Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Günümüzün şifayla kavuşmasının işaretleri. Bu kalbin sıhhate erişmesinin yollarından biri. Bir kere amellerimizin sıhhatli olmasına, amellerimizin sıhhatli olmasına gayret göstermek. Peki izah edecektir. Eğer amelleri sıhhate kavuşturacak olursak bu en üstün güzelliklerinden biridir. Demek bizim anlatmamıza hiç gerek yok ibarenin devamında ifade buyruluyor. Bir kere yaptığımız taatlerini Kuran okuyoruz diyelim. Kuran-ı Kerim okurken, samimi bir şekilde halis, şeytanın hiçbir katı, riya, kibir, ucu, benlik gibi bunlardan hep uzak. Gösterişten uzak, kendimizi üstün görmekten uzak. Bunlardan beri olarak yapılmasıdır. Bir kere yaptığımız taatin mütedin bizde de bir tesiri olacak. Tesiri olacak. Bu vesile ile bu taatle kendimizi ıslah etmemiz. Allah'ın ve Rasulünün emrine uygun. Onu görür gibi taat yapmak.
Şimdi ibadetin sıhhatini sıraladım. Allah'ımızın bir kere kendisine lüt etmiş olduğu nimeti diyor düşünürsün. Mesela elimiz tutmayacak olsa ne olur? Yemek yiyemeyiz. Ne olacak hiçbir ihtiyacımızı görünmede kolaylık sağlanamayacaktır. Allah korusun bir elin hareket etme işi evin kapısını nasıl çıkacaksın? Mesela ihtiyacın olan bir malzemeyi nasıl alacaksın? Bir kere diyor Allah'ımızın nimetini bir düşünün. Ondan dolayı şöyle ibadet yaptım, böyle taat yaptım diyemezsiniz. Çünkü öyle bir nimet mahşer demiş ki talibi mümkün değil. Allah'ımızın hakkında bir kere usullarımızı düşüneceğiz. Biz yerine getirmemiz mümkün değil. Onun affı olmasa, onun mağfiriyeti olmasa, onun bol ihsanı olmasa mümkün değil. Yerine getirmesi. Günümüzün sıhhate kavuşmasının işaretlerinden biri de şudur. Şimdi bir kere bir kere vaktimizin boşa geçmesinden dolayı diyor. Öyle bir sıkıntı duyacağız ki.
Artık bundan da diyor daha büyük vaktin boşa geçmesinden daha sıkıntılı bir iş olamaz. Onu söylüyor. Asir, asır insanın vaktini zayi etmesidir hüsran. Şöyle düşündüğümüz zaman bu ibareyi daha iyi anlamış oluruz. Şimdi biz hepimiz ölümlü bir bardayız. Bu dünyaya geldiğimize göre göçüş var mutlak. Çünkü doğmuşuz. Her doğal ölür. Ölmemek mümkün değil. Öyle olunca, böyle olunca orda da bir amel yapamayacağız. Burada aldığımız, verdiğimiz nefesler, buradaki vaktimiz, böyle bir zamanı düşündüğümüzde artık her şeyin bittiği. Tevhid okuyacağım, yok. İstiğfar okuyacağım, yok. Sela-ü Selam, yok. Namazımı eda edeceğim, yok. Artık geçmiş. O zaman bunu düşündüğümüz zaman, aklımız başımızda olduğu zaman kafi vakti boşa geçirmeyiz. Vakti boşa geçirmek bunun için en büyük zayiatıdır. Ve min alamat ise hadi. Günümüzün sıhhatinin alametinden biri de şudur.
Birinci söylediğimiz ibadetimizi en güzel şekilde yapmak. İhlas, samimiyetle yapmak. İkincisi, geçirmiş olduğumuz boş vakitlerden dolayı çok büyük sıkıntı büyük azami gayret göstermek. Sadece bir endişesi olur onun. Bir endişesi var. O endişe ne? Mevladır. Beni yarattı. Benden Rabbimizin istedikleri var. Onu Adem, Peygamberimizle, ona sahifeler vermek suretiyle yapılacak görevler belirtilmiş. Diğer Enbiya-i ilzam'da da öyle. Bunun yanında kitap verilen Peygamberlerimiz de var. Musa Aleyhisselam'a, Davut Aleyhisselam'a, İsa Aleyhisselam'a, Efendimiz Sallallahu Aleyhisselam'a verilen Kitabı Kerim'de bizim ne yapacaklarımız tespit buyurmuş. O zaman burada bize düşen şu bahar gününe gelmeden önce hiçbir kardeşimiz Kuran okumamış olmaz. Eğer kabiliyeti varsa bütün kardeşlerimiz Kuran-ı Kerim'i böyle etsin mutlaka. En büyük kayıtlarımızdan biri bu.
