Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. İbrahim bin Edhem Gadde Sallallahü's-Sıdra Hazretlerinin tavsiyeleri. Abdülaziz Ebdebba diye çok kıymetli bir zat Allah'ın veli kullarından. Bizim diyor ilk müracaat edeceğimiz kaynak Allah'ın Kitabı'dır Celle Celalühü. İkinci kaynağımız eğer orda meselelerimizi halledemezsek Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetleridir. Orda da bulamazsak Allah'ın veli kullarının kelamlarıdır. Onlara müracaat eder ve sıkıntılarımızı gideririz. Şimdi ulema ile evliyanın ayrışımını çok güzel yapar. Yine Ehlullah yapar. Bunu. Onlar çok güzel ifade buyururlar. Çünkü kaynakları çok fazla. Biz okur okur kitapları kafamıza atarız ama onlar bir yönden daha okurlar ki onu kalplerine atarlar. Bu da ayrı bir üstünlüktür. Bu sebeple biz İbrahim bin Ethem hazretlerine itimat eder.
Onun sözlerine kulak veririz ve sözleri de Kuran'dan ve Hadis-i Şeriflerinden mülhem olur. Hep Kuran'a uyar, Sünneti Semyeye uyar. Efendimizin Hadis-i Şeriflerine uygun düşer. Neden? Gönül alemleri nur olduğu için. Şimdi aynaya bakıyorsunuz. Aynaya baktığınızda aksini gösteriyor. Karşısında ne durursa dursun onu resmediyor, onu alıyor, onu gösteriyor. Ama bazı ayineler oluyor ki çok sivri, çok paslı, gösteriyor fakat berrak olursa, temiz olursa, arı, kuru olacak olursa gösteriyor. Şimdi gönül sadece kanı pompalayan, devrettiren bir madde değil. İmanın yazıldığı bir nokta. Bu elle tutulan değil, bu Vuhanidir, latiftir, mülekidir. İslami. Allah'ımız takva için gönüllerini sınıyor, imtihan ediyor. O zaman takvanın merkezi de, Allah'ımızdan korkmanın merkezi de kalp. Rabbi Zülcelalimize dönüşün de, azametinden titrişin yeri de kalp. Mevla'yı Zülcelal'den korkmanın mekanı da kalp.
Şimdi bunlar bir kere imanla gönlü şirkten arınmışlerdir. Şirkin hem cehri olanından, açı bulanından hem de hafi riya gösterir. Bundan da temizlemiş. Ziya kar bir davranış nasıl olur da şirk olur derseniz bu şu şekilde. Mesela biz devimizde vazifelerimizi yaparken gelişince ama cemaat içerisinde birileri bizi seyrediyor, görüyor diye çok dikkat ediyoruz. İnsanların arasında. O zaman o yaptığımız ta insanların da beğendiğini, insanların da takdirini kazanmaktan dolayı Rabbimize yapmış olduğumuz taati insanların da övgüsüne mazhar için yapılmış oluyor. İş değişiyor. Bu yönden Şirgi Hafi deniyor. Şimdi bundan arınmış. Takva ile büyük günahtan, küçük günahtan, Cenab-ı Hakk'ın gayreti bütün düşüncelerden de arınmış. Münip olmak suretiyle Rabbimize tam teslim olmuş.
Bu teslimiyetiyle gönlünü şeytanın, nefsin, dünyanın, insan şeytanlarının, hevali bütün arzuların, hayvani duyguların elinden de kurtarmış. Gaybe iman ve azamet-i ilahiyeden titremek suretiyle gönül nur olmuş. O zaman ne yapacak? Tabii ki görüntüleri alacaktır. Altı bin altı yüz altmış altı ayeti olduğu gibi içine alır. Hadis-i Şerifleri alır. Her hayırlı, her hayırlı ameli gönlüne kaydeder. Ondan dolayı onların sözleri ya Kuran'dan mülhem olur ya da Hadis-i Şeriflerden mülhem ister okusun ister okunmasın. Çünkü çok temiz, çok nurlu. Onu absürtdirler ve bugünlü nur olan İbrahim bin Edhem, Hadis-i Sallallahü hazretleri bize hakikat güneşlerinin doğuşunu şu hususlara bağlıyor. Biri, Ramazan-ı Şerif'te iyi gelir. Aslında Ramazan-ı Şerif'te iftar, işte akşama kadar yemedik. Akşam iftar açılacak. Onun için yemek çeşitlerini bol atmak değildir. Sofrayı çeşitlendirmek değil.
