Cenab-ı Hak, dostlarının kalbine şu yedi satır yazıyı nakşetmiştir, velilerinin kalbine. Burada Allah'ımız onların kalplerine imanı yazdı, buyuruyor. Bu Ayet-i Celileyi tefsir ederken yedi tane satır Cenab-ı Hak yazmış. La ilahe illallah Muhammedurresulullah'tır. Messanî, ikinci satır, el-marife, Cenab-ı Hakk'ı tanımaktır. Vesseris üçüncüsü es-sıdk doğruluktur. Berrabyan dördüncüsü el-İstikame. Eğer hareketimizde düzgün olmak, bütün davranışlarımızdan. Velhamis, beşincisi es-Sıdg doğrusu, altıncısı El-İatimad, demek ki güvenilir bir insan olmakta olur, bir dayanağının olması ilahi bir dayanak düşünülebilir. Yed-srabia, yedincisi et-tevekküldür. Ve herzihil kit tevbe diye Bu, Cenab-ı Hakk'ın elindedir, kulun elinde değil, diyor. Cenab-ı Hak, onun ileride hayır işleyeceğini bildiği için bu şekilde kayıp buyuruyor. Biz buna karışamayız. Ve fialü'l abd fil imani Zahirul İslam.
Evet, biz başta ne yaparız? Kelime-i Şehadet'i getiririz. Bu, İslam'dır. İç olsun, dış olsun, o, Cenab-ı Hakk'ın bileceği bir iştir. Bu, Cenab-ı Hakk'ın işidir. Daha yaratılmadan önce öyle takdir buyurmuştur. Bu şekilde dalmış bir Ayet-i Celile es-Sami. Ve Allah'ın Resulü size neyi getirmişse onu alın, neden de nehyetmişse ondan da kaçının. Bu ayet-i celileyi Es'ad-ı Erbili Hazretleri izah buyururken bir müridi soruyor. Efendim, diyor, biz bu yoldan nasıl istifade edeceğiz, nasıl faydalanacağız, nasıl biz yola geleceğiz, diyor. Buyuruyor ki bir kere bu ayet-i celileye dikkat edelim. Başta Hudb-u Azam, Es'ad-i El-Bidî Hazretleri kalbi, ruhi, manevi bir temizliğe işaret ediyor. Aman ha! Kalplerinizi temizleyin, kötülüklere atın, güzelliklerle donanım. İki şeye de dikkat edin, buyuruyor. Bir Zikrullah ve bir de rabıtaya dikkat edin. Bizim yolumuzun esası üç husustur, üç temele dayanır.
Eklül halel, ela nimet. İbadetin tadı, lezzeti içmez, buna bağlı. Vel fil-ahlaki vel ef'al, hem huy olarak hem de yaşantı olarak. Üçüncü olarak ve ihlasün niyeti fi cemi al ame. Bütün davranışlarımızda niyetimizin düzgün olması. Sonra essailübillah, ve men yattabillah yecaal leh mahacaca ve kim Cenab-ı Hak'tan hakkıyla korkarsa Cenab-ı Hak ona çıkış olur, dediler. Ve yerzukhu min haytü la yahhesip ummadığı yerden de rızkını ihsan buyurur. Nedir burada takva? Kendi güç ve kuvvetinden uzaklaşmaktır. Her şeyi Cenab-ı Hak'tan görmektir. Vela yasihut tevekkül tevekkül sahih olmaz. Illa lil müt tagin ancak Cenab-ı Hak'tan korkanlar için gerçekleşir. Vela tasihud takva takva da gerçekleşmez Cenab-ı Hak'tan korkup isyandan kaçmak. İlla bir tevekkül ancak bu da tevekkülle hasıl olur buyurmuştur.
