Kalp Nurlanması ve İman Güçlenmesi kaydında Gal nuruş şer, muhabbetün azimetün, bu sadrın açılması ve nur üzere olması büyük bir muhabbet, sevgidir. Bunu ancak, bunu ancak müminler bu evsafaha nail olabilir. El müeyyyidune bil'inaye, Allahu Zülcelal inayetiyle onlara destek verir ve onları gözetir. Onlara destek vermesiyle, inayet ve yardımıyla azalarını korur, muhafaza giderler…
Gal nuruş şer, muhabbetün azimetün, bu sadrın açılması ve nur üzere olması büyük bir muhabbet, sevgidir. Bunu ancak, bunu ancak müminler bu evsafaha nail olabilir. El müeyyyidune bil'inaye, Allahu Zülcelal inayetiyle onlara destek verir ve onları gözetir. Onlara destek vermesiyle, inayet ve yardımıyla azalarını korur, muhafaza giderler buyrulmuştur. Esselamne, efemen şerahallahi sadrahu dil İslam, fevva ala nurin min rabbi ayeti celilesinde Cenabı hak kimin gönlünü İslam'a açmışsa o Rabbinden bir nur üzerinde değil midir, buyuruluyor ve bunu izah ediyorlar tabi. Bir müminin gönlünün İslam için açılması, bir de imtihan olunmasıdır essaizbillah. Ulaikellezinemtahanallahu gulubehum dittakva ida ahiril aya sırahallahi il azim. İşte onlar Allah'ın gönüllerini takva yönünden denemeye tabi tuttuğu kimselerdir. Demek ki gönlümüz Cenabı hakk'ın korkusu yönünden imtihan olunmaktadır.
O zaman kalbimizin ne kadar gözetilmesi gerektiğini düşüneceğiz. Sonra imanın gönüllere yerleştirilmesi ve imanın sevdirilmesi hususunda ashabını, aynı zamanda imanın gönlü nurlandırmakla birlikte tezyin etmesi ashabne. Fakat Allah size Celle Celalü imanı sevdirdi ve onu gönlünüze sindirdi. Aynı zamanda bir de imanın gönle yazılışı hususunda este'idi billah işte bunlar sadık ve sağlam Müslümanlar öylesine samimi ve nasipli kimselerdir ki Allah Celle Celalü kalplerine imanı yerleştirmiştir. Gaye Yahya bin Muaz, gatdesallahü sırra, gasvetü'l kalbi, kalbin siyahlaşması, kararması min ittiba ilheva, nefsani arzulara uymaktan ileri gelir. Nefsin heva, arzu ve istekleri on beş madde halinde ifade ediliyor. Artık kötü ahlak. Kibir gibi, hasetlik gibi, gayz. Bu çok kötü bir sıfat. Böyle işte bir kin. Daha sonra tamah gibi adavet gibi düşmanlık gibi bayağı bir sıfatları var, kötü sıfatları.
Bunlara uymaktır diyor kalbin siyahlaşmasının sebebi. Ugubetul kalp, Cenabı hak korusun. Çünkü kalbimizle Rabbimizin huzuruna varacağımız için üzerinde duruluyor, buyuruluyor ki kalbin akıbetinin Allah korusun cezası nedir? Erran. Ayet cellelerle sadece bir işaret ediliyor. Erran, kir demek. Kalbin kir tutması, kirlenmesi. Neden kirlenir? Tabii günahlarımızdan dolayı kirlenir. Vel'l gasse, bu da katılaşması, yani duyarsızlaşıyor kalp. Hiç etkilenmiyor. Okuduğu kitabı kerimimizden de etkilenmiyor. E hadisi Muhammediye'den de. Hayırlı, hikmetli sözlerden de etkilenmemesi. Bu kapkatı tesir etmiyor. Velame, bu da kör olması. Körlük ne kadar zor insan gözü bağlı bir şekilde evinden çıksa buraya gelmek için ne kadar zor olduğu o zaman belli olur. Şu anda bilemeyiz ama Cenabı Hak korusun, böyle bir arıza meydana geldiği zaman o vakit anlar kişi.
