Kalp İmani ve Tasdikin Gücü kaydında Mesela biz inanıyoruz. La ilahe illallah muhammetür resulullah. Şimdi bizim inanmamız neye benziyor? Dildir, dil. Ama bunların hadlerinde öyle bir inanç var ki, tam kesin bir inanç var, kabul var. Şimdi bölüyoruz yağmur yağmur. Sert olan işlenmemiş topraklarda veya asfalt diyelim, yüzünden akıp gidiyor, yüzünden akıp gidiyor. Ama isabet…
Mesela biz inanıyoruz. La ilahe illallah muhammetür resulullah. Şimdi bizim inanmamız neye benziyor? Dildir, dil. Ama bunların hadlerinde öyle bir inanç var ki, tam kesin bir inanç var, kabul var. Şimdi bölüyoruz yağmur yağmur. Sert olan işlenmemiş topraklarda veya asfalt diyelim, yüzünden akıp gidiyor, yüzünden akıp gidiyor. Ama isabet ediyor. İşlenmiş bir topraksa tabanına geçiyor. Bunların tabanına geçiyor. Bu Allah dostlarının tabanları mecbur. Yakın, kesin inanç. Onların kalpleri artık bunu kabul ediyor. O haline gelmiş. Tadını alıyor, lezzetini alıyor, tasdil. Mesela biz diyoruz ki her grupta birer kişi yalnız İbrahim Çuvattı mı bildiğim için, tavumdan hep bildiğim için. O dedi ki cuma günü, cumartesi ve pazar. Çok fazla gitti biliyorum. Bir pazartesi yeter. Hiç gerek yok. Her sohbetten bir kişi, sadece bir kişi. Niye böyle diyoruz biz? Gelmezler durum için. Niye gelmeyiz?
Tadını alamadınız. Eğer tadını alsak böyle olmaz. Tadıyla alakalı. Mesela bir ara gülmek ki, yahu Hacca'yı gidiyorsunuz, Araplara göre para döküyorsunuz. Ona büyüklerimiz bir misal veriyor. Sadece misal veriyor. Sen diyor bak sığaraya tiryakisin. Sığaraya tiryakisin. Bir içiyorsun. İkinciyi bir daha içiyorsun. Üç paket tüketeni var şimdi. Şeyden, böyle bayağı geri tiryaki. Üç paket tüketiyor. Sen diyor büyükleriniz, sığareye diyor, o acı olan tütüne, hiçbir faydası da yok onun zaten, sağlığına olan zararları saymakla bitmiyor. Kendisi şöyle dursun, Sadece mikrobunu, mikrobunu içmeyene tesirini daha fazla anlatıyorlar. İçenler ziyade. Ben diyor Resulullah'ın teryatisiyim diyor Saganlaute vesselam. Onun için diyor yilları iple çekiyorum gitmek için diyor. Şimdi bu içindeki aşka bakar. Muhabbete bakar. Zorla da olmaz. Bunlara gideyim.
Bu biz üst ağzımızın çok sıkıntılı günlerde vermiş olduğu emekleri düşünerek söyleyerek ama bir gitar çok güzel. Bizim gibi insanın olacak. Olacağı. Bu ağacın temeli yapayım, kesin inanç ve tasdiktir. Ve Ferruha ve Ferruha onun artık şeyi dalları. O gövde var ya, o böylesi, neymiş iman ve tevhittir. Güzel anlatmış, ne kadar güzel bildirmiş. Fenebeli vavsarna birinci dal bu marifet ağacının birinci dalı. El havfu verrece. Havuf, Allah korkusu verrece mesela öyle korkuyor ki artık ümidini de kesmiş. Ben yanarım diyor. Ben akıl olacak insan değilim diyor. Bunu şeriatimiz doğru görmez. İyi ki evet korkacaksın ama ümidini kesmeyeceksin. Şirk müstesna Allah'ımız dilerse affediyor. Şirk müstesna. Dilerse Cenabı Hak başlıyor. O ağacın, o marifet ağacının, köprü, yakin ve tasdik olan o ağacın, gövdesi iman ve tevhid olan marifet ağacının dalının birisindeymiş? Tefekkür dalı.
Tefekkür nedir, düşünüyorum. Bunu eğer kabul ederse arkadaşlar, kapı dedemlerse diyoruz ki, şöyle beş on dakika tefekküre alalım. Ya biz ne yapıyoruz? Biz Mevlamıza karşı sorumlu değil miyiz? Biz, bu aleme herhalde ölmemek için gelmedik. Bir gün, bu nefeslerimiz tamamlanacak. Yediğimiz, içtiğimiz her şeyimiz bitecek. Huzur-u ilahiye huzurlu ilahiye varacağız diye, buna benzer düşüncelere dalabilmek. Tefekkür, tefekkür zikirden daha üstün görülmüştür. Bu murakebe haller değil mi? Müşahede. Hallerdir. Çok önemli böyle deyip geçiyoruz de tefekkür çok önemli. Anlayışlı bir insan. Düşünüyor. Fark ediyor için mesele. Neyi fark ediyor? İnsanda memnunuz, gizli olan ilahi ilahi değerleri hissediyor. Bu değerler bizim Aktepesindeki madene benzemez. Onun için bu adam ölüyor. Bir maden için ürküyor. Bir dünya malı için, dünya malı için gidin mahkemelere.
Kalp İmani ve Tasdikin Gücü kaydında Mesela biz inanıyoruz. La ilahe illallah muhammetür resulullah. Şimdi bizim inanmamız neye benziyor? Dildir, dil. Ama bunların hadlerinde öyle bir inanç var ki, tam kesin bir inanç var, kabul var. Şimdi bölüyoruz yağmur yağmur. Sert olan işlenmemiş topraklarda veya asfalt diyelim, yüzünden akıp gidiyor, yüzünden akıp gidiyor. Ama isabet…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Mahkemelerde en çok dünya malları için mahkemelerde. Niye? O malı erdiremedin diye. O malların bir tanesini bizim kalbimize koymazlar ama bizimle gidecek olan çok ilahi değerler var. İşte bunu bilemediğimiz için. Bu da hoşgörülür. Zaten Allah'ımı zorlamayın buyuruyor. Sen ancak tebliğcisin. Zorla evli değilsin. Bu tefekkür ağacının iki tane meyvesi vardır. Biri havf, ilahi korku. Bir de recem. Recemlik var mı? Bir ara biz yine büyüklerimizden duyduk. Öğüne bir hal aldı ki diyor büyüklerimizden, artık diyor, ümidim kesilmiyor da diyor. Korku pek çoğaldı diyor. İlahi korku çoğaldı. O belki de haşyettir. Şüphesiz. O bizim korktuğumuz yuvamızından iniyor. Azameti ilahiden titremek diyor. O korkunun diyor, çok ileri gitmesiyle, böyle bazı endişelere düştüm diyor. Üstadına haber veriyorum. Efendim, ben de bu korkun pek çoğaldı deyince, bu buyuruyor der ki, Hadis-i Kudsiyedir.
Allah'ımız rahmetin gazabımı geçmiştir. Bu Hadis-i Kudsiyi okul okumaz. O hal diyor tabii. Yevliyaullah mı söylüyor? Yani bizim söylememiz olmaz. Onlar himmet ehli insanlardır. Sözlerinde büyük tesir vardır. Çünkü gözleri de temiz, dilleri de temiz, hareketleri de temiz. Derhal diyor rahmetim gazabını geçmiştir hadisi bu cismi okuyunca diyor, o hal geçti, normal geçti diyor. Korkuyla ümit. Şimdi bu hususta İmamı Gazali sultanımızda da Allahu alem eserlerinde mevcut. Öyle korkacak ki diyor, cehenneme ilk giren kim bilirse kendisini. Öyle ümitvar olacak ki ilk giren cennete ki kendisini, bunu normal bir hale götürmek. Hem korkacak hem de ümitvar olacak. Tamamen ümitvar olursa ne yapar? İbadetinde yapmaz. Yoksa affolacağız. Geçersek bu da doğru değil. O korku da ikisi dengeli bir şekilde yürümesi icap ediyor. Şimdi hocalarımızdan bir tanesin, irtihal edecek.
Mustafa Ebedüz Hazretleri diye bir zat. Yalnız böyle şaşırmış vaziyette. Ölümün son anına ne dediler? Sekaret dedi. Sekaret nedir? Sekr. Sekr sarhoşluktur. Artık kendinden geçmiş bir durumda, gözlerini böyle dışına çıkacak gibi şaşkın bir hali var. O anda kıymetli bir zat içeri giriyor. Diyor ki, kardeşim Allah'ın rahmeti geniştir. Hiç endişe etme. Rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Oku tevhidi diyor. Ondan sonra açılıyor. Biriznillahi Teala. Kelime-i Tevhid okuyor. Yine büyüklerden bir zat Ulema-i Kiram'dan. Bir zatın eli bükülmüş. Gençken bükülmüş. Diyorlar ki emsallerinizin belilerini böyle doruk gibi böyle, süratli, afiyetli gelmiş. Dinamik. Size ne olduğu da, genç halinizle saçlarınız da ağırdı, sakallarınız da ağırdı. Belilerinizde büküldü. Benim diyor, saçım sakalıma ağrımasın. Belim bükülmesin de kimin bükülsün?
Çünkü diyor, hocam o kadar taatli olmasına rağmen son nefeste Kelime-i Temini okuyamadan gitti diyor. Büyük bir insan diye hep etrafında toplandı. Onu görür de insan diyor, nasıl diyor bu hale düşünmez. Onun için kesin bir emniyet yoktur. Devamlı korku içerisinde. Eğer öl olsaydı peygamberleriniz Ya Rabbi beni Müslüman olarak öldür ve salihlerin içerisine kalbimize. Demek ki bunun hepsi de var Allah. Essuu'l-i Veli Hazretleri buyuruyor. İki ay vurdu buyuruyor. İman korkusu içime girdi. Etrafındaki bütün ihvanını da söylüyorum. Diyor imanına dua edin imanına dua edin iki ay oldu diyor bu korku içini sarf. Gönlümü sarf. Efendim birincisi tefekkür dalı. Bunun iki tane meyvesi var. Birincisi Allah'ımızın azabı ilahisini düşünerek titremek. Bir diğeri de rahmet ayetleriyle ehadisi Muhammediyelerle söylenir. Geçen okuduk burada Hadis-i Kudsi.
Hadis-i Kudsi'de bir tanesi diyor ki ben öldüğüm zaman Hadis-i Kudsi bu manası Cenabı Hak'tan, Celle Celaluhu'nin. Beni diyor, yapın. Yatacaksınız. Külümüzü de diyor, böyle bir dağın başında, rüzgara bineceksiniz. Bu ölüyor. Masiyeti üzere bunu yakıyorlar. Külünü de savuruyorlar rüzgara. Sonra, Harikamız Celle Celalühü, Rüzgara emrediyor. Bunun bütün eczasını toplayın. Toplayınlar. Mevlamız o zata soruyor. Neden böyle yaptın? Ya Rabbi, senden korktum diyor. O korku sebebiyle Cenabı Hak, ben de seni bağışladım diyor. Ne olacak? Dengeli gidecek. Buraya okuduğum öğrencileri, nice öğretmenlerimizden bir tanesi. Öğrencilerini üstadımızın boğazına getirdi. Getirdi çocuklara göre bir konuşmaya. Hatırlarsınız hepiniz. Bilirsiniz. Bu Serdar Tuncer'in dediği gibi, iyi bir sanatkar olur. Çok güzel de efendimizden neden bahseder?
Dedim ki, bu kasabada olanları, bize, siz dedi, midediyorum, bacağı senetler desin dedi. Bütün dedi, şiirleri ezberinizde dedi. Soruyorum dedi, kaç kişi var ezberinde bulunan? İşte halimiz belli. Siz hatırlarsınız üstadınızda. Şimdi, Abdullah bin Mübarek. Bir sefere çıkmış. Böyle sefer anında, karşında bir çocuk bürümüş. Çocuk olduğu için, selam vermek hep itina etmiş. Acaba selam versem mi, vermesem mi diye. Çocuğa doğru yaklaşınca, çocuk, ve aleyküm selam, Abdullah bin mübarek demiş. Yavrum demiş, ben buraya ilk geliyorum. Beni nereden tanıyorsun? Daha çocukmuş. Efendim, biz ruhlar aleminde tanışmadık demiş. Efendi Hazretleri böyle bir düşünmüş. Demek ki Rabbımız, bu büyük kimseleri de, yerine göre bir köpek, yerine göre bir karınca, yerine göre bir kedi, yerine göre bir çocukla da ikaz buyuruyor.
Bakıyorsunuz, Bayezid-i Bistami Hazretleri köpeğin halini görünce, aidlik iddiasında, alimlerin sultanı olma iddiasında bulunan ey Bayezid ne haldesin diyor. Mesela bir Karaca Süleyman aleyhisselama, yerine göre ibretlik sözler söylüyor. Bir kedi, bir kedi, ayağını böyle bir deliğe doğru gözünü dikmiş, ayağını atmış, tüy bile hareket etmez bir vaziyette. O anda ey Cüneyt buyuruyor Cenabı Hak. Sen benim feyizimi beklemekte, evlat ve ezkarını okumakta, zikrini yapmakta, taatini yerine getirmekte, bu fare kadar bile olamadım, diyor. Oradan, avun gelecek bir fare çıkacak diye, bir kedi nasıl dikkat ediyor? Bir kedi kadar diyor, benim muhabbetimde aşk imdatılmadı. Namaz biraz uzun olacak olsa bitmedi. Hemen tesbihat çekmediler. Sonra Allah yolunda infaklar, Allah yolunda cihadlar, işte bir miktar yaptık deyip geçip gitmeler. Niye uyanmadın ki? Hepimiz zulüm. Yaşlandım ben nasıl cihadın?
Biz malımızla cihad yaparız. Neyse onu siz bilirsiniz, bizim dememize gerek yok. Sonra çocuk Abdullah bin Mübarek hazretlerinin ismini söyleyeyim diyor, yavrum diyor, bir soru sormuş. Büyük insan tabii sorusu da büyüktür. Diyor ki insana aklı ne yapar, nefsi ne yapar? Bize böyle bir soru sorulsa ne dediniz bilmiyorum. Efendim diyor, size yaptığı gibi yapar, bana ne yaptığı bir zalim diyor. Sen bize doğru yaklaşırken selam versem mi veya vermesem mi dedi. Versem mi duygusu aklını utandı. Vermesem mi nefsinizden. Bu kadar diyor kamil halinizle şu toprakla niye oynuyorsun çünkü? Allah'ımız ikaz edecek ya. Efendim diyor siz bilmez misiniz Taha suresi elli beşinci ayeti ne desemde. Sizi topraktan halk ettik. Tekrar toprağa gireceksiniz. Bir çıkışta da çıkacaksınız. O zaman oldum Gül, sende bir acayip hal hissediyorum. Mevlüt'i buraya getiriyorum. İlahi korku ve ümitvar gibi.
Diyor ki efendim diyor, Kuran Azimüşşan'da azap bildiren ayetler var. Pek Hesabı veya mücrimin, Rabbımız hatamızı bağışlasın. Onları yatanları ateşle, yorganları ateşin alevinden diye buyuruluyor. Bunları hatırlar da insan ağlamaz mı diyor. Niye bazen de gülüyorsun, o da rahmet ayetleridir. İkinci bir bal var ki o bal iflas dalıdır. Onda da iki tane miy var. Vefa, Allah'ın emrine saygılı olmak ve Takva, dalına bağlı olan, rüku, gözyaşı ve haşırt. Biri, bendir rüyamda, aleyhissalatu vesselam, benzimin huzurunda, Dördüncüsü tevekkül ağacı ona bağlı olan iki tane meyvesi var onun. Ganaat. Az bir nimet de olsa hamdediyor. Ve rı da, o da Allah'tan razıullah. Ve Bu dalın iki tane mirası var. Tazim, Allah'a tazim, emirlerine tazim, vel hayal ve utanma duygusu. Ve serdis. Altıncı, el istikameti vel vefa, makuniyle bir usni ve vedti vel mahakta, onun da iki meyvesi var. İstikamet ve vefadır.
İstikamet her şeyinde düzgün, belvefa malum, bir adet günde, nin dediği gibi, emri ilahiye saygılı. Biz diyor, müellif Hazretleri, bu dal diyoruz ama diyor, bu dalı siz şöyle üç metre, iki metre neyse, uzanmış kabul etmeyin. Bu ta arşa kadar gider diyor. Nihayeti yok. Siz bir ağaç hesap ediyorsunuz diyor bize. Ben diyor bunu misal öğretmiyorum. Yalnız bu ağacın dalları diyor sonsuza doğru gider. Bunun meyveleri de siz işte halk ve reca dediniz, korku ve ümit. Şöyle hatırladınız elma gibi armut gibi şeftali gibi öyle değil. Adeti belirsiz, hayrın artık la nihayete lehu fil adet adedi belirsiz minelfa hayrın hayrın çeşitlerinden sayılamayacak kadar çoktur. Olur. Muamelesinde doğru olmak, doğru çok önemli. Çok bölüyoruz, başımıza da geliyor. Siz de şahitsiniz. Olanı söylemek, kafamızda karıştırır, gönlümüzü de karıştırır. Şunu kastetti, bunu kastetti dememek için düşün.
Deszıbıfil muamele, muamelesine düzgün ve ünsüz sohbetinde Rabbimize aşkla muhabbetle dolu. Onun dostumuş, ona dostluğu temin etmiş. Ve ferai gül gurme, massafa ve elvasufun. Basfedilemeyecek şekilde Allah'ımıza bir yakınlığın içerisindedirler. Her diyor bir daldaki meyveler çeşit çeşittir. Mesela Vakıa suresinde geçen kirazdan anlatılır. O kirazdan anlatılırken çeşitlerini saymakla öyle ki diyor, öyle ki, bunların her birinin rengi bir diğerine benzemiyor, tamamı da öyle tadı da birbirine benzemiyor. O ondan tatlı, o ondan lezzetli tarifi yok. Yaşayabilmek bir onun diyor altından, inayet ve fazilet kaynağı vardır altında diyor gayri taliki zor. Şimdi bunda marifet ağacımız saydı, altı tane dal, meyvelerini de söyledi. İnsanlar diyor bu hususta yani ürkün biçin demek istedi. Ürün biçin diyor, sizdeler birbirine ilahi korku var mı? Ümit var mı?
Sadakat, vefa, hayret, tüccar, ganaat, ganaat, rıza, tazim, haya, istikamet, vefa. Bunda diyor insanlar farklı farklıdır. Öyle bir insanlarımız vardır diyor, emin mi onlardan. Böyle kökünden de gövdesinden de gafil kimseler vardır diyor. Bilmez. Hiç bilir miyim diyor bunu? Bilmez diyor. Onun dallarından da mahrumdur diyor. Havukmuş, recaymış, aklı yemek. Mahcube an halla ve thisimaiye. Onun tadı ve lezzeti de ona ona kapanmıştır diyor. Mesela siz müstesna biz mesela namaz veriyoruz, rükuun tadını alabiliyor muyuz? Secdenin tadını alabiliyor muyuz? Okuduğunuz dersin lezzetini duyabiliyor muyuz? Kalbimize acaba ne damlıyor? Allah muhabbeti damlıyor mu? Resulullah'ın sevgisi damlıyor mu? Artık kendiullahım diyelim. Bunlardan bir kısmı ise, bu dala diyor, bu şeye, gövdeye tamamen yapışmış. Tamamen yapışmış. Ben bu yola girmiyorum. Ölmek var, dönmek yok diyor.
Evradında da ezkarında da efendimiz diyor ya, hafta geçmez dersin gelir, görüşür. Metaifle dersin tanışır. Diyor ya, siz daha iyi diyorsunuz. Eğer diyor temelden iyi tutarsa, hepsini tutmuş olur. Temelden tutmuş. Temelden niyeti düzgün. Ben böyle bir hayat geçirmek istemiyorum. Ehlullah'ın yoluna tamamen kendimi adadım. Diğeri diyor, kurtuluşu deyim neden. Bu deyişte de kafalarımıza hep gelen çünkü işim diyor hocam. Gücüm, işe, yüce bir şey. Evrad eskar okuyoruz ya biz, Evrad eskari evimize giydiğimizde de okuyacağız. Yeniden der ki yok evimize esselamü aleyküm diye girme, Evrad eskar okumak diyor. Çocuğumuzun çocuğumuzun böyle hayırlı yollara teşvik etmek, dersimizi okumak demek. Evde güzel geçimi temin et. Nedir? Evrad esmer okumak. İşimize geliyoruz, yahut dur, tamamen kendimizi Rabbimize vereceğiz de bizim dükkan ne olacak? Dükkanı Bismillahirrahmanirrahim diyeyim.
Helal rızık ver ya rabbiysa, o da diyor ki, El-mür Rabbi Ezkar okuma. Bizi hep böyle yanlış şurası, söz verdi işte. Bak, misal vereceğim Yahyal olduğu için, bilemiyorum. Neyse, geçmiş tarihte birisi değil, Bir şey söylesem, hemen arkadan duruyorum. Şunu basit değil mi? Yakın kitap okunuyor, keçileri yapayım. Şimdi, velilerden birisine yönelimler olmuş. Bir tanesi de bu yönelen gençlerden birisini yakalamış. Oğlum bak sen onlara gidiyorsun. Onlar sana dünyayı kötü verirler. Sen de bak gençsin, evleneceksin, damın başında yok. Ne evi yaptırabilir, ne ticaret yapar, gel oğlum, tıraşmış. Bu fikir yerleşmiş. Halbuki, halbuki bir gence gençliğini tevbe ve istiğfar ile geçirilmesi ibadet ve taatten zevk alarak karşı azamın gölgesinde bulunması gerekir. Bir gence asla mal olmaz.
Mesela bir genç ortam diye bir kuruluş temin ettiler, birileri tarafını temin ettiler, temin ettiler, temin ettiler, temin ettiler. Şimdi bunların buz düzeninde eğitimleri var. Hani tarikatı aliyyeden oyun, bocama yok, bilmem Eğer bir kimsenin inşallah dua edin Allah da bizim kalbimize nur ihsan etsin. Size de bize de Tevhid ışığından bir nur kalbine girmemişse, Bütün Hadis-i Şerif, bütün hayırlı eserler, sözler, kelamlar, her şey ona verilecek olsa, onun hepsini toplayacağım olsa. Nur olmadıkça kalbinde diyor, o kadar okuduğu da, gitdiğiyle ona hiçbir fayda sahası etmez. Bu Cuma suresinden ifade ettik. Cuma suresinde buyuruyor ya, üzerlerine diyor amel etmediğimiz zaman Allah'ımızın emirleriyle kitap hükmü, merkep gibi olur diyor. Allah korusun. Allah korusun. Allah muhafaza olsun. Biz inşallah defterimiz yok. Biraz yaş gibi gördüm. Büyüklerimiz var. Büyüklerim diyorum.
Bunlar için de Sami Benim Hazretleri, bir sınırı koymayı, daha çok evrakı ezkar okusunlar. Adetlerine aldıkları evrakı ezkar dikkat etsinler. Yüz on bir ise yüz on bir. Ama bunun dışında ne kadar okurlarsa okusunlar da aleyhüseler kılar getirirler