Fakat Evallahu Teala ile Davud aleyhisselam, Cenab-ı Hak, Davud aleyhisselama şöyle vahiy buyurdu: Ya Davud, benim ahlakımla ahlaklan. Şüphesiz ben, çok sabırdenim. Günah işleyenin, hata işleyenin hemen cezasını vermem. Bir müddet tevbe etmesini beklerim. İhmal ederim, mühlet veririm ama ihmal etmem. Muhakkak gereğini yerine getiririm. Bu Kıyame Suresi'ndeki O günde yüzler parıl parıl, ışıl ışıl, neşeyle dolu. Çünkü Rab'lerine nazar etmektedirler. Cezevü'l-aman, amellerin mükafatı nedir? Elcenle, cennettir. Ve cezau-tevhid, tevhidin mükafatı nedir? Aziz ve Celil olan Allah'a nazartır. Burada Tevhid, gördüğümüz kadarıyla büyüklerimizden üç İhlas, bir Fatiha ile Abdülkadir Geylani Efendimizin müridanına öğretmiş olduğu Kelime-i Tevhid. Eğer yüz başında Muhammedurresulullah diyoruz. Bir de Abdulhalik ve Vojcevani Hazretleri'ne Hızır 'ın öğretmiş olduğu on bir esas var. Biri de tevhittir.
Bunun dokuz tane de şartı vardır. Efendimiz şiirlerinde de bunu beyan buyurmuş Sadra yazılır silinmez, diye devam eder. Hatta o tarifi çok güzeldir. Efendimizin tarifi çok müstesna nefr-i ispatı ifade buyuruyor. Hatta bütün detayifleri başta kalp zikrinden başlıyor. Ruh, Sır, Hafi, Akfa bu şekilde devam ediyor. Daha sonra ders, nefis, Zikikül, Zikü'l-Sultanî, nef ü ispat diye devam eder. Mesela buradaki anlatılan tevhidi şu şekilde şiir kalıplarına dökmüş ve bize sunmuştur. Bundan sonra nefr-ü ispat. Tevhid zaten inkarla başlar. Allah'ın dışında, Celle Celalühü, her şeyi yok etmek. Illallah ancak O vardır Ancak Onun emri vardır Ancak Onun hükmü vardır Onun hükmünün dışında her şey batıldır. Bundan sonra nefy-i ispat, gelir tevhid, gider zulmet.
İnsanda sıkıntı da olur, meşakkat de olur, bunalma, daralma, hayır ve şerrin her şeyin ne varsa Allah'tan olduğunu Celle Celalühü, bilecek güzellik tevhidle meydana gelir. Şirkin karanlığında kovar, küfründe, münafıklığında, ahlaksızlığın ne varsa Cenabı hakk'ın dışında mevcut her bir kötülüğü izale eder, yok eder. Lakin, çok istermiş gayret, fikren buna devam lazım. Buyuruyor ki sadra yazılır. La ilahe illallah Muhammedur resulullah. Ama bunu, fikrende devam ettirin. Kelime-i tevhidi düşünün, manasını buyuruyor. Yani zamanı boş geçirmeyin. İşiniz gücünüzde de düşünün. Fikren buna devam edin, yalnız gayretli olun. Nefesini çeken içe, tek olacak varın üçe, yirmi bire yol aça, maksud, matlup, rızalasın. Maksadınız, gayeniz, her şeyiniz, Mevla'nın rızası olması gerekir. Şimdi, olmaz mı? Olur.
Ama bu evrad ve ezkarı yapanın iki nefes arası ilahi ente maksudi ve rudake matlubî diyen gerçek olarak söyler bunu. Yaşar artık. Yazmakla bu iş bilinmez. Sadra yazılır, silinmez. Bu ders herkeste bulunmaz lakin tarif etmek lazım. Kelime-i Tevhid, bir bu şekilde okunduğu gibi imanın kamil olduğu nokta, bir de murakebelerden sonra la ilahe diye savumuza, oradan da illallah deyip kalbe indirmektir. Artık tadını da alıyor, lezzetini de alıyor ancak bunlar Allah'ımıza nazar ederler, diyor. Ve innema aslu hedihi umur Bütün işler, şu üç şeydir. Es-Süpuni illallahu aleyhi ve azim Rabbi Zülcelal'imiz ile huzura ermektir. Rabbi Zülcelal'imiz ile huzura ermek. Dünya nimetine kavuşunca insan rahatlıyor, seviniyor kaygı ve keder de kalmayabiliyor Ama bu o değil. Dünyanın içindeki nimetler de onu sevindiriyor. Arabası güzel olursa çok memnunum.