Demek ki kalbin büyük belası kirlenmesidir günahlarını. Yine tabii günahlarına kapkatı olması, tesirlenmemesi ve kör olmasıdır. Kuran-ı Kerim'de buna benzer dolu ayet cellilerde mevcut zaten. Buraya ilk Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Allahü teala teşrif buyurmuşlar. Dedem rahmetullah Ali Hazretlerinin o günde bir hanesi yok. On beş kişilik bir aile iki göz odanın içerisinde. Çokça demişler efendim size bir ev yaptıralım. Bak evladınız oluruz. Biz ustayız. Elimizden bu işler gelir. Demiş ki dünyayı imar edince ne olacak? Ölüp gideceğiz. Yarın ahiret var. Bununla oyalanıp da uhrevi amellerden mahrum mu kalalım diyormuş. Sonra Sami Efendi Hazretlerinin teşrifinde üzülmüş. Bir evim yoktu ki misafir edeydim diye. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz de saadet alameti olarak şunları buyuruyor. Kişinin saadetindendir, huzurlu olmasındandır.
Kalp Nurlanması ve İman Güçlenmesi kaydında Gal nuruş şer, muhabbetün azimetün, bu sadrın açılması ve nur üzere olması büyük bir muhabbet, sevgidir. Bunu ancak, bunu ancak müminler bu evsafaha nail olabilir. El müeyyyidune bil'inaye, Allahu Zülcelal inayetiyle onlara destek verir ve onları gözetir. Onlara destek vermesiyle, inayet ve yardımıyla azalarını korur, muhafaza giderler…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Birincisi belki değişecek sıralama olarak ama merkebül heni, böyle süratli bir vasıta, bir yere ulaşmak için şimdi bir ihtiyaç olduğu belli zat. Bunun yanında zevcetün, salihaun, saliha bir zevce, hayırlı bir zevce, ibadette, saatte, kocasına ibadet noktasında yardımcı, ibadeti, taati, zikri, Allah'ın kullarına ikramda, misafirinde vesaire her hususta. Bir de beytü'l-vasi, geniş bir ev. Evin de genişliği misafir için elbette bir saadettir, huzurdur insana, onlara ikram etmesi, iyilikte bulunması. Çünkü kısmetiyle geliyor. On kısmetiyle birisini yiyip, dokuzunu bereket olarak Cenabı hak lütfediyor. Sonra ev sahibinin günahlarının bağışlanmasına da vesile oluyor. Ne kadar önemli? Burada bir kimsenin evine misafir olarak vermiş. Böyle bir odası var genişçe. O gün de müderris olan böyle bir fakültenin artık dekanı gibi diyelim. O zamanın müderrislerin, rektörü gibi diyelim.
Öğretim görevlisi gibi. Onlar toplanmışlar. Halkın ileri gelenlerinden, tabii bir hocaya, bir ilim ehline büyük saygısı var halkın. Toplanmışlar, şu ayeti celileyi okumuş esamine. Kim bizim zikrimizden ayrılırsa onlar için dar bir geçim vardır. Sıkıntılı bir hayat vardır. Burada tefsirlere baktığımız zaman siz de incelerseniz orada El-Kurem'dir. Kim bizim Kuran'ımızdan ayrılırsa o zaman hani burada zikir, hani burada ibadet, taat, oruç, had, seker zaten Kuran-ı Kerim her şeyi içine almıştır. Bu ayet-i celile ile artık iki saat kadar görüşmüşler. Cenabı hakk'ın gönüllerine indirmiş olduğu nur ile beyan ediyorlar. Kim de tarikatimizden ayrılırsa onlar için de sıkıntılı bir hayat var. Biz bunu gelenlerimizden görüyoruz. Ne kadar malumat sahibi olunsa bile bir gönül darlığı, bir sıkıntı hissediliyor. Hani ilim insana bir huzur temin etmiyor, haşyet olmadıkça.
