarek gözlerindeki kırmızılığa kadar beyan ediyorlar. Size bir Ayet-i Celile daha gösteririm ama çok uzar. O Ayet-i Celile'yi mealem bildiri, Cenab-ı Hakk bütün nebilerden ahit alıyor.
Eğer yetişebilecek olursanız, Nebim Muhammed'im Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme itaat ediniz diye. Bunu siz Fetih Suresi'nde de görürsünüz. Ona iman etmek, ona saygı duymak, onun emirlerini yerine getirmek, onun onun emretmiş olduğu vazifeleri devamlı her şeyden üstün tutmak. Onu tazimle karşılamak, sevgiyle karşılamak ifade bulundurulur. Allah'ımız buyurur yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o Muhammed'e, sallallahu aleyhi ve sellem, o ümmi peygambere uyanlar var ya, işte o Peygamber onlara iyiliği emrine, onları kötülükten men eder. Onlara temiz de güzel şeyleri helal. Bak Allah'ımız Habibine, Habibine bu imkanı sağlıyor. Sallallahü Aleyhi ve Sellem.
Pis ve zararlı şeyleri haram kılar ve üzerilerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atakkana, hata ile adam öldürmekte kısas icrasını ve günah işleyen azaların pislik diyen elbisenin kesilmesi gibi ağır tehlikeleri kaldırır. O peygambere inanıp ve alseru ona saygı gösteren ve nasaru yardım eden ve sonra onunla birlikte gönderilen nura, Kur'an'a uyanlar var ya, işte kurtulanlar onlardır. Demek ki Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam kendisi de emrediyor ve yasaklayabiliyor. Allah bu imkanı kendisine nuth etmiş, ihsan etmiş. Bu Ayet-i celîlede Taha suresinin son sahifesinde insan. Fas bir. Ne demek? Fas bir dendiği zaman Kurani anlamları ile ifade edilmesi lazım. Sabret, sebat et. Mesela Laz bir ayeti celilesi Kuran-ı Azimüşşan'da çokça geçer ama Kuran'ı anlamı önemli. Oradaki kullanılmış tarzını bilmemiz kafirler. Sen onların söylediklerine sabret.
Tabi olumsuz ifadeleri vardı şair denir mi efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bir sihirbaz denir mi? Neler neler. Onlara Sabret Habibim Allah'ımız buyuruyor güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et. Gecenin bir kısmı yani sıdk, gecenin bir kısım saatleriyle gündüzün etrafında da tesbih etki Allah rızasına girersin Celle Celaluhu. Bu Ayet-i Celil de övgü ile tesbihten maksadın namaz olduğu belirtilmiştir. Şimdi biz bunu belirtemeyiz. Biz söyleyemeyiz. Bu İbn Abbas radiyallahu anhuma gibi ve diğer mesela bu Arap diyarında da Arabistan'da da Hasan-ı Basri Rahmetullah Ali hazretlerinden çok rivayette bulunurlar. Mutlak kulaklarımıza gelir. Galel Hasanül Basri diye çokça geçer verirler. Bu gibi ilmi derinliği olan, tabi onun da vasıfları var. Bunları beyan için işte bu şartları haiz olan kimselerin ifadeleridir ancak.
Beyzaviye göre güneşin doğmasından önceki tespih sabah namazıdır. Güneşin, güneşin doğmasından önceki tespih, sabah namazı çünkü tespihten maksat namaz olduğunu beyan buyuruyorlar. Gecenin bir kısım saatlerindeki ise akşam ve yatsı namazlarıdır. Gündüzün etrafında yani başında ve sonunda tesbih ifadesi ile de önemine binaen sabah ve akşam namazlarına ikinci defa dikkat çekilmiştir. Beş vakit namaz veya bunudur. Burda geçtiği gibi siz bunu Kalk suresinde de görürsünüz. Bu ayrı bir konu ele alınması gereken konulardır. Evet diğer surelerde de buna rast gelinir. Hiç şüphesiz. Zaten Efendimiz ve ashabının yerine getirmesi, beş vakit namazın haciyetini bize bildiriyor. Ey iman şerefiyle şereflenenler. Yalnız bu şeref şu şekilde izah buyrulur. Şimdi delillere dayanan bir iman var. Ürgüyle ve delillerle bir iman var.