Evi de yiyeceği içeceği de bir telefonu da ne olursa olsun giydiği kuşandığı ne varsa hepsiyle ne yapıyor seviniyor. Ama bu sevinç ona benzemez. Bu Mevla ile olma sevinci demişler Mevla anamıza, ya Mevlana, aşk nedir? Benim gibi olursanız anlarsınız. Bunu yaşayabileceğiz ki huzurun ne demek olduğunu bilelim. Hepimizin elinde evrak ve ezkar mevcut. Şunun gibi anahtarı vermişler bize. Biz diyelim ki bir hazine, en çok bu şekilde misal verirler. Bir sandığın içerisinde çok büyük nimetler var. Burada anlatılıyordu, o bor madenlerinin saflaştırıldığını. Mesela bir tonun bin dolar diyelim ama saflaştırılınca bir yüz kilosunun bin dolar daha da saflaştırılırsa bir gramı bin dolar, Bunun daha da bir ötesi var. Daha bir başka madenlerde var. Eğer biz ahlakımızı saflaştırırsak Diyelim ki ahlakı zemime, kötü ahlak Hasetlik gibi bir sıfat bunun kadar kötü bir huy olamaz. Tedavisi nedir?
Diyelim ki bir kimseyi hiç istemiyoruz. İstemediğimiz halde ona sizin Elhamdülillah varlığınızla diyelim varlığı çekilemiyor. Sizin varlığınızla birçok kimse istifade ediyor, faydalanıyor. Ölür diyor. Ölür diyor. Mesela onun faziletini çekemedi. Elhamdülillah sizin varlığınız insanlığın irşadına ıslahına vesile oluyor. Tamamen bitiyor. Çekemediği insanın güzelliğini söyleyince yok oluyor. Böyle bir kötü oluyor, bu bir misal. Çünkü bu huy öyle bir hal ki ta peygamber çocuklarının katline kadar gitti. Çok kötü bir ispat. Diğerleri de buna benzer. Mücrimler simalarından tanınıyorlar, alınlarından tutuluyor, ayaklarına bukalar Diğer ayet-i celileler de var. Bu Rahman suresinde zincirlerle bağlanıp cehenneme atılıyor. Bu Ayetcellenin tefsirinde on iki bir rivayette on dört sınıf insan anlatıyor. Belki duydunuz, bir meczup varmış. Tam anlatamayabilirim.
O bir seher vakti minareye çıkmış şerefesinden Ben Allah'a kavuşuyorum demiş ve ruhunu Mevla'ya teslim etmiş. Öldükten sonra bunun kerametleri ortaya çıkmış. Ta bu şehrin kadısına kadar duymuş. Kadı demiş ki: Bana da demiş bir ayna verdi, böyle yarım bir ayna. Ben de onu aldım, masanın altına bıraktım. Bir bakmış aynaya, kendisini horoz şeklinde görmüş. Meğer hanımını başka erkeklerden korumazmış. Bir başkası almış, böyle yılan görüyor, akrep görüyor. O da diliyle insanları incitirmiş. Böyle belli etmeden insanların arasında onu rencide edecek su söylüyor. Mesela, adap risalesinde geçer. Diyelim ki birileri konuşuyor. Konuşurken, bura yanlış, dediğin doğru değil, dinmez. Umumu ifade ediyor diye yol da bulunmaz. Onu çok gizli bir şekilde belli etmeden, rencide etmeden ifade edilir. Misali veriliyor Hz. Hasan'la Hüseyin Efendilerimiz, örneğimiz o.
Yanlış yapan abdestinde kusurlu olan kimseye yanlış abdest alıyorsun, demeyin Biz bir abdest alalım, sen şahit ol. Hangimiz daha iyi alıyor, diyerek o adamın ıslahına vesile oluyor. İkiniz de güzel asıl alamayan benim, diyor. Meğer insanları incitirmiş sözleriyle incitir gözüyle, kaşıyla, sözüyle, yazısıyla, vesaire. O da kendisini Yılan Akrep simasında görüyor. Çünkü insanları ısırıyor, rencide yiyor. Şekiller buradaki yaşantımızla alakalı. Biz burada nasılsak ahirette öyleyiz. Bunun değişik hiçbir şekli yok. Es-Süpuni İllallah Celle ve Azi Allah'ımız ile huzur içerisinde onu bulmuş anlatılıyor. Yasin-i Şerit Suresi'nde yine şeytanın büyük bir düşman olduğu, amansız bir düşmanımız olduğu böyle bir düşmana Allah'ın sevgili dostlarında zerre kadar bir yer kalmıyor. Diyorlar ki Rabiatü'l Adeviyye annemize, şeytana buğz eder misin? Hayır. Olur mu? Kitab-ı Kerim'de geçiyor.