O haşyet halini tarikatı aliye ile temin ediyorlar. Anlatmışlar tabii, güzel güzel ifade buyurmuşlar. Demek ki körlük, asıl körlük kalbimizin kör olması. Biz onları kör olarak haşrederiz. Derler ki Ya Rabbi biz görüyorduk. Siz görmüyordunuz. Hakkı görmediniz. Ne itikadi yönden inanç noktasında ne böyle yol olarak İslam'ın bir yol olduğunu, Habibi, Kibriya Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin hidayet ve ilahi esası temin için geldiğini bir türlü görmediniz. Bunun için çalışıp gayret göstermediniz. Siz dünyadayken bu hakikatleri görmediğiniz için kör olarak haşrolundunuz. Bunu okumuşum. Burada kalbin körlüğü bu maddi olan körlükten çok daha ağırdır. Çünkü burada kör olur adam belki görmeyebilir. Bura belli bir vakit ama ebedi bir hayatta kör olmak orada cennetti, nimetleriydi.
Bir Veysel Karani ve onun mahiyetinde velilerin bir sohbeti, Resul-i Ekrem Efendimizin bir sohbeti, Sallallahu-u Teala aleyhi ve sellem, onun nur cemali, Cenabı hakk'ın müşahedesi, bunları görememek kadar acı bir şey yoktur. Bunu okumuşlar. Gerçekten de çok önemli. Çok mühim. Demek ki burada görürsek orada da görüyoruz. Burada Allah'ımızın kitabını görür. Ne kadar ona uygunluğumuz varsa bunu hesap ettiğimiz sürece işte ne kadar uyabiliyorum deyip muhasebeyleriz kendimizi. Efendimizin hadisi şeriflerine bakarız. Evliyaullah'ın hayatını okuruz. Bu bizim gönlümüzü çok açar. Şimdi fırsat bulursam okuyacağım. Onların öyle bir ifadeleri var ki bunu ancak irfan sahipleri söyleyebilir. Yoksa kitaplarda yazılı. Bak bunların ifade buyurdukları kitaplarda yazılmayan, Rabbimiz tarafından nur şeklinde gönüllerine inen esaslardır. Bunu okumuş, kalbin körlüğü tabii büyük bir beladır.
Bunu ifade buyurur. Daha devam etmişler ve gale, umerul mekki, el hafiyu lifli namusu korumak hususunda en önemli konulardan birisi de bu zaten. İki husus, yerin hareketine sebep olan, huzurun bozulmasına sebep iki şey özellikle anlatılır. Biri zina, birisi de faiz. Allah'ımızın emirleri nedir? Yasakladıkları nedir? Bunu görmektir. Vele Allah'ımızın koymuş olduğu sınırı geçmemektir. Rabbi Zülcelal'imizin edebiyle edeplenmek. Bak habibini bile sallallahu teala aleyhi ve sellem, ettebeni rabbi buyuruyor. Rabbim beni terbiye etti ve terbiyem de ne güzel oldu buyuruyorlar. Eğer Allah'ımızın esasların dışına çıkılacak olursa insan sapıtmış olur buyruluyor. Burada Ahzab suresindeki otuz beşinci ayet celilere geçen müminin vasfı olan sıfatlar ifade buyuruyor. Çünkü birbirinden değişik olabilir konular. Fatih oradaki esasları ifade buyuruyor.
