Vahdetiyle ruhlarımızı yıkamaları gönül ve gözümüzü civar olmaları zanneteder. Tabbimize ayrıca bunun için de Çok kısa bir alemimiz etsin. Hakkından çok fazla Kuran ettikleri için, hizmet ettikleri için, hürmet ettikleri için biz onlara layık değilim. Lakin Hassella ve Ala fıtratlarına çok şükür ki kalplerine bir muhakkat yiyip etmiş. Partlar görmüşler. Keyiflerimiz on beş seneden beri çalılmış. Burun kıvrumu açıp kaçıyorlar, dinliyorlarımız. Bunu istifade ediyorlarmış. Bu vakitlerde de aldılar. Konya hususi bizi Cevat etti. Softa Cevat etti. Tasfi göndereceklerdi. İşte bu prefend ile var yok bir de var. Niyaz gecesini yaptık. Vefat etmek çok muhteber hale geldi. Yani lezzetten gelen şey insan işte Tayyip gibi çocukların Ayet-i kerimesi icadınca bir mevti muhakkinin maruz-u pençe-i emanı.
Emansız pençesine maruz ve bir cümle, maldan ve evlattan ayrılarak yalnız bir kefen ile azmi izale ahirette bulunacağını düşünmelidir insan. Üstad-ı Azam Efendimiz Hacı Es'adi Erbili Utse Ferrahul Aziz Efendimiz Ölüm tefekkürümüz iyi olmazsa Rabıta'yı tutturmanıza imkan yok. Rabıta da olmazsa tarikattan hiç faide göremeyeceğinizi Efendimiz, eşeğim ve dersinizin Rupne A'zam'ı yarısından çoğu rabıta olmalı ki feyiz alabilirsin, böylesiniz. Bir tek derste dökülüp de rabıta etme ile kalmayın. Gittiğiniz yere, vardığınız yerde, durduğunuz yerde. Yani Sultan Annemiz, Aişe Annemiz babama ağlar söyle. Bir gün öyle muhtar gibi ağlıyorsan onların hallerine atmak olurdum. Haşa ne diyeyim bu kadar ağır çalıyorum, niye böyle diyorum deyince dostun üstünde böyle mutlu gibi gözyaşı vardı o zaman. Hazrımız gözünün önünden hiç gitmiyor. Hacı Esat-i Ezdili Efendimizi böyle açıktan görüyorum.
Nasıl başka yere geleyim diye düşünüyorum. Beşeriyet ektir, daha sonra dışarıya girersem her yerde gözünde düre görünen üstad, beni orada da görürse haya ediyorum deyince kaderim dedi ki oraya gittin mi görünmez. O abdestli, namazlı seccadenin üzerinde görünür dedi. Zaten görülmemiş. Böyle üst ağzını açıktan gören ne kadar rabıta ederlerdi. O rabıta ya da sebep kalpten masiva çıkması lazım. Dünya muhabbeti çıkmanın için ve Metif sahibinin umumu vefat edecek, dönecek, ölüm tadını duyacak. Öleceğiz, serüleceğiz. Gelecekler, tanıdıklarından hiç haberiniz olmayacak. Yok, terslerle kesilmiş. Gözlerinden gözlerinin feri düşmüş belli olur. Sevinin perdelere hayrıymış. Böyle sarılıp alıp duruyor. Buhari düşünmezsen sonra dünya muhabbetine ilaç bulamazsın diyor. Dünya muhabbeti olan kalbe tecelli olmaz. Sür çıkar-i ayyar-ı dilden ta tecelli-i evde hak. Padişah konmaz saray ya hane mamur olmadan.
