Her şeyi bir takdirle Mevla-yı Zülcelal'imiz halk buyurmuştur. Bir de Ra'd suresinde Mevla-yı Zülcelal'imiz her şeyin bir ölçüyle halk olunduğuna dair buyuruyor. Evet, aynı Ayet-i celile, bu okuduğumuz Ayet-i Celileye uygun bir tarzda Cenab-ı Hak ifade buyuruyor. Bu maddi olan alemde ve yaşantıda da ölçü çok önemli. Bu maddi olan, elbisenin de ölçüsü olur, ayakkabının da ölçüsü olur, evin de ölçüsü olur. Her şeyin kendine mahsus ölçüleri vardır. Rabbimiz ezanu ve kulli şeyin inde hobi miktar. Onun yanında her şey ölçü ile. Yağmur eğer şiddetini artarsa ortalığı sil alır götürür. Güneş biraz yaklaşacak olsa alem kavrulur. Bunun gibi rüzgar diyelim şiddetli olacak olsa tsunami meydana geliyor. Yerine göre coğrafi durumlar bile değişiyor. Bunun gibi Rabbimiz şahsımıza bir ölçü kulluk olarak lütfettiği gibi her azamıza da ölçüler koymuştur.
Kalbin ölçüsüne baktığımız zaman Rabbimiz ayet I celilelerde birçok bahis buyuruyor. Bunun yanında hadis-i şeriflere geçecek olursak kalbimize verilen ölçü şu, ve tehiruha bilcur. Ve theruk ve terukku. Ve terukku. Buyuruluyor ki, aleyhissalatü vesselam Efendimiz, aman kalbinizi öldürmeyin, insanın ölümünün yanında bu tabii hepimizin başına gelecek ama asıl ölüm gönüllerin ölmesidir buyuruyor, kalplerin ölmesi. Bu hususta aleyhissalatü vesselam Efendimiz kendi adeti Muhammediyeleri, gülmeleri tebessümdü. Azı dişleri görününceye kadar gülmek çok nadir, çok nadir. Katiyen razı da değil. Bilhassa manevi eğitimde üç şeyi çok zikrederler. Gılletü taam, Gılletü kelam, Gılletü nev'ü. Üç şeyi anlatırlar. Dikkat etmemiz gereken hususlerdir. Bunlar bilinmiyor değil, biliniyor ama biz bunu içselleştirmemişiz. Şöyle canı gönülden yapıyoruz işte bu kadar dediğimizden bu hale geldik.
Eğer iyi tutsak, sünsek, tefekkür etsek bunları kavramış olurduk. İşte hayat böyle akıp gidiyor. Daha ne olacak ki sözleri insanı manen çok geri koy. Bunun için evliya kelamından sekiz sahife okuyun buyuruyor. Arifanı ilahiden bir zat. Aman diyor velilerin hayatından sekiz sahife olsun okuyun, gönülleriniz kararmaz. Demek onların hayatlarındaki o güzellik, o dikkat, o riayet, onu tahsil edin, buyrulmuş oluyor. Bu önemli toplantılarda ne de müşahede ediyorsunuz. Bunlar haber vermeye de gerek yok. Biz efendimizin mübarek sözlerine bakalım. Onlar bizim işimiz değil. Cemiyette şöyle oluyor ha, böyle oluyor ha. Boş sözler. Çünkü peygamberimiz böyle bir tavırda bulunmadı, sallallahu teala aleyhi ve sellem. İşte şu, sunu yaptı. Bu, bunu yetti. Yapmaz da olsun, yetmez de olsun bununla hayatımız ararız gitti. Sadece cahilli adetleri görünce mabali akvamı kese ve kese.
İslam tarihini okuyorsak, bak okuyorsak diyorum. Şöyle bir hayat programlamıyoruz. İstersek yaşlı olalım, istersek başlı olalım. Kalktığımız zaman Kuran-ı Kerim'le biraz, üstatlarımızın eserlerinden, İslam tarihinden, ikişer sahife, üçer sahife, bu hiçbir vaktimizi bizim almaz. Keşke vaktimizi bunlar asalım. Dünya işimize neye mani olması mümkün değil bunların. Hadi işi yoluna koymak her şeyde. O zaman görürüz Efendimizin mübarek hayatında demiyor. Bana işte müşriklerden Ebu Leheb şunu yaptı, Ebu Cehil şunu etti demiyor. Bunlarla hayatlarını geçirmiyorlar. Hep hayırlı tavsiyelerde çünkü Rabbimizle Essalüneh inne ma en temiz zikir, Nesai aleyhim bir Musa'yitir. Sen zorlayıcı değilsin Habibim ancak tebliğ edicisin buyuruyor. İçinde bir nur varsa bir kabiliyet varsa bir anlayış varsa şöyle bir oturmuş da tefekkür ediyorsa hayatının muhasebesini yapıyorsa onlar çok iyi idrak ederler.