Ürgüyü dediğimiz işte anamız elhamdülillah, müslüman, babamızsa müslüman, geçmişlerimizden bunun yanında etrafımızda amcalar, dayılar hep Müslüman. Bir böyle Müslüman olma var, bir de bunun yanında tefekkürün kemaliyle, baktığımız her zerrede, Cemal I ilahinin tecellisi ile, eşyada, o eşyanın sırrını görerek iman var. Anlaşılmadığını biliyorum. Çoğumuz tarafından anlaşılmadı ama bunu kalbimiz hissedecek. Çünkü kolay bir ifade değil, biz de anlayamıyoruz. Büyüklerimizin sözlerine iyi ulak verirsek, canı gönülden anlarız. Baktığımız hep eşyaya, Allah'ımızın cemal sıfatlarının tecellisiyle o eşyadaki esrarı bölmektir. Bunu bir yumuşatmamız lazım. Niye anlayalım? Ahiret-i Razi hazretleri, bir yolculuk yapar. Bunu çöpçede duydunuz. Bütün tefsirü'l kebir yazmıştır. Tefsirlerin anası olduğunda hiç şüphe yok. Çünkü bütün müfessirini uzan, tefsir I kebirde alıntılar yaparlar.
Mesela, dedem Şeyh Mustafa Hulusi Rahmetullah Ali Hazretlerinin icazetnamesinde, Risale-i El-Bida Hazretleri yazmışlar. Orada, bin Razi Hazretleri'ne atıf var. Tefsir-i Kebir'de geçtiği üzere diyor. Ulema-i Kiram'ın kaynak eseri. Mesela Elmalılı Hamdi Yazır hocamız ondan nakiller yapar. Öyle muazzam bir tefsir ki. Tarih mümkün değil. Böyle bir mübarek ulema-i ikramdan Zat-ı ali. Zaten tefsircilerin babası diye geçer. Bir memlekete gidiyor bütün eserleri ile. Karşınıyor bunlar. Halk olduğu gibi karşılanıyor. Nasıl oldu ise diyor ki bizi karşılamayan oldu mu? Efendim bir derviş var o gelmedi. Onun dışında herkes sizi karşılamak için yola çıktı. Onu biz onu ziyaret edelim buyuruyor. Ziyaret edelim diyor ama bu cahil gönülden bir ziyaret değil. Karıyor, selam veriyor. Halid le'myezeli yüz delil ile burhan diye geçer. İspatlayan Fahrettin-i Razi'yi neden siz haşlamadınız, ziyaret etmediniz?
O da buyurur ki seni ziyaret etmemek benim için bir vebal mı? Hayır, vefam yoktur. Hem de diyorsun ki yüz burhan ile Allah'ı ispat eden. Bürhan, şüphe için bir şüphedir. Hakkın beyanında şüpheden dolayı insan deliller ortaya koyar. Benim de gönlüme Cenab-ı Hak öyle bir nur ihsan etti ki, o nur ile hiçbir dediğine ihtiyaç kalmadan Halid ve Nemyezeli ve tasdik ediyor. İşte bu nur, ifradımızda, ezkarımızda bilhassa, bilhassa iki hususta riayetimizde gönülde tecelli eder. Birisi namus, ikincisi de dilimizdir. Hem konuşmalarımızda hem yemelerimizde dikkat edersek, olur gönlümüze akar ve bununla hadis eden mesele nüzul ispat için hiçbir diliyle ihtiyaç kalmaz. Koca karı imanı dedikleri de budur. Bu boşuna söylenen bir söz değil. Essairübillah ya yuhellezine amenu Ey iman şerefiyle şereflenenler! Biz şimdi ne yapacağız? Bu taklitden kurtulmak istiyoruz biz. Biz imanımız tahkikayız.