Amansız bir düşman! Öyle bir Mevla ile huzur içerisindeyim ki, ona buğz edecek benim gönlümde yer kalmadı. Bu bir hakikati gösteriyor bize. Yoksa şeytana buğz etmez mi? Elbette buğz ederim. Mesela etraftan insan sıkıntı görür ailesinden görür, çocuğundan görür, akrabasından görür, komşusundan görür, bir iş ortamı içerisinde amirinden görür, memurundan görür görür insanı, sıkıntıları. Ama bu sıkıntılar onlara bal lokması gibi gelir. Çünkü Mevla ile olmuş. Vel hebuminel halk. Eğer oturabilecek insanlarımız varsa oturduğumuzda mesela yanına vardık. Kardeşim ben bir Ayet-i Celile gördüm. Buyuruyor ki Mevlamız, es-Sa'bü lillah miskale zeruratini hayran yere miskale zeruratin şerran yere. Daha sonra diyor ki, bir hadis-i şerif gördüm. O hadis-i şerifte de işinin bir başkasından duyduğu sözü nakletmesi ona günah olarak yeter.
Sonra yine diyor ki, gel kardeşim, ben öyle bir kelamlar duydum ki büyüklerimizden, ne kimse senden incinsin, ne desen bir kimseyi incit. Böyle konuşan varsa dinleriz, çok istifade ederiz. Konuştuğumuz, görüştüğümüz sadece yeme içme. Sadece alınan maaş, bir başkasının bunu derken bile ne kadar uygunsuz bir hareketse insan söylemek istemiyor. Bir başkasından bahis açmak, onun şerefini, haysiyetini düşürecek, acayip kelamlar itmek, ortaya bir kimseyi atmak. Bunun kadar daha biçimsiz bir hareket yok. Emin olun ömürler böyle geçiyor. Diyelim ki bir kimse taklit ediyor, acayip haller içerisine giriyor, Onunla gülüşülüyor. Böyle bir meclisten kaçın görülüyor. Kaçın! Olmayın onlarla beraber. Ben sizin içinizde oturmuyorum, denilmeyecek. Mazur görün. Benim kendine mahsus işlerim var. İnşallah uygun bir zamanda görüşürüz, diyerek usulüne muvafık bir şekilde ayrılılır. Yoksa helak oluruz.
Aynen şunun gibi. Adam denize düşmüş, denize düşmüş. Bir başkasını onun kurtarması mümkün değildir. Zaten denize düşmüş o. Çamura batmış bu. Ne yapar? Onu da çamura batırır. Burada olmuş öyle bir hal. Bir tanesi suya düşmüş, bir başkası kurtarmaya çalışırken bir o batıyor, bir de diğeri batıyor. O zaman kim kurtaracak? Sahilde bulunan kurtaracak. Sahilimiz Allah'ımızın Kitabı, Resulü'nün Sünneti Yolundan giden hayırlı kimse Yoksa gelişigüzel ayak takımlarıyla olmaz mı? Bu, seher takımlarıyla olur. Bu, Allah'ımızın yolunda infak eden takımlarla olur. Bu seherde gözyaşı döken takımlarla olur. Sabreden takımlarla olur. Doğru dürüst olan takımlarla olur. Huzur içerisinde olan kimseler budur. Ve birletü'l-Eza ve insanlara eza etmemek. Ahlakın üstadımızın yaptığı şehirden söylüyorum. Sıfır Ahlaktır. Bu buyuruyor. Sıfır Ahlaktır. Gök güzel.