Duymadığımız, etmediğimiz sözler kalmadı. Kendimize şöyle bir hayat tarzı çizebiliriz. Bundan sonra duyduğumu, gördüğümü, tatbik edeceğim diyelim artık. Duyulmadık bir şey kalmadı. Önümüzde Allah'ımızın kitabı zaten ondan mülhem sözler ifade ediliyor. Bütün vücudumuza şahıs olarak nefsimize ölçü verildiği gibi kulluk olarak azalarımıza da ayrı ayrı Cenabı Hak ölçüler koyuyor. Demek ki insan başıboş değil. İnsan Allah'ımızın kitabı ile kayıtlı efendimizin ehadisi Muhammediyesi, sünneti seniyyesiyle ve ulema-i kiramın meşay-ı uzamın hal ve tavırlarıyla kayıtlıdır. Bunun dışında bir hayat olmaz. Onun dışındaki hayat yolda girerken arabayı sola ve sola, sağa döndürmek suretiyle helaka gitmek demek. Yol çizilmiş, her şey haber verilmiş zaten. Ah yuhulu bekum bir killet ettih ve killeti şem. Fazla mideyi doldurmadan böyle gülmeleri de çoğaltmayın ki kalbiniz siyahlaşır, buyruluyor.
Ve ekseru't tefekkür bel itibar, öyle olun ki düşünün, Düşünün ve ders alın, ibret alın, buyuruluyor. Artık nasıl oldu bilmiyorum. Bazı haller sıradan olmaya başladı. Bir ölüm hadisesi öyle. Zaten ölüm böyle olduktan sonra her şey sıradan demek. İşte olur, yaşadı. Adam ipeğini bir gün gördü. Ondan sonra tabii ki ölecek. Eğer biz tefekkür etsek aleyhissalatu vesselam Efendimizin hayatında bir cenaze vuku bulur. Buyurur ki bazı medihlerde bulununca Ashabı Güzin efendilerimiz dili ile yapmış olduğu hataları biliyor musunuz buyurdu. Ondan dolayı yarın huzur-u ilahide ne çekecek. Hem de sahabe definlerinde bile aleyhissalatu vesselam Efendimiz gözyaşları döküyor. Bizim örneğimiz bunlar. Biz şu bakkaldı bilmem filandı şu adamdı bu adamdı. Bunlara göre şekil alacaksak aynen durumumuz çamura batmış O ne yapar? Diğer kimseyi de çamura batırır. Diyelim denize düşmüş. Neredeyse boğulacak.
Bir başkasını kurtaramaz. Onun da boğulmasına sebep olur. O zaman sahilde bulunan, dünyanın muhabbetiyle boğulmayan, şeytanın aldatmasıyla mahvolup gitmeyen kimselerin ellerini tutacağız. O zaman kurtuluşun kurtuluşumuz hasıl olur ve ebedi huzura veririz. Şunu unutmayalım Allah'ımızın emrettiklerinde bambaşka gönüllerde huzur meydana gelir. Bu huzura mani olan ahlak kitaplarında da geçiyor. Daha çok bu misali vermişler. Eğer diyor safra hastalığı varsa bal da yese tadını alamaz. Bakıyorum bizler gecene kalkıyoruz. İbadetlerimiz, nelerimiz güzel. Kuran-ı Kerim okumalar neler elimizden tespih düşmüyor. Yalnız kaybettiğimiz şu. Diyelim bir dağ, korkma. Şimdi küçük bir ateş parçası, bir kıvırcık. Bakıyoruz koskoca ormanı yakıp kavruyor. Büyük bir servet geziyor. Yapıyoruz, ibadet ve saatte bulunuyoruz ama bir kibrilikle, bir kıvılcımla yok etmeyen. Onun için her azanın nesi var?
Ölçüsü var, bunu koymuş Allah'ın Rasulü sallallahu teala aleyhi ve sellem. Sami Efendi hazretlerine demişler ki efendim siz hangi dersi okursunuz? Biz okuyoruz işte, istiğfar olarak sayımız var, tevhid olarak var, salatü selam olarak var. Aynı dersi okuyorum. Bak bunu unutmayalım amma perhize dikkat ediyorum buyurmuş. Perhiz, Allah'ımızın yasakladıkları. Kaybettiğimiz bu zaten. Yoksa Efendimiz hazretleri dedemin bazı ihvanları için bir söz söyledi. Dedi ki ben bunları ricalü'l-gayip olacak zannettim dedi. Bak niye, neyi hedeflemiş? Neden gidiyor? Birisine dedi, kardeşim dedi, başkasının iki koyunuydu, üç keçisiydi, bunlarla uğraşarak kendimizi mahvetmeyelim dedi. İç alemimize dönelim, bitmeyen aşılacak merhaleler var. Size menkıbeli hadiseler anlatayım. Baktım. Bunlar biraz ağır gelecek. Yoksa hep kaynaklarıyla, Hadis-i Şeriflerle, ulemayı kiralmışsın, görüşleriyle bir kimse geldi.