Bizim imanımızın tahkiki için hazzının, imanın tadının gönlümüze girmesi gerekir. O şekil olarak değil ama. Nasıl girecek bu? Bu imanın tadının lezzetinin gönlümüze girmesi Hadis-i Şeriflerde pek çok uzun uzun ifade edilir. Sevdiğini Allah için sevecek. Allah ve Resulü Celle Celal'i ona her şeyden daha sevgili olacak. Bunu nasıl bileceğiz? Yaptığımız ticaretimizi de bileceğiz. Eğer ticari ahlaksızlığa gitmezsek Allah ve Rasulü her şeyden sevgili demek. Mesela bazı bizim merasimlerimiz oluyor. O merasimlerle diyoruz ki işte konu komşudan çekindim, evlattan çekindim, onlara başka emredin. Bu iş böyle oldu. O zaman burada Allah ve Rasulü tercih gidilmemiş oluyor. Eğer imanın tat ve lezzeti gönlümüze girseydi, biz onun emrinin üzerine hiçbir emri tercih etmezdik ve sonra iman İslam'a dahil olduktan sonra küfre dönmek ateşe atılırcasına zor gelirse, sadece bir örnek.
İ't-tebullah, Allahü Zülcelal'den korkun. Öyle korkun ki bir, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sabahlara kadar uyuyamadılar. Dediler, Ya Rasulallah sizi uyutmayan nedir? Benim yatağımın altında bir tane hurma. Acaba bu hazineye mi ait, bana mı ait endişesiyle uyuyamadım diye buyurdu. Üç tane sahabeyi biliyoruz. Sahabe deyince üç tane arkadaş Ashab-ı Rakim geçer. Hadis kitaplarında siz de bilirsiniz. İşte bir taşın mağaranın ağzını kapatmasın ve bu sıkıntıdan kurtulmak için Cenab-ı Hak'tan korkularını vesile etmiş ve kurtulmuşlardır. Demek ki ilahi korku bizi her türlü sıkıntıdan kurtarıyor. Yine Mevlamız Kuran-ı Azimüşşan'da kim Cenab-ı Hakk'tan hakkıyla korkarsa, yedi alillahu makraca, Allah ona çıkış yolu lütfeder ama kim? Hakkıyla korkacak olursa. Şimdi biz ameller yapıyoruz ya buraya oturduk mesela. Biz buraya oturduk. Geldik evimize abdest aldık tastamam.
Riayet ederek edeblerime ve namaz kılma düşüncesi ile bu güzelliği yerde yürüdük. Yürüdüğümüzde ne oldu? Attığımız adımlar günahlarımızın affına ama dürüst bir adım atmış isek hiç şüphesiz dürüst atmışız. Bununla günahlarımız affolmuş. Allah'ımız, geceleri ihsan etmiş. Sevapları lütfetmiş ve burda oturduğumuz sürece de meleklerin bizim için istiğfarı da hiç şüphesiz muhaliftir. Bunu nedir? Biz önden göndermiş oluyoruz. Bundan önce yapmış olduğumuz bütün taatleri göndermiş oluyoruz. Biz bunu aynen şunun gibi feneri önden götürmek, dişiyi önümüzden götürüyoruz. Müzzemmil suresinde de Cenabı Hak bunu bize izah buyuruyor. Yine diğer İnfiter suresinde de geçer. Allah'ın emrini terk eden kimseler gibi olmayın. Hatta buradaki izaha baktığımız zaman, ve lem yüberu bitaati ibadet ve taati hiç hesaba almıyor. Olur yaparız diyor. Mesela gencim diyor. Sonra yerine getiririm diyor.
Velhasıl böyle bir dikkatsiz olmayın. Bu şekilde davranmak suretiyle Halık I Lemyezel'i unutanlardan olmayın. Allah da bunlara kendilerini unutturuyor. Yani yanlış hareket ettiğimde bir azap var. Taatlerimi yerine getirdiğimde bunun karşılığında mükafat var. Bunu düşünemez hale geliyor. Öyle ki izahına göre izahına göre ulema-i Kiramımızın, Şöyle, bu dünyada Rabbi zülcelalimizin emirlerini unutunca, unutunca o zaman ölüm anı, kabir anı, kabirdeki sualimiz, kalkış, defterlerimizi alış, mizan, huzur-u ilahiye duruşumuz ve sırattan geçişimiz hep buralarda ne oluyor? Kendimizi unutmuş oluyoruz. Kendimizi kaybediyoruz. Çok güzel izah yapıyorlar. Allahu Zülcelal'in emirlerinden çıkan kimselerdir. Burda cennet yaranı ile cehennem yaranı'nın bir olmadığı hiçbir değildir ama ayet celleyi tam olarak almamış. Cennet yararının, Artık arzu olunan bütün lütuflara girişe, ona kavuşan demek. Ne demek?