Nefsin terbiyesi olduğu için, ıslah olduğu için az yemesi. Bu bizde değişiyor. Diyor ki, benim Ramazan-ı Şerif'ten önce kilom şu idi. Ramazan-ı Şerife girince bittiğinde kilom attı diyor. Şimdi kilosu niye artıyor? Normal zamanda yediklerinin, yediklerinin üç katını yiyor. İki katını yiyor. Üç katını yiyor sabaha kadar. Bakmaz vardır tabii. Halbuki oruç öyle bir taat ki, halifimiz nefsimizi ateşe sokuyor ve soruyor. Sen kimsin? Ben kimim diye. Sen sensin, ben de benim. Mevlamız, Mevlamız zemhevi cehennemine girdiriyor, yine aynı sözü söylüyor. Ama açlık, bir müddet aç bıraktığı zaman, Halıkımız soruyor. Sen kimsin? Ben kimim? O zaman diyor ki, sen Rabbül Alemin, ben ise senin en aciz bir kulunu diyor. Dört bin sene Cenab-ı Hak onu açlık denizine atıyor. Sonra diyor ki ben kimim? Sen benim Rabbimsin diyor. Bu sebeple çok kıymet değildir. Biraz yemeği azaltmaktır.
İMEI biraz azaltmak, nefsimizi ıslah etmektir. Ramazan-ı Şerif'te duyacağımız haz ve lezzet tarif edilmiyor. Zaten hazlardan, huzurlardan, lezzetlerden, nimetlerden bahşediyoruz. Biz mübarek geceler geçirdik. Neden geçirdik onu? Revaip gecesini geçirdik, miras gecesini geçirdik, berat gecesini geçirdik. Neydi, onun sebebi neydi? Recep-i Şerif'in ve Şaban-ı Şerif'in anlamı neydi? Biz öyle bir aya gidiyoruz ki, bu ayın her anı akıl ile alakalı. Her anı tecelli. Buraya daha temiz, daha nurlu, daha huzurlu bir şekilde girip istifade etmemiz içindi o geceler. O gecenin bizdeki tesiri şudur, gidebilecek olursak, mesela biz bu gecenin bir beraat gecesi olduğunu nasıl bileceğiz? Ondan sonra hayatımızda değişim olacak. Aşkımız değişecek, muhabbetimiz değişecek, fariza, vacip ve sünnete müstehapa diye ayetlerimizdik.
Aile hayatımız güzel olacak, ticaretimiz güzel olacak, beş yüz değil, bütün münasebetlerimiz güzel olacak, böyle bir değişim. Bu oldu. Bunun olayı sebebi tam sağlam tutamaz insanı. Tam sağlam tutacağız. Biz aşıyı yapıyoruz ağaçlara. Aşıyı yaptığımız zaman tutmuyoruz. Defalarca yapıyorsun aşıyı tutmuyor. Bir deyim, iki deyim, üç deyim, beş deyim. Neden? Çünkü aşıyı tutturabilirlik bir kalp yetiştiriyor. Onun ona göre bir bıçağı var ve bu aşıyı yapacağımız devre de var. Aşıyı tutabilecek ağaçta hususiyetin de bulunması gerek. Tutmuyor. Neden şartlar yerine gelmediği için tut. Ne kadar güzel, o fidanlardan almış olduğumuz örnekler neyse artık, en güzel şeftali, en güzel kirası, en güzel elmayı, en güzel armudu, bunu biz aşılamak istiyoruz ama tutmayışı şartlarına uyamadığımız için.