Allahu Zülcelal'in ibadetleri vakitle tayin buyurmuştur. Mesela hac Zilhicce ayında yapılır. Rebiulevvel ayında olmaz Zilhicce'dir. Onun vaktu hac aynı, taatinin vakti. Oruç mesela Ramazan-ı Şerif'tir. İşte cuma namazı cuma günüdür, cumartesi günü olmaz. Bir vakit tayin edilmiştir zaten, Eshabu Ramazan'ın elde ettiği ünzile fiilil gure. Hep tayin edilmiş, belirlenmiş. Mesela kurban belli bir ayda, belli bir günlerde yerine getirilir. Vesaire saatler de öyle. Illa zikir yalnız diyor, Zikrullah için bir vakit tayini yok. Şimdi Eşref vakitler var, o ayrı. Mesela seher vakti, istiğfar Kuran-ı Azimüşşan'da geçer, yaparız. Ama istiğfarı o seher vaktinde yaptıktan sonra ve bil esharim, estafirun öyle vakti olmaz mı? Olur. Akşam olmaz mı? Olur. Ama evla olan Seher'i istiğfarda geçirmek Cenabı hakk'ın habiulü vardır dilerse.
Bunun yanında mesela, ve sebbihu bu protein veasıyla buyuruyor Cenabı hak. Sadakallahü la ilahim. Cenabı hak'ı sabah ve akşam tesbih edin buyuruyor. Şimdi sabah ve akşam tesbih edeceğiz de ikindi vakti yapılmaz mı? Yapılır. Bunu ifade etmek istiyor. Mesela bundan dolayı büyüklerimiz buyuruyorlar ki, nakşi olan evradınız Seherde yaparsınız, Kadiri olan evradınız da ukraten ve asıyla buyurulduğu için sabah ve akşam, ikindiden sonra da hadiri evradınızı yaparsınız. Kuran-ı Kerim okunur, yapılır tabii. Çünkü Cenabı hak buyuruyor ki kitabı keriminde, en yelkuravu kesiran ve zikrul kesir Cenabı hak'ı çokça zikredin. Bu ne demektir diyor. Çokça zikredin ve zikrul kesir lil kalp çokça zikretmek kalbin Cenabı hak'ı zikredir. Çünkü otursan da zikreder, kalksan da zikreder, yatarsan da zikreder. Uyurken de artık kalp uyanmış. Çok güzel beyan buyuruyor.
Şimdi dilimizle yaparız ama kalp artık harekete geçer de o da zikretmeye başlarsa o zaman her an zikirdi demek. Zikr-i keti buna bağladı çokça Allah'ımızı zikretmeyi. Burada da kayıtlarını ortaya koydu. Çok güzel belirledi ama. Kaydetsek çok iyiydi. Ella yeftura, kalp. Ella yeftural kalp. Kalp hiçbir zaman zikirden gafil olmayacak buyruluyor. Hiçbir zaman gafil olunmayacak. Neden? Müşahede diyor. Hangimizde var bu sıfat? Müşahede hali. Konuş konuş konuş konuş konuş konuş. Oradan buradan hep bunlardan mahrum kaldık. Hiç gerek yok. Hep Rabbimizin zikriyle konuşsaydık. Kuran-ı Kerim'le konuşsaydık. Böyle hayırlı kelamlar, rabıtayla konuşsaydık. Bak müşahede hali ölünce olmaz bu. Müşahede hali hayata gelişinin artık maksadını, gayesini anlar. Eyvah, boş geçirmişimdir. Ne kadar uğraşmış bize. Büyüklerimiz çok uğraşmışlar. Gerçekten. Onlar buna nail olduğu için üzülmüşler.
