Bazı kitaplarına şu şekilde geçmektedir: Gal, Lokman aleyhisselam, Lokman Aleyhisselam buyuruyor ki dört bin Nebi'yi araştırdım, onlardan sekiz tane öğüt seçtim, dört bin tane Nebi. Onlardan diyor şu sekiz esası seçtim. Namazda isen kalbini muhafaza et, kalbine dünyevi düşünceler getirme. Hatta Sa'd İbni Muaz radiyallahu anh Hazretleri eğer diyor namazda dünya hatırıma gelirse ben diyor kaza ederdim. Ahiret uçmağı hatırıma gelirse secde-i sehiv yapardım. Bu Sa'd ibn-i Muaz'a ait. Öyle bir noktalara gelmişler ki o müstesna olun. Biz farz olanı ve vacibi, sünneti, müstahabı yerine getirebilsek keşke. Onlar bu halin içerisinde nur ama onlar, nur. Nur, nurun ala nur, nur üstüne nur. Çünkü Resulullah'ı görmüş sallallahu teala aleyhi ve sellem bir salikin geleceği en son noktaya bir defa Resulullah'ı görülmesi kifayet ediyor, sallallahu teala aleyhi ve sellem.
Bu armut alanda Maraş'ın ama Afşin Allahu alem, onun bir köyü, tedavi için biiznillahi teala girerlerdi. Orada alamca, çoban kendisi. Çoban ama insanın da öyle inanıyorum hası. Alaamca dedim, aleyhissalatu vesselam efendimizi gördün mü? O bize şu şekilde anlattı, dedi ki onu görenin eti kemiğinden ayrılıyor, dedi. Çok doğru, anlatıldığına göre. Eti dedi kemiğinden ayrılıyor. Mesela, görenlerimiz oluyor. Görmenin işareti şudur gördüğü zaman hayatında değişiklik meydana gelecek. Mesela dil yalana alışmışsa yine aynen konuşuyor. Göz harama bakıyorsa yine harama bakıyor. El haksızlık yapıyorsa yine aynı, buna görme demezler. Görenin hayatı değişir. Görenler de hatırladı, her gün müşahede ediyor, görmediği zaman da gözünden yağmur gibi yaşar var. Ama hali düzgün, nur gibi bir değişiklik meydana gelecek. İn kün tefsala tahhal galbeke Namazda isen kalbini muhafaza etti.
Kalbin muhafazası işte gönlümü koruyacağım, muhafaza edeceğim, Sadece bu sözle olmuyor. Bir, helal lokma. İki, taharet düzgün olacak. En çok sıkıntı duyduğumuz bu bizim, taharet noktası. Üçüncüsü kimin huzurunda olduğumuzu bileceğiz. Şimdi gelirken konuşuyorduk, gördüm ki araba bir yere altı vurmuş, o da Allah'ın bir kuludur, Halık'ımız yaratmıştır, ona da zulmetmeyeceksin. Canım, ne olursa olsun servetim yerinde hiç aldırış etmeden gelişigüzel kullanmak, bu da doğru değil. Bir kapıyı örterken dahi ölçülü örtmemiz gerekir. Neden derseniz, tabii hatıra gelecek. Şimdi diyeceğiz ki Allah'ın kulu deyince bunun dili yok, gözü yok, kulağı yok. Nasıl gözü, kulağı, dili yok bunun? Hiçbir varlık yoktur ki Cenabı Hakk'ı zikretmesin. Demek ki üç tane şart istiyor, rızık helal olacak, en önemlisi bu. Diyelim biz çok haller yaşıyoruz, müstesna doğuşlar oluyor gönlümüze, bunlarla olmaz.
Rızık helal olmadıkça mümkün değil. Bunun bizim ibadet ve taatimize zararı pek çoktur. Helal lokmada bile riayet ederler, helal lokmada bile. Bir tanesi murakabe halinde sabah kalkmış evradını, ezkarını yalnız o murakabe de kalbini arş-ı Ala'ya açıyor. Arş-ı Ala dediğimiz zaman nedir, bunu düşünüyor muyuz? Ne demek arş-ı Ala? Cinler insanların on katı, hayvanlar cinlerin on katı. Bak bu birbirini takip eder gider, katlarıyla. Denizdeki mahlukat, o da bunların on katı. Kuşlar, bu da onların on katı. Sayamadığım varsa bilemiyorum. Birinci kat o da bunların hep on katı, ta yedinci kat semaya kadar. Hep bunlar kürsinin yanında çok az bir yer işgal ediyor. Arş-ı Azam'ın etrafında da deryadan bir damla mesabesinde, oraya kalplerini açıyorlar. Bunu burada bilmezsek, yarın öldükten sonra yapacağımızı hiç zannetmeyelim ve mümkün değildir.