Ramazan-ı Şerif'te gönlümüze öyle aşılar olacak ki, onu tutturabilmek için gönül fidanlı çok müstesna olması gerekiyor. Bunda bir hüz olması gerekiyor, hüzn ve şartlarda hadis tutabilmek. Bu geçirdiğimiz mübarek geceler ve aylara riayet. Mesela Efendimiz aleyhissalatü vesselam buyuruyorlar ki, onun hakkında fayda bürünüyor. Şaban-ı Şerif'te sanki iftar etmeyecekmiş gibi oruç tutuyormuş ve bunlar doyasıya da iyilikten. Çünkü iş nefsin sırrı. Şimdi çilek. Ramazan-ı Şerif fideleri, Ramazan-ı Şerif börekleri, çörekleri bölgelere göre değişir. Ramazan pideleri ve sahip yiyecekleri iki hafta önceden başladı. Kahvaltılıkların adımı iki haftadan önce başladı. Evet olacak ama bu kadarı da aşırı olmaz mı? Nefsimiz ıslahse bu ay. Şimdi hiçbir eksiğini bırakmadı. Biz bu günlerden istifade etmek için ruhumuzun arınması için hazırlık ne oldu? Bunun aylar öncesi dolması icap ediyordur.
Biz yoğunlaşıyoruz. Kadir gecesi geldi mi göreceksiniz. Bir camiden diğer camiye, oradan bir başka camiye küs. Güzel camilerde namaz kılılsın çok güzel. Ama bunun her zaman olması gerekir. Şimdi bir işte çalışıyoruz biz. Çalışıyoruz. Sabah işe girmişiz, saat sekizde girmiştir ve işte çıkacağız. Sekizde girdiğimizde tekrar bölgelerde oturuyoruz. On ikisinden bile, üçünden bile, bide, vaktim biteceği zaman öyle bir yoğunlaşıyoruz. İşi yetiştirmekten mümkün değil, yapmak. Biz Bera gecesi diyoruz. Kadir Gecesi diyoruz, o günde Allah Harun'u yiyeceğiz diye çalışıyoruz. Bu düzenli bir şekilde çalışmaya başlar. Eğer bize ikramiyeler verilecekse bir devlet dairesinde çalışıyoruz. İş gününe bakar. Şu BAKUR bile, şu sigortaları bile iş günleri var, çalışma saatleri var, günleri var.
O çalışma saatlerine dikkat edilmişse, günlerine riayet edilmişse o zaman dedi ki tamam emekli olabilirsin, verebiliriz sana. Bu yardımları yapabiliyorsa yapamayız. Biz bu mübarek gecelerde de mesela tek azında cuma gecesi, ulema-i kiramız Kadir gecesine iş demiş. Hatta Kadir gecesine üstün diyenler duymuş. Cuma gecelerinde. O gece de halimiz değişecek. Ruhla da niye değişmiyor? Çünkü bugün için yoğunlaşıyoruz. Pazartesi, mesela cumartesi, pazar, pazartesi, saldırı, çarşamba, perşembe. Tabi o günlerden riayet olacaksınız ki cuma gecesinden istifade edebilen Abdullah var. Teşvikiler var. Rabbimizin müstesna nimetleri var. Ehlullahın bayramlaşması da var. Neler oluyor bizde? Çünkü günlük diğer günlerin de üzer geçmesi gerekiyor ve herkesi de oraya almazlar. O mekana almazlar. Eğer protokol de yer istiyorsan, o zaman o değeri elde etmemiz gerekiyor.
Ya bakan olacaksın ya başbakan olacaksın ya reisi cumhur olacaksın. Belli bir kimliğe sahip olmadıkça alıp da bizi orda protokollara tabi kılmaz lazım. Mümkün değil. Girmmezler zaten. Orda görevliler var. Biz diyoruz ki cennette Firdevs cennetine girelim, Ak cennetine girelim. Orada Bayezid-i Bistami'nin oturduğu mekana bizle girelim. Seman-ı Farisi'nin de halkası içerisinde bulunalım. Bu protokolde olalım. Habibullah'ın protokolünü bulalım. Nasıl hocam? Dinimizin emirlerini yaşamadıkça, bu mübarek yolun ihsan mektebi diyoruz. Rabbimizi görürcesine amel kılmadıkça, marifete, eğilmedikçe, tamamen Cenabı Hakk'a teslim olup hakikati bulmadıkça, oturtmazlar. Melekler, oturma. Bunu burada oturacağız, burada oturmayacağız. Burada oturacağız, burada. Habibullah'ın sohbetine oturma. Rabbimizi görmek, Celle Celalühü buraya bağlı. Hepsi burada İnsan öldüğü zaman her iş biter.
Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.