Mesela ben üstadımızdan çok iyi duyardım. Bazı kimseler için derdi. Babamın evlatları ben ricalullah olacak diye düşünüyordum buyurdular. Ama şununla bununla meşgul ola ola bundan mahrum kaldığımıza üzülüyordum. Yani siz yerine göre bahçecilik yapıyorsunuz. Ziraatımız var ama dikmiş olduğumuz bahçeye o fidanlar yetişmezse insan üzülüyor. Bu maddi olan bir fidandır, onun gibi. Onlar manevi bir fidan dikiyorlar gönüllere. O evrad ve ezkar mişkatı nübüvvettendir. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın nübüvvet nurundan atılan bir tohumdur, onun gelişmesini istiyor. Müşahede halinden diyor hiçbir zaman uzak olmaması. Vela yafula anil huduri bir halim. Nedir? O huzur nedir? Huzur Fecr suresindeki son ayetler. Şimdi bunları biz kelime olarak, bunları biz kelime olarak ifade ederiz de ancak yaşanan bir husus, yaşanan bir hususu şöyle belirleyebiliriz.
Yine baktığımız zaman tefsirlere, esamne, ya ey yyetühen nefsul mutma inne, ey huzura eren nefis. Burada şunu göreceksiniz, kekelami Musa aleyhisselamdır. Cenabı hakk'ın Musa aleyhisselama kelamı gibi. İşte bizi bu noktaya getirmek için çabaları, gayretleri bu idi. Huzur hali bu. Yaşanır bir halde bunların huzurunu istiyor. Şimdi şunu ifade etti. Yukarıda zaten Zikrullah için bir belirli vakit yok, her zaman yapılır diye. Hiçbir zaman ayrılmamak, her vakit Rabbimizi anmakla meşgul olmak. İşimiz gücümüzle de artık onu helal yoldan temini vasıtasıyla. Gale Şibli Gaddesallahu Sırra, ezikru, nissiyenu zikir, Tabii çok yüksek bir makamı ifade ediyor olsun. Biz de buna imrenebilirsek ne ala. El zikir zikir, nisyanül zikir. Yaptığımız zikri unutmak, burada bir şeyi söylemek istiyor yoksa zikri terk etmek değil. Rabbi Zülcelal'imizi müşahede ile diyor.
Artık suyun içerisine dalmak gibi, suyu görmüyor, dalmış içerisine, bu. Bundan dolayı Esadi Erbili Hazretleri buyuruyor ki murakemeyi zikre tercih edin buyurmasının sebebi de budur. Çünkü o öyle bir halin içerisindeki o anda Cenabı hak ile bir alışverişin içerisinde manevi bir alışverişin içerisinde ne demek tecelliyat? O alışverişin içerisinde tamamen dalıyorum. O zaman ne olacak dalmış, zikretmeyecek mi? Bir saat tefekkür bir yıllık saatten daha efdal, altmış yıl diyen de buyurul, yıldır diyen de mevcuttur, denilmiştir. Bu rivayet de vardır. Aman diyen de derken efendimiz aleyhissalatü vesselam bizi çok zengin etmeye çalışmışlar. Mesela bir kimseye yardımda bulunuyor. Diyorlar ki ben sana şunu sermaye olarak veriyorum. Sen diyor hayatını bununla idame ettirirsin. Bak o kimse o verileni çarçur etse, orada burada boş yere harcasa ne olur? İflas eder gider. Allah korusun.
Efendimiz bize çok büyük üstadlarımız sermaye vermiş. O rabıta gibi büyük sermaye olamaz. Murakeme gibi sermaye olamaz. Aynen şunun gibi. Elimize kazmayı vermiş, küreye vermiş, dozeri vermiş. Artık bir madenin dağdan çıkarılması için ne gerekirse bütün alet ve edevatı vermiş. İşte bak burada maden var, bunu kaz demiş bize. Buyurmuş ki kalbinde öyle bir maden var ki evladım demiş bize üstazarımız. Kalp Arşullah'tır, Allah'ın arşı. Kenzullah'tır, Allah'ın hazinesidir. Beytullah'tır. Bunlar hep Hadis-i Şerif'i söyledi. Cenabı hakk'ın muhabbetinin girdiği yer beni neseme aldı. Nehir Kamil müminin kalbi aldı. Bunu çalıştır diye bize vermiş, evrad ve ezkarımızı, tavsiyelerini bu noktada yapmış ve diğer birçok madenler göstermiş. Şu sadrımız da göstermiş. Bak okuduğumuz Ayet-ü celle bu idi. Cenabı hakk'ın gönlüne nur verdiği kimseler verilmeyen gibi olur mu, buyurdular?