Her zaman okurum da tekrarimde bizim görmüyorum. Ölünce ayet-i kerime hicatınca bir mevki muhakkazını muhakkak öleceğimizin bunun daha duyamadı ihvanımız. Yani ölümü duyamadık biz. Anasını da öldürüyor, babasını da öldürüyor, yavrularını da öldürüyor, çifte çifte de öldürüyor. Ama haberi olmuyor. Gafet yine bastırıyor, üstüne ki Sen daha ölmem, diyor. Ne ölmem yahu! Bir soraklık bir şey. Konyalı vaaz dinledim adam diyor ki: Zeketten bahsedince zekatı duymamış adam yirmi sekiz Allah mesul olacağını gelince yanıma gelmiyor. Hoca bir tahlil etti. Şu zekat nasıl oluyor? Birebir haber verdi. İşte koyuna şu kadar düşer, deveye şu kadar düşer, paraya bu kadar düşer filan. Benim malım bir tabii. Şu kadar malım var. Otuz bin, otuz beş bin lira zekatını ediyor diyor. Zengin, o zamanın parasıyla diyor. Sünnetiyle notsa diyor iki yüz bin lira otuz beş bin lira tutuyor kardeşim dedim diyor.
Allah'u nasıl altınla bakılır? İnsan çok özel deniliyor. Çok deliriyordum malın o kadar çoğmuş da kırk da birine düşüyor bu. Dünyanın ne ala çok bak, birine kırk, birine kırk, birine kırk böyle malın çok. Hoca gelecek sene öyleyse asla ıslah olayım da. Yaşım gelsin, gene de otuz beş yaşında diyor. Otuz beş bin lira düşüyor, otuz beş yaşında diyor. Daha gencim veririm. Yaşamazsam ne olur ya yaşayamazsın. Ne yaşayamayacağım daha genç? Bırakalım ben diyor. Yani yaşlılık, yaşanacak zannediyorlarmuş. Mevla vakfını da caminin önüne bir ölü geldi diyor. Hayrola kim vefat etti? Hoca size zekata sorup da gelecek sana vereyim diyen adam var diye. Taksiye binince, solnunasının oraya bir aklı gelmiş. Vay ölüyorum yandım. Döncesine eve varanalar vefat etti de onun cenazesini getirdik. Dedim çok ibretime gitti yani adam, bağın dinlerim.
Onun dışında da şimdi muhakkak bir mevti muhakkının mağruzu pençe idi emanı. Emansın bir pençesine takılacaksın Azrail Aleyhisselamın. Yani kalilasını attı mı böyle? Üç yüz altmış altı tane melaikeye emrediyoruz. Damarın sayısınca tırnaklarından tut o zamanları, sığayın yukarıya, boğazdan arınmış kendisi. Onlar dizlerim kıvıldın kırıldı. Gemliklerim kırılıyor böyle bağırmaya başlar diyor. Boğazına geldim mi Azrail Aleyhisselam Kumandan hizmetçileri vazifeyi tamam edince izlerini orda koyar da ayakları gözleriyle vedalasın. Senin yardımınla yürüdüm ben de senin yardımınla yürüdüm ikimiz biz olmasak yürüyemez hakkını helal elveda el salarsın. Ondan sonra yeryüzünde gezmesize nasip olmaz gayret. Bütün azalar birbiriyle emrveda çekiyorlar. Ondan sonra Azrail Aleyhisselam geliyor. Şeytan hiç durmadan fırlıyor. Yani hiç durmadan fırlıyor, imanını alayım diye o mutlu sular gösteriyor.
Anam suratında geliyor, babam suratında geliyor, imanını bir de su vereyim diyor. Kimse imanını veriyor suyu alıyor. Su dermiş elime Gayya kuyusunu sularındanmış, maksadı imanını almaymış. Böyle gidilecek bu dünyanın hep beraber isterseniz. İyice düşünelim isterseniz aman ölürse veririz ne olacak? İman nasip olur mu ona acaba? Kabirde sual nasip olur mu ona acaba? Cevap vermek nasip olur mu? Suratımız acaba nesh olur mu? Ayrıcaızın yanında neden? Bu sözlerle beraber buralardan gitti böyle. Hacı Fen de ağlamaya başladı. Hıngır, cemaat ağlıyoruz. Biz ağlıyoruz. Ooo Allah İman-ı Kamil'le kaçırsın kardeşim, öyle olmasa insan ıslah olmaya imkan mı var? Ölümü düşünmese ıslah olur mu? Mürşen-i kamili olmasa irşad olur mu? Emansız pençesine maruz verdin cümle mallarımızdan benim bahçam, benim bağım, benim ilim, benim tarlam, benim param dediği cümle maldan ve evlattan benim evladım deliği.
İnan ağlar babam ne değil de içimde ne kadar yer dışarı var bana diyor. Düşüncesi bu olur diyor, oğuluyorum. Yani ne oluyor diyor, damadı ne alıp mal dışarı var. Nerelere alabilirim ona diye. Evlatlar da böyle yani malını düşünür, canını düşünür. Bunların umumundan ayrılarak yalnız bir kefen ile yalnız bir kefen ile azmi darı ahiret bulunacağına yerin, yerin düşünmeli öyle az düşündüğümüz kalbimiz dünya muhabbetine bağlıyor da yine bir adım güne tarikatta atlanamıyor, ileriye atlayamıyoruz. Yerimiz asarız senelerden beri Sa'yi hassay, Sa'yi, Sa'yi, Sa'yi yani net teballimle olsa o sana bir sınıf geçemezse çocuğumuzu alın gayrı der. Onun için öldük çalışmamıza gayrettiler inşallah. Diyor. Allah, Allah desin, iyi teslim olun, ey şeriata dikkat edin, çok rabıta yapın da kalp çalışsın diyor Efendimiz. Kalp çalışmazsa olmaz. Nasıl olur efendim de, nasıl olsun?
Gaz çalışmazsa vücut naşe gibi gazre yatır, kurtların elinde didik didik didik, kemik kemikten ayrılır. Allah azap vermesin, azap da olursa çok zor olur. Ama yalınız kalbi Allah'a zikretse vücut çürümez diyor Efendimiz. Morsinlenmiş gibi bütün vücut top toprak yiyemez. Bir tek kalpte çalışırsa, buna da ehemmiyet verirse olur bir gün burada çok şiddetli konuştuğumuz, hiç ummadığımız adam la emer zikrirler, fitriler düşünceyle gelişmiş gün sonra solununun altına bir sınır çırptiriyoruz böyle bir. Hiç inanmam dediğim adama. Çalışırsan olur mu? Çalışmazsan olmaz. Herkes bir mıntıkaya bağ dikiyor. İyi ki bin gaza, mevsim mevsimde de tepiyor. İyi çalıştı mı çığlıkları kulaç kulaç atıyor. Üç sene sonra üzüm çökert alıyor. Ne örünmesi adamı çivi'yu şu kadar silmeyi yok. İyi bakmadığından oluyor. O da onun gibi kilinize fazlalamış.
O da onun gibi ne baharat etmiş, ne ikileme de dertmiş, ne yağmur olunca dertmiş. Kazel gibi kuruyor. Kazel gibi koruyan ihvanınız var, hep öyle kulaç kulaç atan var. O da sırf kendinin çalışmasından oluyorsun ki yol gösterirmiş. Dersin şu, rabıta şu, Nüklin şu. Niye ileriye gidemiyorum? Her sanat için onun ehlinden yazın isteyin diyor Peygamberimiz. Her sanatı bellemenin için kendi kendinize olmaz. Bu sanatı bilen kimseden delleyin. İşte onun için mürşideye ihtiyacı oluyor Mürşid-i Kamile. Gösteriyor yollarını, benzemiyor hallerini. İnan! Hiç kimse bir şeyi, hırsızı okuyamaz. Yine onu görecek bir adam dokunsana kaç tına deliyorlar, ne kadar hasreti bakmışlar, nasıl getiriyorlar, Yani bir hasıı belleyemez. Padişah, bir adamın kızını istemiş mutlaka vereceksin. Miminin var, nevrim var. Bir sanatı olmazsa, bir sanatı olmazsa vermem dedim.
Sen bir padişah olursun, yani ayağından bukunları atarlarsa sanatın olmazsa nerede kalacaksın? Bir sanat derler demiş ki, bunu sonra veremeyiz. Bir gün de bana bir sanat vermem demiş. Babam amel verdi. Bir gün de hasır dokunmayı vermemiş. Kayınbabası gelmiş bakmış ki padişah hasır dokuyor, sonra ortasına girmiş. Oradan oraya getiriyor, çakıyoruz yere. Diye. Tamam demiş, gözüne vermiş. Yani her şeyi belirlemem için onun ehli mualliminden okumadıktan sonra olmaz, mutlaka okuman lazım. Hadis-i Şerifi mucibince ne'zunu ilşadın, irşada ne'zun olan ne olur mukaddimler derslere verebilen, istihkaba da verebilin, ders de verebilin, ders de verebilin, emrinin verdiği kimse o onun mualdimi olur. Bir nasaha ibadetin nasihat sana elit nasihat veren bir Efendimin bir mürşid-i tahkimihazın, bir mürşid-i kamilin Onun evine tebessüm etmekle hasıl olacağı dediğidir.
Onun evine dikkat edip ondan dengelemek lazımdır dediğidir. Yoksa kendi kendine bir şey olmaz, olmaz o, olmaz. Ustasız ve siz? Hatsız çimentasız kendi kendine ben evi yaparım dedim mi gülün gülün yıkılır. İlla onun ustası var. Temelli nasıl atılır, gemine kadar konulur, çimentosuna kadar katılır, kaç torba katması lazım gelir, bunun ölçüsüyle onun örtüsüne kadar hile dibimler de yaptırırlar. Yoksa her olsun düğüne bina yapıp da içinde otururmaz, yıkılır yeter, yeter. Onun için kardeşim o da sen irşadın, me'zuni irşadın sözüne kulak birbirine diyorsa öyle hareket edip vahiyden olur diyor, illa-i Teala. Yani kardeşlerimdan memnunum. Allah'a memnun ve razı olsun. Yani bir kıyığını koparamamışlar. Hiç her yere saldırdılar, hiç kolayını bulamıyorlar bisküvileri. Tek dersim olmuşlar maşallah, iyi geliyor.
Binaenaleyh bir insan evvela zikri galebe, evvela bak mesela ders alır almaz Allah, Allah, Allah Efendimiz böyle ağamıyorlar diyor. Dini kalbinden çeksin, dinini de dilinden çeksin. Yani çalışmıyorsan da kalbinle Zikrullah'ı düşünsündur öyle. Burayı düşünürsün, düşünürken kalp başlar dik dik dik atmaya. İmkanıyorsun ki Efendimiz dinez, Efendimiz dinez atmayacak kanbe. Tahir Hocamın söz konuşsun gardaşından Konya'daki kaç gün konuştun, miras geceleri yaptım, üç dört yerde sohbet ettim. Hayır efendim, diyor. Senin için Konyalılar meftun, çünkü biat ediyorlar diyor, eşinizi bulamıyorlar. Konyamızla konuşma Allah'ın Resulü. İşte, Efemizin yazıları elim değil ama dinleyen çok alim Fazıl olursa hiç kitaba baktırmıyor. Takır takır takır takır takır başlar bir şey Allah Allah. Ben de taatiye diyen. Efendimiz ona görev verdirmiş. O.
Dayıcağımız o kardeşlik hakkında konuştuğum şeyi ağlamaya başladı. Biz hep ağlamaya başladık. Selamı da dinlediniz de selam söylüyoruz. Onun için kardeşim bu işte Efendimizin bize verdiği mektubatlardan çekilmiş rabıta hakkındaki sözlerim. İyi dinleyin! Ondan sonra Cenabı Hakk'a hitaben, Allah'a hitaben, Allah'ım, bu Allah'a itaat etmek. Ya Rasulallah, yakutlu Cihan böyle, bu kitap böyle. Allah'ım, beni yoktan ve var eden Halık-ı Zülcellah böyle hırsahlan ilahi ilmi zahir hocalarının, ilmi zahirde elim okuyan hocaların tarikathaneye girmeyen hocaların lisanından bir müteallinin, bir ondan elim talimidenin sani'sına, kulağına, Samiasına ihlal ettiğin mesail gibi meseleleri onun kulağına duyurduğun gibi. Sırf para işte, Yuşaışlanan Mesut'u okuyorlar.
Huruf'ın coğrafyaya, şuna şöyle, bura şöyle, şu şu elim, şuna şöyle böyle deyip de onu duyurup da not aldırdığın gibi ya not almadan delalettiğin gibi. 7. Risalet ettiğin mesail gibi rahmetten vil alemin olan Hazreti bu an İncil yollarını sofrasında. Hiç ileriye gitmiyor ki yine her kelimeyi anlatıyor. Öyle kokusam gitsen insaf olsa biter bu. Ama ne anlayacak adamcağız, nasıl anlayacak? Allah bu canınızın olanı mundar etsin Hasan oğlum okula anlat. Bize böyle emrettiği için o zaman teveccühine mazhar olurmuş da ondan oluyor. Yoksa bizim gibi günahkar, Arapça dinler, bir şey bilmez, anlamaz, dini, cahil. Bir kimse olduğum halde kurban olduğum okuttuğundan biri böyle okuyor işte.
Rahmeten lil alemin olan aleyhüssalatü vesselam Efendimizin mübarek kalbi şerifine, o andan dahi şeyhımızın kalbine varıncaya kadar müteselsilen Zeraşe-i kiramın kalbi şeriflerine, fi Kabe essam buyurduğun zikri kalbi, Şeyh Efendimizin kalbinden benim kalbimden essam buyur. Ya Rabbi, Hoca Efendim'in lisanından duyup derlediğim elim gibi ben de manevi cihetten Rasulullah'a verdiğim Füruzat-ı ilahiyeyi müteteptensilen Şah Efendimizin kalbinden benim kalbime diyor Ya Rabbi. Ama bunu Said Hoca dinlese rabıtayı inkar edemez. Bak! Büyüce dinlese sırf şah efendim bana feyiz ver diyor zannediyorlar Şah efendim feyiz vermez, vir, girse pişmeden fıyuzat akıyor ama suyun gözü Allah'ın elinde. Keserse git kesilir. Efendimiz bana öyle teveccüh etmiş de bana etmedi diyenlere gidiyor.
O demezse ben nasıl teveccüh edeyim Allah demezse, kayınlarım bir ay ikisi de yalvardı derslendiği girmeden Efendimiz de lazım, girdik de Fesna kafamı kazıyor gibi oluyor zorla geliyor dedikse de. Acaba hasetliğimden mi oluyor efendim dedim. Yani bilemiyorum, ben de bilemiyorum. Niye zıttıma geliyor? Dile veriyorum da, kaynıma niye vermiyorum? İle teveccüh ediyorum da yakınıma niye gidemiyorum? Salları Yusuf bir adam geldi mi onu ona kalbimin içinde ne var ki, böyle. Orada hiç olmaz diyor. Yani sadaka ancak fakir olana. Zekat, bir derece de fakir olana demiş. Kimin kalbi fakir geldiyse buraya ne ilmmün var, ne elparim var, ne insanlığın var. Ya Rabbi! Şu sohbetindeki zatındaki benden boynunu, boynunu biterse Allah diyor o zaman ver der diyor, verir diyor. Oğlum, dedi Efendimiz, yavrum dedi. Sizdeki, yüzdeki Allah'ın El-Tafüs Sübhaniyesidir.
Ne senin elinde bir şey var ne bizim elimizde bir şey var. Sinan, kutlayacağız burada bir şey gösteriyor ki size de geliyor bu iş. YİR DİBİ YİRE YİRDİNİZ! Çorap toprağa tohum attırmaz. Çünkü keser dağlara, taşlara tohum saçtırmaz. Kikilenmiş, aktarılmış, ikilenmiş, güçlenmiş, bilinsen köylü olduğun için. Oraya tohum ekilirse böyle biter gider. Yoksa çorak arsaya. Tüt diye sor diyor çorap arsaya tohum eker mi? Ekmez. Çünkü yahu yavru, kral onu yer gider eritir gider hiçbir şey bitmez. Kalbi asi olan insana teveccüh edilir mi? Kalbine zikir gelir mi? Onun için kalbinizi halletmeniz lazım.