İman-ı kamille göçmek kadar büyük bir nimet olur mu? Biz Fahrettin Razi hazretlerinden anlattığımız için misal bundan olsun. O ziyaret etmiş olduğu zat, bize gelmedin dediği Ecmettin I Kübra Hazretleri'dir. Çeşitli rivayetler var bu hakka dair. Bir gün Necmettin I Kübra Hazretlerinin Elhamdülillah, kurtuldu deyişine müridanı şahit olur ve sorarlar, efendim nedir bu söz durup dururken kurtuldu dememiz. Fahrettin Razı irtihal etti. Habire'den melekler sual sordular. Sorularımdan birisi Cenabı Hakk'ı nasıl bilirsin diye. Yüz delil ile ispat ediyordu. Orada ise cevap veremez oldu. Biiznillahi Teala, Halıkımız nutfetti. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem nasıl bilmişse ben de öyle bilirim deyince kendisine geldi buyuruyor. Tabi bu bir dert değil mi? Bu bir sıkıntı değil mi? Elbette ki en büyük sıkıntılardan biridir. Hazreti Osman radıyallahu anh efendimizin en çok ağladığı kabir.
Buralarda ağlıyor, niçin ağlıyorsunuz deyince Resulullah'tan duydum sallallahu aleyhi ve sellem. Kabir hali güzel geçenin diğer halleri de güzel olur. En sıkıntılı yer Oradır'ın buyuruyor. Artık onlar istemiş oldukları bütün nimetlere kavuşacaklardır. İman-ı kamille göçmek, kabirde sual sıkıntısından kurtulmak vesair nimetler. Artık arzu edilmeyen her türlü sıkıntılardan da kurtulur. Esselam. Artık Kuran Azimüşşan'ın eğer bir dağ başına inseydi, onun azametinden dolayı buradaki ifadeler çok güzel. Dağın büyüklüğünden dolayı demiş, sertliğinden dolayı demiş. Mesela yıl alıp götüremiyor, sil alıp götüremiyor. O büyüklük, o haşmetine göre dağın başına inseydi o dağ Kuran-ı Azimüşşan'ın azametinden dolayı paramparça olurdu. Fakat siz Kuran-ı Azimüşşan'da geçen azap ayetlerinden, tehditden, tahsilden bunlardan sakınıp hiç çekinmiyorsunuz, korkmuyorsunuz diye buyuruyor.
Misal veriyor Cenab-ı Hak. Zaten bunu da beyan buyuruyor. Artık Kuran'ı Kerim'deki o nasihatler, o bize anlatılan riayet etmeyen kavimlerin başına gelen musibetler ifade edilmek suretiyle siz bundan ders almaz mısınız? Siz bundan öğüt almaz mısınız diye buyuruyor. Öyle bir Rabbi Zülcelal ki, Alimün, mava da anil ihses ve mahader refehve merhivün bil ruyuh. Gözle görülen ve görülmeyen. Artık bunu şöyle izah etmemiz gerekir. Gönülden geçen en gizli düşüncelere de şahittir. Yapmış olduğunuz bütün hareketlere de Cenab-ı Hak hiç şüphesiz şahittir. Böyle bir Mevla. İşte onun şahit oluşunu bilmektir. Murakabe anlatır ya büyüklerimiz bize, kalbinizi karşı ağzıma açın demenin gayesi bu. Bu ayet celle yaşamak. Aliyyül gaibi ve şehadet. Artık, esamu ve essiru kav leküm evi cherrubi inne ve aliminun bilat-i sudur.