Ona tek tek anlattı, letaifleri anlattı. Fakat bir yerde durdu. Zikri küldü Allahu alem, bütün vücudun zikre geçmesi. Oturuyorum, gönül istiyor ki daha bir ilerisini anlatsın. Gündüz oldu. Bir de neden orada durdunuz, şöyle bize murakabeler, müşahedeler, sonra Allah'ımız da ünsiyet hali, hurbiyet hali. Şunu çok düşündüm. Dedim üstadımız cemul cem makamını niye konuşmadı olabilir, kendi kendime. Cemül Cem makamı çok önemli. Der ya Yunus Emre, ikilikten usandım, birlik kanununa vardım diye. Bu yaşanan bir husustur. Böyle anlatmayıyla da olmaz o. Bunu desem hep itiraz edilir. Zünnu Mısır'a dendiği gibi zındık dendi mübarek zaten. Bayezıdib-İslami böyle sözler söyledi ki, avam kursağına diyor sığmadığı için beş bir rivayette yedi defa ülkeden çıkardılar. Koskoca Bayezid-i Bislami. Buyurun neden öte anlatmadınız deyince buyurdu ki vüs'ati o kadardı, hali o kadardı diye.
Cem'ul cem hususunu efendimizin bantlarında gördüm, anlatıyor. İki kişiye anlatmış bunu. Daha başka anlatmıştır, onu bilemeyiz. Bunlar fenafillah'a, bekabillah'a, giden durumlar. İşte arkadaşlar konuşuyor ya artık bileni de kalmadı. Çoğu ahirete göçtü, rahmetli oldular. İşte üstadımızın anlattığı hikaye tarzı hususlar söyleniyor. Ne yapsın? Bileceğimiz o kadar. Onların anlayacakları o kadardır buyuruyor. Yoksa Casan Efendi Gaddesallahu anh-ı Sırrı manevi bir üniversiteydi. Okuduğu Ayet-i Celile'yi tefsiriyle beraber okuyordu. Burada onun sevdiği İpek hocamızı anlatayım size. Kendisi dursun. Böyle bir muhteriz kimse gelmiş, birçok hakikatleri inkar ediyor. Oğlan da diyor, hacı babam diyor bir kitap istediğini, kitap da bulamaz. Diyor. Açtı elini diyor. Satır satır elinin içerisinden okudu diyor. Onların ilmiydi, onların malumatıydı, onları ölçmek biçmek bize düşmez.
Bize itaat düşer, riayet etmemiz gerekir Allah'ın izniyle. Önümüzde su bardağı ne kadar su aldı bu? Bunun suyu alması ancak kabına göre. Bir kazan olsaydı da içine daha çok su girdirseydik. Kayseri'ye böyle saygılı bir kimse geldi. Üstadımızda bulundular. Merdivenin de bayağı beş, altı kat en hamle çıktılar oraya. Yalnız böyle anelade gibi görüldüğüne çok üzüldüm. Devre sordum, bir oda var mı diye. Var. Bir de baktım o cemaat içerisinde çok sevdiği bir kimse var. Hasan Efendimiz ondan sorarmış Hasan Efendi'yle görüşüyor musunuz diye herkesten sormuyor. Onun yanına oturttum. Sevindi. İkisi de çok sevindiler. O oturan dedi ki efendim dedi biz gençliğimizde yanıyorduk, görüyorduk. Ne gecemiz vardı, ne gündüzümüz yanardık Allah diye dedi. Şimdi dedi, damla gözümüzden yaşatmıyor. Buyurdular ki o zaman kalbimiz cezve gibiydi. İçine konan su kaynadığı zaman taşıyordu. Şimdi kazan gibi oldu bu.
