Kalp Nurunun Yansıması ve Ruhun Arınması kaydında Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruh tahibelerine, elini ashabına, sıddık ağzından, üstadımıza kadar gelip geçen meşayih kiramın ve bütün mümin müminiyetin diğer ahvalına, bir Fatiha, üç İhlas şerif. Zikretmekten gaye diyor. Zikrettiğimiz, Cenabı Hak ile huzurun meydana gelmesi. Mesela biz zikir deyince bu kelime çok geniş…
Kalp Nurunun Yansıması ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
Kalp Nurunun Yansıması ve Ruhun Arınması kaydında Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruh tahibelerine, elini ashabına, sıddık ağzından, üstadımıza kadar gelip geçen meşayih kiramın ve bütün mümin müminiyetin diğer ahvalına, bir Fatiha, üç İhlas şerif. Zikretmekten gaye diyor. Zikrettiğimiz, Cenabı Hak ile huzurun meydana gelmesi. Mesela biz zikir deyince bu kelime çok geniş…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruh tahibelerine, elini ashabına, sıddık ağzından, üstadımıza kadar gelip geçen meşayih kiramın ve bütün mümin müminiyetin diğer ahvalına, bir Fatiha, üç İhlas şerif. Zikretmekten gaye diyor. Zikrettiğimiz, Cenabı Hak ile huzurun meydana gelmesi. Mesela biz zikir deyince bu kelime çok geniş anlamları taşır. Namaz kıldık ya, namaz kıldığımızda namazı emir eden Cenabı Hak ile ölümün huzura ilişmesi. Mesela istiğfar okuyoruz. İstiğbar okurken, o günümüzdeki nedametle, Cenabı Hak'la huzur bulmak. Yani bu çok derin derin düşüneceğimi biliyoruz. La haraket eden ben makbul zikir. Ben denerek eden insan bir şartım, bir şartım, bir şartım, bir şartım, bir şartım, bir şartım, bir şartım, bir şartım, bir şartım, bir şartım, bir Şimdi, kalpten maksat diyor, böyle sırf tarif ediyorlar ya bize, ilk altında diyorlar, yanar. Bunu hedef koymazsak bilemeyiz.
Hedef koyacağız. Diyeceğiz ki, bize emrolunulan bu detayifler, nefül ispat ve murakabat, bunları gerçekleştireceğim. Rıza-yı ilahi için diye bir şey istiyor, cehil istiyor. Yoksa olmaz. Yani hedef tayin etmeden mümkün değil. Hedef tayinlenir. Bu hedefi tayin ettiğimizde, kalbin deniyor ya yanar, batar, vurur. Bu diyor, sığ vurması değildir. Yani sırf kalbin böyle küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp küp diyor. Asıl bu vuruşta zikrederken Mevlamızla buluşabilmektir. Bu kalbin için bunu biz diliyle anlatmamız mümkün değildir. O yaşanır artık. Efendilerimize buyuruyor ki Sizin yaptığınız zikir diyor, öyle sadece kalbin diyor, vurması değildir. Burada vuracak tabi. Vururken, Mevla ile diyor mezkur dediği Rabbimiz. Rabbimizle diyor huzura ineceksiniz. Onu söyledim. Evet.
Ve tevekkülü ile Cenabı İl Haccel ile, Evrenmeyecek. İster vursun ister vurmaz ama vuracaksın. Burada bir önemli olan, kalbin Mevla ile huzur içerisinde olmasıdır. Şimdi diyor ki bu zikrindir, şartlar pek şarttır. Bak, biz bunu on iki madde halinde özetleyeceğiz diyor. İmam Şoray yazdı. Bu diyor on ikindi, sıraları zaten, beş tanesi diyor, bu zikri ifade etmektir, telefuz dedi. Evet. Ve Ondan sonra da herhalde bir sıralama yaptı. Bir de diyor, zikri bitirdikten sonra, evradınızı es-Kaineti yaptıktan sonra riayet edeceğiniz şu hususlar vardır. Bu beş tane artık geçen gün esaslar, bunlardan biz evvel ve hep tövbe. Bak buradaki ifade çok güzel, her bir cümlesi dikkat ettiğimiz zaman çok büyük manalar içeriyor. Tövbe, tövbe malum biliyorsun yönelmek o. İstiğfar, hatalarımızdan dolayı Allah'ım, beni var, Allah'ım, böyle yani böyle o tövbe de artık yönelmiş Cenabı Hak'ta.