Şunun gibi Rabbi Zülcelal'imizin artık müşahede deyince tecellileridir. Mesela isimlerde tecellisi melekut alemidir. Sıfatlarda tecellisi ceberut alemidir. Zati tecellisi lahut alemidir. Bunun için kalp gözlerimizin açılmasını burada ifade ediyor, Arifani ilahi. Kabe gibi biz mesela yanıyor, yakılıyor kişi Kabe'ye bir kavuşsam, bir görsem diye. Vardıktan sonra Kabe'ye bir görsem de seni yansak, yakılsak der mi? Kavuşmuş artık, onun gibi. Bu zikredenin de medkur'u bulması, zikrettiği Mevla'yı bulması budur. Su, bakıyoruz şarıl şarıl akıyor. Şelalelerde birbirimizin konuştuğunu dahi istemiyoruz ama o şelaleden akan sular, şelale gibi akan sular denize kavuştuğu zaman Kızılırmak denize kavuşmuş. Hiç ses çıkar mı? Bunun gibi işte. Vasıl ı illallah olmuş, artık ses çıkmaz.
O artık o nurun içerisinde Rabbimizin razı olduğu kul Sıddık-ı Azama buyurulduğu gibi Sıddık benden razı mı diye buyuruyor. Sıddık-ı Azamın rızasını Cenabı Hak soruyor. Razı mı diye. Bir kısmı buyurmuşlar ki bu Ayet-i celilede geçen sabreden erkek ve kadınlar, sabreden min ehlül bab, kapı ehlidir diyor. Biz böyle diyelim de artık iç manası sizin gönüllerinizi Allah'ın izniyle belirecektir. Vel radı, Allah'ımızdan gelen bela ve mesaibe razı olmak nedir? Min ehli dar, o evin, o evin misafirleri gibi, ve her şeyini Allah'a ısmarlamış, tabii şartlarına riayet etmek suretiyle. Bunlar da min ehlül beyt evin sahibidir. Bunun gibi. Ayet-i celilede Allah'ımıza saatte daim olan erkek ve kadınlar buyruluyor. El mutirüllezi la yasiallah, Allah'ımıza itaat ediyor, isyan diye bir şey yok. Onlar artık bu konuya girince bu şekilde ifade edilir, başka türlü olmaz. Helalde bile çok dikkatli.
Mesela ayağını uzatmış kıbleye doğru, bunda hiçbir günah yok ama Rabbimin Kabe'si oradadır diye edeben kendisini toplayıveriyorum. Yani yeme bir haram değil ama efendimizin emri Muhammedisine uyarak acaba şükrünü eda edebilecek miyim diye. Bu ayağını uzatma hususu pek muvaffak düşmez. Hani mübahlara, bak büyüklerimiz, bizim kıymetli hocalarımız, üstadımız hakkında konuşurken şunu diyorlardı. Mübahlara farz gibi sarılıyordu efendilerimiz diye. Bunun gibi. Hani bunları çağrıştırır bu ifadeler, onu demek istiyorum. Ellakirune hamsetün. Allah'ımızı zikredenler beş kısımdır. Şimdi biz burada kendimizi bu teraziye vuracağız. Acaba bizim kilomuz, tartımız, boyumuz nedir? Ölçümüzü bu mübarek sözlerle almış olacağız. Zakirun zikruhu bisenah, zakirun bir kısmı vardır ki onun zikri aşağı dokunmuyor mu Ezün? Zakirun zikreden bir kimse, zikrruhu onun zikri nedir? Bir sene.
