Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Dört hususa riayet edelim diyoruz. Birincisi en başta efendimizin sünneti seniyyesi, ikinci olarak gözlerimizi muhafaza edelim. Gelişi güzel Allah'ımızın haram kıldığı yerlerde gözlerimizi gezdirip gönüllerimize kir düşürmeyelim. Aynen şu elimizdeki telefon gibi telefonda resim çekiyoruz. Tuttuk bir yere eğer cami çekiyorsak tuttuğumuzda derhal onun hazinesine indiriyor. Aynen bunun gibi hayırlı yerlere bakarsak Kuran-ı Azimüşşan'a bakarsak Hadis-i Şeriflere bakarsak, ibretle bakarsak bizim gönlümüze nur damlıyor. Bunun dışında başkasının namusuna bakacak olursak, başkasının namusuna bakacak olursak, haram olan yerlere hasetle, kibirle, benlikle bakacak olursak bir başkasını beğenmeme gibi onu küçük görme niyetiyle bakacak olursak kalbimize de kir damlayacaktır.
Aynen Necip Fazıl'nin dediği gibi oluklar çift birinden nur akar birinden kir. Allah'ımız nur akıtsın. Çünkü sizler ekseniyetle bildiğim kardeşlerimiz gece kalkıp istiğfarını okuyor, tevhidi okuyor, salahü selam okuyor, ölüm tefekkürüyle gönlünü kötülüklerden arıtıyor, bir tarla gibi yağmurun yağıp içerisine işleyeceği bir tarla gibi gönül arsasına hazırlıyor. Rabıta-i Şerife ile de Allah'ın nurunu indiriyor. Böyle olan kimselerin tabii ki kalpleri ilahi aşk ve muhabbetle dolacaktır. Bir de diyoruz ki yahu biz gözümüz şu gözümüz Allah'ımız lütfederse kamil müminleri görecek, şehitleri görecek, velileri görecek, nebileri görecek, nebiler nebisi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemi görecek, Allah'ın cemalini görecek olan gözümüze nasıl biz haramlara bakmak suretiyle Allah'ımızın razı olmadığı yerlere kirletebiliriz. Diyelim odamıza biz misafir alacağız.
Şimdi evin birçok bölümleri var. Bu bölümler içerisinde diyoruz ki aman burası misafir odamızdır, bura temiz olsun. Misafir geldiğinde mahcup olmayalım diye biz o odayı ne yapıyoruz? Temiz tutmaya çalışıyoruz. Şu kalp odamıza şeytanı girdirip onunla ifadeden çekiniyorum kirletmeye, nefsin arzularıyla kirletmeye, dünyanın muhabbetleriyle kirletmeye, kötü niyetli insanların aldatmalarıyla kirletmeye ne gerek var? Orada taht kuran sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli idehak padişah konmaz saraya hane mamur olmadan o haneyi mamur edip temizleyip nasıl ki evimizin misafir gelecek diye kıymetli insanlar merdiveninden tut, ta halılarına, duvarlarına, her yerine camları siliyoruz, sehpaları siliyoruz, her şeyi temiz bir hale getiriyoruz. Neden misafir gelecek? Buraya Allah'ımızın muhabbetine resulünün sevgisine medar olacak, evliyaullah'ın muhabbetini girdireceğimiz yer hiç kirletilir mi?
Fahri kainatın sallallahu aleyhi ve sellem muhabbetinin dolacağı gönle Allah'ın aşkının ve sevgisinin gireceği gönle o bakımdan gözümüzü muhafaza etmemiz gerekir. Üçüncü olarak israftan sakınacağız. İsraf çok önemli. Çok mühim. Böyle israf dindiği zaman daha ziyade yemede içmede giyim ve kuşamda evet buna dikkat edeceğiz biz. Mesela kişi ayakkabısının ve elbisesinin güzel olmasını ister ama kibritmemek ve bir başkasını da küçük görmemek suretiyle sonra aklımızı da israf etmeyelim. Allah'ımız ne güzel bir nimet dut etmiş. Vahyin ölçüsü içerisinde, vahyin etkisi altında, vahyin emirleri doğrultusunda hareket ettirmek suretiyle Allah'ımızın yüce kudretini tefekkür edelim. Neyi tefekkür edelim? Suyun devamlı akışı, aklımızı bunlara kullanalım. Devamlı akıyor, su akıyor. Su akıyor ama göz bakıyor dememeliyiz, ibret almalıyız. O akarken benim gönlümden şefkat pınarlarda akıyor mu?