Veda etmiş, yani isyana veda etmiş. Artık onun kapısını kapatmış. Kapatmış. Ondan sonra Allah'ımıza muhabbete devam ediyor. Artık o müridin haline göre değişir. Kimisi burbiyet halinde olur, Cenabı Hakk'a yakın olur. Kimisinde ümusiyet olur. Allah'ımız da dostluk şu deli mi? Çok yüksek manalar. İşte burada en önemli olan kafamızı, gönülümüzü buna kaptırabilmek yoksa burada dinleriz, çıkarın. Bu da güzel ama geçerli olması bunu hedef kabul edeceğiz. Şimdi, Efendimizin şiirlerini pek okuyamamışız biz. Gerçekten biliyoruz ne diyoruz okumamışız, okumuşuz, yüzün de. Mesela bu Gaye edinmek deyince bir mısrası şuydu. Hedefini gözetmek lazım. Çok, hani şu kısa bir cümle, belki bir satırının yarısı kadar bile değil. Fuat hedefini gözetmek ifadesi çok müstesna. Çünkü biz dünyaya Hutusbeli Hazretleri'nin buyurduğu gibi yeme içme için gelmedik.
Bunu Yunus Emre zaten ya, Davi için değil diyor, Bir bir yerlere gelelim, ondan sonra üstünü. Bunun için gelmedik diyor biz. Bir davi için gelmedik diyor. Yani, Allah'ımıza kulluk için, bu da kulluk yeter zaten. O, kulluk gerçekleştirmek için, kullukta şu boyun, şu şekil, şu biçim dememiz yanlış olur. Zaten mühim olan, kul olabilmek. Bu kulluğu yerine getirmek için hedefi, gözetim bölümü. Şimdi yaptığımız gıybet, iftira, dedin, koltuğu, ondan sonra büyük tan, hiç bunlar değil. Bir mürid zaten bunu yapmaz diyor Müvereceğiz Hazretleri. Bunda olmaz bu. Neden tevbeye diyor? Mürit çünkü. Tarikatı Aziziyeye girmiş müstesna bir yol. O yolda tövbeyi niye bağladı? Gerek söz olarak, gerekse yaşantı olarak, yaşantı olarak da malayani olmayacak. Nasıl mesela? Gözümüz görüyor. Bakarken boş bakmayacağız, boşa bakmayacağız. Allah'ımızın kudreti olarak var.
Kulağımız, Allah'ımızın yarattığı her varlık zikir içerisinde onu duymak için. Bunlara dikkat ediyor. İrade diyor, irade en önemli olan zaten bu. İrademizin, Allah'ımızın emrine muvafık düşmesi. Yani mürid demek zaten mürid kelimesi iradesini Rabbimize teslim eder demek. Bir de murat olanlar var. Bak bir müri müri, iradesini Rabbimize teslim ediyor. Mevlamızda emretmişmişsa o. Murad olmak Allah'ımız artık iradesini zatına teslim edince murad ediyor Cenab-ı Hak onu. O zaman ülsiyet dostluk meydana geliyor. Kurbiyet yakınlık o zaman meydana geliyor. O zaman Ayet-i celîde, Allah'ın salihleri kendisine dost ediniyor. Bak, Muradiyim diyor. Unun diyor. Kelimesi var Kuran-ı Azimüşşan'da. O, Murad ettiği ulu işte. Evet. Şu buyurdular ki, Yani gerekli sözü uzatmayı da hoş görmezler. Gerekli bir söz.
Mesela, ne dedik, ne dedik, ne dedik, İşte Ürgüpten geldik, şöyle geldik, böyle uzatmayı da istemezdi. Kısaca ey yani der. Neyse, bunlardan da tevbe, evet, eğer diyor kişinin böyle bir Cenabı Hakk'a yöneliş olmazsa, o bir şey beklemesin diyor. Ne yapalım? Yine de ayrılamayan diyor. Çünkü bu yol vasıtasıyla batılullahtır Kuran'ı. Allah'ımıza geleni bir kapıtır, nereye gideceğiz başka? Neremiz olabilir? Bu sebeple, münafık olursa ne yapalım? Dayanacağız, tıbeteceğiz, istifadeten yalvaracağız Cenabı Hak. Başka nere olabilir? Allah'ımız nere olan gideri Kuran-ı Kerim'de eyinen mera Bunu yazmıştım bu çubuğusunu. Allah'ım, buyuruyor ki Kaçış nereye? Yani, kaçamazsın demek istiyorum. Niye kaçamayız? Ve ileyhiye Turcaoğlu ve ileyhen masuir. Çantayı ve ileyhen masayı getirmem için Kuran-ı Kerim'de yok getirmemiş yirmiden fazla belki ve ileyhenturcaun ve ileyhen masayı açamazsınız, dönüşümüz bana.
Sağa da gitseniz, sola da gitseniz bana gelir hesap vereceksiniz. Kaçtasız açabilirsin. Nasıl kaçacağız? Gelecek. O kabre ineceğiz. Ne kadar kaçsa bire ineceğiz. Bu nefsin oyununda da gelmememiz gerekiyor. Mesela, öyle bir lezzet altın ki doyamadım. Nefsim oyunu olabilir. Biz zevk için yapmıyoruz taahhüt, rızası için. Hacı abiyi tanıyamadım, sizinle mi geldi? Daha evvel geliyor mu? Evet, bilemiyorum. Evet, Üma Muhabbet-i Dükdunye-Fekeldevul. Diyor ki İbadette lezzet aldığını söylüyor ama gönlünde dünyanın muhabbeti var. Yalan olur bu diyor, Fekel de bu. O, bu yalandır. Çünkü başka arzular bitecek bunu. Çünkü bu çok güzel izah edildiği ama çıkarabilsek. Şimdi, devenin de ihvanı, efendimizin de ihvanı bir şiir söndürür. Yolun taşı bellenecek, bellenirse bellenecek. Şemsi yine dillenecek, taşına kurban olduğu. Aynı bu Allah'ımıza giden yolda Celle Celalühü'nün yolun taşı, arıtılmadı çünkü.
Yok. Dünya çok büyük bir engel ve onun için tekileri. Artık uzay bir ev. Bu mesele şunlar olmuş. Bu biliyorsunuz, gösterimlerde de var, kısa sürede söyleyeyim. Bu efendiler bal getirmiş bir pakaç. Yalnız anamız rahmetullah Aliha şöyle bir bakmış, balı iyi bölmemiş. Böyle bir haramlık görmüş balı. Sonra bunu teyid için Efendimize demiş bir de siz baksanız bakınca Efendimiz derdi çam çaldıyım gördüm. Sonra eline vermişler, Fifi'yi gittikten sonra zannetmiş ki yerine başka bir şey koydular, açmış bakmış, herhalde uyutmuşlar demiş, bak. Getireceği zaman Efendimiz Göçü Abdullah, Göçü kudurmuş. Ondan sonra nefsi babaymış. Senin baban böyle mi dedi, senin baban böyle mi derdi bir şiir yazmış. Allah'a şükür ki, Kürtoğlu'na Mada Mukke var dedemle münasebeti de güzel. Dirilişliği de güzel demek ki. Diyeyim. Ona okurken Abdullahlar'ıymış. Şimdi işte faka bastım. Şimdi belayı buldum. Bu ne demek?
Demiş. Efendimize bu yazılıdır mı? Bu ne demek? Demiş. Dön demiş. Şimdi böyle ikaz da çıkıyor. Bakıyorum ihvanlar çok güzel de birbirlerimize ikaz da öldülerimiz söylüyor. Şu telefonunu dahi abart diyemiyorsun. Ne kadar böyle bir çirkin gelinmuşuz. Böyle bir şeyim var nedense kimse bir diğerine şöyle yapalım, böyle yapalım diyemiyor. Diyemem efendim de korkuyorum Haydi diyor itiraz ederiz diyor. Münfillah. Öyle olur bir şey. O ikaz edince gayri niyetin niyetin düzeltmiş. Demiş ki bellenirse bellenecek. Yolun taşı ellenecek. Şemsi yine dillenecek. Taşına kurban olduğum demiş. Demiş. Ben de o elma pakajı gelip de haydatilla getirmesine kurban olayım, öyle utanmış yani. Yani bu yolun taşı nefsimizin arınmayınca olmuyor, bunu ifade buyurdu. Zünnun-i Şimdi diyor, zikredeceğiniz zaman ya gusül abdesti alın, Eğer gusül abdesti almak zor olur veya bir rahatsızlık ne varsa taze abdest alırsınız.
Çünkü Bayezid İslami Hazretleri abdest alır diyor. Ve Yasinütenevvü Hafızanı, mübarek ağızlarındaki karttı, bir m su ile verdim. Böyle gül suyla yıkamış ağzını. Zikir yapacağı zaman temiz olsun diye. O Adapazarı, Adapazarı'nin Arapçası. Okuyamamışız demek ki. Siz demiyorum ben. Demek ki okuyamamışız ki öyle bir güzel manalar çıkıyor ki, eşeysüpuni ve süput. Üçüncü edep olarak bulunduğu yer çok sakin olacak. Öyle bir ses bilmem filan olmayacak. Peyasülbide herkes sık. Böylece diyor sadakat ortaya çıkar. Sadakat, böyle kalbi Allah zikriyle meşgul, düğüne laflı bir fikir. Böyle Allah, Allah diye diliyle yani o duruma geldiyse şimdi bizim yapmamız o halde değil, sonra tabii. Kalbiyle diyor tefekkür eder. Cenabı Hak'ın azameti, ilahiyesini düşünür. Hatta La İlahe, Allah'tan başka kalbinde hiçbir şey kalmaz diyor.
Arasa, tarasa kalbin sağında solunda, solunda, önünde, arkasında, altında, üstünde hiçbir mevladan başka bir şey olmaz. Sonra diyor, kalbi diline muvafık olur, La ilahe illallah derken, böyle bir şey söyledin diyeyim. Şimdi burada la desek, yine yediririz. Bunu okurken, göreceksin, sezerken, Kalbi diline olumlu olacak. Diline kalbine. La ilahe illallah zaten La ilahe fena fillah makamıdır. Bu gerçek yapanlarımız için. İllallah'dır Bekabillah makamı'dır. Bizde niye? Allah'ımız bizi affetsin. La dediği zaman Cenabı Hakk'ın dışında her şey bitiyor zaten. Ancak, Mevla Halbuki bunu ifade etti. Ona bir şey de anlatabilirim. Zikre diyor, başladığı zaman Rabbimiz izin verirse. Zikre başladığı zaman, Kamil bir mürşidin diyor. Himmetini, yardımını bekler. Ben bu kadar yapabiliyorum, ne olur himmet edin. Bir tanesi ben maalesef size, bu derslerini bölüşüyoruz, Efendimizle biliyorum o kimse.
Bölüşüyor, demek ki sohbetlerde duymuş, bu nefis zikrine girmiş, nefis zikri biraz zordur çünkü teslim olmak istemiyor nefis olarak da. Demiş ki efendim, himmet etseler demiş Sami Efendimiz hayatta, Bunun resmiyle kolay geçsen demiş. Yani nefis, eza etmesin, böyle deyince, Sami Efendimiz teşhir buyurmuş. Evladım biz neredeyiz? Buyurmuş. Sen bizi çağırıyorsun, biz neredeyiz? Biz hazırız ama siz hazır olun, bilmek istiyorum. Biz hazırız, siz hazır olun. Böylece himmeti, alileri beklenir. Evet. O diyor, himmet istediğinde hakikatte himmet, aleyhissalatu vesselam Efendimizden gelirdi. Allah'tandır, Resul-i Ekrem'dendir sana Üstad. Çünkü, Ali ile Zat-ı Kimya arasında bir şeyhin vasıtadır. İşte bana niye şöyle oluyor? Bu çok olur. Ben bir de bunun da onları Efendimiz'in hayatında Efendimiz de diyemezler, bize değillerdi. Niye bize belli ettin? Niye şey ettin? O kendi başına yapmaz onu.
Çünkü Allah'ımız da irilmiş, okumuş. Yaptığı her hareket, Rabbımızla münasebet içerisinde. Onu biz bilmediğimizden oluyor. Mesela, şu an himmet birisi öyle demiş. Konya'dan gelmişler. Efendim demiş, duyduk ki, Afrika Anistanlı'nın bir zata teveccüh buyurmuşsunuz. Yine IŞİD, Efendimiz anlatmış demek ki. Onu tanıyorum, bu gördüm ama peşinde, bu malum. O da ah ismini hatırlasan Pakistanlı Zübeyir ama Muhammed Zübeyir Allahu alem yetmiş üç değil Muhammed Zübeyir. Buna Efendimiz teveccüh etmiş, galben gülermiş, gönlünden ona iki anda bulunmuş. O pervane olmuş artık zaten. O, ömrü yeter, dönüş. Biz ne? Bunu duymuş, on yedi bir kısım misal, efendim demişler ta gece yarısından çıkıp geliyoruz, bize himmet yok mu? Efendim, şunu demiş, onu uğraşına yarımı aşın. Bak demiş, siz gelirken varıklık ediyorsunuz.
O gelenler, okul içerisinde ben iyiyim ki Allah'ım en acil bir kuluyum diyen tevadır anne diyor demiş. Siz, biz de mi biliyoruz? Bilmem filan, bazıları için doğduğumuz an olmuyor demiş. O tabiri kullanamadım, ben geçelim artık. Dersinde diyor, otururken, aynı namazda oturur gibi oturur. Temiz bir mekan. Temiz, seccaalemiz temiz, bulunduğumuz ortamın temiz olması. Amin. Ben ya da rahatı ihale, elini elini inşallah tayyip dizlerinin üzerine koyuluyor. Tatyi bu meclisi ligip bir rahyi hattı tayyibe ve Şimdi Rayha-i Tayyibe dedi. Bunu daha ziyade gül lisansını çok tercih ederler. Gül yerimiz. Böyle güzel bir koku, böyle insanın tiksin girecek değil bir koku. Aynı zamanda elbisesin nedir, maymun hedefleri var. Sağ. Elinin aynısını da sol edin, sağ edin baş parmağıyla sağa karşı, sola isterse elbise es olur. Ama diyor elbisede temiz ve helaldir. El fanes.
Karanlık bir odada eğer bulabilirse diyor, orada dersini yapsın. Şimdi dersini okurken diyor, gözlerini açık olur, rızkıı olur demişim. Gözlerini kapatır, eğer diyor gözlerini kapatırsak gönül gözlerinin açılmasına sebep olur. Zikirde çok sadık olacak çünkü. Şimdi bunların hepsi gayretünüz değil mi? İnşallah boşa gitmedi. Değil. Çok önemli bir husus onun için yaptığımız işi bak bunda afayı bilmiyorsak birincisi zikrettiğimizde Allah'ımız ve huzur içinde birisi bilindir. Bunu olsun unutmayalım. Zikrediyoruz, bak namaz, ibadet ta ondan sonra ikincisi de yaptığımız işi samimi yapmak. Bak, bir kafayı görsek buna hep ortaya çıkar bizim ne halimiz olsun. Ciddi olma. Yani bu, düşünmesek bir mekan olmaz ya bu böyle. Düşünmemiz gerek, ciddi tutmamız gerekiyor. Yoksa Yunus Emre diyor ya yetmiş iki millet diyor elin yüzü yummaz değil diyor. Bunun için söylüyorum. Yunus Emre ne kadar güzel söylemiş.
Sen diyor hakka inmemişsen diyor Mevla'yı bulmamışsın zikrettiğin Mevla'yı da senin diyor namaz değil diyor zaten söylüyorum. Ben. Nasıl işaret etmiş o beyitleriyle, o şiirleriyle? Yemin olun, Tarikatı Aliyyenin temellerini koymuş, temellerini. Aslında yaptığı üç bin şiirdir onun. O mutlak alsın mıdır, nedir? Binini şeriat ailesine vurdu. Su yapmış. Binini de ho bitmiş. Kalmış, kalmış. Bir yüz, dört yüz, o bile. Ne hakikatler söylemiş! Sonra şiirin birinde seni sigaraya çeken bir mollak alsın çıkar deyince aman demiş, sahip olmuş. Diyor ki yetmiş iki millet diyor elin, üzüm, yılmaz değil. Adet bunu Abdulkadir Nidani Efendimiz, buyuruyor ki adet kabilinden yapmayın. Bunu siz Allah'ımızın emri olarak yapın. Bak, şu dediğimiz hususlar bizim sözümüz değil. Bak, sizin gibi biz de yalvarıyoruz, ne olacağız diyor.
Bak, üç şey, bunu kaydedin, yani kaydediyor mu bilmiyorum ki, televizyonlarda bunlar ne güzel, zikri derken mevlamızda bunlar. Mesela, zikri unutuyorlar o esnada. Allah'ımız da uyunca insan suya dalıyor ya Allah'ımızın muhabbet demiyasına dalıyor o anda. Darır dil söylüyor ama kendi Mevla ile. Mevla ile de olunca demin bir şey anlatacağı, geçen gün anlatamadım. Gıpta hususunda diyemiyor. Yani şu kadar değil. Namazı kılarken Sübhane Rabbiyel'i algılayayım Sübhane Rabbiyel'i ala derken kulum sadası gelecek, bu kulağı da gelecek kaybedecek. Öyle yaparlarsa öyle olurmuş. Bunlar, bu sadayı vurarak yaparlarmış. Şimdi, bu sadayı buraya daha da ötesinde olan Sami Efendimiz Hazretleri bir namaz kıldırmış. Namazı kıldık ya diyor. Ömrüme yeter o namaz diyor. Allahu ekber dediğinde Gönüllerine Allah'ımızın Azameti-i Gayiyesi becermiştir. Ondan sonra rükua vardığında, Cemaatimi de affeyle Ya Rab!
Sesimi durdur diyor Allah'tan. Seyyideler diyor, kalkamayacaktır diyor. Böyle, öyle bir secdeye vardır ki diyor. Ancak diyor, Allahu Ekber deyince kalkabildik diyor. Şimdi, Adet kabilinden dediğimiz, bu günahların nakliyiyor. Gerçek yapılmış da onların yaptığıdır. Şimdi bunları şey yapardınız, az daha dokuyu geliyorum. En güzel söylüyor. Amelimizi diyor böyle kat işitili olmaktan bir kere kurtarın diyor. Hiçbir gösteriş bilmem bile olmaz. Şimdi diyor ki ister iyi hali olsun, isterse biz yanlış yapmış bir dinle ki. İsterse kötü hali olsun, şeyini anlatacak diyor. Ondan sonra, şeyini anlatacak. İstersen lezmam olsun diyor. Anlatmazsa hain diyor. Tabii geçer. Şimdi yanlış yaptığımız şu oldu, her iki tanesi geldi sağ olsun, bar olsun. Efendim, dedi, bu yillardan beri bu yolda, fır, elli altmış sene. Bir arpa boyu yürüyemedim, diyor.
Dinişim ki bu ne zamandır anlatıldı Efendimizin kitapları var samimemizin, okuyalım kardeşim ya okuyalım. O işte onu incittim diye üzülüyorum. Hadi Hadi bir güzel güzel dinleseydin dinle de. İşte her zaman anlatılıyor işte bir arpa boyun yürüyemediysek aman diyorlar kitaplarında takva esasına sahip olun. Şeyi, bölünür, avı deldirmeyelim, yani kalp delinirse su içinde dönmez. Kalp kabımızın delinmeleri gözdür, kulaktır, eltir, hayattır. Misal bunları böyle anlatabilir, bize çok
Kaynak: Genel
Kalp Nurunun Yansıması ve Ruhun Arınması | Mihmandar