Sizin ifade ettiğiniz, konuştuğunuz, ortaya attığınız ve içinizden geçen o gizli düşünceler neler? Hep onlardan Cenabı hak haberdardır. O haberdar oluşunu bilmektir murakabe. Bunu bilirse insanda düzenli olmaz. Çünkü her halimi görüyor, biliyoruz, saklayamaz. Sen bir kısım insandan biz saklayabiliriz, gizleriz. Halimizi arz etmeyiz, demeyiz. Yapmışız bir cürüm, bir ada. Onu ne yaparız? Gizeriz, demeyiz ve o da yerine göre bilmez. Allah bildirmezse bilmez. Der ki yok, böyle bir hal yok ama bu Halıku Lemyezel'e mümkün mü böyle bir şey yok, yapmadım diyebilir mi kişi? Mümkün değil. Kuran-ı Kerim üzerinde kardeşlerimiz bilirler, eğer yoğunlaşacak olursak haber verilmeyen hiçbir husus yok. Her şeyi Cenabı Hak bize haber vermiştir. Nursell suresinde Halıkellem Yesel bildiriyor. Öyle bir avukat tutacağı, bilmem filan edeceğim hiç mümkün değil. Gizlemek mümkün değil.
Allah'ın huzurunda her şey ortaya çıkacaktır. Buyuruyor. O kafirlerin konuşamayacağı bir gündür. İfadeden bile edememiş. Gerek yok ki kimin karşısında unutacaksın. Mevla'yı Zülcelal görüyor, biliyor. Onlara izin bile verilmez ki sözde mazeretlerini beyan etsinler. Bir müddet izin ver Ya Rab da biz savunmamızı hazırlayalım, mümkün değil. O gün yalanlayanlara çok yazın. O zaman şöyle denir, bu ayırın günüdür. Siz de sizden öncekileri bir araya getirdik. Azaptan kurtulmanız için bir hileniz varsa gösterin haydi bana bildirin, buyur diyecek Cenabı Hak. Haydi nasıl kurtulacağız? İster izleyelim, ister açığa olalım, her şey o gün huzura çıkacak. O zaman burda işi temizlemeye gayret edeceğiz. O öyle bir Allah ki isminde, sıhhatında, fiillerinde hiçbir şeyinde onun işi, benzeri ortağı yoktur. Alimü'l-vayibi veş-Şehade. İzli olanı da, açık olanı da, şüphesiz her şeyi bilendir ve tikit demektir.
Her noksanlıktan münezzeh artık her ayıptan, her kusurdan haklı olan Cenabı Hak. Onun için bir yeme, bir içme, bir unutma, bir yatma, bir kalkma içme bir şey ifade edemezsin de söyleyemezsin. El mümin Artık kuluna zulmetmekten beri olan Mevla-yı Zülcelal, iim el-Rabbib aleyh. Onları her zaman gözetleyen, kolunu her an gözetleyen, yapmış olduğu amellere şahit olan, acaba riyalı mı, kibirli mi, benlikli mi, Müslüman mı var, ne var? Hepsini bilen. El Aziz, El Fair, El-Hail, hayru'l-mağlup, mağdub edilemeyen güç ve kuvvet sahibi Cenab-ı Hak'tır El Cebbar, Ceberrutullahi, alamet yok. Artık onun gücüne kuvvetine ulaşmanın imkanı yoktur. Mümkün değil. Doğru güç kuvvet sahibidir. Rüzgar biraz çoğalacak olsa yer yerinden oynar. Sular biraz taşacak olsa memleketler yok olur. Öyle bir güç sahibi. El mütekebbir, öyle ki büyüklük, azamet ona aittir. Medih ona aittir, onun sıfatıdır.
Her şeyi takdir eden şüphesiz yaratıp odur. El-Bari. Her şeyi yaratıp bu inşa demektir asıl ifadesi bu. Siz hiçbir şey değildiniz ananızın karnında diye buyuruluyor ya Necm suresinde Mevlamız. Halık bin Emnice Burda kafirlere de çok büyük bir tehdit var, çok büyük bir tehdit var. Mevla Zülcelal'imiz tehdit ediyor. Siz, ananızın karnında hiçbir şey değilken, sizi yaratan Mevla'ya karşı nasıl kibrediyorsunuz diye Risale-i Nur. Mevla'mız buyuruyor, ufak tefek kusurları dışında, günahın büyüklerinden ve çirkin işlerinde kaçınanlara gelince, şüphesiz rab'ın affı bol olandır. O sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın çünkü o kötülüklerden sakınan kimseleri daha iyi bilir buyuruyor.