Van'da Erciş'te vesair yerlerdeki sıkıntılara, Suriye'deki sıkıntılar vesair yerlerdeki sıkıntılar, o eza ve cefa çekenlerin sıkıntılarına şefkat ve merhamet pınarları gönlümüzden taşıp akıyor mu? Yanımızdaki kapı bir komşumuzun biz evimizde yemek yerken zeytinlerin ve peynirlerin adetini sayamazken onun hiçbir şey bulamadığını düşünerek bu duygu bizim gönlümüzden ırmak olup akabiliyor mu? Diyelim ki yavruların yavruların itikatlarının bozulması ve bu derde düşüp onlar acaba nasıl kurtulacak diye onlara ilmi eğitim merkezlerini kurmanın aşk ve muhabbetinin pınarları akıyor mu? Bunu düşüneceğiz.
Şöyle bir dünyaya baktığımız zaman diyoruz ki hava ne güzel ama bizim havamız acaba şeytani bir hava mı yoksa asrı saadet havası mı, evliyaullahın velayet havası mı, müminlerin iman havası mı, zakirinin zikir, şakirinin şükür, sabredenlerin sabır havası mı yoksa zulmetlilerin Allah korusun azgınların zulmet ve karanlık havası mı, kirli havası mı, bunu aklımızı bu yönde çalıştıracağız. Yoksa israf etmiş oluruz aklımızı. Sadece misal vererek geçiyorum ve diğerlerini buna kıyas ederiz. Mesela güneş doğuyor ama biz kime ilim olarak, irfan olarak, güzel ahlak olarak doğabiliyoruz ona, Allah'ın yolunu gösterme ışığıyla onları Hakk'a isal edebiliyoruz, Hakk'a yönlendirebiliyoruz. Bunu tefekkür edip bunu düşüneceğiz. Toprağa baktığımız zaman aklımızı öyle kullanacağız ki israf etmeyeceğiz. Aklı aklı boş yere kullanmayacağız. Bir başkasına hile acaba nasıl kurulur?
Onun nasıl ayağını kaydırırım düşünce ve fikirleri fikirleriyle aklımızı boşa kullanmayacağız. Ne yapacağız? Bakacağız kuru bir toprak ama o kuru topraktan nebiler fışkırıyor. O kuru topraktan yiyeceklerimiz, içeceklerimiz sayamayacağımız nimetleri Cenab-ı Hak ihsan buyuruyor. Öyle bir sofra bize bezeniyor öyle bir sofra açılıyor ki nimetlerini sayamazsınız. Misafire ikram edecek olsak biz ne kadar veririz? Üç beş kap çeşitli yiyeceklerden verebiliriz ama Rabbimiz bize bu toprak vasıtasıyla Essaümme ve in tauddu ni'metallah ile tuhsuha tek tek değil toplu bile saymaya kalksak sayamayacağımız nimetleriyle bize ikramda bulunuyor. Misafire belki iki gün üç gün ikram ederiz ama ondan sonra zorlandığımız anlar olabilir ama her zaman toprak bize ikramda bulunuyor. Hiçbir zaman artık ben ikram edemem, artık yoruldum bittim öldüm demiyor. Her zaman ikram ediyor.
Sonra biz misafirimizden biraz sıkıntı duyacak olsak nimetini kesiyoruz Ama bu yerin üzerinde abidler olduğu gibi asiler de var. Asilerin de rızkı veriliyor. Halbuki yeryüzü boşuna yaratılmamıştır ki. Yeryüzünün yaratılış sebebi secde için yaratılmıştır. İbadet ve taat için yaratılmıştır. Zaman zaman anlatıyoruz batıda bir şehrimizde bir genç gerdeğe girer. Gerdekte edep olarak iki rekat namaz kılın Allah rızası için denir secdeye varır. Secdeye varır ama bir türlü başını kaldırmaz. Çok uğraşırlar başını kaldırmıyor. Sonra zorla kaldırdıklarında acaba başına bir işimi geldi nedir bu çokça durmasının sebebi diye. Gözyaşlarıyla başını kaldırır. Der ki semanın ve yerin konuştuğunu duyuyordum. Sema diyor ki ben bu zalimleri artık gölgeleyemem. Yer artık ben bunları taşıyamam.