Büyüklerimizin ders tarifinde rabıtadan ne diyorlar? Kalbinizi bu dünyanın genişliğinde açın diyorlar. O murakabe halini demiyorum, okuyacağım burada yeri gelince. Sırası gelince okuyacağım. Bu kalbin ölçüleri anlatmakla bitmez. Daha çok görmediğimiz hadis-i şerifleri aldım. Midemizi fazla duyurmak ve bunun yanında da gülmeyi azaltmak. Bunu eğer görsel cihazlarda gıda üzerine profesör onlar konuşsa, ha yemeği azaltacağız. Çok yemenin vücuda faydası yokmuş. Çoğu insanımızın kafası burada. Adam diyor uzman gıda üzerine çok çalışma yapmış. Ondan diyor ki günde bir vakit deyin, yerine göre böyle söylüyorlar. İsmini de biliyorum diyen kimsenin. Bunu Meşşaizam söyleyince daha çok dikkat etmemiz gerekir. Günde bir defa yemek, sıddıklar işidir diyor. Bak bunu nakleden var mı? Allah için soruyorum. Evet, gıda profesörleri konuşuyor.
Bunları duyduğumuz zaman oturduğumuz meclislerde, düğünlerde, nişanlarda vesaire yerlerde anlatıyoruz. İki defa yemek müminler işi, üç defa yemek alevorluktur. Hayvanların halidir diyor. Adam hastadır. Rahatsızdır. O günde altı defa az az yemek suretiyle doktor öyle tavsiye etmiş yapar bunun müstesna ama biz asıl kulak vereceğimiz yerler bura. Bir görseniz Newton şunu dedi, bilmem filan kim o Newton? Kim o? Bizim Sıddık-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen öyle Meşşai-i Zam efendilerimiz var ki sadatı kiram. Onlardan bir tanesini okuyalım. Başımızı da iki elimizin arasına alalım. Ne kadar güzel sözler söylüyor, bunları yaşayabilir miyiz diyelim. Geri kalmamızın sebepleri bu. Biliyorum arkadaşlar şimdi düşünüyorlar Filistin'den anlatsak. Filistin'den anlatsak ne olacak? Bizim gönlümüz kutsi şerif olmadıktan sonra bunun faydası yok.
Gönlümüz ravzai parti olmadıkça, gönlümüz Beytullah olmadıkça el kalbu arşullah, kenzullah, Beytullah bunun tesiri bile kalmaz. Biz Arifani ilahiye dikkat edelim. Onlar çok güzel beyan etmiş ve anlatmışlar. Hiç ayağımızı başka bir yere kaydırmayalım. Ne buyrulmuş? Baş tac edelim. En güzeli efendimizin hadisi şerifi ve tahiruha bilcur, açlıkla siz kalbinizi arındırın. Bunu Mevlana'mız da bir sözünde buyuruyor mideni bir müddet aç tut ki içinde marifet nurları parlasın. Sami Efendi Hazretlerinin torunlarının düğünüydü. Oturdular. Belkıs'a anlattı orada, bahçedeydi. Beş esası anlattılar. İşte az yemekten salihlerle beraber olmak, Kuran-ı Kerim'i işte tedebbürle okumak tefekkür ederek yaşamak suretiyle gece namaz kılmak Seher vaktinde tazarru ve niyaz İkinden sonraydı bunu konuştular. Allahu alem yatsıdan sonra da bir odaya geçildi. Orada da aynısını konuştu. Başka zamanda aynısını konuştu.
Bunu boşuna konuşmadı. Azime hususunda çok durdular. Şura önemli, bunu Esad Erbili Hazretleri de Mektubat'ında ele almış. O Mektubat'ta arkadaşlarımızın dikkat edeceğine inanıyorum. Mektubat'ta o son bölümleri neleri var? Başta selamla, tebrikle karşısındakinin gönlünü alıyor. Sami Efendi hazretleri, Esad Elbili hazretleri. Ondan sonra da öyle bir esaslar koyuyor ki hayran kalmamak mümkün değil. Orada ifade buyurduğu Hadis-i Şeriflerden birisi de şu. Allahu alem, hata olmasın. Murakabeye alıştırın. Allah'ımızın sizi her an gördüğü düşüncesini unutmayın. Ve ekserud tefekkür aman ha tefekkürü çoğaldı. Düşün. Veliyyetibara. Ibret almayı çokça düşünün, buyurun. Daha ne güzel sözleri. Diğerleri çok fazla zaman alacak. Sadece burada kalbimizin ölçüleri, kalbimiz kaç kilodur, kaç gramdır, boyuna kadar, eni ne kadardır, işte onun ölçüsünü verir.
Diğerleri bir Ayet celleye okuyacak olursak, eshamü'l-ke'te ve fihulu bihhümul iman. Allah'ımız imanı kalbe yazmıştır. Burada imanı kalbe yazarken evliyaullah'ın kalbinde de yedi tane esas var. O zikredilir. En azından bir tefekkürdür. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.