Bu aldığımız evrak ve ezkar var ya onun altında yazar. Dokuzuncu madde var. Bir kimse beni kötü hengamiyen bir şahıs da hatırlarsanız bizim için o büyük bir sıkıntı olur. Bize efendim arkadaşların Kuran okumalarını tavsiye edin diye yarım saat konuştu sağ olsun. Demek ki verdiğimiz evrak ve ezkarı görmemiş. Dikkatinden kasmış. Altında hemen birinci maddedir belki Kuran-ı Azimüşşen okuyalım her gün diye. Artık ifade edilmeyen hiçbir şey yok. Bu sadece recir. Her şey bildirilmiş, bitmiş. Kitap gelmiş, peygamberlerimiz gelmiş. İfade edecekleri her şeyi söylemişler. Bir İmam-ı Şarani üç yüz haber eser yazmış bir İmam-ı Gazali. Son zamanlara gelecek olursak eserlerin sayısı beğenirsiniz. O zaman bize düşen nedir? Birbirlerimizi uyandırmaktır. Şimdi hacca gireceğiz haccımızda. Zekat vereceğiz zekatımızda. Oruç tutacağız orucumuzda. Namaz kılacağız namazımızda. Kelime-i Şehadet okuyacağız.
Kelime-i şehadette. Kuran okuyacağız Kuran-ı Kerim'de. Tebliğ yapacağız birbirlerimizi uyandırmak için onu da. Anne ve babamıza itaatte. Evlatlarımızı israfta. Etrafımızı gözetmekte. Ticaretimizi en güzel şekilde yapmakta hep bu görevlerde kederimizin, gamımızın, dünyevi bütün endişemizin gitmesi. Burada sadece namaz olarak demiş. Namaz ve ibadetin başı olduğuna göre, göre bütün taatler bunun içerisinde mevcuttur. Bir dünya. Dünya ile alakalı gam, kederi, endişesi bittiği zaman diyor kalbi sıhhate kavuşur. Biraz incelersek bu ortaya çıkacak. Diyelim ki biz zekat veriyoruz. Zekat verirken öyle bir düşünce veriliyor ki zekatı vereceksin ama sen kendine muhtaç olan kimseye verir. Öyle olsun kimsenin bir işin olduğu zaman o işi de o icabet etsin. İşte bana zekat verdi. Ben de onun bu işlerini göreceğim düşüncesinden kurtularak taatini yaptım. Bunu söyleyeyim.
Bir kere bu dünyevi arzuların da içimizden tamamı çıkması icap eder. Eğer dünyevi endişeler akarsa diyor onda ilahi tatlılıklar, güzellikler, Allah'ımızın feyzi, rahmeti gönüllere yayar. Ve Gözü nurlanır. İbadetinde, taatinde dünyevi endişeler kalmazsa gözü nurlanır. Hal bile neşeyle doludur. Allah'ımıza ibadet ve taat de büyük bir zevk içerisindedir. Mesela, diyelim ki dünya üzerinde sıkıntı gören insanlara yardım hususunda büyük bir aşk var. İçinde büyük bir muhabbet var bunun gibi. Dinimizin emrettiği hususlarda küçük bir arzu var. Mesela gece teheccüd namazına kalkacak şimdiden içinde Jack var. Keşke kalksam da Rabbımla bir münasebeti kurabilsem. Evradımı o vakitte okusam bunun gibi. Bu ne yapar? Önümüzdeki nefsin perdelerini kaldırır. Yeme içme arzusu gibi. Mesela karnı aç, karnı aç ve susamış da suya da ihtiyacı var ama iyice bir susama hali var. İyice de bir açlık var.
Bu zaman nasıl suya ve ekmeğe arzu duyuyorsa onun gibi ibadet ve taate arzu duymalı. Çünkü o yemeler, içmeler şu bedenimizin yok olacak olan, çürüyecek olan, bitecek olan. Şu bedenimizin beslenmesi için ama yapacağımız taatler nedir? Ruhumuzun beslenmesi Allah'ımızın huzurunda mahcup olmamamız içindir. Malını kaybetmek yok, mülkünü kaybetmek de, iflas etmekte, daha azim, daha bir üstün olmalı ibadet ve taatten yapmadıklarına bulan üzüntü ve endişesi. Yapmamış. Yapmamış olduğu, yapmamış olduğu dini görevlerden dolayı büyük bir sıkıntı duyuluyor. Şimdi iflas edecek olsa ne yapıyor ki? İflas edecek olsa bulmalı hallere geliyor. Ruhi sıkıntılarda meydana geliyor. Daha neler ve neler. Bundan diyor daha ziyade ibadet ve taate önem vermeyişinden dolayı muzdarip olmalı kişi. Kalbin sıhhatinin alametindendir. Rabbinin zikinden usanmaması. İşte belli bir süre yaptı ondan sonra geçti.
İşte yapıyorduk evvelden çok daha bir gayretliydik. Şimdi kalmadı o günler kalmadı. Bunu Sıdk-ı Hasan radiyallahu anh Efendimizin ittihalinde dedi ki oda bir beşerdir. Sende öleceksin, onlarda ölecek habibim. Fakat Cenabı Hak bakidir, ibadet ve taatına yapılıyor. Ey ashab-ı kiram. Kendinize çekip üzen verin. Allah'ımız hayırdır, biridir, ezeli ve ebedidir. Ne başı var, Resulu. Kulluk onadır. İşte Rasulullah düştü diye bir ki iffetlik yapamazsınız dedi. Rabbine olan taatinde katiyen gevşeklik yapmaz. Artık yapamıyorum bu vazifeleri dememeli. Dini bütün görevler gözümüzün önüne gelsin. Allah'ımızdan başkası ile de gönlü rahata eğilmez. Dostluğu Mevla iledir. Onun dışında hiçbir şeyde dostluk kuramaz o. 0 zaman bunun çocuğu, çoluğu, ailesi, etrafı ne olacak bunlar? Hep onlara imanla tasarruf edecek. Rabbimizin sevgisiyle.
Harimli ise namusunu koruyor ki, çocukları ise Rasulullah'ın ümmeti onlar insanlığa faydalı olacak diye. Malul izi ise yolunda sarf ederiz düşüncesinde. Ancak insanları hayra yöneltiyor. Mevlayı Zülcelal'in muhabbetiyle onun lütfu, ihsanı ile onu alıyorum ve guzel kiruhu bihhedel emir, Rabbimizin emirlerinde kendi aralarında istişare ediyorlar. Oturdukları zaman mütalaalar oluyor. Allah'ımızın kitabı üzerinden tefsirlerde, hadislerde vesair konulardır. Yalnız maluma sair olmaktan olmamak suretiyle eğer bu hususta bir bilgimiz yoksa bu münne haşer bir anlamı olmaz. Çünkü hiç bilen yok değil mi? Üzerinde çalışması yok. Ne olacak? Hepimiz yanlış. Çok çok bir görüşün içerisinde olduğu zaman. Mevla'yı Zülcelal'e dönüp büyük bir haşetle, büyük bir korku ile Rabbimizin emrine teslim olmaktır.
Ancak alaka kurduğu Rabbimizin sevgisi, rızası, onun nimetiyle eşelenmek, kurtuluşa götürecek olan ahvandir demek istedim. Buradan sonra uzadıkça uzuyor. Biz onu kardeşlerimizle ancak bir maddesini görüşebilmiştik. Bunu da biraz üstün muvaffak olduk sıralamaya. Bazı arifler dediler ki, mesela ki dünya ehlinin sakinleri. Bu dünyadan hiçbir zevk almadan çıkıp gittiler. Bu dünyadaki zevk nedir? Garb, muhabbetullahi ve'l-ümsibi ve şavki ilaligahi ve taati. Bu da diyor, Rabbimize muhabbettir. Ona dostluktur, sevgidir. Ona kavuşmaya büyük bir arzudur. Bu hayatımızın güzel geçmesi ile alakalıdır. Hayatımız güzel geçerse azalarımız boş yerine. Tevvin bandı gibi dönmezse o zaman şerhi ilahi meydana gelir. Ebu sizin yerinize mevcut. Evradımızda, ezkarımıza, hayatımıza dikkat ederiz. Elhamdülillahi Rabbil alemin,