Bunları tefekkürle düşünmek suretiyle aklımızı zayi etmeyeceğiz, israf etmeyeceğiz ve dördüncü olarak sıdk doğruluktur. Ebu Süleyman ed-Darani kudsesirruh her şeyin madeni vardır. Doğruluğun madeni zahitlerin dünyaya değer vermeyenlerin kalpleridirdir. Her şeyin bir madeni vardır ama doğruluğun madeni ehlullahın gönlüdür demiştir. Katiyen eğrilik onlardan zuhur edemez. İlk bakışta bize eğer bu gözlerimiz irfanla imanla izanla Allah'ın vermiş olduğu nur ile bakmayacak olursa hep ters görmeye bakarız. Ters görmeye başlarız. Mevlana'mız buyuruyor ya şaşı bakmayın diye. Eğer dünya muhabbetleriyle onun bunun sözlerine aldanmak suretiyle şaşı bakacak olursak ehlullahı bile dışlamaya başlarsın. Yoksa onların gönülleri, onların gönülleri doğruluğun madenidir. Allah'ımız şaşı değil bize hakkı gören göz lütf etsin.
Sıdkın doğruluğun kısımları Abdülkadir Geylani KaddeSallallahu sırrı Hazretleri her ne söylerse sözün kalbe uygunluğudur demiştir. Arifani ilahi buyurur ki eğer söylenen söz, dilden çıkan söz kalbe muvafık düşmezse o münafıklıktır. İçerisinde kinini, düşmanlığını, düşmanlığını saklıyor ama dilinden dostluk ifadesinde bulunuyor. Dost gibi görünüyor. Buna dedem Şeyh Mustafa Kudüsi hazretleri görüşürmüş gelenlerle bir kısım gelenlerin arkasından şu sözü söyler. Şol yüzleri dost, özleri düşmandan usandın. Bir defasına Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz gelen misafirler olur. Onlar ayrıldıktan sonra düzgün olmadıklarını yanlış düşünce ve fikirlere kapıldıklarını söyleyince Aişe-i Sıddıya validemiz Radıyallahu Anh'a ya resulallah'a hürmet ettiniz, çok sevgi gösterdiniz, onların zulmünü gidermek için buyuruyor.
Yoksa kalpleriyle onların zahirleri bir değil gönülleriyle dışları birbirinden tamamen farklıdır diye söyler. Neredeyse inşallah bu gibi insanlar değil de hayırlı kimseler sıdkın kısımlarından kalbi sözüne sözü kalbine uygun insanları Cenabı hak lütfetsin, ihsan etsin. Zaten ahir zamanda o gibi kimseler çok az olacak parmakla gösterilecek kadar az bulunacak buyrulmuştur. Her ne söylerse sözün kalbe uygunluğudur. Kalbindeki kin nefret böyle bir hasetlik bulunarak dıştan böyle birçok seviyormuş gibi ifadede bulunmamaktır. Dilden çıkan söz kalbe uymalıdır ve sonra amelde doğruluk. Amelde doğruluk yaptığı işte Allah Teala'nın gördüğünü bilmelidir. Namazında öyle, cihadında öyle, tebliğ ve davetinde öyle, eviyle muamelesinde öyle, çocuklarıyla alakasında öyle, komşusuyla öyle, akrabasıyla öyle, etrafıyla insanlarla muamelesinde Cenabı hakk'ın gördüğünü bilerek hareket ediyor.
Ticaretinde öyle. Alırken verirken satarken her halinde Rabbim beni görüyor düşüncesi içerisinde. Böyle olursa hiç yanlışlık meydana gelir mi? İnsanlar şimdi birbirinden ürküyor. Acaba aldatılacak mıyım? Acaba aldanıyor muyum düşüncesine kapılır mı? Kapılmayacaktın. Neden? Çünkü yaptığı her işte Rabbim beni görüyor. Tezkiretü'l Evliya'da şöyle bir kayıt gördüm. Hatta çokça inceledim sordum üç yaşında bir yavru üç yaşında gece diyor namaza kalkardı dayısı Muhammed Sevvar'a dermiş ki, Sihil bin Abdullah et-tüsteri KaddiSallallahu sırra, dayı gönlüm kararıyor, üç yaşında bir yavru söylüyor bunu. Dayista diyor ki Evladım bunu söyle Allah'ın beni görüyor biliyor her halime vakıftır.
Sıddıkı azamla Ali efendimizden gelen bu münevver yolda eğer rabıta ile letaiflerimizi zikrettirirsek kalp ruh sır hafi akva ve vücudumuzla alakalı su hava ateş toprak ve nefis on letaif zikrederse murakabeye getirildiğinde ikinci murakabe nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir Celle Celalü Velhamdülillahi Rabbil alemin Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.