Allah'ımıza hamd ediyor, sena ediyor. Elhamdülillah, elhamdülillah, eşşübrü lillah, bir kimseyle üstadımız karşılaştı, Çok hamdediyordu. Efendimiz dediler elhamdülillah ne güzel dillerinizden bu kelime-i tayyibe çıkıyor diye. Bu kelimeyi çok söylüyor. Demek ki böyle olan kimseler de var. Zaten ahirette de malum. Onların hali böyle olacak. Rabbimize hamd içerisinde olacaklar ve ahiru davamum enil hamdulillahi rabbil alemin. Çünkü her nereye baksa Allah'ımızın nimetini görecek, Her nereye baksa. Bunu Nehir suresinde Mevla-yı Zülcelal'imiz buyuruyor. Gözü her nereye ilişecek olsa Rabbimizin nimetini gördüğü için ne diyor? Elhamdülillah, elhamdülillah diyor esrarı. Her nereye baksa Allah'ımızın büyük bir lütfunu, ihsanını gördüğü için elhamdülillah, elhamdülillah diyor. Bu zikredenlerden bir kısmı böyle bir de değişik konulara girdik.
Bir kısmı da zikrruhu bid'dia, onun zikri de Allah'ımıza yalvarıp yakarmaktır. Yalnız bu dua hususu çok önemli. Bir maddi ordu olur, maddi bir ordu olur. Onun yanında bir dua ordusu olur. Akşemseddin Veli kimdi? Dua ordusunun serdarı idi. Geliyor, Sultan Fatih Muhammed Han Hazretleri, sultanım fetih ne zaman diyordu, o da ellerini kaldırmış, Cenabıhakk'a yalvarıyordu. İkisi beraber gider. Kanuni Sultan Süleyman fethe giderken Muğla dolaylarında buranın ehil, buranın en önde, duası makbul, insanı kimdir diyor. Sarı anayı gösteriyorlar Rodos seferinde. Anaya geliyor, anada öyle güzellikler var ki bir ineği var. Bir ineği ile Allah'ımız ona lütfetmiş, orduyu olduğu gibi sütüyle o ineğinin doyuruyor. Ana dua et, dua ederim ama başarı Cenabı Hakk'a teslimiyetle olur, emrine riayetle olur. Ordunu bir imtihan et, armutluk diye bir mevki var oradan geçir.
Ondan sonra de ki ben rahatsızlaştım, armuda ihtiyacım var. Kimin çantasından armut çıkarsa başaramazsın. Çünkü haram yenmiştir. Geçer, dediler padişah rahatsızlaştı, armut olan var mı? İki veya üç kişiden çıkar. Onu da orduya almazlar. Zafer Allah'ımıza bağlılıkladır. Bak şu hastalığı konuşup duruyoruz. Hiçbir de Rabbimize tam bağlanalım da, teslim olalım da, gözyaşlarımızı akıtıp da, Mevlamıza dönelim de ayeti celilesini bir hayat edecek olsa kurtulacağız. Esselame. Bütün maddi ne gerekiyorsa, bunlara riayet etmek suretiyle. Maskeye de riayet ediyoruz, mesafeye de riayet ediyoruz, temizleyene, bir de buna dikkat edersek Rabbımız koruyacak, muhafaza edecek. Evet zikir hususunda bir de dua, bir de zik ruhu bir tesbih. Biz tespih diyoruz ya, biz tesbih diyoruz ya, onların o ilahi alemi müşahedesiyle sigortasının atmaması için süphanallah demesidir.
Daha zikr ruhu bil istiğfar, estağfurullah deyip Cenabıhakk'a yönelmek. Bir defasında Sami Fendi hazretleri, Kaddesallahu sırra bir yerde oturuyor, böyle gönül ehli kişilerden birisi diyor ki ümmet-i Muhammed'in affı için istiğfar okuyor diyor. Zikri Allah ile olanlardır. Ne anlayacağız bundan şimdi? Zikri Mevla ile olan. Es sahibinne, beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Cenabı hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin.