Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Mevtülul, kalp, kalbin ölümü diye bir mevzu var. Basra sokaklarında dolaşırken, onun etrafına toplandılar. Dediler ki Ey efendim biz Allah'a çok yalvarıyoruz, yakarıyoruz ama duamız kabul olmuyor. Nedendir? Ve innallahe taalaya gul. Ve gale rabbukum müdruni estecib bil leküm. Halbuki Kitabı Kerim'in de Rabbimiz dua edin, duanızı kabul edeceğim buyruluyor. Öyle olduğu halde bizim dualar makbul deyin neden peygamber? Ey Basra ehli. Sizin şu sekiz, şu on haline kalbiniz ölmüştür dedi. Dedi. Bu ölmüştür dediği husus yaşantıyı Allah'ımızın kitabının dışında, resulünün dışında, sulahanın dışında sürdüren kimselerdir. Bu demek. Buraya Kayseri ulemasından gelenler oldu. Sevgili üstadımız biz bulunamadık ama sonra haberlerini aldık, nasihatte bulunmuşlar. Es'adi El-Bibi Hazretleri sırra buyurmuşlar ki yolumuz tren yolu.
Bunu öyle bir izah etmişler, öyle bir izah izah etmişler. Adam adeta kendinden geçmiş. Öyle bir izahı duyunca o da iki tane ray demiri, tren üzerine konuluyor tabi vakunlar. O rahim birisi buyuruyor, Allah'ın kitabıdır celle celalühü. Bir diğeri de Rasulullah'ın sünnetleridir. Ayaklarımız buna sağlam basacak ki biz menzili maksuda erebilelim. Şimdi eğer o ray demirlerine oturmazsa ne olur? Vakunlar paramparça olur, devrilir insanlar helal eder ve olmuştur da. Bakın Adem Aleyhisselam'ın iki tane evladı, iki tane evladı. Habil ve Ka'b. Şimdi bu iki uyunca, şeytana uyunca öyle bir çılgınlık, öyle bir yanlışlık yapıyor ki, ne diyor? Habil ben seni öldüreceğim ki. O da diyor ki sen beni neden öldüreceksin? Senin kurbanın kabul olundu, benim kurban ise kabul olunmadı. Bunun için diyor ben seni öldüreceğim. Hain de diyor ki ben böyle yanlış bir iş için elimi katiyen sana uzatmam.
Beni öldürmek için sen şeytana ve nefse uyup bu hareketi yapıyorsun. Ben seni öldürmek için böyle bir şey yapamam, Kati geldi. Ben uymam. Nefse ve şeytana uymam. Ben alemlerin Rabbi olan Mevla'dan korkuyorum. Ben yapamam diyor. Bakıyorsunuz, peygamber çocukları bulmasına rağmen, Yusuf aleyhisselam'ın kardeşleri, Yakup peygamberin evlatları nefis ve şeytana boyunca neler yapıyor diyor. Ne yapıyor ben. Bir de kendilerine öyle bir yol çiziyorlar ki hem bu çılgınlığı yapacaklar, hem de biz kurtuluruz diyorlar. Gideriz böyle, yanlışlıklar ama sonunda bir tövbe ederiz, bir umre yaparız, bir hac yaparız, af olur gider diyorlar. Ne diyorlar bunlar? Ne söylüyor? Şunu söylüyor. Aralarında birbirleriyle konuşuyorlar, peygamber çocukları konuşuyorlar. Yusuf'u öldür. Bak nefse uyarsa insan ne yapıyor. Şeytana uyarsa ne yapıyor? Öldürün diyor.
Ve onu uzak bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın. Ondan sonra biz tövbe eder salihlerden oluruz. Biz Kitabı Kerim'e uymazsak, nebilere, sadıklara, şehitlere ve salihlere uymazsak bunu yaptırırız. Daha evvellerine gidecek olsak ve şimdi ruh kavminin helak olmasına bakın. Nefislerine buyurmuşlar, neleri yapmışlar. Ve tufan gibi bir bela ve bir musibet gelir. Bakıyorsunuz Salih kavmine Aleyhisselam. Ondan sonra Hud Aleyhisselam'ın kavmine, kimisi rüzgara, kimisi Cebrail Aleyhisselam'ın bir sayhasıyla helak olup geliyor. Neden? Nefis ve şeytana vuruyor. Halkıyor, azıyor, azıyor Naziat suresinde görürsünüz. Ben sizin en büyük Rabbinizim diyor. Az önce böyle söyleyeyim. Hep çılgınlık yapanlarımız, yanlış hareket edenlerimiz, nefis ve şeytana uyup, batılların yaşadığı gibi bir hayat yaşayan. Şimdi ucunda, kıyında, kenarında yavaş yavaş yavaş kopuyor. İş kopuyor.
Şöyle yapalım. Biz okulda okurken yazı tahtasına, bizim hocalarımız bir nokta korulardı. Bir nokta korulardı. Şimdi milimetrik bir uzaklaşma, milimetrik. Ondan sonra o uzaklaşmayı gittikçe çizgiyi çekerek daha bir fazlalaştığını ifade ederlerdi. Bununla demek istiyorlardı ki Allah'ın kitabından, Rasulünün sünnetinden, Ehlullah'ın bu güzel tavırlarından ve tavsiyelerinden uzaklaştıkça uzaklaşırız da uzaklaşırız. İlk anda belli olmaz ama gittikçe gittikçe uzaklaşır gideriz. Ne olur? Şimdi ana karnında bir çocuk, çocuk beslenmesini, hayatını göbek bağıyla, göbek bağıyla ne yapıyor? Temin ediyor. Gelişiyor çocuk. Eli ayağı gözü kulağı gelişiyor. Şimdi bizim göbek bağımız nedir? Ruhumuzun göbek bağı Allah'ın veli kullarıdır. Sıddıy-ı azamdan bu zamana kadar gelen, Rabbimizin işaret buyurduğu, hakikaten müstesna şartlarını haiz.
Onları hem Kuran tasdik etmiş, hem de ihsan mektebinin müdavimleri, onların üstatları kabul buyuruluyor. Tasdikten geçmiş bu mübarek insanları gönül bağından, kalp bağından koptukça ne olacak? Tabii ki ölüm baş gösterecek sürecek ve vücut gelişmeyecek, ruhani bir vücut, gelişmeyecek öylece. Rabıta-i Şerife ve murakabe ile ne yapacağız? Nasıl ki çocuk ana karnında göbek bağı ile şu zahiri gelişmesini, bedeni gelişmesini temin ediyorsa biz de ruhumuzun gelişmesini yarın Rabbimizin huzuruna varacağımız şekil ve şemailimiz onların kalp bağıyla ruh bağıyla gelişecek. Bunun için buyuruyorlar ki, rabıtanız dersinizin rüknu azamı olsun. Rüknu azamı demek yarısından fazlası olsun. Yahu uykum geliyor benim. Onun sebepleri de var çokça anlatıldı. Namaz sunlarında. Namaz sunlarında dururuz. Namaza önce geldiğimizde yaparız, Yapmadan önce yaparız.
Velhasıl onlardan hiçbir zaman ayrılmamaya gayret edeceğiz. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.