Güzel ahlak sahibi, diğerlerinde, bizim de kurtulmamıza sebep oluyor. Efendimizden güzel ahlak soruluyor sallallahu teala Fakat su ile Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem melam İslam nedir denince Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz, sabırdır ve bir de cömert olmaktır. İlla cömertlik cepten olmaz. Belki ikram eder ama çehresi azgındır. Abus bir çehre. Yardım etmesin ondan iyi. Bak yardımda bulunamıyor ama yüzü çok cömert. Öyle bir tebessümlik. İnsanın yüzünde de cömertlik olur. Ondan sonra sözünde de bir cömertlik olur. İnşallah elime geçerse veririm, Mazur görün. Ne diyerek. Cömertlik, insanın güzel ahlakıdır aslında. İman nedir? Sözü çok güzel konuşur. Konuştuğu zaman gönlünü alıyor. Seni memnun ediyor. Mesrur ediyor ve yemek yedirendir, buyrulmuş. İkram edeceğim. Artık bu huy olunca onu durduramazsınız siz. O mutlak Allah yolunda hizmet edecek.
İnsanlara Allah'ımızın kulları gözüyle bakarak ikram ediyor. Değil. İhlas nedir? Samimi olmak, dürüst olmak. İcabe Allah'ımızın davetine icabet olur Kuran-ı Kerim'de baktığımız zaman dua ediyor, yalvarıyor Cenab-ı Hak da onun yalvarmasına, yakarmasını karşılık ikramda ihsanda bulunuyor. El icabe Bu bir davettir, ona katılıyor. Bir sıkıntıdır, onu kaldırmak için uğraşıyor. Artık neyi kastetmişse Müellif Hazretleri, bu icabet olmazsa ihlas da olmaz. İhlas nedir? Buna üç tane mana vermiştir. Samimi olmaya Allah için İhlasü el ibadetü lillah İhlas. Birincisi ibadeti sırf Allah için yapabilmek. Birincisi İhlasü l-ibadeti lillah İhlas. Birincisi El-İBadetü lillah İbadeti sırf Allah için. Bir İhlas daha var ki El-Amenü lillah İbadet ve taati zatı için yapmak. Bir de kalbin gönlün ihlasıdır. Kalbin düzgünlüğüdür. Hz. Hasan Efendimizse radiyallahu anh Hasan-ı Basri ise Rahmetullahi Hadi.
El-Vesves Vesvesenin iki şekli var. Minen nefs. Nefisten gelir, kafası karışık, gönlü karışık. Hayır, düşünce diye bir şey yok ve pişer. Bir kere bir işin sonucunu öğrenme yok. Vay bu bana bunu nasıl yapabilir? Bir araştırma yok. Çünkü Cenab-ı Hakk, hasetse bir haber geldiği zaman onu araştırınız, buyuruyor. Bir de şeytandan gelir. Daha bunun izahları var. Melekten gelir. Rabbi Zülcelal Alimizden doğar. Burada çok güzel bir murakabe Ta'ibi var. İlmü'l-kalb, bir gur bir Rab şeklinde bu tefsirde izah buyurulmuş murakabe. Rabbimizin yakınlığını kalbin tanımasıdır, buyrulur ve imanın tadından lezzetinden bir beyan buyrulur. Tabi uzun bir konudur bu. Bildiğimiz Hadis-i Şerifler var. Burada ise daha bir başka şekilde izahlarını yapmışlar. Müminin nefsinden katiyen gafil olmamasıdır, demiş. Isırır mı? Isırır. Çünkü mutmainne sıfatında değildir.
Amellerin kabul noktası, şimdi düşünelim bir kimseye yapacağımız iyilikte veya bir ikramda, bir taamda kabın temiz olması gerekiyor. Yoksa temiz olmayan bir kaba yemek konmaz. Temiz olmayan bir gönülden kabul nasıl olabilir? Çünkü Cenab-ı Hakk muttaki kendisinden korkarak kalbini nur etmiş kimselerden kabul buyuruyor. Sonra Cenabı Hak gönlümüzün nur olmasını ashabına, Emtehanaullahu kudu behum lid Takva. Bizi çok düşünceleyecek Ayet-i Celil bu. Cenabı Hak, kalplerini takva ile imtihan ediyor. Acaba o korku var mı? İşte yok mu? Ancak böyle nurlanır, böyle temizlenir ve her zaman da halini murakabe eder. Acaba ne haldeyimdir. Bu gibi güzel sıfatlar verilmiş. Velhamdülillahi rabbil alemin El-Fatiha.