Burada Hazreti Adem'in topraktan yaratılışı, insanın ana karnında bir durumu, aslında zayıflığı ve aciyete hatırlatarak kendisini beğenip de Efendimiz aleyhissalatü vesselamın Cenabı Hak'tan getirmiş olduğu emirlere saygısızlık yapanlara misal El-Musavvir, öyle ki sadece insana da değil bu. Tasvir eden şekil bile bir taşa öyle bir şekil verilmiş, bir öyle bir çiçeğe öyle bir şekil verilmiş ki yapma çiçekler var şimdi yapma meyveler var. Eline yapılıyor. Ona ne kadar bakarsın sen? İki dakika bakarsın. Hayır beş dakika bak. Ama Allah'ımızın yarattığı bir meyveye bakmakla, öyle bir sürura ilerlersiniz ki yüce kudreti seyrederek doyamazsınız. Bir yaprak, bir yapma olanına bir insanın kendi eliyle yaptığına, bir de Halid Ellemyetalinin yaptığına bakma arasındaki fark ölçülemez. Öyle yaratıyor o, öyle bir şekil veriyor ki siz bunu ifade edemezsiniz.
O gözü nasıl yerleştirmiş insanın başına, nasıl yerleştirmiş? Onun saçına, onun şekline, şemaline uygun gözün rengini vermiş, saçını ona göre vermiş. Seyrekliği, sıklığı her şeyi, halıkımız ona göre tanzim buyurmuş. Değiştirdiği zaman insan bambaşka bir şekil arz ediyor. Biçimsizleşiyor. Onun için çirkin yok Cenab-ı Hakk'ın yarattığında. Onda da bambaşka bir güzellikler var. Böyle bir şekil veriyor Mevlamız. En güzel isimler ona aittir. Artık onun noksan sıfatlardan tenzih olduğu, kemal sıfatlarıyla muttasıf olduğu lisanı hal ile bütün her eşya konuşuyordu. Mu? Allah'ınızın kemalini konuşuyor. Bir dağı anlatamazsınız, bir taşı anlatamazsınız, bitmez. Eğer getirmişsem burada taşlar hakkında mesela bitkiler hakkında bir not almış. Taşın siz, taşın siz, adetini sayamazsınız. Toprağın adetini sayamazsınız. Mevlayı fütüdeleyü de yaratıyor ki.
Elmas, zümrüt, yakut, safr, necef, papaz, şah mahsup, füruze, akik, yeşil taşları, demir, bakır, kurum, bakır, oksit daha sayılamayacak kadar taş çeşitleri. Hep bunlara şekil veriyor Cenab-ı Hak. Bir toprağı anlatamazsınız. Taşlısı, kumlusu, tınlısı, kinlisi, marınlısı, humuslusu, kireçlisi. Bir ağacı dahi anlatamayız. Tik ağaçlar, sakız ağaçları, palmiyeler, pelesenk, sandal, ırk, abonoz, yılan saymakla bitmez. Hep bunlara bir şekil vermiştir Cenabı Hak. Böyle bir meblağ. Büyük bir zatın dediği gibi böyle bir Allah'a itaat edilmez mi? Boyun bükülüp de ona kulluk yapılmaz mı? Ne ki şu hayatımız? Bu geçecek mi bitecek. Bunda hiçbir şüphe yoktur ama bunu gönüllerimize indireceğiz geçeceğini, biteceğini kalbimize tamamen sindireceğiz biz bunu. O zaman ne yaparız? Tam emri ilahiye teslim olur, aman ha ben öleceğim kim lidersin?
Onu da diyemezsin, dersin ki o da kurtulsun, aman isyana gitmesin çünkü üzerine benzin döküp yakanlar var, acıyorsun yazık diyor. Hali Zülcelali'yi tanımak, Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın mübarek sürseliyle tamamlanacak olursa Allah'ı en çok tanıyanınız benim, en çok korkanınız da benim. Eğer benim bildiğimi bilseydiniz yataklarınızda yapamazdınız. Sahralarda Allah diye feryat ile erdiniz diye buyuruyor. İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.